Ulema krizinin perde arkasi . .

  • Giriş : 17.11.2005 / 00:00:00

Ortada yeni bir kriz var. AIHM'nin Leyla Sahin davasinda verdigi karardan baslayip ulema tartismasina kadar uzanan bir bunalim var.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


1. AIHM'nin verdigi karar gerçekten insan haklarina uygun mudur?

Konu tartismali. Nitekim Insan Haklari Izleme Komitesi bu konuda alinan kararin bizzat bir ihlal oldugunu ve binlerce gencin okuma hakkini elinden aldigini söylüyor ve karari elestiriyor. Aksi görüsler ise AIHM kararini, ayni mahkeme gibi onayliyorlar, Türkiye'deki yasagin bir ihlal olmadigini söylüyorlar. Yarginin karari hak ve hukuk tayininin tek kaynagi olmadigina göre, bu karar elbette tartisilacaktir.

2. Bu karar Anayasa'nin 90. maddesine göre baglayici bir karar midir?

Bu konu da tartismali. Nedeni de su: AIHM tesettüre iliskin kararinda Insan Haklari Sözlesmesi'ni referans almiyor, dikkate aldigi Türkiye'deki mevzuat. Bu mevzuati insan haklari ilkeleriyle çeliskili bulmuyor. Bu durumda mevzuat degisirse, bu hükmün de anlaminin kalmayacagi sonucu ortaya çikiyor. Kaldi ki bu karar kural koyucu bir hüküm olsa tesettür yasaginin Avrupa ülkelerinde de uygulanmasi gerekirdi ki bu yasagi Türkiye disinda uygulayan tek ülke yok.

3. Basbakan Tayyip Erdogan'in yaptigi "türbanin ne olduguna ulema karar verir" ifadesi ne anlama gelmektedir?

Bu üçüncü soru bugünün asil konusu ve iddia su: "Basbakan Danimarka'da yaptigi konusmada AIHM kararini elestirirken 'Türban sorununu ulema çözer' demistir, sorun çözme yetkisini din adamina havale eden bu ifade laikligin açik ihlalidir."

Basbakan'in bu konusmayi yaptigi sirada karsisinda oturan gazetecilerden birisiydim.

Ayni konuda gerek Ankara'dan ayrilirken gerek Ankara'ya dönerken sohbet ettigi 6 gazeteci arasinda yer aliyordum.

Sunu söyleyebilirim:

Bir kere Basbakan "Türban sorununu ulema çözer" demedi.

Sözleri son derece açik olarak su anlamdaydi:

"Türbanin dini yönüyle ilgili tanimi mahkeme yapamaz, yapmasi için din bilginlerinden ya da kurumlarin bilgi almasi gerekir, nitekim Avrupa mahkemeleri benzer konularda bir çok kez kiliseye basvurmustur ve istisari bilgi almistir..."

Bu sözler "Mahkeme kararini bu alacagi bilgiye göre versin" anlamini da tasimiyordu. Tersine, "mahkeme basörtüsünün, basörtüsü yasaginin ya da dini bir hükmün laik düzen açisindan çerçevesini dogru ya da yanlis çizebilir, ama din açisindan ne oldugunu tanimlayip, söyleyemez..." manasina sarfedildi.

"Türban tanimi yapmak" yerine "türban sorununu çözmek" vurgusu kimi siyasi partilerin, kimi gazete ve televizyonlarin kasten yaptiklari bir tahrifattan baska bir sey degildir.

Nitekim bu konuda laiklik ilkesi açisindan aksi görüs nasil savunulabilir, anlamak da mümkün degildir. Mahkemeler elbette bir dini hükmün dini anlamini ve mesruiyetini tartisamaz ve belirleyemez...

Tersi mantiktan hareket ederek, "ezanin, namazin dini anlamini ve uygulanma biçimini mahkemeler de belirler" denebilir mi? Örnegin mahkeme eliyle siyasi düzeni dikkate alarak, is saatlerini gerekçe göstererek namazda rekat sayisini azaltmak, Ramazan'da iftar saatlerini laik ilke açisindan degistirmek ve bunu yaparken dini bir konuda dini bir yorum yapmak, açikçasi hüküm olabilir mi?

Bu yapildigi andan itibaren ihlal edilen laiklik ilkesi olur...

Bu ilke temel olarak dinin siyasi islere karismamasi demek oldugu gibi, din islerine, din yorumuna, dini pratiklere de siyasetin ve laik kurumlarin karismamasi demektir.

Basbakan özetle laiklige ters degil, uygun bir açiklama yapmistir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious