Türkler için küresel tehdit ne?

Türkler için küresel tehdit ne?.9297
  • Giriş : 04.07.2007 / 22:33:00
  • Güncelleme : 04.07.2007 / 22:41:48

Araştırma kuruluşları, değişik alanlarda kamuoyu araştırması yapıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Her yıl dünyadaki birçok araştırma kuruluşu, değişik alanlarda kamuoyu araştırması yapıyor ve toplumların farklı konulardaki tepkilerini ölçüyor.

Bu türden çalışmaların bilimselliği kuşkulu ve sonuçları tartışmalı olsa da, bazı soru ya da sorunlara ışık tutmadıklarını söylemek her zaman kolay değil. ABD'de bulunan Pew Araştırma Merkezi'nin 2002 yılından beri 47 ülkede düzenli gerçekleştirdiği çalışmalar buna bir örnek olabilir. Merkez'in temel amacı; Avrupa, Ortadoğu, Amerika ve Afrika olarak dört kategoriye ayırdığı dünya devletlerinde kamuoylarının ABD'ye olan güven duygularını ve sempatisini ölçmek. Bununla birlikte çalışma, ABD'ye karşı sempatiyi başka oyunculara karşı olan sempati oranlarıyla karşılaştırarak da ölçtüğünden, ankete dâhil her bir vatandaş, kendi ülkesinin genel yaklaşımlarını bulma imkânına sahip.

Küresel Eğilimler Projeksiyonu olarak tercüme edilebilecek bir başlığa sahip bu yılki raporun en temel göstergesi, ABD'nin iç ve özellikle dış politikasına olan bakışın dünya düzeyinde önemli bir olumsuzluk kazanmış olması. ABD'nin yakın müttefiki olarak bilinen İngiltere ve İsrail gibi ülkelerin bile ABD'ye güvenleri düşmüş ve küresel sorunların yaşanmasındaki ABD sorumluluğu giderek daha fazla olarak algılanır hale gelmiş. Bu güvensizlik eğilimi, yine genel olarak üç nedene bağlanmış durumda. Bunlardan biri, Bush yönetimine olan genel güvensizlik. Diğerleri ise, ABD'nin terörizmle mücadelesinin inandırıcılığı bulunmaması ile Ortadoğu'nun demokratikleştirilmesi projesinin anlamsızlığı. Bununla birlikte, radikal İslami hareketlere sempatinin azaldığını ve dinsel-etnik ayrılıklara dayalı çatışma ve anlaşmazlıkların yerini nükleer silahlanma riskinin aldığı söylenebilir.

Çalışmanın en ilginç bulgusu, ABD'ye Afrika kıtasından neredeyse topluca bir destek gelmesi. ABD'nin her yaptığını pek olumlu bulan Fildişi Sahilleri dışındaki birçok Afrikalı, geçmiş yıllara göre oranlar biraz düşmüş olsa bile, umutlarını ABD'ye bağlamış görünüyorlar. Kısacası ABD Afrika'da çok popüler. Bir diğer bulgu, Latin Amerika ülkeleri arasındaki Amerikan sempatizanlığının toplumdan topluma ciddi farklar göstermesi. Bu arada hemen belirtmek gerekir ki, Ortadoğu ülkelerinin büyük bir çoğunluğunda ABD güvensizliğinin artışı sürüyor ve İsrail'de bile güven giderek azalıyor. ABD'ye olan güvensizliğin BM ve NATO'ya da yansıdığını söylemek mümkün. ABD'nin blokaj uygulayarak BM'nin etkinsiz hale gelmesinde sorumluluğu olduğu ayrıca, ABD'nin NATO'nun da kaptanı gibi davrandığı düşünülüyor. Bununla birlikte, ABD, BM ya da NATO'ya olan güvensizliğin yerini dolduran bir başka oyuncunun da bulunmadığı belirtilmeli. Ancak, birçok ülkede araştırmaya katılan kişilerin dünya algılarında yine de güvendikleri toplamlar, ülkeler ya da kuruluşlar bulunduğunu anlamak mümkün. Doğrusu bu noktada Türkiye hariç demek gerekiyor.

Türklere göre herkes düşman

Türkiye ile ilgili veriler, çalışmanın en ilginç yönünü oluşturuyor. Ya Türkler çok anarşist, ya dünyadan habersiz, belki dünyayı en iyi algılayan halk ya da aşırı "iç"çi. Türkiye'de 2007 itibarıyla; ABD'ye % 13, Amerikalılara % 9, Bush'a % 2, AB'ye % 27, Rusya'ya % 17, Putin'e % 10, Çin'e % 25, İran'a % 28, Ahmedinejad'a % 21, Hamas'a %14, Chavez Venezuela'sına % 11, Usame Bin Ladin'e % 5 ve Birleşmiş Milletler'e % 23 oranında olumlu bakılıyor. Diğer bir ifadeyle, esas olarak hiçbirine olumlu bakılmıyor. Bu oranlar, kendi başlarına birkaç duruma açıklık getiriyorsa da, esas olarak araştırma kapsamındaki ülkelerle karşılaştırma yapıldığında çarpıcı oluyor. Ayrıca örneğin Çin'e olan sempati 2005'te % 40'mış. Diğer bir ifadeyle hem her yıl "öteki"lere olan güven giderek azalma eğilimi gösteriyor, hem de herkese birden güvenilmeme eğilimi artıyor. Kısaca, herkesin bize düşman olduğu anlayışı yaygınlaşıyor.

ABD'nin deneklerin % 83'ünce olumsuz bulunması, listede Pakistan'dan sonra en yüksek Amerikan karşıtlığına işaret ediyor. Ama Pakistan'da halkın % 9'u değil % 13'ü Amerika'ya sempati duyuyor ve bu durumda da ABD en fazla Türkiye'de sevilmiyor gibi görünüyor. Türkiye'de ABD demokrasisinin olumsuz algılanış oranı da % 81 ile 1. sırada. İkinci olarak % 76 ile Fransızların Amerikan demokrasisine itirazları var. Burada bir garip durum ortaya çıkıyor gibi. Fransızlar, Amerikan demokrasisine demokrasi kavramının içkin tartışmalarından eleştiri yapıyor olabilirler, zira yeterince tecrübeleri var. Türkiye'de bu tür bir eleştiri yapacak durumda olduğumuzu söyleyemeyeceğimizden olsa olsa başında Amerika lafı olduğundan demokrasisinin de beğenilmemesi gereğinden hareket edilmiştir. Belki de Amerikan demokrasisine bakıp örnek alma alışkanlığı yerine Amerika'nın başka ülkelere demokrasi götürme biçimine isyan etme güdüsü öne çıkmıştır. Bu ikinci olasılığı destekleyen bir veri var. Türkiye'de ABD'nin bilim ve ileri teknoloji kapasitesi sadece % 37 oranında olumlu bir anlam ifade ediyor. Bu oranın en düşük olduğu ülke, kendi kapasitesine olan güveninden olsa gerek Rusya ve o da % 32. Doğrusu Türkiye'de deneklerin teknoloji konusunda neye güvendiklerini anlamak mümkün değil. Bu da herhalde başında Amerikan lafı var diye verilen bir tepki. Ama belki de ABD, demokrasisi ve teknolojisiyle Türkiye'yi kendine bağımlı hale getiriyor, abartacak olursak sömürüyor diye de düşünülmüş olabilir. Türkiye'deki Amerikan anti-sempatizanlığı Filistin ve Ürdün halklarının oranlarına yakın, Rusya anti-sempatizanlığı ise Japonya, Fransa, Almanya, Polonya'ya benziyor. Bu haliyle Türkiye bir yandan Ortadoğu kimliğinden kaynaklanan, öte yandan da Batılı kimliğinden gelen her türlü reaksiyonu barındırıyor denebilir. Öyle ki, Türkiye'nin de önemli görevler aldığı NATO'nun Afganistan'daki misyonuna bile denek olan Türklerin % 74'ü destek vermiyor.

Dış dünyaya karşı güvensizlik artıyor

Aynı çalışma, ülkelerdeki deneklere küresel tehdit sıralamasında neleri üst sırada görüyorsunuz diye de sorulmuş. Buna göre hemen belirtmek gerekir ki, küresel ısınma ve çevre konularına en az önem veren 10 ülke içinde Türkiye'deki denekler yer alıyor. Bunun yerine Türkiye'deki denekler küresel tehditlerin başında nükleer silahlanmadaki artış ve nükleer riskleri görüyor. Manzara şu biçimde özetlenebilir: Türkiye'deki denekler % 57 oranında nükleer riskleri, % 43 oranında zengin-fakir ayırımını, % 39 oranında etnik-dinsel çatışmaları, % 27 oranında çevre sorunlarını ve % 21 oranında AIDS gibi küresel hastalıkları tehdit olarak algılıyor. Bu çerçevede örneğin İran'ın nükleer programının Türkiye'de % 25 oranında onaylandığı -ki bu oran Avrupa'da ortalama % 6- % 59 oranında onaylanmadığı hatırlanmalı ve Türkiye'deki genel nükleer refleksin İran'dan kaynaklanmadığı hatırlatılmalı. En önemli küresel tehdit olarak kaydedilmiş olan nükleer risk konusunun sorumluları ise, Türkiye'deki denekler tarafından % 31 oranında tüm gelişmiş ülkeler, % 22 oranında ABD ve % 13 oranında da BM olarak gösterilmiş.

Verilerden pek çok sonuç çıkarılması mümkün. Yukarıda seçilmiş olanlar, Türkiye'nin dış dünyaya karşı giderek artan güvensizliğinin göstergesi durumunda. Bu durum, Türkiye'nin aynı zamanda öz güvenini de giderek yitirdiğini ortaya koyabilir. Ama bundan daha kötüsü, başka devletlerin kendi vatandaşlarına sağladığı yarar ve zararlara bakmak ve bunlardan esinlenmek yerine, başka devletlerin başka halklara yaptıklarından hareket etme anlayışının yaygınlığı. Sanki zarar gören halkların bu durumda hiç kabahatleri yokmuş gibi. Veriler, Türkiye'de yaygın olarak insanların yararı başkasından bekleme, olumlu gelişmeleri kendi başarısı sayma, ama olumsuz gelişmelerin kabahatini de yarar beklediği başkalarında arama alışkanlığına işaret ediyor.

PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU - Galatasaray ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious