Türkiye'nin en önemli sorunlarından türban çözülüyor mu?

Türkiye'nin en önemli sorunlarından türban çözülüyor mu?.17598
  • Giriş : 06.07.2007 / 21:17:00
  • Güncelleme : 06.07.2007 / 21:22:53

Ertuğrul Özkök 3 Temmuz tarihli yazısına "Türbanın boyun kısmı çözülüyor mu?" şeklinde bir başlık atmış.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başbakan ile yaptığı Kayseri gezisinin intibalarını anlattığı yazısında, kadınların başörtülerine dikkat ettiğini ve şunları tespit ettiğini ifade ediyor:

"Kayseri'de kadınlara dikkat ettim. Çoğunluğunun başında örtü vardı. Ama bir şey dikkatimi çekti. Örtülerin çoğu klasik türban gibi değildi. Bana sanki, başörtüsü, boyun kısmından başlayarak "yumuşuyor" gibi geldi. Ayrıca kadınların ve kızların elbiseleri gayet rahattı. Tabii eski durumu çok iyi bilmediğim için karşılaştırma yapamıyorum. O nedenle genellemeden de kaçınıyorum. Ama Kayseri'de gördüğüm başörtülü kadınların, Ankara'da milletvekillerinin eşlerinde gördüklerimden çok farklıydı. Eskiden beri savunduğum görüşüm, Kayseri'de biraz daha güçlendi. Eğer siyasiler konuyu germez ve bir süre gündemden düşürürse, türban sorunu kesinlikle gündemimizden çıkacaktır."

Sayın Özkök'ün söylediklerinden şunu anlıyorum: Türban başörtüsünden başka bir şeydir; dinin değil siyasetin icadıdır, gereğidir, sembolüdür. Türban boyunu da örtüyor, başörtüsü boyunu fazla örtmüyor. Türban bir kısım kentli kız ve kadınlar ile bakan hanımlarının başörtüsüdür ve bu örtü Anadolu'daki başörtüsünden farklıdır. Probleminin çözülmesi demek "başörtüsünün yumuşaması, sımsıkı kapanma yerine daha gevşek kapanmanın gelmesi, başörtüsü yasağının kaldırılması konusunun gündemden çıkarılması ve böylece işin çözülmüş sayılması” demektir.

Söylenenler ile benim anladıklarım konusunda -bence doğru olanı- kısaca bir daha hatırlatmakta fayda var.

Müslümanca örtünen (tesettüre riayet eden) kadın ve kızlarımıza göre türban ve başörtüsü diye iki çeşit giysi yoktur; başörtüsü genel, türban dahil birçok başı örten giysi ise özeldir; yani başörtüsünün çeşitleridir.

Başörtüsünü siyaset alanına sokanlar, inançları gereği başlarını şu veya bu şekilde örtenler değil, okullarda ve devlet dairelerinde başörtüsünü yasaklayanlardır. Siyaset ve devlet yasaklama cihetine gidince önce sivil direniş başladı, bunun ardından da siyasetin zıt kutupları meseleyi farklı bakış açılarından programlarına aldılar.

Başörtüsü konusunun siyasiler tarafından en az ele alındığı dönem son iktidar dönemi olmuştur. Danıştaydan Anayasa Mahkemesi ve AİHM'ye kadar bir dizi yasaklayıcı karşısında çaresiz kalan iktidar ve başörtüsü mağdurları uzun bir süreden beri susmuş gibidirler. Ama şunu iyi bilmek gerekir ki, bin yıl sussalar, hiçbir mağdur, hiçbir siyasetçi başörtüsü kelimesini telaffuz etmese bile bu dava ortadan kalkmaz, unutulmaz; içe atılan duygular olumsuzluğa doğru yol alır, mağdurluk psikolojisi, mağdur edenlere karşı nefrete dönüşür. Uygulama da son bulmaz, İslam dini insanların hayatına girdiği günden beri çeşitli devirlerde farklı kavimler (kültür gurupları) tesettüre riayet etmişler ve kadınlar, çeşitli giysilerle başlarını ve vücutlarını örtmüşlerdir. Kur'an, hadisler ve örtünmenin farz olduğunu ortaya koyan yorumlar var oldukça örtünme de var olacaktır.

Çözüm, meseleyi unutmak ve unutturmak değildir (çünkü bu mümkün olmaz), çözüm yasağı kaldırmaktır, laikliği buna uygun bir şekilde anlamak ve yorumlamaktır.

Yangın çıkmasın diye dünyadan ateşi kaldırmak olmaz, hem ateş olacak, hem de yangın çıkmasın diye gerekli tedbirler alınacaktır. Bu benzetmede din -insanların muhtaç olduğu- ateştir, insanlara din dayatmak yangındır, herkesin -hiçbir haktan mahrum olmaksızın ve başkalarının da haklarına zarar vermeden- inandığı gibi yaşamasına imkân sağlamak ise çözümdür.

HAYRETTİN KARAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious