TÜSİAD: 'Seçim uzlaşma içinde olmalı'

TÜSİAD: 'Seçim uzlaşma içinde olmalı'.12042
  • Giriş : 01.03.2007 / 00:00:00

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin toplumsal uzlaşma içinde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)'ın Olağanüstü Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında konuşan Yalçındağ, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili söyleyebilecekleri tek şeyin, "sağduyulu bir yaklaşımın siyaset sahnesine egemen olması dilekleri olduğunu" belirtti.

Yalçındağ, ''Cumhurbaşkanlığı makamı, sosyal ve tarihsel kökleri itibariyle de bugünkü işlevleri itibariyle de bir uzlaşma ve uzlaştırma makamıdır. Bu yalnızca devlet organlarının sağlıklı çalışması açısından değil toplumsal huzur açısından da önemlidir. Hal böyleyken, bu seçimi ülkedeki gerginliği artıracak biçimde kullanmanın hiçbir surette sağduyuya sığmayacağı açıktır" dedi.

Seçimlere, demokrasinin gereklerinden taviz vermeden, ancak toplumsal uzlaşmanın gereklerini de gözeterek yaklaşmak gerektiğini kaydeden Yalçındağ, "Sloganlaşmış siyasi söylemlerle sürdürülen, gerçek anlamda kimsenin kazanmadığı bir kör dövüşü, bizi zaman, enerji ve kaynak kaybettiğimiz gelişmiş ülkelere yetişme çabamızda bir kez daha geride kalacağımız bir noktaya sürükleyecektir" ifadesini kullandı.

Toplumda bir kez kutuplaşma tahrik edildiğinde, bunu geriye döndürmenin çok zor olduğuna dikkat çeken Yalçındağ, "Kutuplaşmış bir toplum kendini yiyip bitirmeye mahkumdur'' dedi.

Eğitim - İdeolojik mücadele:
Yalçındağ, eğitim konusunda da, harcamaların artırılmasının yeteli olmadığını, eğitim harcamalarında kalite ve akılcılığın da önem taşıdığını ifade ederek, ''Eğitim ideolojik bir mücadele alanı değil kalkınmanın stratejik bir faktörüdür'' dedi.

Vasıfsız bir işgücü ile gelişmiş bir ekonomi yaratılamayacağını vurgulayan Yalçındağ, ''Türkiye'nin, en az on yıl süreyle, kadınların siyasete katılımını asgari temsil eşiği olarak kabul edilen yüzde 30'lara çıkarabilmek için, kota dahil çeşitli pozitif ayrımcılık politikalarını devreye sokmasına ihtiyaç var'' diye konuştu.

Kamu reformu:
Bireylerin değişen ve çeşitlenen ihtiyaçlarına cevap vermek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne entegrasyonunu ve demokratikleşme sürecini derinleştirmek açısından kamu reformunun da, öncelikle ele alınması gereken bir konu olduğunu bildiren Yalçındağ, reform sürecinin en kilit kurumlarından birinin yargı olduğunu söyledi.

Yalçındağ, ''Ne yazık ki, gerek ekonomik, gerekse demokratik reformların özümsenmesinde, ilerlemenin en az sağlandığı alan yargıdır. Hukukun üstünlüğünün sağlanmasında yaşanan sorunlar, bütün çabalara karşın, giderilememiştir. Bu nedenle öncelikle bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşmasını sağlayacak, fiziksel altyapıdan, insan kaynaklarına kadar geniş bir yelpazede konuyu ele alan bir reform çalışmasının başlatılması gerekmektedir" dedi.

AB süreci:
Türkiye'nin taşıdığı büyük potansiyelle bugün sahip olduklarından çok daha fazlasını hak eden bir ülke olduğunu dile getiren Yalçındağ, ''Eğer hızlı büyüme, dengeli sosyal yapı ve gelişmiş demokrasi vizyonu içinde 2007 yılında ekonomik ve siyasi istikrarımızı güçlendirmiş, mikro reformlarımızı başlatmış, açık müzakere başlıklarında hızlı uyum perspektifiyle hareket ederek AB sürecini kontrolümüz altında tutmuş olarak çıkarsak, 2008 ve sonrasında Türkiye'nin önü dikkate değer biçimde açılacaktır'' diye konuştu.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da, AB'ye tam üyelik hedefi sayesinde önemli reformları gündemine alabilen ve gerçekleştirebilen bir ülke olunduğunu belirtti.

Koç, ''Bütün bunların düz bir çizgi üzerinde gerçekleşmesi mümkün değildi. İnişler çıkışlar, geri dönüşler, ileri doğru atılımlar gerçekleştirdik. Çeşitli dönemeçlerde yavaşladık, durakladık. Aslında bugün de böyle bir duraklama duygusu içindeyiz. İlk bakışta bu duraklamaya birçok haklı sebep bulunabilir" dedi. Koç bu sebepleri şöyle sıraladı:

* Avrupa Birliği bize engel çıkartıyor.
* Geleneksel müttefikimiz ABD, bazı hassas konularımızda yanımızda yer almıyor. PKK konusunda somut adım atmayarak, Kerkük'te tarihsel gerçeklere ters düşecek bir sonuç vermesi kaçınılmaz referandumda ısrar ederek ilişkileri geriyor.
* Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili bir kararın kongreden geçme ihtimali kaygıları artırıyor.
* Kafkasya, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Kıbrıs,Yunanistan'dan oluşan bir ateş çemberinin ortasında kalmış gibiyiz.

Yorgunluk, küskünlük, dünyaya düşman olma ve içine kapanma ruh hallerinin sinsice zihinleri işgal ettiğini söyleyen Koç, "Bir de kendi içimizdeki gerilimler, karşıtlıklar, değişim korkusundan kaynaklanan dirençler, umudumuzu iyice kıracak bir atmosferi her gün biraz daha besliyor'' ifadesini kullandı.

Ekonomik durum:
Mustafa Koç, bütün bu duygulara teslim olma, başlatılan büyük değişim sürecini aksatma lüksünün bulunmadığını vurgulayarak, basit gerçeklere bakıldığında bunun nedeninin hemen görülebileceğini, nüfusun 70 milyonu aştığını, önümüzdeki on yılda 5-6 milyon kişiye istihdam yaratılması gerektiğini söyledi.

Güçlü bir demokrasiye, istikrarla büyüyen bir ekonomiye sahip olan, eğitim reformu, kırsal kalkınma ve kadın hakları gibi temel sosyal atılımlarını başarmış bir Türkiye'nin, Avrupa'daki karşıt hareketleri etkisizleştirme gücüne de sahip olacağını belirten Koç, AB'nin halen bir evrim içinde olduğunu, AB içinde, küresel vizyon sahibi bir siyasal bakış açısının mı, yoksa içe kapanık, ''eski Avrupa'' zihniyetinin mi baskın çıkacağının 2014 yılına kadar muhtemelen netleşmiş olacağını kaydetti.

Koç, ''AB'nin evrimi olumsuz yönde gelişirse, uyum süreci dolayısıyla Türkiye'nin bir kaybı olmayacak, aksine kazanımı olacaktır. Çünkü AB uyum sürecinin Türk halkı açısından esas anlamı daha iyi yaşam koşullarıdır. Yediğimiz gıdadan, soluduğumuz havaya, aldığımız eğitimden, kamu sağlığına kadar yaşam koşullarımızı iyileştirmek için bu reformlara zaten ihtiyacımız var'' diye konuştu.

YİK Başkanı Koç, Türkiye'nin, artık gündem saptırmaktan başka bir işlevi olmayan soyut tartışmalar yerine, akılcılığın egemen olduğu somut hedeflere ve bizi bu hedeflere götürecek siyasal programlara ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, 2007 yılına böyle bir havanın egemen olmasının, ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşlarının, siyasal partilerin, kurumların ve bireylerin ortak hedefi olması gerektiğini söyledi.

Koç, konuşmasını ''Hepimiz, kısa vadeli bakış açılarının ve politik çıkar hesaplarının ülkenin geleceğini gölgelemesini engellemek için çaba sarf etmeliyiz. Büyük hedeflere küçük hesaplarla ulaşamayız'' sözleriyle tamamladı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious