'Ülkeye en büyük kötülüğü yaptılar'

  • Giriş : 20.01.2007 / 00:00:00

MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat, Türkiye'nin iyiye gittiği her dönemde mutlaka önüne taş koyulduğunu belirterek, gazeteci yazar Hrant Dink cinayetini de bununla bağdaştırdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MÜSAİD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat, MÜSİAD Bursa Şubesi'nin 11. Olağan Genel Kurul Toplantısı için geldiği Bursa'da, bugün yaşanan Hrant Dink cinayetine ve 2007 yılında Türkiye'yi bekleyen siyasi-ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Dink'in öldürülmesiyle Türkiye'de huzursuzluğun oluşturulmasının ve batı nezdinde ülke itibarının zedelenmesinin hedeflendiğini kaydeden Bolat, "Bugün müessif bir olay oldu. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, maalesef bir suikast sonucu öldürüldü. Gerçekten çok üzücü bir olay. Ülkemizde huzuru-istikrarı sağladığımız, dev adımlarla ilerlemeye çalışacağımız bu dönemlerde birileri ısrarla bu huzuru bozmaya çalışıyor. Huzurdan huzursuzluk duyanlar var. Türkiye çok önemli ve yönetilmesi zor bir ülke. Bu ülkenin yönetimine o kadar çok etki eden iç ve dış faktör var ki, gerçekten bu ülkeyi yönetmek herkesin harcı değil. Şöyle bir bakın. Birkaç yıl huzurlu istikrarlı geçti mi hemen birileri düğmeye basıyor ve Türkiye aleyhinde olaylar çıkmaya başlıyor.

İlk bakışta bu cinayetlerle amaçlanmak istenen, Türkiye'nin özellikle batı dünyasındaki imajının bozulmak istenmesidir. Türkiye'de özellikle gayrimüslimlere karşı bir sindirme ve baskı yapılıyormuş imajının verilmek istenmesidir. Özellikle sözde Ermeni meselesiyle alakalı batıdaki kamuoylarının ve siyasi kararların harekete geçirilmeye çalışıldığı bir dönem için malzeme verilmek istenmesidir. Bunu her kim planladıysa ve buna her kim alet olduysa, hakikaten Türkiye için kötülük yapmışlardır. İnşallah biz bu kötülükten iyilik çıkarabileceğiz.

Özellikle böyle dönemlerde tek vücut olarak, iktidar, muhalefet, medya ve sivil toplum örgütleriyle bu tür istikrarsızlaştırma hareketlerinin karşısında dimdik durarak, Türkiye içindeki rekabetimizi medenice yapıp ama önce Türkiye diyerek, ülke menfaatleri, milli menfaatler ve dış politika menfaatleri söz konusu olduğunda tek bilek, çelik yumruk olduğumuzu gösterebileceğiz. Onun için aziz milletimiz bu tür badireleri atlatabilecektir. Buna yürekten inanıyoruz. İnşallah emniyet yetkilileri, bu cinayeti en kısa zamanda aydınlığa çıkarır ve sorumluları adalete teslim eder" diye konuştu.

"2007 YILINDA SİYASET DIŞ POLİTİKA, EKONOMİNİN ÖNÜNE GEÇEBİLİR AMA EKONOMİYİ KÖSTEKLEMEMELİ"

Dr. Ömer Bolat, konuşmasında 2007 yılında gerçekleşmesi beklenen siyasi ekonomik gelişmelere de değindi. Genel seçimlere giden yolda siyasetin ekonominin önüne geçmesinin normal olduğunu fakat siyasetin ekonomiyi istikrarsızlaştıracak şekilde cereyan etmemesi gerektiğini belirten Bolat, "Dış politikanın öne çıktığı bir dönemdeyiz. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği (AB) konusu 2006 yılının ikinci yarısında hararetle tartışıldı. Aslında 2007 yılı, AB meselesi için teknik rutin bir yıl olarak geri planda kalacak. Ekonomi de 2007 yılında siyasetin arkasına geçecek.

Çünkü 2007 yılı, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağı bir yıl. Dolayısıyla siyaset, demokrasinin gereği olarak ön plana çıkacak. 2007 yılı AB meselesinin biraz geri kalacağı, başta Ortadoğu olmak üzere bölge coğrafyasının, İran-Irak meselesinin daha çok gündeme geleceği önemli bir yıl. Siyaset dış politika, ekonominin önüne geçebilir ama ekonomiyi kösteklememeli. Ekonomiyi istikrarsızlaştıracak, 5 yıldır fedakarlıklarla sağlanan başarıların bir anda heba olmasına neden olacak şekilde cereyan etmemeli. Siyasi partiler arasındaki demokrasi yarışı rekabet mutlaka olmalı. Bunlar plan, proje ve seçmenin gönlünü kazanma şeklinde olmalı. Yoksa istikrarsızlıktan, kaostan bize oy gelir beklentisiyle asla olmamalı. Bu, Türkiye'ye iyilik değil kötülük olur. Bunun için siyaset, sivil toplum ve medya dünyasında sağduyu her zaman kazanacaktır" şeklinde konuştu.

Dr. Bolat, ekonomideki genel gidişat hakkındaysa şunları söyledi:
"Ekonomide müthiş bir yapısal dönüşüm süreci yaşanıyor. Ekonomi değişiyor, sektörler değişiyor. Geleneksel sektörler hızla geriliyor. Yeni teknolojiler ortaya çıkıyor. Kırsal ekonomi ağırlıklı bir yapıdan yeni döneme geçiyoruz. Tarım ekonomisinin ağırlıklı olduğu şehirlerde ciddi işsizlik var. Özel sektörün güçlü olduğu Bursa, Gaziantep, Konya, Çorum, Kayseri, Kahramanmaraş, Denizli gibi yerlerde iş var. Buralarda yetişmiş iş gücü bulunamıyor. Her işletme, esnaf, çiftçi, işçi ekonomideki yapısal değişim sürecini yakından takip etmeli. Kendisini bu dönüşüm sürecine uyarlamak durumunda. Hükümete düşen görevler var. Yüksek faizin düşürülmesi, döviz kurunun bir miktar dengelenmesi, işsizliğin azaltılması, KOBİ'lere hak ettikleri finansal ve ihracat desteğinin verilmesi. Bunlar hükümetten beklediklerimiz.

Yeni farklı ürünleri ve hizmetleri yakalamalıyız. AR-GE çalışmalarını artırıp, katma değeri ve karlılığı yükseltecek yenilikleri yakalamak ve markalaşmak zorundayız. Bu dönemde finans yönetimi en önemli unsur haline geldi. Bursa, bize yetmemeli, Türkiye bize yetmemeli. Hedefimiz, dünya pazarları olmalı. Ne pahasına olursa olsun, döviz kurundan şikayet etsek bile, iç pazar bize asla yetmeyecek. Rekabet çoğaldı. Ayakta kalabilmenin yolu maliyetleri düşürmek, ölçek ekonomileri meydana getirebilmek, öz sermayelerimizi birleştirerek büyük şirketler kurabilmektir"

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious