Üç parti, tek devlet!

  • Giriş : 03.07.2007 / 15:30:00

Meydanlarda siyaset yeniden inşa ediliyor, meydanlar nasıl karşılık veriyor?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Liderler ne söylüyor, meydanlar nasıl karşılık veriyor? Meydanlarda siyaset yeniden inşa ediliyor. Bu inşa, geleneksel farklılıklara rağmen CHP, MHP ve DP’de bir benzerlikler silsilesi, derin bir uyuma yol açıyor.


Medya il il dolaşıp halkın nabzını tutuyor; acaba seçmen hangi partiye yöneliyor şeklinde tahminlerde bulunuyor. Aydın’a kadar gidip ‘kendi nabzı’nı tutan Özdemir İnce gibi, “CHP banko, AKP barajı zor geçer” gibi derin gözlemlerde bulunan çıkıyor elbette. Bu, seçimler, partiler, seçmen davranışları ve milletvekili adayları kadar medya temsilcilerinin tespitlerinin bazen daha izlenmeye değer olduğunu gösteriyor. Bütün Türkiye’yi dolaşarak seçimi izleyen bir televizyon programından canlı yayın esnasında ezan okunursa ne beklersiniz? Kanalın Ankara Temsilcisi tahminlerinizi boşa çıkartmayarak, büyük bir kıvraklıkla “ Ne güzel gök kubbemizde ezanlar okunuyor, tabii laik Türkiye Cumhuriyeti olduğumuzu unutmamalıyız, bu ülkeyi yolda bulmadık.” şeklinde bir söylem tutturuyor ki, meydanların mı yoksa medyanın mı daha ‘seyirlik’ olduğu konusunda bir hayli kafa karıştırıyor.

Neyse ki biz meydanları izlemeye karar vermiştik. Liderin konuşması, meydanın tepkisi belki şehrin mitinge kayıtlı olup olmadığı, partinin seçmen profili ve bütün bunlardan hareketle partinin halk katındaki yerini tespit etmekti gaye. Geçen hafta AK Parti’ni doğu seferini okudunuz, bu hafta ise MHP Manisa, DP Antalya, CHP Tokat mitingleri izlenerek çoktandır adına ‘demokrasi seçimi’ denilmeye başlanan, devletin âli çıkarları ile halkın masum istekleri arasında sıkışıp kalan seçimin hangi minvalde ilerlediğini gözlemlemekti amacımız.

MHP-CHP KARDEŞLİĞİ

MHP Manisa mitingi için kayda geçirdiğimiz, “Çok sıcak bir hava, asfaltta yumurta pişirtecek cinsten” cümlesini bütün mitingler için genelleştirebiliriz. Ancak hemen belirtelim, havalar sıcak, parti liderleri sıcak temaslardan söz ediyor, sımsıcak polemikler açılıyor ancak oylarıyla siyasete yön verecek halk kesimlerinden ciddi bir sıcaklık gözlemlenmiyor. “Tuhaf bir seçim bu.” diyor Manisalı bir esnaf: “Ağız dadıyla bir oy veremeyeceğiz.” Ne olursa olsun ağızlarda kekremsi bir tat var. “Çevre il ve ilçelerden gelerek meydanın çeşitli gölgelerine sığınan partililerin parçalı bulutlu hali siyasi atmosferi de özetliyor.” şeklinde genel bir cümle kurmak mümkün.

Mitinglerde görülüyor ki partiler arasında centilmence bir yarış, tatlı bir rekabet yok; her söylemde kasıtlı faulün emareleri görülüyor. CHP’nin Tokat mitinginde olduğu gibi. Erdoğan’ın pek çok şarta bağlı olarak DTP ile de görüşürüz sözü, CHP lideri Deniz Baykal’ın ağzından ‘AKP ile PKK nişanlanıyor, düğün şahitleri Barzani ile Talabani olur herhalde’ gibi ancak kahve sohbetlerinde olabilecek bir formda karşımıza çıkabiliyor. Hoş bu ilk defa olan ve son bulacak bir şey değil; ancak bu kadar siyasi liderin savaş vaat ederek halktan oy istemesi herhalde ilk defa oluyor. “Eğer ben kazanırsam Kuzey Irak’tayız.” vaadi, mazot 1 YTL olacak vaadiyle yan yana sunuyor.

Baykal’la Bahçeli’nin konuşma içerikleri pek çok yerde kesişiyor. Bir kere sert bir AK Parti karşıtlığı üzerine kuruluyor söylem. En belirgin olanı Kuzey Irak’la ilgili. Bahçeli, “Ordu hazır olsun, biz geliyoruz.” diyor, Baykal ise bunu farklı bir şekilde ifade ediyor sadece. AK Parti’nin 360 milletvekili olup da cumhurbaşkanını seçememesinin ‘bir beceriksizlik’ örneği olarak sunulması iki liderin de ortak stratejisi. Baykal Tokat’ta bir adım ileri giderek, “Biz vakti zamanında 49 milletvekiliyle Meclis başkanını seçtik, bunlar 360 milletvekiliyle bir cumhurbaşkanını bile seçemediler.” diyor. AK Parti’ye yönelik cumhurbaşkanlığı seçimini kullanıyor eleştirisine karşılık aynı partilerin AK Parti’yi iş bilmemekle suçlamak için cumhurbaşkanlığı seçimini fazlasıyla kullanması hayli ilginç.

İkinci ortak argüman AK Parti’nin ‘millet sırtından devlet düşmanlığı yaptığı, rejim için bizatihi AK Parti’nin tehlikeli olduğu. “Başka coğrafyalarda düşman aramaya gerek yok, AK Parti başlı başına bir tehdittir” sözü Bahçeli’ye ait. Baykal halktan 370 milletvekili isteyen Tayyip Erdoğan’ı kriz tehdidi yapmakla suçluyor ancak 2 dakika sonra AK Parti’nin devlet için ne kadar önemli bir tehdit olduğundan yani seçilmesi halinde işlerin sarpa saracağından söz ediyor: “Türkiye ayrışmaya doğru gidecektir.” Bu söylem benzerlikleri ‘din tacirliği, devlet kurumları arasında ayrışmaya gidildiği vs şeklinde çoğaltılabilir. Manisalı bir manifaturacı, “Cumhurbaşkanlığı ile beraber bu işin içindeyim. Hiç de alakam yokken AK Parti’yi ezerken beni de ezdiler.” diyor. Her iki lider de bürokratik elitin kaygılarını farklı argümanlarla dile getiriyor görüntüsü veriyor sadece. CHP-MHP yakınlaşmasına dikkat; mitinglerde de görülecekti ki bu sadece liderler bazında kalan bir yakınlık değil.

KÖYLÜLER, MİTİNGLERİN EFENDİLERİDİR

1950’lerde başlayan çok partili hayat ‘çarıklılar’ın zaferiyle sonuçlanmış, kimileri için bu tarih karşı devrimin de başlangıcı sayılmıştı. Çarıklılık aslında seçkinci cumhuriyetçi elitin bir aşağılama kavramıydı. Çarıklıları en geniş manasıyla köylü ve kasabalılar olarak ele alırsak, şu denilebilir ki eğer onlar olmasıydı ne çok partili hayat olurdu ne de bugün CHP dâhil herhangi bir parti miting yapabilirdi. Mitingleri sürükleyen, kilometrelerce yolları katedip meydanları dolduranlar onlar. Yani köy kahvesinde siyaset konuşanların aslında en bilinçli, partisini uzaklardan gelip yalnız bırakmayan sadık bir topluluk olduğu görülüyor. Yani her partilinin ‘çarıklısı’ var. İzlediğimiz üç mitingde köylü sayısı ezici bir üstünlükle CHP’ye aitti. Siyasi parti liderlerinin daha yakın bir zamana kadar akıllarına gelmeyen mazot meselesini dillerinden düşürmemesinin mitinglerde karşılaştıkları kitleyle doğrudan alakası var. Onlara Kuzey Irak’a operasyon dışında vaat edebilecekleri yegâne şey mazot olabileceğini düşünüyorlar belki de. Aslında nüfusun önemli bir yekûnunu teşkil eden köylü nüfus için partilerin geliştirdiği önemli bir politika da yok. Mazot aynı zamanda politikasızlığı simgeliyor. Kısacası seçim zamanında pikniğe giden şehirli nüfus miting zamanında da bu alışkanlığından vazgeçmiyor. Bir diğer soru ise mitinglerin modası geçti de böyle mi oldu oluyor. Mitingler, 1950’lerden beri siyasi hayatımızın bir parçası. Bu arada radyo yaygınlaştı, televizyon icat oldu, internet her eve girdi, cep to cep çağı idrak edildi ama mitinglerin şekli değişmedi. Eğer mitinglerin misyonu bitmedi diyenlerdenseniz CHP, MHP ve DP mitinglerinin bizde bıraktığı intiba hiç de işlerin yolunda gitmediği şeklinde. Meydanlar, yüzde 90’ı orada yaşamayan insanlarca dolduruluyor, şehirlerin taşralarından insanlar sadece doldurmak için meydanlara taşınıyor, bazen yüzlerce km. uzaktan partililer akın ediyor, sadece meydan doluluğu sağlansın diye. Üstelik bu sefer kendi haklarına, çıkarlarına ve de demokrasiye sahip çıkmak için değil, mitinglerde konuşulanlardan hareketle devletin yüksek menfaatleri için meydanlarda oldukları görülüyor, paradoksal olarak. Ayrıca partinin gönüllüleri ve teşkilatın taşradan meydana taşıdıkları dışında meraktan miting alanına sürüklenen, ‘şu lideri bir görelim’ diyen kimse çok az.

BAZI NOTLAR: MESELA MİTİNG CAZGIRLARI

Mitinglerin sazanları diyebileceğimiz yani miting saatinden 2 saat önce alana gelip kavurucu sıcak altında bekleyenler, geldikleri il ya da ilçe ile miting alanı arasındaki mesafe ve saat ayarını hesap edemeyenlerden oluşuyor. Miting adabı bakımından en hazırlıklı ve disiplinli olanlar MHP’lilerdi. Genellikle ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlarla uygun adım miting alanına girenler onlardı. Bütün mitinglerde kadınlar ve bayraklarda bir çoğalma olduğu gözden kaçmıyor. Sözgelimi CHP’nin bir önceki Tokat mitinginde bayrak sayısı yok denecek kadar az. Cumhuriyet mitinglerine aşina olan partilerin mitinglerinde Türk bayrağı daha fazla. Bu sadece onların daha hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Sözgelimi DYP Antalya mitinginde bayrak çok azdı; bu da el altında bir bayrak olmamasından kaynaklanıyordu büyük ölçüde.

Bütün mitinglerde ciddi bir güvenlik önlemi vardı. Miting girişinde satılan parti şapkaları, bayraklar ve depolanan su, mitingden sonra ‘sudan ucuza’ gidiyor.

Mitingin en hararetli anında liderin konuşmasını bölüp onun hoşuna gidecek, “Başbakan ...” ya da rakip partiyi kastederek “Satılmış ...” şeklinde sloganlar atmak âdetten. Hem liderini onore ediyor hem de kendilerine de söz hakkı verilmiş hissi yaşıyor.

Meydan ister küçük ister büyük olsun, liderin çok uzağına olmamak kaydıyla hemen karşı çaprazına bir otobüs veya tır yerleştirmek akıllıca. Hem arkasındaki boşluk gözükmüyor, hem de kameralarda meydanın hınca hınç dolu görüntüsü pekişiyor.

Liderlerden önce mikrofonu elinde tutan kişi, solist altı görevini ifa ediyor. Bu kişilere kısacası miting cazgırları diyebiliriz. Meydanı coşturmak onların görevi. Lider Kuzey Irak diyorsa o daha büyük laflar etmek suretiyle daha ileri gidebiliyor. Bir de işlerine öyle aşinalar ki, doğrusu liderlere verilen puan sistemlerine onlar da dahil olmalılar. Konuşmaları hiç bir şekilde medyaya yansımadığı için özgürce ve cömertçe konuşuyorlar. Liderlerden önce konuşan coşturma, kitleyi eğitme, mitinge hazırlamakla görevli ‘cazgırlar’ daha medeni deyimle mübaşirler MHP, DYP ve CHP ayırt etmeksizin başarılılar. Üsluplar tavırlar öyle birbirine benziyor, o kadar profesyoneller ki, partiler arası transferleri bile söz konusu olabilir. Biraz havadan bakıyorlar, bazen azarlıyorlar ama nasıl coşturacaklarını iyi biliyorlar. Hem literatüre, hem topluluğa hem de mikrofona hâkimler. Siyasi ikballeri de açıktır herhalde.

Manisa Ovası Bozkurt yuvası!

Manisa, isminin bilinirliğine nazaran bir hayli küçük, Spil Dağı yamacına dayanmış bir Anadolu şehri. Her partiyi tatmin edecek kalabalık temin etmek zor bu şehirde; ancak MHP mitinginde neredeyse yüzde 90’a yakın kitlenin çevre il ve ilçelerden gelmiş olması MHP’nin Manisa merkezde kuvvetli olmadığını gösteriyor. Anavatanlı bir ilçe belediye başkanı MHP’ye geçmiş, 150 araç konvoyuyla şehre gelmişler.

MHP, AK Partili yıllarda mutedil bir dil geliştirdi, ülkücü gençliği sokağa dökmeyi engellediği için ulusalcıların hışmına uğradı. Bu davranışın tek istisnasını şehit cenazeleriyle ilgili cami avlularında hükümeti protesto eden gençleri Bahçeli’nin ‘normal bir tepki’ şeklinde desteklemesi oldu. Terörle birlikte MHP’ye yönelen oylarda beklenmedik fren etkisi gösterdiği de söylenebilir. Manisa’da, ‘tamam ilk başta bizim gençler vardı ama sonra çekildiler, caminin dışındaki ulusalcılar devam ettirdi’ diyen Manisalı MHP’lilerin açıklamaları da bunun göstergesiydi. Açıkça cenazede yaşananları çok yakışıksız bulan MHP’liler de var. Buna karşılık Bahçeli, Tayyip Erdoğan’ın bir sözüne karşılık mitingde gür bir sesle “ülkücüler şehitleri istismar eden terbiyesizler olarak nitelendirilemez” şeklinde tepki verdiyse de cenaze protestolarında bir hata imasında bulunmadı.

Miting alanı MHP’liliği müsellem olan bir kitle ile dolu. Vereceği oyun sorumluluğunu hissedenler de yok değil. “Bahçeli’yi dinleyeceğiz, diğerlerini de...” diyor çarşıdan bir esnaf. Açıkçası miting öncesi Manisa’da MHP rüzgârı esmiyor, miting sonrası esecek gibi de durmuyor. Ancak ilçelerde kuvvetli olduğu da malum. Alanda koyu MHP’li olduğu belli olan Mustafa Bey şapkasını göstererek, “İsteseydim MHP şapkası alırdım ama ben Türkiye şapkası aldım. Anladın mı?” diyor mimikleriyle desteklediği cümlesini tamamlarken. Bir başka MHP’li ağır “terör bölücülük” söylemine karşılık, “Manisa’nın dört bir tarafı Kürtlerle çevrili ama bizim onlarla bir sorunumuz yok.” diyor. MHP’nin ulusalcı söylemle mesafesi devam ediyor, ‘ötekini’ yok etmek değil belli şartlar karşılığında kardeş görmek eğilimindeki geleneksel milliyetçilik hâkim.

İzmir’den mitinge katılan modern görünümlü bir bayan grubu eğer işleri olmasaydı Cumhuriyet Mitingleri’ne katılacaklarını söylüyor. Acaba kendilerini ulusalcı mı milliyetçi mi görüyorlar? Önce, bir anlık tereddütle “İkisi arasında ne fark var ki?” diyorlar sonra da “Tabii ki milliyetçiyiz.” diye ekliyorlar. Hemen yanı başlarındaki 70’lik Elif Nine, gençler gibi “Bahçeli gelecek işler çözülecek” diye bakmıyor olaya. “Hayırlısıysa oğlum.” diyor sevdiği belli olan liderini izlerken. Bu mütevekkil yaklaşım gençlerce yanlış anlaşılıyor; tabii ki hayırlı olacak diye düzeltiyorlar. MHP’liler basından da şikâyetçi. Güneş gözlüğü, klasik ülkücü bıyığıyla arz-ı endam eden bir partili avucunun içine koyduğu gazete kupürünü gösterip, “İşte basının marifeti diyor, bu kadar önemli olaya bu kadar yer ayırıyor.”

Devlet Bahçeli’nin son MHP kurultayında da sergilediği tamamen AK Parti’ye dayanan söylemi ‘yüksek sesle’ devam ediyor. Önce nezaket cümleleriyle başlıyor konuşmasına sonrasında ise hiç yumuşamıyor. Partiyi yakından izleyenler artık Bahçeli’nin söylemine o kadar aşinalar ki sürpriz beklemiyorlar. Deniz Baykal gibi durgun suda fırtınalar çıkartma yeteneği Bahçeli’de gözükmüyor; ama meydan mitingleri konusunda en istikrarlı ve tutumlu kişi olduğu bir gerçek. MHP’nin başarısında da başarısızlığında da AK Parti’ye karşı geliştirilen sert söylem stratejisi büyük rol oynayacak. Söylem elastikiyeti olmaması şehit cenazelerinde gündeme gelen yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Keza, Bahçeli zaten iktidara gelince neler yapacaklarına dair ümit verici, motive edici jestler içeren bir söyleme girmiyor.

Aleviler olmadan asla!

CHP Tokat mitinginden hemen sonra şehir merkezi Saadet Partisi’nden bağımsızlara, AK Parti’den MHP’ye bütün partilerin seçim otobüsleriyle doldu taştı ki, mitingden bir saat sonra şehre gelen bir kişinin o gün hangi partinin mitingi vardı sorusuna cevap bulması zordu. CHP’nin Tokat mitingini köylerden ve kasabalardan gelen Aleviler sırtladı. Rahatlıkla meydandakilerin yüzde 90’ının Alevi olduğu söylenebilir. Tesadüfen seçip konuştuğumuz 10 kişiden 9’u Alevi idi sözgelimi. Bazı Alevilere göreyse meydanın yüzde 99’u Alevi’ydi. Elbette herkes konuşmaya meraklı değil; meraklı gözlerle bizi takip eden bir grup yaşlıya yanaştığımızda sessizliğe bürünüyorlar, konuşmayacağız diyorlar el hareketleriyle. Hoparlörden “Hepinize tek tek sarılıyorum” sesi yükselince sıcaktan bunalan CHP’li mitingzede lafını esirgemiyor: “5 yılda bir geliyorsun. Sarılacan tabii.” Deniz Baykal her seçimde kürsü vitrinini yeniliyor. Geçen seçimlerde Yaşar Nuri Öztürk vardı, bu seçimde İlhan Kesici ve Yaşar Okuyan. Anonslardan sonra en çok dışarıdan katılanlar alkış alıyor ki, en azından mitinglerde bu formülün tuttuğunu gösteriyor.

35 km. uzaklıktaki köyünden gelen Ergin, belli ki bahçeden çıkıp gelmiş. Kendini bildi bileli CHP’li olarak tanımlıyor pek çok Alevi gibi. Her mitingde köylerinden 3 otobüs kalkarmış, bu sefer bire inmiş bu sayı. Ergin bu durumu havaların sıcaklığına ve iş güç zamanı oluşuna bağlıyor. Aleviler arasında ne olursa olsun CHP’liyiz yaklaşımı devam ediyor. Bir grup Alevi vatandaşımızla konuşuyoruz. Niye ısrarla CHP? “Cumhuriyeti kurduğu için, bir de sözde değil özde milliyetçi olduğu için” cevabını alıyoruz. Bu cümleyi farklı şekillerde başka Alevilerden de duyuyoruz. Gruptan bir başkası, “Baykal’a kızıyoruz ama buna rağmen yine CHP’liyiz.” diyor. “Diğer partiler de Alevi kökenli adaylar gösterdi, bu oyları bölmez mi?” sorusuna karşılık, “Tokat Alevi’si farklıdır, kolay kolay yolundan dönmez.” cevabını veriyorlar. Kendisini ÖDP’ye daha yakın hissettiğini söyleyen Bayırlı köyü eski muhtarı İsmet İlik’e göre CHP aslında sağa daha yakın bir parti. Onlara göre Tokat’ta Alevi de olsa hep aynı adayların olması heyecanı öldürüyor.

Biraz konuştukça başlangıçta biz hep CHP’li kalacağız türünden açıklama yapan amca, radikal bir öneri getiriyor: “Bütün partiler kalksın, her il kendi milletvekilini seçip göndersin, en iyisi bu.” Ne kadar sadık bir seçmen profili çizseler de içten içe politik düzene belki de partilerine karşı bir güvensizlik de yok değil.

BARİ MHP’YE OY VERİN!

Bu sefer CHP’li üç bayanla sohbet ediyoruz. İkisi Alevi, biri Sünni. Sünni gelin, yok aramızda bir fark gibi bir tablo çiziyor. CHP’lilik Alevilik, kadınlar vs derken sohbetin bir yerinde Sevinç Şen, “İtiraf etmek gerekirse biz aslında koyu bir Alevi değiliz, fanatik CHP’li de...” diyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi 2007 seçimleri için dönüm noktası. Dolayısıyla her mitingde laf dönüp dolaşıp oraya geliyor. Baykal’a göre AK Parti’nin tavrı ‘kaza yapan şoförün tekrar tekrar kaza mahalline gelmesi’nden başka bir şey değil. CHP’nin tavrını anayasanın tanıdığı demokratik hakkın kullanımı olarak görüyor. Başta da işaret ettiğimiz gibi cumhurbaşkanlığı seçimini AK Parti’nin beceriksizliği olarak lanse etme politikası güdülüyor.

Sıra teröre, Kuzey Irak meselesine geldiğinde ilginç bir şey oluyor. “Kim yapıyor terörü? PKK. PKK’nın arkasında kim var? Kuzey Irak’taki Barzani ve Talabani ile Türkiye’deki uzantıları.” Tam bu noktada mitingi beraber izlemekte olduğumuz bir CHP’li arkasında kim var serisinin afilli “PKK’nın arkasında Amerika var.” cümlesiyle biteceğini düşünüyor ki, şaşkınlıkla “Allah Allah Amerika’dan hiç bahsetmedi.” tepkisini veriyor. Yaşar Büyükanıt’ın Kuzey Irak operasyonunun siyasi bir olay olduğunu açıklarken orada ABD de var sözü Baykal’ın söyleminde eksik kalıyor.

Amasya’dan kalkıp miting için Tokat’a gelen Köy Enstitüsü mezunu Mehmet Aksoy’a, “Eğer CHP’ye oy vermeseydiniz kime verirdiniz?” sorusunu yönelttiğimizde, “MHP’ye.” cevabını veriyor. “MHP ile CHP arasında büyük bir uçurum, ideolojik ayırım pek fazla değil. Bir zamanlar gençler arasında pek çok olaylar yaşandı ama bugün böyle bir olay yok. İnsanlarla konuşurken ‘bize oy vermeseniz de bari MHP’ye oy verin’ diyoruz. Aksoy’a göre milliyetçilik ve devletçilik her iki partinin temelini oluşturuyor. Daha genç CHP’li yönetici ise CHP olmasaydı kendi tercihinin sosyalist bir parti olacağını söylüyor. Baykal terörlü, AK Partili, mazotlu konuşmasını “Tokat beni mutlu etti.” diyerek tamamladıktan sonra meydan boşalmaya yüz tutarken çimenlere uzanmış Karakaya köyünden bir Alevi’nin tepkisi, “Pancarın, tütünün kotasını kaldıracağız diye bir şey söylemedi. Cemevleriyle ilgili bir şeyler beklerdik kısacası.” şeklinde oluyor.

Başbakan Mehmet!

Eğer becerebilirse meydan “Başbakan Mehmet” diye inleyecek ama olmuyor işte. Parti sunucusu sloganını miting halkına belletmeye çalışsa da ‘Başbakan Mehmet’in ‘siyak ve sibak’ uyumu tutmuyor, bir türlü ahenk yakalanamıyor. “Başbakan Ağar” en doğrusuydu; ama o da bir heceleme sorununu beraberinde getiriyordu. Daha mitingin başında Mehmet Ağar’ın başbakanlık sloganında aksamalar vardı.

Üç miting bazında değerlendirirsek en sıcak ve gerçekçi mesajlar Mehmet Ağar’ın Demokrat Parti mitinginde vardı. “Bu topraklar... yanmış çaresiz yürekler... güzelim Anadolu...” gibi sıcak cümleler kurmayı seviyordu Ağar. Ağar’ın televizyon programlarında izlediğimiz ağırbaşlı, lafı çok uzatmadan, cümlelerin kelimelerin devrile devrile inşa edilerek kurulduğu konuşma tarzı biraz daha gür sesle meydanlarda da dile geliyor. Şüphesiz mesajlarını en açık, korkutmadan verebilen bir parti DP. Fakat, ne ünlü reklamcı Ali Taran ne de Ağar’ın seçimden bir hayli önce başlayan açılımları, cumhurbaşkanlığı seçimi ve Anavatan’la birleşememesinin kurbanı olmasına mani teşkil etmiyor.

Ağar terör mevzubahis olunca biz bunu biliriz havasında. “Terör meselesi birilerinin çok bağırmasıyla birilerinin lanetlemesiyle, birilerinin ağlayıp sızlamasıyla çözülecek bir mesele değildir.” diyor. Ağar’a göre aslında terörün kökü kazınmıştır ancak AK Parti’nin dış politikayı, içteki gelişmeleri okuyamaması nedeniyle terör şekil değiştirmiştir. MHP ya da CHP lideri gibi sert açıklamalar yapmıyor, Kuzey Irak’a girelim sloganları atmıyor. “Bizi dinleselerdi bunlar olmazdı.” derken de aslında yapıcı olduğunu gösteriyor. En önemlisi de ‘siyasi’ çözüme daha yakın argümanlar kullanıyor.

Sıklıkla DP’nin ‘demokrasi’ misyonuna vurgu yapıyor, “Allah bu milletin önünden sandığı eksik etmesin.” gibi sözler sarf ediyor. Söylemdeki bütün pozitifliğe rağmen, DP nezdinde merkezî sağın daha da eridiği gözlerden kaçmıyor. Yarım asırdır neredeyse bütün hükümetlerin kurulmasında omurga olan merkez sağ en azından bildiğimiz söylemi ve aktörleriyle bir bir çöküyor. Elbette bunun en bariz örneği DP Antalya mitingi değil. Hatta izlediğimiz diğer mitinglerin içinde en kalabalık ve en heyecanlısı olduğu bile söylenebilir. Açıkça ifade etmek gerekirse miting saatinden önce şehirde görülen DP afişleri şehre Mehmet Ağar’ın değil DP 1. Sıra Milletvekili Adayı Ahmet Denizolgun’un geldiğini işaret ediyordu. Meydanın da açık teveccühüyle Antalya’daki bir DP mitingi değil Ahmet Denizolgun mitingi gerçekleşti, Mehmet Ağar’ın konuşmasından gayri.

Ahmet Denizolgun, Süleyman Hilmi Tunahan’ın izinden gidenlerin temsilcisi konumunda olduğu ve taraftarlarının meydanın yüzde 90’ından fazlasını doldurduğu için benzerine az rastlanır bir mitingdi doğrusu. Meydandakilerden farklı profilde duran birisiyle konuşmaya başladığımızda onun Denizolgun’u destekleyen vatandaşları getiren CHP’li bir şoför olduğunu öğreniyoruz. Meydanda DYP’nin klasik siyasetçi yüzünü yansıtan tiplerin olmayışı DP’nin yeni ve farklı bir taban bulduğunun, ama merkez sağ tabanı yakalayamadığının da göstergesi olabilir. Zira aynı sendromu 2002’de ANAP yaşamıştı. Ve muhtemeldir ki 2002 Antalya ANAP mitingi aynı coşku ve kalabalıkla idrak edilmişti. “Biz yüzde 5’iz, Ağar’ın da yüzde 5’i varsa baraj sorunu olmaz.” diyor bir miting sakini, yaptığı hesaptan emin olmaksızın. Tarih tekerrür eder mi bilinmez, ancak tarihin de affetmediğini bir yerlere kaydetmek gerekiyor. Zira miting alanından 500 metre ileride bindiğim taksinin şoförü koyu bir DP sempatizanı çıkıyor ancak orada bir Demokrat Parti mitinginin olduğundan bile habersiz.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious