Türkleşmiş arkeologlar: Geldiler ve kaldılar

Türkleşmiş arkeologlar: Geldiler ve kaldılar.11756
  • Giriş : 05.08.2008 / 16:26:00

Toprakları birçok medeniyete vatan olmuş Anadolu, şimdi o medeniyetlerin izini süren yabancı arkeologlara ev sahipliği yaparken bir süre sonra onların da yurdu haline geliyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kazı ekiplerinde yer alan Alman, İngiliz, Amerikalı, İtalyan, Kanadalı, Belçikalı, İskoç, İsveçli ve Avusturyalı yabancı uzmanlar, hayranı oldukları tarihi bölgelerin yanı sıra insanı, doğası ve alışkanlıklarıyla Türkiye'yi tanıma imkanı buluyorlar.

İngiliz çiftin kızları Türkiye'de dünyaya geldi

Tarihte kayıp şehir olarak bilinen Pteria antik kenti kalıntılarının bulunduğu Yozgat'ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyü yakınındaki Kerkenes Dağı'nda 1987 yılından itibaren önce yüzey araştırması, 1990 yılından bu yana da kazı çalışmalarını sürdüren İngiliz, Amerikalı, Avusturyalı, Alman ve İtalyan arkeologlar arasında yer alan İngiliz çift Geoffrey ve Françoise Summers çiftinin kızlarından 18 yaşındaki Natali ile 16 yaşındaki Pamela, köy hayatından oldukça memnun.

Geçen süre içerisinde Türkçeyi öğrenen Françoise Summers gibi kızları da Türkçeyi anadilleri gibi konuşuyor. Köy halkıyla ortaklaşa "Ekolojik tarım", "Güneş Ocağı" gibi projelere de imza atan bayan Summers, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın kazı bölgesine yaptığı ziyarette, duygularını, "20 yıldan fazla bir süredir Türkiye'deyim,
artık İngiliz hükümeti bizi fazla benimsemiyor, biz artık Türk sayılırız" diyerek dile getirdi.

Ortadoğu Teknik Üniversitesinde de derslere giren İngiliz çiftin kızları, kazı döneminde köye gelip hem kazı çalışmalarında görev alıyor hem de köyün doğal güzelliklerini yaşama fırsatı buluyor.

Çiftin büyük kızları Natali, "Evlendiğimde düğünümü bu köyde yapmayı çok istiyorum, gittiğim düğünler çok güzel" diyor.

"Kendimi Türk hissediyorum"

İzmir'in Aliağa ilçesi yakınındaki Nemrut Körfezi'nde bulunan Kyme antik kentinin kazı başkanı, İtalya'nın Calabria Üniversitesinden Prof. Dr. Antonio La Marca, 25 yıldır yürüttüğü kazı çalışmalarından sonra artık kendisini Türk gibi hissettiğini söyledi.

La Marca, çeyrek asırdır Türk vatandaşlarıyla sürdürdüğü ilişkisini ise şöyle anlattı:

"Ben Türkiye sevdalısıyım. Kendimi Türk hissediyorum. 25 yılımıTürkiye'de geçirdim. Döner ve kebap dışında Türklerin zeytinyağlı yemeklerinin de tiryakisiyim. Türkiye'de İtalya'dakinden daha fazla dostum var. Türkiye özellikle son on yılda bir Avrupa ülkesi gibi oldu, çağı ve teknolojiyi yakaladı. Halkı ile ekonomisi ile ve yaşam biçimi ile İtalya'dan ya da her hangi bir Avrupa ülkesinden geri kalır bir yanı yok. Burada çalışmaktan çok mutluyum. Ömrümün sonuna kadar Türkiye'de kalmak isterim."

"Hür yaşayabiliyorum"

Çorum'un Boğazkale ilçesinde bulunan Hitit uygarlığının tarihi başkenti Hattuşa'da kazı çalışmalarına başkanlık yapan Alman Arkeoloji Enstitüsünden Doç. Dr. Andreas Schachner, 16 yıldır evli olduğu Türk eşi Arkeolog Şenay Schachner dolayısıyla Türk kültürüne ve geleneklerine alıştığını belirterek, "hanımköylü oldum" dedi.

Doç. Dr. Schachner, Türkiye'de yıllardır yaşadığını ve eğitimini Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünde tamamladığını söyledi.

İyi derecede Türkçe konuşabilen Schachner, 1991 yılında İzmir'in Menemen ilçesine bağlı Maltepe beldesi sınırları içerisinde bulunan Panaztepe'deki kazı çalışmalarında master yaparken öğrenci olan eşi Şenay Schachner'le tanıştıklarını dile getirdi.

Şenay Schachner'le 16 yıldır evli olduklarını ve 5 yaşında bir erkek çocukları olduğunu ifade eden Doç. Dr. Schachner, eşinden dolayı Türk kültür ve geleneklerini çok iyi öğrendiğini, kendisinin de artık "hanımköylü" olduğunu vurguladı.

Eşinin de arkeolog olduğunu belirten Andreas Schachner, kazılarda eşinin de yardımcı olduğunu ama en çok ev işleriyle uğraştığını belirtti.

Türkiye'de kültürel ve sosyal açıdan herhangi bir sıkıntı yaşamadığını ifade eden Doç. Dr. Schachner, "Türkiye toleranslı bir ülke olduğu için hür yaşayabiliyorum. Her ülke kendi adetlerini ve geleneklerini yaşıyor, buna saygılıyız. Kazı çalışması yaptığımız bölgede bize pozitif yaklaşıyorlar. Yerel yöneticiler kendi imkanları çerçevesinde yardımcı oluyorlar. Şu an kazılarda ilçeden 30 kişi çalışıyor. Benim Türkçe'yi iyi bilmem çalışanlarla iyi anlaşmamızı sağlıyor" dedi.

"Türkçe kursuna gittim"

Alman Arkeoloji Araştırma Enstitüsü tarafından 1998 yılından bu yana yürütülen, Berlin-Frankfurt ve Münih üniversitelerinin destek verdiği Priene antik kenti kazılarını yürüten Frankfurt Üniversitesinden Prof. Dr. Wulf Raeck, aradan geçen 10 yıl içerisinde hayatında çok büyük değişikliklerin olduğunu söyledi.

Raeck, Türkiye'ye ilk defa 1973 yılında öğrenci olarak Bergama'da yapılan kazılar için geldiğini belirterek, 1998 yılından itibaren de Aydın'ın Söke ilçesindeki Priene antik kentinde kazı başkanlığı yaptığını belirtti.

Kazı başkanlığı yaptığı dönem içerisinde gerek işçiler gerek yerli halk ile daha yakın iletişim kurabilmek için Almanya'da Türkçe kursuna gittiğini anlatan Raeck, "her sene kazı için Türkiye'ye geliyorum. Buraya çok alıştım. Çok tanıdığım var. Herkes bize çok destek veriyor" diye konuştu.

Türk yemeklerini seviyor

Ülkesi Almanya'da çok sayıda Türk'ün yaşaması, ayrıca antik kenti gezmeye gelen Alman turistler sayesinde Türkiye'ye çok çabuk alıştığını anlatan Raeck, şöyle konuştu:

"Türk yemeklerini çok seviyorum ama Almanya'da hiç Türk yemeği yemiyorum. Burada yemeyi daha çok seviyorum. Çünkü Türkiye'deki yemekler, Almanya'daki Türk yemeklerinden çok daha iyi. Burada yaşarken, bazı şeyleri Almanya'daki adetlere göre yapıyoruz. Çünkü onları kullanıyoruz. Onların dışında buranın adetlerine göre de yaşıyoruz. Bir sorun yok."

Türkiye'yi çok sevdiğini ve Priene antik kentinde uzun yıllar görev yapmak istediğini aktaran Raeck, Türkiye'nin son yıllarda her konuda çok başarılı olduğunu kaydetti.

Raeck, Türkiye'nin Avrupa Birliğine (AB) girmesini çok istediğini de sözlerine ekledi.

"Türkiye 40 yıldır büyük bir modernleşme içinde"

Truva antik kenti Kazı Heyeti Başkanı Alman Arkeolog Prof.Dr. Ernst Pernicka, Türkiye'nin son 40 yıldır büyük bir modernleşme içinde olduğunu gördüğünü söyledi.

Tubingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pernicka, 2005 yılında Alman Arkeolog Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın ölümünün ardından Truva antik kenti kazı heyeti başkanlığına getirildiğini hatırlatarak, Türkiye'ye ilk kez 1971 yılında geldiğini ve birçok Türk dostunun bulunduğunu söyledi.

Türkiye'yi yaklaşık 40 yıldır tanıdığını belirten Prof. Dr. Pernicka, "Türkiye'ye bu dönem zarfında çok kez geldim. Pek çok Türk dostum ve arkadaşım var. Türkiye'yi oldukça fazla dolaştım, çok farklı dönemlerde çok farklı açılardan gördüm. Bir taraftan İstanbul gibi çok modern ve dinamik bir kent gördüm ama öbür taraftan Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da bunun tam tersi, birkaç yüzyıl sanki insanı geriye götüren durumları da yaşadım.

Bu 40 yıl içinde Türkiye'nin çok geliştiğini, Güney Doğu Avrupa ülkeleri gibi çok modernleştiğini, geliştiğini, daha iyi ekonomik şartlara kavuştuğunu, yaşam şartlarının modernleştiğini, düzeldiğini gözlemledim" dedi.

Türkiye'nin gelenek ve görenekleri hakkında fazla bilgiye sahip olmadığını da ifade eden Pernicka, Türk yemeklerini beğendiğini belirterek, "Türk yemeklerini genelde çok seviyorum ve beğenerek yiyorum. Özellikle patlıcanlı yemekleri çok seviyorum. Izgara türü yemekler çok hoşuma gitmiyor, mezeyi ve hafif yemekleri tüketiyorum"
diye konuştu.

Pernicka, Türkiye'de alışkanlıklarının fazla değişmediğini de ifade ederek, "doktora çalışmam sırasında İslam kültürüyle, İslam tarihiyle çok yakından ilgilendim. Bunun yanı sıra Türkiye dışında, Afganistan, Özbekistan, Irak, İran, Arabistan gibi ülkelerde çalıştım. Bu İslam ülkelerinin farklı kültürlere, farklı coğrafyalara sahip ülkelerin durumlarını ve kültür tarihlerini tanıdım. Bu nedenle bu ülkelere karşı çok daha açık çok daha önyargısız ve çok daha sevecen bir şekilde yaklaşıyorum" dedi.

"Türkiye ikinci vatanım"

Assos Kazı Heyeti Başkanı Alman Arkeolog Prof. Dr. Elmar Schwertheim ise ilk kez 1963 yılında geldiği Türkiye'ye hayran kaldığını ve 43 yıldır Türkiye'ye geldiğini belirtti.

Assos'da 6 yıldır kazı heyeti başkanlığını yaptığını belirten Schwertheim, Türkiye'yi ikinci vatanı olarak kabul ettiğini ve Türk örf ve adetlerinin çoğunu bildiğini söyledi.

Her türlü Türk yemeğini sevdiğini belirten Schwertheim, "yemek ayrımı yapmıyorum. Türk yemeklerini çok beğeniyorum. Türk kahvesi ve lokumuna da hayranım" dedi.

Schwertheim, Assos'daki çalışmalarda, ezan sesini duyduğu zaman çevredekileri gürültü yapmaması konusunda uyardığını da kaydetti.

Efes kazılarında 13 yıl

Efes antik kentinde yürütülen kazılara aralıksız 13 yıldır katılan, halen kazı heyetinin başkan yardımcılığını yürüten Avusturya Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Dr. Sabine Ladstatter, bir arkeolog için Türkiye'de, özellikle de Efes'te çalışmanın önemli bir ayrıcalık olduğunu belirtti.

Kazılarda görevli olan eşiyle birlikte 4 yaşındaki kızlarını da alarak yılın yaklaşık 6 ayını Türkiye'de geçirdiklerini belirten Ladstatter, ailece Türkiye'yi çok sevdiklerini, ülkenin bir parçası olduklarını söyledi.

Efes'teki kazıların bahar aylarında başladığını, ekim sonuna kadar sürdüğünü, yıl sonuna kadar da restorasyon çalışmaları yaptıklarınıanlatan Ladstatter, Avusturya'ya döndüklerinde de Türkiye özlemlerini evde Türk yemekleri pişirerek giderdiklerini kaydetti.

Ladstatter, "Avusturya'da evimize gelen misafirlere Türk yemekleri yapıyoruz, onları da alıştırdık" diye konuştu.

Yemekte içecek tercihini ayrandan yana kullanan, yemek sonrası bir Türk kahvesi içmeden çalışmaya başlamayan Ladstatter, kazılara katılan Avusturyalı gençlerin de "sabahları simit, öğle yemeklerinde de menemen yemeğe doyamadıklarını" söyledi.

Selçuk'ta kendisinin çalıştığı saatlerde kızına bir Türk ailenin baktığını ve kızının bakıcısına Türkçe olarak "anne" diye seslendiğini ifade eden Ladstatter, Türk müziğine de hayran olduklarını belirterek, "ben Türk usulü dansı pek beceremiyorum, ama kızım çok seviyor ve bol bol dans ediyor" diye konuştu.

Türkiye'ye ilk geldiği zaman gördükleri ilgiden ve sıcaklıktan etkilendiğini söyleyen Ladstatter, ilk yılında yaşadığı bir deneyimi şöyle aktardı:

"İlk geldiğim yıl, otobüs ya da dolmuşa binmeden çevremdekilere ne zaman geleceğini soruyordum. Onlar da 'beş dakikaya gelir' diyorlardı. Ben de çok dakik olduğum için sürekli saate bakıyor, kontrol ediyordum.

Sonra anladım ki, 'beş dakikaya' demek, 'beş dakika' anlamına gelmiyor, 'gelir' anlamına geliyor. Şimdi, bu anlayışın olumlu yönlerini kendimde görebiliyorum. Türkiye'nin beni çok daha esnek, anlayışlı bir insan yaptığını düşünüyorum."

Labranda Antik Kenti

Muğla'nın Milas ilçesindeki Labranda antik kentinde kazı çalışmaları Prof. Dr. Lars Karlsson başkanlığında İsveçli bir ekip tarafından yürütülüyor.

İsveçli ekip, bazı tarihi kaynaklara göre, Pers valisi Mousolos'un tanrı Zeus adına yaptırdığı kutsal şehirde 49 yıldır kazı çalışmaları yapıyor.Ekiptekiler, bu yıl 80 yeni mezar ve Mousolos'un erkek kardeşi olan İdrieus'un mezarına giden bir yol ortaya çıkardı.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Lars Karlsson, bu yıl yaptıkları kazı çalışmalarını 3 ayrı noktada yürüttüklerini belirtti.

Prof. Dr. Karlsson, kazı çalışmaları nedeniyle uzun süre Türkiye'ye gelip gittiğini ve kendini Türklerden biri gibi gördüğünü söyledi.

Karlsson, "burada Türk turizmine de hizmet ediyoruz. Koruma ve restorasyon için de çok çalışıyoruz. Turistler için merdivenler düzenliyoruz. Tarihi eserleri tanıtıcı tabelalar hazırlıyoruz. En önemli düşüncemiz ise çevreyi korumak" diye konuştu.

Türkiye'nin bir arkeoloji ülkesi olduğunu belirten Prof. Dr. Karlsson, Türkiye'de arkeolojiyle iç içe yaşadıklarını belirtti.

Türk yemeklerini de çok sevdiğini kaydeden Karlsson, "balık, saç kavurma ve sigara böreğini çok seviyorum. Özellikle el dokuması eski kilimleri çok beğeniyoruz. Kilimlerin üzerlerindeki desenler çok güzel. Biz arkeologlar galiba bu tarz şeyleri seviyoruz" şeklinde konuştu.

"Emekli oluyorum, ancak kopmam mümkün değil"

Eskişehir'in Sivrihisar ilçesindeki Pessinus'da 25 yıldır kazı çalışması yapan 65 yaşındaki Belçikalı Prof. Dr. John Devreker, bu yıl son kez çalışmalara başkanlık yapıyor.

Prof. Dr. Devreker, Pessinus'un bulunduğu Ballıhisar köyüne ilk kez 1967 yılında Genth Üniversitesinde araştırma görevlisi iken geldiğini belirterek, 1983 yılında kazı başkanı olduğunu ve 25 yıldır bölgede aralıksız çalışmalar yaptığını kaydetti.

Her yıl yaklaşık yirmi kişi ile ortalama iki ay kazı çalışması yaptıklarını ifade eden Devreker, şöyle devam etti:

"Türkiye'yi ve Eskişehir'i çok sevdim. Türkçe'yi öğrendim. Bölge halkıyla çok iyi ilişkiler kurdum. Türkiye'ye gelirken bazı önyargılarımız vardı. İlk kez gelirken yanımızda Belçikalı aşçılar getirdik, ama şimdi Türk aşçıların yaptığı yemekleri zevkle yiyoruz.

Kebap türlerini çok sevdik. Yaş haddinden dolayı emekli oluyorum, ancak Türkiye'den kopmam mümkün değil. Yıllarca çalıştığım bölgeye gelip gideceğim, bazı projelerde çalışacağım. Frigya Tanıtım Projesi'nde görev alacağım. Böylece Eskişehir'den kopmamış olacağım.

Kazı başkanlığım bu yıl sona eriyor. Burada son günlerimi geçiriyorum. Bakanlık temsilcisinden, köyde yaşayanlara kadar herkesin katılımıyla bilim dünyasına çok önemli katkılar yaptık. Türkiye'yi, Eskişehir'i ve buradaki dostlarımı çok özleyeceğim."

"Türkleştik"

Türkiye'de uzun yıllardır kazı yapan yabancı arkeologlardan bazıları, yaşam biçimini de
büyük ölçüde benimsedikleri Anadolu'da artık "Türkleştiklerini" düşünüyor.

Aydın'ın Karacasu ilçesine bağlı Geyde beldesi sınırlarında yer alan Afrodisias Antik Kentinin Kazı Başkanı İskoç Prof. Dr. Roland Smith, "her sene kazı mevsiminin başlangıcında bir kurban kesiyoruz" dedi.

Smith, Türkiye'ye ilk defa 1983 yılında öğrenciyken geldiğini, öğrenciliğinin ardından New York Üniversitesinin öğretim üyesi olarak Afrodisias kazılarında görev aldığını anlatan Smith, dönemin kazı başkanı Kenan Erim'in 1990 yılında vefat etmesinin ardından 1991 yılında kazı başkanı olduğunu söyledi.

Türkiye'ye ilk geldiği günden bu yana kendisinde birçok değişikliğin olduğunu vurgulayan Smith, modern bir şehirden kır yaşamına geçiş ve özellikle Türk işçilerle olan ilişkilerin, kendisine modern yaşamda kaybettiği bazı değerleri tekrar kazandırdığını belirtti.

Smith, şöyle konuştu:

"Bu kadar süre sonra tabii ki Türkiye'den etkilendiğim taraflar oldu. Örneğin, İngiltere'deki evimin her odasında Türkiye'den aldığım kilimler ve nazar boncukları vardır. Eşim de Türkiye'yi çok seviyor. Biz, evimizde her zaman Türk kahvesi içeriz.

Buradaki yaşantımızda, buranın lokal geleneklerine de uzak kalmıyoruz. Kenan Bey zamanında, kaza ve belaya karşı her sene kazının başlangıçlarında bir kurban kesilirdi. Biz de bunu devam ettirerek, her sene kazı mevsiminin başlangıcında bir kurban kesiyoruz. Onun dışında kazı heyetindeki arkadaşlarımız da bu civarda oturan ve bizimle çalışan işçilerin düğünlerine ve sünnet düğünlerine katılıyor."

Smith, Türk yemeklerini çok sevdiğini, ancak en çok sevdiği yemeklerin kuru fasulye, pilav, çoban salatası ve yoğurt olduğunu açıkladı.

İskoç yemekleri ile Türk yemeklerinin çok farklı olduğunu, İskoçya'da genellikle balık ve patates yenilirken, Türkiye'de daha değişik yemeklerin var olduğunu dile getiren Smith, şunları kaydetti:

"Her şeyden önce Türkiye, potansiyeli çok yüksek olan ve ekonomisi çok hızlı gelişen bir ülke. Yakın zamanda çok daha ileri gidecek ve çok daha sıçrama yapabilecek bir ülke. Bunun en belirgin görülebilen özelliği ise yollar. İlk geldiğimizde yollar bu kadar iyi değildi, ama şimdi, çok daha iyi yollar var."

"Bu ülkenin her yeri tarih kokuyor"

Mersin'in Mut ilçesine bağlı Kışla köyündeki 15'inci yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edildiği tahmin edilen kilisenin bulunduğu Kilise Tepe'deki kazı çalışmalarına başkanlık yapan Cambridge Üniversitesinden Yakın Doğu Arkeoloji Profesörü 68 yaşındaki İngiliz Nicholas Posgate, Türkiye'ye ilk geldiğinde 15 yaşında olduğunu, İngiltere'ye döndükten bir süre sonra arkeoloji eğitimi almaya başladığını ifade etti.

Posgate, arkeoloji eğitimi alırken hayran kaldığı Türkiye'de kazı çalışması yapma hayalleri kurduğunu belirterek, "mezun olduktan sonra ülkemde bazı çalışmalarda görev aldım. Bir süre sonra yeniden Kayseri'ye gelerek Kültepe Tahsin Öz kazılarına başkanlık yapma şansım oldu" dedi.

Posgate, şöyle devam etti:

"1994 yılında geldiğim Kayseri'de 4 yıl çalıştıktan sonra, Mersin'in Mut ilçesindeki çalışmaları duydum ve burada devam ettim. 1994'ten beri her yıl 2 ay Türkiye'de kalıp araştırmalarımı yapıyorum ve ardından ülkeme dönüyorum. Türkiye'de olmaktan çok mutluyum. Çünkü bu ülkenin her yeri tarih kokuyor."

Türkiye'de çalışmaya başladığından beri bir takım yeni alışkanlıklar edindiğini ifade eden Posgate, "daha önce balık yemeyi sevmezken, Türkiye'de alabalık meraklısı oldum. Artık neredeyse sık sık balık yiyorum ve yöresel yemeklerin tadına da bayılıyorum. Zeytin ve kayısının tadına ise doyamıyorum. Türkiye'nin damak zevkini de çok lezzetli buluyorum" şeklinde konuştu.

"Hünkar beğendi, imam bayıldı ve zeytinyağlılar"

Amerikalı Prof. Dr. Nicholas Dunlop, 1979 yılından bu yana Manisa'nın Salihli ilçesi yakınındaki Sart antik kentinde çalışmalarda bulunuyor.

Prof. Dr. Dunlop, 29 yıldır sürdürdüğü kazı çalışmaları sayesinde Türklerle yakın ilişki içinde olduğunu, özellikle Türk yemeklerini çok sevdiğini ve çok lezzetli bulduğunu belirtti.

Nicholas Dunlop, şunları söyledi:

"Hünkar Beğendi, İmam Bayıldı gibi yemekleri, özellikle zeytinyağlı yemekleri çok seviyorum. Ayrıca pirzolayı, Türk mezelerini lezzetli buluyorum. Türkiye'de kalmak tüm yaşantımı değiştirdi.

Sart'ta görev yapmaya başladığım günden bu yana çok değişik insanlar tanıdım, dostlarım oldu. Türkiye'yi ve Türkleri çok seviyorum. Kazıdan arta kalan zamanlarımı dağlarda dolaşarak, diğer antik kent kazı yerlerini dolaşarak değerlendiriyorum. Efes, Bergama ve İzmir'e giderek arkeolojik kazı yerlerini geziyorum. En çok sevdiğim şey Türkiye'de gezmek."

Türk yemeklerini, adetlerini öğreniyorlar

Hatay'da, Geç Hitit dönemi ile Demir Çağında başkentlik yapan Tell Tayinat ve Aççana Höyüğü'nde yapılan kazı çalışmalarında ABD, Kanada ve İtalya'dan olmak üzere çok sayıda yabancı arkeolog görev alıyor.

Tell Tayinat Höyüğü'ndeki kazı çalışmasının başkanı Kanada Toronto Üniversitesinden Prof. Dr. Timothy Harrison, Antakya-Reyhanlı kara yolu üzerinde bulunan höyükte 6 yıldır araştırma yaptıklarını söyledi.

Hitit dönemine ait tarihi gün ışığına çıkarırken geçmişi geleceğe taşımak adına önemli iş yaptıklarını belirten Harrison, aynı zamanda bu sürede Türkiye'nin ve yörenin farklı adet ve gelenekleri öğrendiklerini ifade etti.

Harrison, çalıştığı sürede Türkçe'yi öğrenmeye çalıştığını belirterek, "kazı ekibimizde 19'u yabancı 26'sı Türk olmak üzere toplam 45 kişi var. Burada sıcağın altında diş fırçalarıyla toprağı eşeleyerek bir şeyler bulmaya çalışken zaman hiç de kolay geçmiyor.

Zaman zaman sıkıldığımızda Tayfur Sökmen köyündeki yerli halkla sohbet ediyoruz. Tercümanlar aracılığıyla başladığımız sohbette bir bakıyoruz ki, iki taraf da birbirinin dilinden bir şeyler kapmış. Zamanla hiç tercüman kullanmadan sohbet eder hale geleceğiz. Türk insanı çok sıcakkanlı; bizleri asla dışlamıyorlar, sanki kırk yıllık dost gibi oluyoruz."

Meyve ağırlıklı mönü

Harrison, Türk yemeklerinin çok güzel olduğunu, ancak sıcak altında çalıştıkları için dikkatli davrandıklarını söyledi.

Antakya mutfağında yer alan yemeklerin başka bir yerde olmadığını belirten Harrison, "gün boyu sıcak alanda çalıştığımızdan, rahatsız olmamak için bu güzelim yemeklerden mahrum kalabiliyoruz. Baharatlı, salçalı yemekler yerine daha hafif sebze yemeklerini tercih etmek zorunda kalıyoruz. Çok da su kaybı nedeniyle meyve ağırlıklı bir mönümüz oluyor" diye konuştu.

Aççana Höyüğü'nde kazı çalışmasına katılan ABD'li Adam Green de, ilk kez Türkiye'ye geldiğini belirtti.

Antakya'daki köy düğünlerine katıldığını ve çok hoşuna gittiğini ifade eden Green, "ABD'den çok farklı bir yer, herkes birbiriyle çok samimi. Özellikle düğünlerde yapılan yemekler ve gelenekler bana çok farklı geldi ve hoşuma gitti. Türkiye'de kazı alanının dışında da sürekli bir sosyal ilişki var. Burada Türkçe 'tamam, hoş geldin, güle güle' demenin yanı sıra Türk arkadaşların isimlerini de öğrendim. Bu bile benim için farklı bir kazanç" dedi.

Green, Türk yemeklerine bayıldığını, yörede çok yetişen patlıcanla yapılan yemekleri tercih ettiğini kaydetti.

Daha önce üniversitenin düzenlediği gezilerle İstanbul, Ankara, Bodrum ve Kapadokya'ya geldiğini ve çok beğendiği belirten ABD'li Lily Cadwell de, Antakya'nın tarihi açıdan çok güzel bir yer olduğunu, izin günlerinde çevreyi gezdiğini söyledi.

Cadwell, kazıda çalışan Türklerin kendine çok yakın ve sıcak davrandığını, Türk yemeklerinin ilk günlerde ağır geldiğini, ancak daha sonra alıştığını, en çok sulu köfte ve ızgara köfteyi sevdiğini sözlerini ekledi.

"Türk halkı sevgi dolu ve misafirperver"

Pisidia bölgesinin Roma İmparatorluk döneminde en önemli şehri olarak kabul edilen ve 1,5 kilometrelik alanı kaplayan Burdur'un Ağlasun ilçesindeki Sagalassos antik kenti, ağırladığı binlerce turistin yanı sıra yabancı kazı ekibiyle, yöre halkını bir araya getirerek medeniyetleri buluşturma özelliğini sürdürüyor.

Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında 1989 yılında ilk modern ve bilimsel kazıların başladığı Sagalassos antik kentinde yabancı uzmanların çalışmaları 19 yıldır devam ediyor.

Türkiye'de yaşadıkları günlerini özetleyen Belçika Leuven Katolik Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi ve Sagalassos Kazısı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Jeroen Poblome, antik kentteki kazılara 1991 yılında katıldığını, o tarihten bu yana da her yıl Ağlasun'nda iki ay kadar kaldığını anlattı.

Türkiye'yi ve Türkleri doğal, sevgi dolu ve misafirperver olmaları dolayısıyla çok sevdiklerini belirten Poblome, Sagalassos'ta işçi olarak çalışan yöre halkıyla da aynı ortamı paylaşmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Düğünlere ve kahvehanelere gidiyorlar

Türk yemek kültüründe yabancılar tarafından daha çok bilinen kebabın aksine, kendisinin menemeni ve çoban salatasını sevdiğini dile getiren Poblome, kazı ekibindeki arkadaşlarıyla ilçedeki düğünlere ve kahvehanelere de gittiklerini belirtti.

Poblome, yöre geleneklerini sergileyen düğünlerde Türk kültürünü tanıma şansını da bulduklarını ifade ederek, kendisi ve kazı ekibindeki arkadaşlarının düğünlerde oynadıklarını da söyledi.

Türkiye'de olmayı, Türklerle kaynaşmayı çok sevdiğini anlatan Belçikalı arkeolog, "Türk kahvelerine gidip çay içiyoruz, gülüp şakalaşıyoruz. Belçika'ya döndüğümüzde bazen Türkçe kelimeler sarf ediyoruz, arkadaşlarımız, anlamadığı için şaşkınlıkla bakıyorlar. Türk kültürü hoşumuza gidiyor. Ağlasun'a geldiğimiz zaman ortamdan olsa gerek, Türkleşiyoruz. Bu durum bizi bahtiyar ediyor. Sagalassos'taki hayat ortamından Belçikalı ve diğer yabancılar olarak her şekliyle memnunuz."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*