Türkiye'nin karşısındaki en büyük engel (YORUM)

Türkiye'nin karşısındaki en büyük engel (YORUM).17623
  • Giriş : 09.08.2007 / 21:01:00

Türkiye'nin karşısındaki en büyük engel, Türkiye'nin bizzat kendisidir.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kendi gölgesiyle boks yapan adamlara benziyor bu ülke. Tevehhümler, tecessüsler, tahakkümler. Ve tabii ki kutsanmış semboller. Meselenin aslına indiğinizde görüyorsunuz ki bütün kavganın özü aynadaki aksimiz üzerine yapılıyor. Eli, ayağına çaprazlama zincirlenmiş bir mahkûma benziyor Türkiye.

Son ayların en hareketli tartışması sayılabilecek Köşk seçimlerine bir de bu gözle bakın lütfen! Madalyonun bir yüzü şudur: Çevresinde devasa problemler duruyor ve Türkiye bu problemlerin çözümünde önemli roller üstlenebilecek dinamik bir ülke. Genç nüfusuyla, muhteşem teşebbüs gücüyle, başarıya aç enerjisiyle örneği az bulunur bir ülke ile karşı karşıyayız. Nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman ve demokrasiyi içine sindirmiş bir ülke. Temel hak ve özgürlükler alanında elde ettiği kazanımlar, sadece İslam dünyası için değil, dünya demokrasisi için de çok önemli bir tecrübe. Gel gör ki Türkiye kendi kendini yiyip bitirmekle meşgul. Köşk'e çıkacak şahsın eşi üzerinden siyaset yapılıyor. "Hanımefendi'nin başı açık mı olmalı, kapalı mı?" Bütün kavga bu! Eş durumundan Köşk'e misafir (ev sahibi değil) olacak kişinin dünyaya bakışı, hayatı kavrayış biçimi gibi konularla ilgilenen yok.

Gölgeler savaşı bugün başlamadı. Dün de vardı belki yarın da olacak. Sembol kavgalar yarınlara ne kadar taşınırsa bu ülke o kadar yerinde sayacak. Koşu bandında buram buram terleyen; ancak bir arpa boyu yol alamayan bir adamın mücadelesine benziyor bizimkisi. Bu dermansız yürüyüşten ufukları zorlayacak bir vizyon çıkmaz.

Türkiye'de kitleler arasında sorun yok; kitlelerin tek tek sistemle problemi var. O yüzden insanlar her şeye rağmen aynı mahallede yaşamaktan, aynı aile çatısı altına girmekten mahcup olmuyor. Herkes biliyor ki aslında sorun insanlarla statüko arasında sürüp gidiyor. Kürtlerin bürokrasi ile problemi ne kadar derinse, Türklerin de sistemle sıkıntıları da o kadar derin. Bu nedenle Hakkâri'de yaşayanın çektiği sıkıntı ile Yozgat'takinin çektiği arasında ahım şahım bir fark yok.

Mesela başörtüsü konusunda sanıldığı kadar (daha doğrusu sunulduğu kadar) büyük bir gerilim yok. Başörtülü ile örtüsüz kol kola yaşıyor çünkü. Aynı evde farklı hayat tarzlarının ve tercihlerinin gözlenebildiği bir ülkede kitleler arasında yaşanan problem birse, her bir kitlenin sistemle yaşadığı problem bindir.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Her kesimden azgın, taşkın, marjinal gruplar çıkacaktır; o kadar. Huzurdan huzursuz olanlar var bu ülkede. İstikrardan canı yananlar, sosyal ahenkten deliye dönenler vs. yaşıyor bu topraklarda. Onlar istiyor ki suni ayrımlar büyük çatışmalara sebep olsun. Bu nedenle kitleleri sürekli tahrik ediyorlar; çünkü kavgadan besleniyorlar. Suni kavgalar biterse, bu karanlık güruhun varlık sebebi de bitmiş olacak.

Dünyanın neresinde görülmüştür ki bir gazeteci hayatının 50 yılını cuntacılıkla geçirmiş olsun. Hicap duyulacak böyle bir kariyeri, büyük bir pişkinlik maskesiyle geçiştirecek ve bu ülkenin aydınlarını liboşlukla, takiyecilikle vs. suçlayacak. İyi ki kimse kalkıp da "Sen önce kendi sabıkanı temizle ve bugünkü çetelerle bağın olmadığını ispatla; sonra konuş" demiyor. Nezaket gereği kimse böylesine acı konuşmuyor; yoksa bu vatanın dört bir yanına aynalar inşa edip, memleketi zindana çevirmek için delicesine çalışarak, savaş tamtamları çalanları herkes biliyor, görüyor. Ve ma'şeri vicdan gayet güzel tespit ediyor ki Türkiye'de hiçbir mesele toplumsal çatışmayı gerektirecek kadar gerçek değil.

Bu ülkenin tek bir çıkış yolu var: Kendini aşmak! Bu ülke tam bu eşikte duruyor. Ya kendi gölgesinin vehminden kurtulup istikbale kanat çırpacak veya kendisiyle boğuşurken bîtap düşüp yeryüzü muvazenesinde nakavt olacak. Herkes kendi safını bu kritik eşiğin öncesinde belirlemek zorunda.

EKREM DUMANLI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious