Türkler'in hem dininden hem de ordusundan korkuyorlar

Türkler'in hem dininden hem de ordusundan korkuyorlar.10814
  • Giriş : 06.04.2008 / 10:08:00

Dr. Özlem Kumrular: "Türkler ve Türk devleti üzerinden tarihten gelen yaygın olan kötü bir imaj var."

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılma yolunda karşısına çıkan en büyük engellerden biri, Türkler ve Türk devleti üzerinden tarihten gelen yaygın kötü imaj... Bu imajda neler yok ki! Türklerin barbarlığından başlayan, çocukların Türkler geliyor diye korkutulmasına uzanan bir dizi kara etiket...

Dr. Özlem Kumrular Batıdaki Türk düşmanlığının kökenlerini İspanyol ve Avrupa kaynaklarından araştırdı. Kumrular’a göre ‘bu korku öncelikle askeri sonra dini kaynaklı’. Avrupa içlerine ilerleyen bir imparatorluk Avrupa için birincil tehdit. Bu devletin Müslüman olması da korkuyu büyüten başka bir neden. Türk korkusunun yayılmasında esir güncelerinin ayrı bir yeri var. Don Kişot’un yazarı Cervantes’in İnebahtı’da savaşırken esir düşmesi ve 5 yıl Türklerin elinde kaldıktan sonra kaleme aldıkları da Türklerin Batı’da kötü bir imaj oluşturmasına katkıda bulunmuş.

Kuşatan, ele geçiren, kibirli ve mağrur... Barbar, bağnaz, acımasız, akıllı, muhteşem, disiplinli.... Tüm bu kavramlar Avrupa’da ortak düşman Türkler için telaffuz ediliyor. 16.yüzyılda ‘Türk’ dünyanın en meşhur profili. İspanya’dan Japonya’ya dönemin birçok ülkesinde Türk korkusu hissediliyor. Bu korkunun çoğu bir propaganda amacı güdülerek yalan yanlış bilgilerle yayılıyor. Bugün de Avrupa Birliği yolunda yaygın bu kötü imgenin karşımıza çıktığını görüyoruz. Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr Özlem Kumrular, İspanyol kaynaklarından ve Avrupa’da erişilebilecek birçok belge koleksiyondan hareketle bu korkunun hikâyesini yazıyor. Kumrular, bu korkunun Osmanlı’nın askerî gücünden ve dininden kaynaklandığını söylüyor.

Türk Korkusu kitabının yazılış serüveninden başlayalım sohbetimize. Nasıl çıktı bu kitap?

Ben aslında bir doktora tezi hazırlamak için gittim Salamanka’ya. Kanuni üzerine bir tez hazırladım. Bu esnada çok fazla belge topladım. Bütün bu belgelerin ortak bir özelliğini gördüm: Türk korkusu. Sonra bu kitap çıktı.

İncelediğiniz 16.yüzyıla ait belgelerde sizi en çok şaşırtan neydi?

Çok fazla. Özellikle korkunun boyutları tahminimizden çok daha fazla. Mesela bir Osmanlı donanması takip ediliyor. O kadar sıkı takip ediliyor ki. Birçok adadan çok fazla sayıda insan aynı anda haber gönderiyor. Bu kadar büyük korku ve büyük bir tedirginlikte takip edildiğimizi tahmin bile edemezdim. Türklerle ilgili haberler çok büyük bir süratle yayılıyor.

Türklerle ilgili barbar, vahşi sıfatları nasıl ortaya çıktı?

Türkler, Orta Avrupa’da etten ve kemikten bir korkuyla karşılarına çıkıyorlar. Bir taraftan da devlet ve kilise bunu propaganda aracı haline getiriyor. O dönemde dağılmış bir Avrupa söz konusu. Dağılmış Avrupa’yı birleştirmek için Türk korkusunu malzeme olarak kullanıyorlar. Bu korku karşısında birbirinden farklı mezheplerin yan yana savaştığını görüyoruz, Viyana’da olduğu gibi. Avrupa devletleri arasında ortak kaygı Türk korkusu.

Avrupa’yı ortak kaygıda birleştiren ne? Türklerin hangi özellikleri?

Bu korku öncelikle askerî sonra dinî kaynaklı. Birdenbire kıta içlerine yayılan, Akdeniz’in içinde büyük bir güç haline gelen bir devlet var. Büyük bir imparatorluk. Fakat Avrupalı imparatorluk içinde bulunan herkesi Türk olarak algılıyor.. Türk dediği berberi olabiliyor, Mağripli olabiliyor. Arap olabiliyor.

Avrupa’daki Türk korkusu aynı zamanda İslam korkusudur diyebilir miyiz?

Evet diyebiliriz fakat bunun askeri yönü daha ağır basıyor. Yeni bir din gelecek, o yeni din çok büyük bir metamorfoza sebep olacak korkusu var. Protestanlığın -bir mezhebin- çıkması ile hemen hemen benzer korkular. İslam’ın cazip hale gelmesi Avrupa’yı çok korkutuyor. O yüzden Kur’an-ı Kerim’in çok geç çevrildiğini görüyoruz. İspanya’da Kur’an’ın tam gerçek çevirisi 1543’te yapılıyor. Ne kadar geç bir tarih. Daha sonra da yayılması engelleniyor.

Türk eşittir Müslüman algısı var

Birçok dilde kullanılan öyle bir deyim de var zaten. Türk olmak Müslüman olmak demek. En yakın tehdit Türkler kabul ediliyor. Türkler de Müslüman olduğu için Avrupa bunu İslam eşittir Türk olarak algılıyor.

Türkler hakkında olumsuz sıfatlar kullanılırken sıkça başvurulan propaganda yöntemlerinden biri de Osmanlı’nın fethettikleri topraklarda bütün kiliseleri camiye dönüştürdüğü iddiası. Türklere olumsuz sıfatlar verilirken nereden hareket ediliyor? Ellerinde veri olarak neler var? İspanya’ya baktığımızda Endülüs’ten geriye tek Kurtuba Camii’nin kaldığını görüyoruz...

Onun da yarısı katedrala çevriliyor. Türklerin camiye dönüştürdükleri kiliseler var. Ama hepsinin tahrip edilmesi gibi bir şey söz konusu değil. Rahatsız edici şeyler her yerde ve her zaman söz konusu. On altıncı yüzyıla baktığınızda İspanyolları korkunç barbarlık işlerken görüyorsunuz. Evanjalizasyon hareketleri adına İspanya’da çok büyük katliamlar oluyor. Engizisyonun var olduğu bir dönem. Fakat Avrupa yaşananları bir propaganda aracı olarak kullanmayı çok iyi biliyor. Barbarlık ve vahşet dedikleri olaylar her seferinde abartılarak kıta içlerine kadar yayılıyor.

Bu korkunun yayılmasında yazarların katkısı nedir?

Bunda en çok etkili olan seyahatnameler ve esir edebiyatıdır. Türklerin eline esir olarak düşen daha sonra da bir şekilde özgürlüğüne kavuşan insanların yazdıkları etkili oluyor. Esaret günceleri bu anlamda çok önemli çalışmalar. Çünkü bir esir ortalama on yıl geçiriyor. Bu on yıl boyunca hoş bir şeyle karşılaşmıyor. Bu psikolojiyle yazılan metinlerde iyi şeyler bekleyemezsiniz.

Bu esirlerden en ünlüsü Cervantes. Belki diğerlerinin çektiği acıların yanından Cervantes’in ki hiçbir şey… Cervantes’in yazdıklarında Türkler antipatik resmedilir.

Osmanlı’nın güzel yönlerini öne çıkaranlar yok mu?

16. yüzyıl barbar Türk imajının en keskinleştiği dönem. Türklerin antipatik görüldüğü bir çağ. Bu antipatikliğin yanında bir gıpta, bir kıskançlık da var. Çünkü Türk gittiği yere ihtişamıyla gidiyor.. Öyle korkunç bir Ordu çıkıyor ki yola. Başlıklar bir tarafa ısmarlanıyor. Saten gömlekler giyiliyor. Mehter... Tam anlamıyla beş duyuya hitap eden bir korku... Bu sadece Avrupa’nın algıladığı gibi kaba bir korku değil. Saldırgan bir güç değil, okkalı, muhteşem, haşmetli bir güç...

Kaynaklarda Osmanlı toplumunun hoşgörüsüne atıf var mı?

Tabii ki var. Bu korkunun nereden geldiğini anlamaya çalıştığımız için daha çok onu öne çıkardık. Sezar’ın hakkını Sezar’a veren seyyahlar çoğunlukta. Mesela Yavuz Sultan Selim’i Mısır topraklarında gören seyyahlar onun çok adil, çok hak savunucusu bir insan olduğunu yazıyorlar. Yine farklı dinden insanların Avrupa’nın hiçbir yerinde olmadığı kadar hoşgörü sınırında yaşadığını görüyorlar. Fakat bir kaç satırla geçtikleri bir şey bu. Lanse edilmiyor.

Türk simgeleri neler o dönemde?

Sarık ve ucu kırık Arap kılıcı kullanan kişilere Türk etiketi yapıştırılıyor... Bunlar hem dinî hem de askerî gücü temsil ediyor. Avrupa’nın birinci dereceden sorunu Türkleri diğer Müslüman tebaadan ayırt edememek.

Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi aldık. Fakat birlik üyelerince Türkler hakkında tereddütler var. Tarihteki ‘Türk korkusu’yla olumsuz kanaatler arasında bir bağ olabilir mi?

Mutlaka korkunun bir yeri var. Bu insanlara yüz yıllardır oturmuş, kemikleşmiş bir imaj veriliyor. Ve ayrıca bu medya tarafından çok iyi manipüle ediliyor. Maalesef en acıklı örneği de Yunanistan’da görüyoruz. Daha birkaç yıl öncesine kadar okullarda okutulan kitaplarında düşmanlık tohumu ekiliyordu. Nefretle ve korkuyla büyütülen bir nesil vardı. Geçen yaz Aristoteles Üniversitesi’ndeydim. Yunanistan’ın en büyük mitologlarından biri 300 öğrenciye Türklerin bütün kiliseleri tahrip ettiğini söyledi.. Birçok tarihi hata yaptı. Sonunda ben dayanamayıp profesör kadınla konuştum. Siz belki 300 insanı kandırabilirsiniz ama beni kandıramazsınız dedim. Düşünün oradaki 300 genç insana Türk düşmanlığı aşılanıyor. Bu benim denk geldiğim örnekti. Kim bilir böyle kaç örnek var.

Aradan yüz yıllar geçti. Ama Türkler hakkındaki imaj değişmedi. Neden acaba?

Propaganda devam ediyor. Her şey tarihi unutulmaya yenilmişken Türkler hâlâ negatif şeylerle birlikte anılıyor. Bir İspanyol gördüğümüzde engizisyonun yaptıkları aklımıza gelmiyor. Ya da bir Almanla karşılaştığımızda aklımıza Nazizm geliyor mu? Gelmiyor. Ama onlar bir Türkle karşılaştıkları zaman o kötü imajın paralelinde yaklaşıyorlar. Tabi bunda bizim de suçumuz var. İmajın ne kadar önemli olduğunun hiçbir zaman farkına varamadık.

Bugün de Türkiye parti kapatmalarla, çetelerle ve suikastlarla malzeme veriyor diyebilir miyiz?

Onlar aradığı malzemeyi kendileri yaratıyor zaten. Yurtdışında kaldığım zaman hangi ülkedeysem medyayı o dille takip etmeye çalışıyorum ve dehşete düşüyorum. En basit bir spor gazetesinde bile örneğin Sevilla Türk Cehenneminde ya da Türk zindanlarında gibi sunuş var. Zindan imajı alakasız bir Futbol konusunda bile korku kavramına dönüşüyor. Eminim Fransız takımıyla bir maç olsaydı. Fransız cehenneminde gibi bir başlık kullanılmayacaktı.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious