Uğur Aslan: Eski günleri özlüyorum

Uğur Aslan: Eski günleri özlüyorum.9190
  • Giriş : 30.05.2009 / 15:42:00

Bir dönem İslami camianın ünlü isimlerinden sayılan Uğur Arslan şu sıralar evlilik programlarıyla gündemde.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Senelerce Deniz Feneri programında izledik Uğur Arslan'ı. Herkes takdirle karşıladı, İslami camianın sevilen ismi oldu. Fakat bir süre sonra sıkılmış olacak ki bu ilgiden, bırakıp eski günleri, FOX'ta izdivaç programıyla devam etti yoluna. Okuyacağınız röportaj Arslan'ın dünü, bugünü ve yarınına dair konuşulanlardır. İyi haftasonları!

Bir dönem Kanal 7'de Deniz Feneri'ni sunarken birdenbire sizi FOX ekranında bir nevi çöpçatanlık programı olan Su Gibi'de gördük. Nasıl gerçekleşti bu değişim?

Deniz Feneri ile olan programcılık ve sunuculuk sözleşmemiz bitince tamamen Su Gibi'ye yoğunlaştım. Bu iş ilk etapta rastlantı oldu aslında. Programın ilk başlardaki formatı yardıma yönelikti. Orada bir iki evlilik yaptık. Çok da ilgi gördü. Nihayetinde, reyting veli nimetimizdir bizim. Şimdilerde evlilik programları arasında en fazla amaca hizmet eden bir program yapmaya çabalıyoruz.

Amacı neydi bu değişimin?

Prime Time'da yardım programı yaptım, başarılı oldu. Şimdi gündüz kuşağında kadınlara yönelik bir program yapıyorum. Bu da başarılı olursa bu benim kariyerime artı olarak yazılacaktır.

Ama Deniz Feneri sunuculuğundan sonra evlilik programı biraz garip olmadı mı?

Hayır olmadı. Çünkü biz Deniz Feneri zamanında da canlı yayında köylerde iki fakir insanın evlenmesine yardım ediyorduk. Orada sadece düğün yapmıyorduk, evlerini döşüyorduk. Deniz Feneri'nin Su Gibi'den tek farkı Deniz Feneri'nde biz tanıştırmıyorduk, tanışanları evlendiriyorduk.

Siz yadırgamadım diyorsunuz. Peki, sizi takip eden izleyici kitlesi ne dedi bu işe?

İlk başta bu iş bir çöpçatan programı gibi algılandı. Dolayısıyla eleştiriler de oldu fazlasıyla.

Çöpçatanlık da zaten çiftleri bir araya getirmek değil mi? Sizin yaptığınız işten bir farkı yok anlamında söylüyorum…

Çöpçatan programı sunuyor denmesi beni rahatsız ediyordu ilk zamanlar. Ama aldırmıyorum artık. Yine de ısrarla söylüyorum benim yaptığım çöpçatanlık işi değil. Bir de bunu kimin söylediği de önemli. Benim çalıştığım kanalların ortak özelliği, herhangi bir destekçi gazetelerinin olmamasıydı. Medya desteği olmayınca da farklı grupların gazetelerinden eleştiri alıyoruz sürekli. Benim için gösterge şu: İnsanlar ne kadar izliyor ve izleyenlerin ne kadarı bu programı beğeniyor? Bunun cevabı yeter bana.

DİNDAR ÇEVRE GENİŞLEDİ

Deniz Feneri ile insanlara yardım ederken, şimdi Su Gibi'de insanları evlendiriyorsunuz. İnsanları doyurduk sıra evlendirmekte mi dediniz?

Doyurmak dediniz. Oradan yola çıkarak konuşayım. Deniz Feneri'nde son zamanlarda bir olay oldu, o zaman artık bu program tükendi dedim ben. On yıl önce gittiğimiz bir köye, seneler sonra tekrar gittik. Köydeki herkes bizden on yıl önce ekmek isterken, on yıl sonra bulaşık makinesi istiyorlardı. O zaman sona geldi diye düşündüm. Artık doyuracak kimse bulmak mümkün değil memlekette. Aynı yerde de durmak mümkün olmadığından farklı alanlara kaymalıydım.

“Başörtülülerin beyaz atlı prensiyim” diyordunuz bir dönem. Şimdi değişti mi bu durum?

Bu benim kendi yakıştırmam değil. İlk şiir albümlerim çıktığında “İslami Tarkan”, “Başörtülülerin beyaz atlı prensi” gibi yakıştırmalar yapıldı. Başörtülülerin sevdiği insan olmak güzel bir şey lakin benim hedefimde daha başka insanlar vardı. Güzel bir çıkış noktasıydı, ağzı dualı insanlarla yola çıkmak iyiydi yani. Ama artık bu çevre genişledi.

Sizi bir yönüyle Ahmet Hakan'a benzetenler bile var. Siz ne diyorsunuz bu işe?

Ahmet Hakan'la birlikte bir deyim oluştu ülkemizde: Ahmet Hakanlaşmak. Bana da bu soruyu sıklıkla soruyorlar. Bunun ne olduğunu çözebilmiş değilim. İnsanların kendi seçimidir bu. Ben birlikte yola çıktığım insanları kaybetmek yerine, o yolda devam etmemeyi tercih ederim. Etrafımdaki insanlara hep yenilerini eklemekten yanayım. Kimsenin kaybolmasına gönlüm razı olmaz.

İNSANLAR MAĞDUR OLDU

Deniz Feneri Davası'na gelelim istiyorum. Siz oraya senelerce emek vermiş biri olarak ne hissediyorsunuz?

Çok üzücü elbette. Bunca sene emek verdiğiniz kurumun zan ve agresif saldırı altında olması ve hakkında bu kadar negatif söylemlerin olması üzücü bir şey. On iki yıl boyunca bizim içerisinde bulunduğumuz şey güzel bir kahramanlık hikâyesiydi. Ben hep öyle gördüm ve gece de rahat uyudum. Almanya'da ne oldu, ne bitti. Bunlar benim dışımda gelişen şeyler. Olan biteni basından hüzünle izliyorum. Muhakkak bir gün her şey açıklığa kavuşacaktır. Ve bütün bu dedikodular yüzünden mağdur olan iki buçuk milyon fakir insanın yüzü gülecektir.

Şimdilerde tekrar Deniz Feneri'ne dönmek ister misiniz?

O günlere dönmeyi istiyorum gerçekten. O çok güzel bir duyguydu. Tekrar insanlara yardım eden bir iş içerisinde bulunmayı isterim. Şu an benim üzüldüğüm tek şey ben neden hala dağlarda, yollarda insanlara yardım etmek üzere dolaşamıyorum. Çünkü bu bizim yaşam tarzımız, felsefemiz olmuştu.

Böyle davalar ve tartışmalar etkiler mi Deniz Feneri'ni?

Deniz Feneri'ni çok etkiledi elbette. Öğrendiğim kadarıyla beş yüz bin aileyi etkiledi sanırım. Onlara giden yardım kesildi birden. Bir endişe doğdu insanların içerisinde. Ben en çok o beş yüz bin kişiye üzülüyorum şu an.

İnsanlar artık Deniz Feneri'ne nasıl güvensin?

Şu an herkes şimdi ne olacak diye bekliyor. Bir de buna Almanya meselesi demekte fayda var. Deniz Feneri orada aklanacaktır. Aklandıktan sonra yardım edenlerin sayısı yine artacaktır. Yardım edenle, yardıma muhtaç yine Deniz Feneri çatısında buluşacaktır.

Aklanacak mı sizce?

Ben gördüklerime ve duyduklarıma dayanarak söylüyorum ki Türkiye'de Deniz Feneri'nin aklanmaması için hiçbir sebep yok.

Minarelerin birbirleriyle konuştuğu şehirdir İstanbul

Doğup büyüdüğünüz şehir İstanbul. Neler söylersiniz bu şehre dair?

Karagümrük'te doğdum ben. O dönem İstanbul'un merkezlerinde biriydi. Belki şimdilerde kalmadı ama ahşap cumbalı evlerin olduğun yerlerdi. Zaman içerisinde bu güzellikler kayboldu. O ahşap cumbalı güzelliğini ne yazık ki kaybediyor İstanbul. Artık camekân plazalar var. Önceden, İstanbul'a Pierre Loti'den baktığınızda minareler birbirleriyle konuşurdu. Şimdi İstanbul'da gökdelenler karşıdan karşıya birbirleriyle konuşuyorlar. Minarelerin heybeti yerlerini gökdelenlere bırakıyor. İstanbul'un görüntüsüyle beraber kültürü de değişiyor. Daha bir kozmopolit. Bu sebeple İstanbul'da yaşamak da git gide zorlaşıyor. İstanbul'da yaşayabilen dünyanın her yerinde hayata tutunur. Buna rağmen her zaman söylerim ben İstanbulsuz yapamam.

Neden seviyorsunuz İstanbul'u?

İstanbul, yaşamaya başladıktan dört yıl sonra kendisiyle arasında bir bağımlılık yaratan şehirdir. İstanbul'a şehir dışından gelen biri eğer dört sene yaşamayı başarırsa bu şehirden bir daha kopamaz. Artık İstanbul'dan kopmak imkânsız.

İstanbul'da en çok hangi mekanlara gitmekten keyif alırsınız?

Pierre Loti, Tophane, Eminönü. Bunlar kendimi İstanbul'da hissettiğim yerler. Bunun dışındaki semtlerde kendimi İstanbul'da hissetmiyorum. Eminönü'ndeki o kuşları, camiyi ve Galata Köprüsü'nü görünce 'Evet, işte şimdi İstanbul'dayım' diyorum.

Gözlerinizi kapadığınızda gözünüzün önüne nasıl bir İstanbul tasviri geliyor?

Minarelerin birbiriyle konuştuğu uzaktan İstanbul silueti gelir gözlerimin önüne

(Yeni Şafak- AYSEL YAŞA)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*