TÜSİAD'dan Bahçeli'ye jet cevap

TÜSİAD'dan Bahçeli'ye jet cevap.4325
  • Giriş : 25.01.2007 / 00:00:00

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı Başkanlığa veda ederken Dink cinayeti ve Bahçeli'nin TÜSİAD'a ilişkin sözlerini değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sabancı. TÜSİAD’ın 37’nci Genel Kurulu’nun açılışında veda konuşmasında Hrant Dink’in haince bir siyasi saldırıyla kurban gittiğini, Dink’in öldürülmesinin Türkiye’nin siyasal cinayetlerle çalkalandığı dönemi herkesin zihninde yeniden canlandırdığını söyledi. Bu cinayetin yaratabileceği sonuçlar dikkat alındığında ilk planda ortaya çıkan görüntü ne olursa olsun bireysel bir tepkinin eyleme dönüşmesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Sabancı şöyle konuştu:

“Yapılan saldırırın Türkiye’nin dünyadaki pozisyonunu değiştirmeye yönelik sonuçlar doğurmaya çok elverişli olduğu çok açıktır. Daha net söylemek gerekirse bu saldırı esas olarak demokrasi ve fikir özgürlüğü alanlarına gerçekleşen kazanımları geri çevirmeyi, Türkiye’nin batı dünyasından koparılarak içine kapanmasını sağlamak isteyenlerin uzun süredir aradıkları dış koşulları aratabilir. Bugüne kadar genel kabul görmüş görüşlerin dışına çıkanlara farklı düşünenlere bir göz dağı işlevi görebilir. Bu amaçlara yönelik olarak tasarlanma ihtimalini de değerlendirme dışı tutulmamalıdır.”

“DEMOKRASİYİ SİYASAL KONULARA MÜDAHALE OLARAK GÜNDEME GETİRMİYORUZ”

Ömer Sabancı bugün Türkiye’yi girdiği değişim, gelişim, dünya ile entegrasyon rotasından geri çevirmeye çalışan kesimler bulunduğunu ifade ederken, “Eğer bu kesimler tarafından ortak olarak sürüklenmek istediği nokta dünyada yalıtılmış evrensel değerler uzaklaştırılmış içine kapanmış bir Türkiye ise buna ancak daha derin daha yaygın daha katılımcı demokrasi ile karşı koyabiliriz. Sabancı Prof. Bülent Tanör anısına hazırladıkları "Türk Demokrasinin 130 Yılı" başlıklı çalışmanın Hrant Dink’in saldırıdan birkaç saat önce açıklanmasının acı ve anlamlı olarak değerlendirdi.

Demokrasinin TÜSİAD için hiçbir zaman önemli siyasi konulara müdahale olarak gündeme getirilen bir konu olmadığına dikkat çeken Sabancı, "Bizim için ilkesel bir konudur. Piyasa ekonomisinin kalıcılığını sağlama izninin toplumsal uzlaşma kanalları açık geniş katılımlı çoğulcu demokratik bir yapı zorunludur.

BAHÇELİ’YE YANIT

Sabancı, ad vermeden, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "TÜSİAD’ın PKK'nın siyasallaşma projelerine sahip çıktığı" yönündeki iddialarını değerlendirdi.

Sabancı, "Bir siyaset adamı sözlerini nereye gideceğini, hangi dinamikleri etkileyeceğini düşünerek konuşmalıdır. Siyasetçilerimizden daha vakur, akılcı ve demokrasiyi yücelten söylemler bekliyoruz” dedi.

Demokrasi ve kazanımlarına sahip çıkmak için, 301’nci maddenin ve “yerleşik uygulamalarını ve yarattığı utançtan” kurtulmak gerektiğini belirten Sabancı, şöyle devam etti:

“İkinci olarak demokratikleşme çabalarımızın kağıt üzerinde kalmaması için yargı sistemimizde köklü bir reform belirlemek gerekmektedir. Üçüncü olarak da seçim sistemin yönetim sistemi kadar temsilde adaleti de sağlayacak biçimde değiştirilmesi için harekete geçilmek zorunlu gözükmektedir.”

Sabancı Türkiye’yi içe kapatmak isteyenlere karşı daha açık daha, demokratik refah seviye, daha yüksek bir gelecek için omuz omuza mücadele edilmesinin öneminin altını çizdi.

DEĞİŞİME DİRENENLER

Sabancı'dan önce söz alan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından 2007’ye ilişkin karamsarlığın derinleştiğini belirterek, “Değişime ve gelişime set çekmeye çalışan bazı siyasi akımlar, yeniliklere direnen statükocu kesimler 301’inci madde örneğinde olduğu gibi demokratik açılımlar lehine iradesini ortaya koymak yerine mevcut atmosfere kendini teslim edenler bu karamsarlığı besliyorlar” dedi.

Mustafa Koç, TÜSİAD’ın 37’nci Genel Kurulu’nun açılışında yaptığı konuşmada, gazeteci yazar Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından yaşananları değerlendirdi. 2006 yılının son çeyreğinde AB ile ilişkilerde yaşananlar ve 2007’ye ilişkin siyasi belirsizliklerin önemli bir kesimde karamsarlık yarattığını ifade eden Koç, Dink cinayeti ile bu karamsarlığın derinleştiğini kaydetti. Koç, “Her şeyden önce Hrant Dink’in ölümüne zemin hazırlayan siyasi atmosferin ülkenin geleceğiyle ilgili olumlu inançları kolaylıkla zedeleyebileceğini bu olayla birlikte bir kez daha bütün açıklığıyla kavradık” dedi.

“STATÜKOCU KESİMLER KARAMSARLIĞI BESLİYOR”

Değişime ve gelişime set çekmeye çalışan bazı siyasi akımların, yeniliklere direnen statükocu kesimlerin 301’inci madde örneğinde olduğu gibi demokratik açılımlar lehine iradesini ortaya koymadığını vurgulayan Koç, “Mevcut atmosfere kendini teslim edenler bu karamsarlığı besliyorlar” yorumunu yaptı.

“ÜÇ GÜN SONRA HERŞEYİN UNUTULACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ”

Koç, böyle durumlarda genellikle ülkenin içine çekildiği tuzakların değerlendirilmesi ve yeni siyasal pozisyonlar alınmasının beklendiğini belirterek, “Oysa dile getirmekten kaçınsak da birçoklarımız üç gün sonra her şeyin unutulacağını ve bu çok riskli atmosferi besleyecek şekilde kısır siyasi çekişmelerin sürdürüleceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Koç, Türkiye’nin 2007 yılına iki önemli seçimle girdiğini dile getirerek, bu seçimlerin gerilim yaratıcı karakterine, uluslararası, siyasi ve ekonomik konjonktürün yeni sorunlar üretme potansiyeline dikkat çekti. Koç, “Kıbrıs’tan Irak’a bir dizi sıcak, kışkırtmaya açık konu bu yılın gündemini oluşturmaya aday görünüyor. Bütün bu saydıklarımız somut gerçekler ve güçlü potansiyeller olmakla birlikte karamsarlığın bizi götürebileceği bir yer yok” diye konuştu.

“TÜRKİYE NEKAHET DÖNEMİNİ GERİDE BIRAKTI”

Türkiye’nin son 20 yılda baş döndürücü bir hızla geliştiğine dikkat çeken Koç, “Bütün bu değişim bir imparatorluğun yıkıntılarından yeniden doğan Türkiye’nin, yaşanan büyük sarsıntıdan sonra uzun süren ‘nekahet’ dönemini geride bırakması olarak tanımlanabilir” dedi.

“BUNCA EMEĞİ HEBA EDEMEYİZ”

Türkiye’nin ulusal ve uluslararası planda yaşadığı bu değişim sürecini yavaşlatmak, yolundan saptırmak isteyenlerin ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu kaydeden Koç, “Bütün mesele bunları karşılayabilecek yaklaşımları sürece egemen kılmakta düğümleniyor. Her şeyden önce inanç tazelememiz gerekiyor” dedi.

Türkiye’nin yüzünü batıya çevirdiğini ve bu anlamda hedefine ulaşmak için geride bıraktığı mesafenin hedefe olan uzaklığından çok daha fazla olduğunun altını çizen Koç, “Dönemsel güçlüklere bizi zorlayan, sinirlendiren gelişmelere tepki göstererek yolumuzdan dönemeyiz. Bunca emeği heba edemeyiz” dedi.

Koç, Türkiye’nin önüne koyduğu idealleri gerçekleştirebilmek için topyekun çaba sarf etmenin önemine vurgu yaparak, çağdaş siyasi partilerin, çağdaş bürokrasinin piyasa ekonomisinin gereklerini kavramış özerk düzenleyici kurumların, güçlü sivil toplum kuruluşlarının, özgür ve seviyeli basının, eğitim kurumlarının ve özel sektörün katkısı olmaksızın bu gelişim sürecinin tamamlanamayacağını kaydetti.

“YÜZÜMÜZÜ BATIYA ÇEVİRMEKTEN BAŞKA ÇARE YOK”

Türk özel sektörünün son 20 yıldır yaşanan değişimin en önemli itici güçlerinden biri olduğunun altını çizen Koç, “70 milyonluk Türkiye’ye refah ve mutluluk sağlayabilmek için yüzümüzü batıya çevirmekten başka çaremiz yoktur. Dünyadan koparak, kendi içimize kapanarak, içinde yaşadığınız coğrafyanın imkanlarıyla yetinerek, gelişmiş ülkelerle aramazdaki farkı asla kapatamayız” diye konuştu.

Öte yandan Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini de azami ölçüde geliştirmek zorunda olduğunu ifade eden Koç, özellikle Ortadoğu, Orta Asya, Kafkaslar, Akdeniz ve Karadeniz havzalarıyla Balkanlar’daki ilişkilerin güçlendirilmesinin de hem AB hem de ABD ile olan ilişkilere güç katacağını kaydetti. Koç, TÜSİAD olarak Türkiye’yi yolundan saptıracak her türlü girişime karşı mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious