ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANIYLAYIZ

ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANIYLAYIZ.18674
  • Giriş : 25.06.2007 / 08:00:00
  • Güncelleme : 25.06.2007 / 17:30:15

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk'le röportaj yaptık.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyan Ülkücü Gençliğin lideri Harun Öztürk şu günler Selçuk Üniversitesi’nde, Siyaset Bilimi dalında masterını tamamlıyor.

Genel Başkan Öztürk, Aktüel Yayın Grubu Ankara Temsilcisi İrfan Karabulut’u odasında karşılıyor. Başkanın odasına girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken unsurlar odanın duvarlarında dünya ve Türkiye haritalarının, başta Atatürk olmak üzere Alpaslan Türkeş, Devlet Bahçeli, Ebulfeyz Elçi Bey’in fotoğraflarının asılı bulunması.

Samimi bir ortam içerisinde gerçekleşen röportajımızda Ülkücüleri sağduyuya davet eden söylemlerde bulunan Öztürk, Ülkücülerin sağ-sol kavgalarının içinde olmadığını, Ülkü Ocaklarını salt komünizm karşıtlığı ile özdeşleştirmenin ve ülkücü hareketin görevini tamamladığını söylemenin bir ahmaklık olacağını vurguladı. Türk eğitim sisteminden, Büyük Ortadoğu Projesine, Ülkü Ocaklarının asli vazifesinden, hangi takımı tuttuğuna kadar sorduğumuz her soruyu cevaplandıran Genel Başkan Öztürk ile yaptığımız röportajı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Röportaj: İrfan Karabulut, Aktüel Yayın Grubu Ankara Temsilcisi

— Bildiğimiz kadarıyla Ülkü Ocakları Türkiye’de gençlik üzerine faaliyet gösteren en köklü yapılanma. Dönem dönem ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal tablonun neticesi olarak da çeşitli algılamalara maruz kaldı. Öyle ki; bir dönem komünizm karşıtlığıyla özdeşleşti. Ülkücü gençliğin lideri olarak Ülkü Ocakları’nın tarihinden bize biraz bahseder misiniz?

Türk Milliyetçiliğinin kökleri, dolayısıyla ülkü ocaklarının tarihi yakın geçmişte aranmamalıdır. Yüce milletimizin tarih sahnesinde yer almış 16 devletinin ve son olarak da Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda Türk Milliyetçiliği başat bir unsur olarak boy vermiştir. Bu cümleyi kuru bir hamaset olarak algılamayın. Milletimizin böyle bir maziden nesilden nesile biriktirerek bugüne taşıdığı bir medeniyet tasavvurundan bahsediyorum. Millet sosyolojik bir olgudur. Milleti millet yapan sosyal, tarihi ve dini bazı değerleri vardır ve bunlar milletlerin kültürel kodlarında saklıdır. Fransız tarihçi Jean Paul Roux’un “Türklerin Tarihi” kitabında şöyle bir cümle geçer: “9. yy.da bir Tibet sakini, 11. yy.da bir düşünür, 12. yy.da bir mutasavvıf, 16. yy.da bir Osmanlı Paşası ya da Akdeniz’de bir korsan. Sosyal statüsü her ne olursa olsun, her Türk’ün bilinçaltını kazıdığınızda altından cihan hükümdarlığı çıkar.” Biz, hangi şart içinde olursa olsun, dünyaya nizam ve intizam vermek adına her türlü ilmi, askeri ve felsefi faaliyetleriyle insanlığın ortak birikimine katkı sağlamış bir milletin mensubuyuz.

---BİZ HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞIYIZ VE BUNUN DIŞINDA HER TÜRLÜ YAFTAYI YIRTIP ATARIZ---

Tam da burada kıta Avrupa’sında henüz devlet nedir bilmeyen ve birbirlerini boğazlayan kavimleri devlet kavramıyla tanıştıran Attila’yı ve akınlarını hatırlatırım. Yine İtalyan düşünürü Campanella’nın, Türk topraklarını gezip inceledikten sonra, “Güneş Ülkesi” kitabında bir kadirşinaslık örneği olarak söylediği: “O ki bu dünyada Türkler var; herkesin mutlu ve müreffeh yaşayacağı bir dünyadan umudunuzu kesmeyin.” cümlesi de milletimize bu hakkın teslim edilişi olarak anılmalıdır. Tüm bunlardan da anlaşıldığı gibi, insanlık tarihinde bir güneş gibi parıldayan şanlı milletimizin tarihi sorumluluğunun bilincinde olan her ferdi, içinde yaşadığı dönemde şartların gerektirdiği her vazifeyi yerine getirmeyi kutsal görmüştür. Bu vazifeyi ifa ederken de kendisinin başkaları tarafından nasıl algılandığını düşünmemiştir. Tarihimiz vazifesini bihakkın yerine getirip hiçbir ikbal kaygısına düşmeden fani hayatını tamamlamış isimsiz kahramanların tarihidir. Gün gelmiştir, milletimizin ve devletimizin bekası komünizm ideolojisinin gölgesinde Rus Emperyalizmi’nin tehditlerine maruz kalmış ve dönemin sorumlu ve duyarlı bireylerinin karşı duruşunu zaruri kılmıştır. Bu karşı duruşta Ülkü Ocakları milli bir refleks göstermiş ve taraf olmuştur.

Az önce söylediklerimden sonra, Ülkü Ocaklarını salt komünizm karşıtlığı ile özdeşleştirmek ve Ülkücü hareketin misyonunu tamamladığını söylemek bir hamakattır. Biz her türlü emperyalizme karşıyız ve bunun dışında her türlü yaftayı yırtıp atarız. Biz milletfimizin kara sevdalılarıyız ve büyük mütefekkir Cemil Meriç’in ifade ettiği şekilde: “Muhteşem bir maziden daha muhteşem bir atiye köprü olmak isterdim. Kelimeden, sevgiden bir köprü.” diyerek bu kutsal yolda bulunmaktan ve bu kutlu ülküye hizmet etmekten dolayı da Cenab-ı Allah’a hamd ediyorum.

---MİLLİYETÇİ GENÇLER BAŞKALARININ YAZDIĞI SENARYOLARIN İÇİNDE OLMAYACAKTIR---

— Ülkemizde kargaşa, stres ve buna bağlı olarak, etnik ve mezhebi çatışmalar artmaya başladı. Ülkemizi tekrar sağ- sol, Alevi, Sünni çatışmalarına mı çekmek istiyorlar?

Bu çatışmalar sunidir. Yapay bir çatışma ve kavga ortamı gösterilmeye çalışılmaktadır... Ülkü ocaklarının milliyetçi gençleri de, başkalarının yazdığı senaryoların içinde olmayacaktır. Etnik çatışmalar ve sağ-sol kavgalarının içinde değiliz ve karşıyız. Bu tür bir ortam arayanları da içimizde barındırmayız. Bu topraklarda Alevi’si Sünni’si, a görüşlüsü, b görüşlüsü ortak idealler içinde yaşamaktadır. Biz bu ülkü birliğini yaşatmak için varız. Türk milletinin ve devletinin menfaatleri neyi gerektiriyorsa, bu ufku yaşatmak için varız. Bu ülkenin menfaatini düşünen her kesim ile buluşacağımız bir nokta vardır.

— Gençlik bütün tarih boyunca, milletlerin aksiyon kaynağı olmuştur. Avrupa’da 2030 yılında genç nüfusun kalmayacağına dair teoriler ortaya atılmakta. Ülkemizde ise genç nüfus toplam nüfusun yüzde 60’ı. Bu Avrupa’ya nazaran epey güçlü bir potansiyel demektir. Bu yapıyı geliştirmek, olgunlaştırmak ve hayata kazandırmak için Ülkü Ocakları’nın ne gibi önerileri, düşünceleri var?

Dünya nüfusunun gelecek yıllarda radikal değişiklikler geçireceği bir teori olarak değil, bilakis bir gerçek olarak kabul edilmelidir. Dünün gelişmişleri, sanayileşmişleri, bugün nüfus bakımından ölmektedirler. Bunun karşılığında ülkemiz ve içinde bulunduğumuz coğrafyadaki bize yakın ülkeler aksi bir istikamette ilerlemektedir. Nüfusu giderek artan ülkemizin, 2050 yılında 100 milyon’a ulaşması beklenmektedir. Ne var ki nüfus dediğimiz kavram bir yandan bir güç kaynağı iken, aynı zamanda tam tersine bir zafiyet kaynağı olabilir. Bu, söz konusu nüfus gücünün nasıl değerlendirildiği, bu gücün gelişmesi için neler yapıldığı ile alakalıdır.

---AKP İKTİDARI İLE EKONOMİK DALGALANMALAR BİZLERİ EPEY GERİDE BIRAKMIŞTIR---

Sosyal adaletsizliğin geliştiği, fakirliğin hâkim olduğu, eğitimsiz ve ülküsüz toplumlarda, hele hele bir de emperyalizmin kıskacında ve müdahalelerine karşı hazırlıksız iseler, bu güç ülkeyi anarşiye sürükleyecek bir unsur haline dönüşebilir. Ancak yukarıda sayılan unsurların olmadığı, bunların yerine gelişmişliğin işaretleri bulunan ve genç nüfusun bulunduğu toplumların önüne geçilmesi kesinlikle engellenemez.

Ülkemiz için durum incelendiğinde gençliğin yetiştirilmesi ve nüfusunun değerlendirilmesi mevzusunda bir ayrımda bulunulduğu görülmektedir. 1990’lara damgasını vuran popüler kültürün işgal dalgalarının AKP iktidarı ile zirveye çıkması ve ekonomik dalgalanmalar bizleri bu konuda epey geride bırakmıştır. Açın televizyonları sizlere güllük, gülistanlık bir Türkiye tablosu çizmekte, yeni kanaat önderlerine, yeni idollere tam tabiiyeti buyurmaktadır. Bu durumdan kurtulmak gereklidir. Ve inşallah yakın bir zamanda bu kurtuluş gerçekleşecektir.

---ÜLKÜ OCAKLARI HAİZ BİR GENÇLİK OLUŞTURMAK NİYETİNDEDİR---

Gençlik, tabiatlarıyla damarlarda akan kan gibi bedene hayat ve enerji taşımakta, milleti diri tutmaktadır. Bununla beraber gençliğin sayısal çoğunluğundan öte niteliği ve kalitesi daha büyük önem taşımaktadır. Kanaatimce bu kaliteyi belirleyen iki unsur vardır; çağın gerekliliklerine uyarak ileri düzeyde mesleki, entelektüel birikime sahip olmak ve bir milli ülkü sahibi olmak… Ülkü Ocakları bu niteliklere haiz bir gençlik oluşturmak niyetindedir. Ocaklarımız mevcut eğitim ve kültür faaliyetleriyle bu amaca ulaşmak için dün olduğu gibi bugün de yolunda yürümeye devam etmektedir.

— Gençlerimiz psikolojik bir boşlukta… Uyuşturucu kullanımı liseli çağlara kadar uzanmış ve büyük bir artış göstermiş durumda. Devlet birçok tedbirler alıyor ama bu sorunu çözemiyor. Aksine uyuşturucu kullanımı sorunu gün geçtikçe artıyor. Sizin bu konudaki çözüm önerileriniz nedir?

Esasında bu sorunun cevabı içinde gizli. Baştan başlayalım. ‘Gençler psikolojik bir boşlukta’ oldukları için uyuşturucu kullanımına sürüklenmektedirler. Demek ki bu meselenin kaynağı bu boşluğun nasıl doldurulacağı üzerinedir. Gençlik bir ahlak beklemektedir, bir hedef beklemektedir. Bu hedef onun bugününü ve yarınını, var oluş sebebini kendi zihni ve ruhunda aydınlatmalıdır. Tek başına bu da tabiatıyla yeterli değildir. Gençliğin bu hedefe ve ahlaka nasıl kavuşacağının, bunlara göre nasıl yaşayacağını gösterecek yönteminin de onlara aktarılması ve anlatılması gereklidir. Yoksa devletin asayiş kuvvetlerinin icraatlarıyla tek başına çözülebilecek bir mesele değildir bu.

---ORTADA İFLAS EDEN BİR EĞİTİM SİSTEMİ VARDIR---

İçinde bulunduğumuz dönem Türk milletinin ahlaki ve kültürel değerlerine saldırıların yapıldığı, çeşitli amaçlar için bunların değiştirilmeye ve yok edilmeye çalışıldığı bir dönemdir. Toplum içindeki fert, yeni davranış kalıplarını ‘tüketim kültürü’ denilen popülerlik uydurmasına göre inşa etmekte, bu da madde planındaki açlığın peşinde koşan ferdin, şahsiyetini ve maneviyatını kaybetmesine, bunun paralelinde ise maddiyat üzerine kurulu hedeflerine ulaşamaması halinde realiteden kopmanın yollarına başvurmasına neden olmaktadır. Bu yol ise ya uyuşturucu ve benzeri bağımlılık yapan maddelerdir ya da kendini, varlığını toptan bir reddediş, çağın saldırılarına bir teslim oluştur. Bu konuda çözüm basittir. Türkiye’de şuan iflas eden bir eğitim sistemi var. Ortada bu ahlak ve kültür zayıflatıcı saldırıların kaynağı olan iletişim araçlarının yayınları var. Bunlar ıslah edilmelidir. Ama bunlardan daha önemlisi gençlik bir milli ülkünün etrafında birleşmek ve bütünleşmek istemektedir. Gençlik bunu istemektedir… Bunu verebilecek tek kurum olarak Ülkü Ocakları ise işte tam burada görevinin başındadır.

— Ülkemizdeki gençliğin sorunları üzerine konuştuk, çözüm önerilerinizi anlattınız. Fakat merak ediyorum Ülkücü hareket nasıl bir gençlik arzuluyor? İstediği gençliğin tanımı nedir?

Bu konu bizim için oldukça açıktır. Merhum başbuğumuzun ve liderimizin düşünceleri bizim için temel referanstır, Başbuğ gençliği şu şekilde değerlendirmektedir:

Gençlik, hür düşüncenin ve beşer aklını varlığında yeni bir davranış ve enerji gelişecek toplum yapısının temel güç, enerji ve ümit kaynağıdır. Gençlik, siyasi hedefleri tahakkuk ettirici, yükseltici ve ilerleticidir.

Biz Türkiye’de fikir, ruh ve beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür, ezilmeyen ve ezmeye hevesli olmayan yüksek bir iradeye sahip, devletin ve milletin geleceğini, sorumluluğunu taşımaya hazırlanan, nefsine güveni olan bir gençlik istiyoruz.”

Bu ruh ve şuurla yoğrulacak Türk gençliğini sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma davamızın, çözümcüleri, milli varlığı ayakta tutan, yücelten, bölünmezliğini sağlayan güçlü bir temel hareket varlığı olarak kabul ediyoruz. Gençliği geleceğin kuvvetli ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil eden bir unsur ve yüksek idarecileri olarak görüyoruz.


Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin değerlendirmesi de geleceğin teminatı olan neslin üzerine düşen görevleri içermektedir:

---ATIŞMALARA FIRSAT VERMEMEK ŞARTTIR---

Sevgili Türk Gençliği; Varlığımızın, birlik ve dirliğimizin teminatı; bugünümüzü yarına ulaştıracak çelik bağımız sizlersiniz. Sizlerin sürekli kendinizi geliştirerek, çalışarak, üreterek sağlayacağınız başarılar bilinmelidir ki, bu ülkenin mutluluğu ve refahının artmasının tek yoludur. Sizlerin yüreğindeki vatan ve millet sevgisi; bağımsızlık ve özgürlük duygusu, çalışma ve başarma azmi ve iradesi milletimizin dünya durdukça var olacağının en büyük kanıtıdır.

Hedefimiz, büyük ve güçlü Türkiye’ye ulaşmak, Cumhuriyet ile demokrasiyi, devlet ile toplumu daha fazla kucaklaştırmaktır. Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne lider ülke olarak kavuşmaktır. Bütün bunları yaparken, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizi bozmamak, milli hasletimiz olan yardımlaşma ve dayanışma anlayışımızı diri tutmak; her türlü kamplaşmalara, toplumsal huzur ve refahı tehlikeye atacak, bizi üzüp, düşmanlarımızı sevindirecek kavgalara. Atışmalara fırsat vermemek şarttır.


---ÜLKÜ OCAKLARI BİR GENÇLİK KOLU VE SİYASİ BİR KURULUŞU DEĞİLDİR---

— Milletvekili seçilme yaşı 25’e düştü. Seçimlere bir yıldan az kaldı. Genel Başkanı olduğunuz gençlik kollarından kaç milletvekili çıkar sizce. Diğer yandan 25 yaşındaki milletvekilleri nasıl olur, değerlendirir misiniz?

Öncelikle belirtmem gerekir ki; Ülkü Ocakları bir gençlik kolu kuruluşu değildir. Ülkü Ocakları herkesin katılabileceği Türk milliyetçiliği fikrinin öğretildiği bir eğitim ve kültür vakfıdır.

Sorunuza dönelim. Fatih daha 21 yaşında büyük ve köklü bir imparatorluğu yıkarak İstanbul’u fethetmişti. Öte yandan gençliğin aksiyoner yapısı siyasetimizi enerjikleştirecektir. Ancak gençliğin heyecanlı tavırları zararlı da olabilecektir. Hızlı karar alabilme bir yandan siyaseti dinamikleştirecekken; öte yandan da tecrübesizliğin getireceği zararlara da gebedir. Ancak sonuçta halkla bütünleşebilecek genç siyasetçilerin Türk siyaseti için faydalı olacağını düşünüyorum.

Burada bir hususun altını çizmek gereklidir. Ülkü Ocaklarının kuruluş amacı fikridir. Türk milletinin yarınlarına ışık tutacak olan genç beyinleri yetiştirmek Ülkü Ocaklarının asli vazifesidir. Ancak Ülkü Ocakları tarihin hiçbir döneminde siyasete direkt olarak katılmamıştır. Genç yaşta siyasete girmeye niyetli arkadaşlarımız eğer kendilerinde yeterli birikimi buluyorlarsa, bu konuda onların adresleri bellidir. Türk Milliyetçiliği fikir hareketinin, Türk parlamenter sistemindeki tek temsil noktası olan Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

---TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÖĞELERİYLE OLUŞTURULAN BİR EĞİTİM SİSTEMİ ŞARTTIR---

— Ülkemizde üniversite gençliği ve çalışan gençlik kitap okumuyor. Adeta sev-genç bir toplum oluştu. Buna paralel olarak tatminsizlik ve anarşi arttı. Kitap okuma, gençlere okutma adına ne gibi projeleriniz var?

Gençlik bu milletin en önemli parçası, varlık ve istikbalinin temelidir. Bu bağlamda cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ‘Biz cumhuriyeti gençlere emanet ettik.’ sözü de derin anlam kazanmaktadır. Ancak Türk gençliğinin bugünkü içler acısı olarak nitelendirilebilecek durumunun temelinde milli hassasiyetleri göz ardı eden eğitim sistemi vardır. Türk gençliği, kendisini milli bir ülkü ile yoğrulmak amacından yoksun ve Türk kültür öğelerinden bihaber yetiştiren bu eğitim sistemi ile küreselleşmeci düşüncenin kolayca ağına düşmekte, liberal kapitalizmin açık pazarı haline gelmektedir. Yine özellikle üniversite gençliği Batı tarafından dayatılan ve tamamen Batının değer yargılarını taşıyan kavramlarla düşünce alanından giderek soyutlandırılmaktadır. Görüldüğü gibi temel sorun Tanzimat’tan beri halledilemeyen eğitim sistemidir. Bu bağlamda, milli duyarlılıkları göz önünde bulunduran, Türk kültürünün öğeleriyle oluşturulan bir eğitim sistemi şarttır. Tabii burada gençliğe hizmet götüren kurumlara da büyük görev düşmektedir.

İnternet Haber siteniz Haber Aktüel’in aracılığıyla tüm gençlik ve gençliğin sorunlarıyla ilgilenen kurum ve kuruluşlara seslenmek istiyorum. Küreselleşmeci emperyalizme karşı milli bir kültür oluşturma ve bu doğrultuda bir gençlik yetiştirmek için gerçekçi çalışmalar yapılmak zorundadır. Bu çalışmaları yapmak tüm gençlik kuruluşlarının ortak vazifesidir. Kaldı ki ülkücülüğün temelinde var olan özelliklerden birisi de kitap okuma sevgisidir. Dolayısıyla gençleri kitap okumaya yöneltmek için ayrı bir projeye ihtiyaç yoktur. Gençleri mevcut kaynaklara yöneltmek yeterli olacaktır.

---ABD’NİN IRAK’TA YAPTIĞI BİR İŞGALDİ---

— Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) bakışınızı merak ediyoruz.

Öncelikle Büyük Ortadoğu Projesi’ni iyi tahlili etmek gerekir. BOP, Afrika’nın doğusundan Asya’nın içlerine kadar 22 ülkeyi içine alan bir projedir. Projenin ortaya çıkışının görünür nedenine bakıldığında şu durum ortaya çıkmaktadır. 90’larla birlikte bölgedeki kitleleri bir arada tutacak bir ideoloji kalmamıştı. Kontrol edilemeyen ve ‘uygarlıktan yoksun’ bu kitleler seslerini duyurmak için terörist yöntemlere başvuruyorlardı. Projede bu kitleleri kontrol edecek yeni ilke ‘demokrasi’ olarak göstermektedir. Görüldüğü gibi proje bir dönüşümü öngörüyor ve bu dönüşüme gerekçe olarak da terörü kullanıyordu. Projenin uygulamasının en son örneğini 2003’teki Irak işgalinde gördük. ABD’nin Irak’ta yaptığı evet, bir işgaldi. Irak’a ‘demokrasi götürmek’ amacındaki emperyal güç ABD demokrasiyi sadece ithalen değil; aynı zamanda ‘işgalen’de götürmeye çalışmıştır. Bununla beraber ABD’nin Irak’ı merkezden atadığı bir vali ile yönetmeye çalışması da ‘mandacılığa’ bir geri dönüşü olarak yorumlamak mümkün. Oysa bilindiği gibi ‘mandacılık’ en son I. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti misakında vardı.

---ABD’NİN KÖŞEYE SIKIŞTIĞINI SÖYLEMEK YANLIŞ OLMAYACAKTIR---

Özellikle Irak işgali gösterdi ki ABD’nin bölgeyi ‘demokratikleştirmekten’ öte amaçları olduğunu gösteriyor. Bu da muhtemeldir ki, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını dışarıdan sağlayan ABD ekonomisinin bölgedeki petrol yataklarını kontrol etme hedefidir. Bunun yanı sıra bölgedeki İsrail varlığını ve onun yaşadığı güvensizliği de göz önünde bulundurmak gerekir. Nihayet bölgedeki demokratikleşme çabalarına bakıldığında ABD’nin köşeye sıkıştığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Öyle ki Lübnan’da Hizbullah; Filistin’de Hamas’ın seçimlerle meclise girmesi ABD’yi söylemlerini tekrar gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır. Bütün bu gelişmeler ışığında ABD’nin uygulamasındaki BOP’un geleceğinin olmadığı söylenebilir. ABD’nin bile geleceğinin sorgulandığı şu günlerde projenin devam ettirilebileceğini savunmak hayalciliktir. Sözü gelmişken hemen belirtmeliyim ki; ABD’nin güvenlik saikleriyle militerleşen Dünyanın bir ‘küresel etik’ ihtiyacı vardır. Bu da Türkün tasavvufi birikimidir.

— Hangi takımı destekliyorsunuz?

Galatasaray.

— Peki, “damak tadı” dediğimizde bize vereceğiniz cevap ne olur?

Genel olarak yemek ayırt etmem. Ancak “içli köfte”nin yeri ayrıdır.

…BİTTİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious