ÜMİT YILMAZ'LA MÜZİK ÜZERİNE

ÜMİT YILMAZ'LA MÜZİK ÜZERİNE.15644
22.01.2010 / 11:04:40

Ümit Yılmaz sanat hayatından, özel hayatına sorularımızı yanıtladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Müzik yaşamına erken yaşlarda başlayan Ümit Yılmaz'la “sanat”ı konuşmak demek, keyifli bir söyleşi demekti.

 

Çünkü o, enstrümantal albümü ile kalplere dokunmuştu. Kalbin tellerini sözle değil, sesle titretmişti.

 

Ümit Yılmaz'a “Parmaklarımın Ucunda” isimli enstrümantal albümünü, özel hayatını ve dahasını sorduk. Çok samimi cevaplar aldık…

 

***

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

Redakte: Sibel Taş, Röportaj Editörü

 

***

“CURA SAZIYLA 5-6 YAŞLARINDA MÜZİK SERÜVENİM BAŞLADI''

 

— Müzik hayatına başlama serüveninizi anlatır mısınız? Bağlama ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

 

Çok küçük yaşlarda bağlamayla tanışma fırsatı buldum. Babamın bana aldığı bir cura sazıyla 5-6 yaşlarında müzik serüvenim başladı. Müzik hayatım; babamın bana evde bir şeyler göstermesiyle başlayan küçük müzik eğitimim, mahalle arasındaki bir dershanede ders veren Nuri Bey ismindeki arkadaşından ders almamla devam etti.  Daha sonra 1981 yılında Özel Arif Sağ müzik kursuna başladım. Orada yaklaşık 6 sene eğitimim sürerken 1986'da da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı sınavlarına girdim ve çalgı bölümünü kazandım. Dolayısıyla daha profesyonel eğitim almaya başladım. Orta, lise ve üniversiteyi İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarında okudum. Yüksek lisansımı da tamamladım. Müzik hayatım bu şekilde bu günlere kadar geldi diyebiliriz.



“USTA ÇIRAK İLİŞKİSİ İLE GÜNÜMÜZDE YERİ VE DURUŞU BELLİ OLAN ÜSTADLARIMIZ VAR''

 

— Yani bu işin eğitimini aldınız. Biz sizin Haliç Üniversitesinde de öğretim görevlisi olarak çalıştığınızı biliyoruz. Halk müziğinde eğitim ne ölçüde önem arz ediyor? Günümüzde eğitim almış sanatçılarla eğitim almamış sanatçıları bir öğretim görevlisi olarak değerlendirir misiniz?

 

Eğitim kelimesi çok önemli. Sanatla haşır neşir olan ama o okulu görmeden, yani konservatuarı, akademik eğitimi görmeden, çok iyi bir usta çırak ilişkisiyle günümüzde yeri ve duruşu belli olan bir çok üstadımız var. Anadolu geleneğinde ki özellikle halk müziğinde biliyorsunuz ustadan çırağa yöntemiyle biraz yaşayarak, o havayı soluyarak sanatçı kişiliği oluşur. Bu da Anadolu'muzda zaten var olan ve halen devam eden bir süreç. Ama günümüz yaşantısında böyle okulların olması -ki ben bağlama derslerine giriyorum okulda- tabi ki akademik boyutta daha iyi bir şekilde eğitim verilmesine olanak sağlıyor. Bu anlamda ben bu okulu okuduğum için şanslıyım. En azından derslerimi verirken daha bilinçli, daha doğru bir şekilde öğrenip daha bilinçli ve doğru bir şekilde aktarıyorum. Eğitimin bilinçli bir şekilde yapıldığı ve öğrenildiği zaman daha doğru olduğuna inanıyorum.

 

“BAĞLAMA ÇALMA GELENEĞİNİ AKTARMAK BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ''

 

—  Enstrümanınızı konser salonlarında, sahnelerde, stüdyolarda icra ederken bir tarafta da konservatuarda eğitimcisiniz, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ben sanatımı icra ettiğim anı ve yeri çok önemserim. Uzun yıllar yaşadım bu gizemli zamanları. Halen ilk gün ki gibi şimdi de o heyecanı yaşarım. Sağlığım olduğu sürece de icra etmeye, o heyecanı yaşamaya devam edeceğim. Bir tarafta da eğitim verirken Anadolu kültürünün önemli bir parçası olan bağlama çalma geleneğini aktarmak benim için çok önemli. 9 yıldır konservatuardaki öğrencilerimle bağlama çalma geleneğini paylaşıyorum ve değerli icracılar yetişiyor. Ben bir elçiyim ve bunu bir görev edindim. Bu beni mutlu ediyor. Halk ozanlarının, âşıklarımızın bize çok zor şartlar ve imkânsızlıklar içinde bıraktıkları mirasa, günümüzün kolay şartlarında sahip çıkmamız gerekiyor.



“EĞİTİM VERMEK HERKESE MAHSUS BİR ŞEY DEĞİL''

 

— Peki, eğitim almakla bu işin eğitimini vermek arasındaki o ince nüansı bize anlatır mısınız?

 

Şöyle söyleyeyim: Hepimiz sonuçta okullar okuyoruz. Tabi ben müziğin okulunu okudum. Benim sınıfımda veya okulumdan birçok insan mezun oluyor, o eğitimi alıyor ama eğitim vermek başka bir şey. Yani insanlara bir şeyleri ifade etmek, o ifadeyi anlatabilmek onlara aktarabilmek… O özellik insanın biraz kendisinde… Herkesin yapabileceği bir şey değil yani, eğitim vermek herkese mahsus bir şey değil diye düşünüyorum. Ama demek ki bu özellik bende görüldü, buna layık görüldüm ve 9 yıldan beri Haliç Üniversitesinde öğretmenlik yapıyorum. Aldığım eğitimle kendi bilgi birikimimi de birleştirerek, kendi becerimi, kendi yeteneğimi de üstüne katarak öğrencilerime bir şeyler aktarıyorum ve güzel şeyler ortaya çıktığını görüyorum.

 

“YETENEĞİMLE BİLGİ BİRİKİMİMİ KARIŞTIRARAK ORTAYA BİR ŞEYLER ÇIKARDIM''

 

— Bir müzisyen olarak Ümit Yılmaz müziği neyi tanımlar?

 

Ben Türk halk müziği geleneğinden gelip yeteneğimle bilgimi birikimimi karıştırarak ortaya bir şeyler çıkardım. Ki ben Sivaslıyım, bizim o yörelerde özellikle bağlamaya çok değer verilir, çok önemli ve değeri yüksek kutsal bir emanet gibidir. Bunu da albümlerimde, özellikle son çıkardığım ''Parmaklarımın Ucunda'' albümümde de ortaya sundum. Ben Türk halk müziği eğitimi aldım ama albüm bir Türk halk müziği albümü değil ya da türkülerden oluşan bir albüm değil. 9 tane eser var. 1 tanesi Muğla yöresine ait bir zeybek ama onun dışındakiler hepsi kendi beste çalışmalarımızdır. Bunun 7 tanesi de bana ait. Dediğim gibi kendi duygularımı, kendi bakış açımı yansıttığım bir albüm bu. Değişik sazların kullanıldığı, -değişik sazlar derken sadece bağlama değil- bağlama ailesinin yanı sıra Türk sanat müziğinde kullanılan o ince sazlarımızdan bir bölümü ve batı sazlarında özellikle yaylı grubu ve nefesli obua gibi sazlarda albümümde yer aldı ve bir sentez oluştu. Ben müziğimde biraz eserlerime yakıştığı sazları kendimce kullanmaya çalıştım. Ortaya güzel bir şey çıktığına inanıyorum.



“ANADOLU'NUN EZGİLERİNİ, BATININ DİSİPLİNİ İLE BİR ARAYA GETİRDİK”

 

— “Parmaklarımın Ucunda”yı anlatır mısınız?

 

“Parmaklarımın Ucunda” biri hariç diğerleri enstrümantal parçalardan oluşan bir albüm. Bu albümde konusunda uzman pek çok sanatçı ile birlikte çalıştım. Anadolu'nun ezgilerini, batının disiplini ile bir araya getirdik. Albümün yapımcılığını DMC üstlendi. Albüm; Parmaklarımın Ucunda, Adı Yok, Ateş, Yanarcan, Özgürlük, Anadolu, Umut Rüzgârı, Sivas'ın Ağıdı, Kadıoğlu Zeybeği isimlerinde toplam 9 parçadan oluşuyor. Albümde söz ve müziği Zülfü Beyhan'a ait “Yanarcan” isimli parçayı seslendirdim. Albümün aranjörlüğünü Önder Meral ve Müslüm Sevim üstlendi. Projeye ismini veren “Parmaklarımın Ucunda” adlı eserin klip yönetmenliğini Kubilay Kasap yaptı. Klibin koreografisini Tan Sağtürk hazırladı ve dansıyla eşlik etti. 7 Ekim 2009 gecesi, TİM Show Center'da sunuculuğunu Vatan Şaşmaz'ın üstlendiği bir de tanıtım galamız oldu.

 

“PÜRDİKKAT DİNLENİLMEK, SAZA OLAN SAYGIDIR''

 

—  Müzik yaparken sizi en çok ne mutlu ediyor?
 
Düşünsenize büyük bir salon, yüzlerce insan size odaklanmış ve ne yapacağımı, neler çalacağımı bekliyorlar. Sazdan çıkan tınılarla herkes kendi alemine yolculuk yapıyor ve salonda çıt yok,  yanlız gibisin, resitalin bitiyor ve alkışlar… En önemli ve beni mutlu eden an; pürdikkat dinlenilmek, saza olan saygıdır benim için. Yalnız bir şey demeden geçemeyeceğim: Ne yazık ki toplumumuz halen konser dinlemeyi yeterince iyi yapamıyor.


            

“İYİ BİR FENERBAHÇE TARAFTARIYIM''

 

—  Müziğin dışında nelerden hoşlanırsınız?

 

İyi bir Fenerbahçe taraftarıyım ve maçlarına giderim, beni tanıyan herkes de iyi bilir. Futbol oynamayı da severim, müzik olmasa belki futbolcu olurdum. Profesyonel bir fotoğraf makinem var. Bazen fırsat olursa fotoğraf çekerim. Film seyretmeyi severim, dostlarımla vakit geçirmeyi de. Ailemle olmaya dikkat ederim. Arabalara  bakmayı, ilgilenmeyi severim. Denizi seyretmek, dalga sesini dinlemek mutlu eder beni.

 

—  Unutamadığınız bir anınızı okuyucularımızla paylaşır mısınız?

 

Yıl 1990, okulda öğrenci konserleri yapılıyor. Hocam benim de çalmamı istedi. Ben de hocama ''kendi yaptığım bestemi icra etmek istiyorum'' dedim. O da; “geleneksel bir türkü, okulda geçtiğimiz bir ezgi olsun” dedi. Ama ben ikna ettim ve bana ait olan enstrümantal "umut  rüzgarı" isimli bestemi çaldım. Eser bittiğinde öyle bir alkışlandım ki sahneyi terk edip kuliste üstümü değiştirdiğimde halen alkış devam ediyordu. O anı unutamam ve tarifi olmayan mutluluk yaşamıştım.

 

“HALEN ÂŞIK VEYSEL'İ DİNLEYEBİLİYORSAK TÜRK HALK MÜZİĞİ OLDUĞU YERDE DURUYORDUR''

 

 —Türk halk müziği günümüz konjonktüründe yeterli ilgiyi görüyor mu sizce?

 

Türk halk müziği tabi ki ilgiyi görüyor. Ülkemizde yazılı basın ve görsel basın öyle bir hale geldi ki çok çoğaldı. Bunlar çoğaldıkça bir şeylerde biraz değişti, karıştı birbirine ayrıca. Ama Türk halk müziğinin yeri her zaman değerini korur. Şöyle söyleyeyim; aslında çok basit, bugün halen Âşık Veysel'i dinleyebiliyorsak, halen Pir Sultan'ın sözleriyle yapılmış o şiirleri, türküleri dinliyorsak Türk halk müziğinin yeri halen bence olduğu yerde duruyordur.

 

 “İNSAN HERŞEYDEN İLHAM ALABİLİR''

 

— Müziğinizi yaparken size ilham veren unsurlar var mı?

 

İlham lafı çok objektif bir laftır. İnsan her şeyden ilham alabilir. Yolda yürürken bir şey görür ilham alır, bir şey düşünerek de ilham alabilir. Bir manzara resmi görür ilham alır. Kişiye göre değişir.

 

— İlham eğer bir şeylerden etkilenip, bir şeyler ortaya koymaksa, enstrümanda ilham daha yoğun olur diye düşünüyorum.

 

Estağfirullah. Herkesin kendine has duygu ve düşünceleri vardır. Bu parmak izi gibidir.  Yani benim hissettiğimi siz aynı yerde de otursak, aynı yere de baksak hissedemezsiniz. ''Siz oraya bakarken ne düşünüyorsunuz'' desem, siz başka bir şeyler hissedersiniz, ben başka şeyler hissederim. Bu kişiye göre değişir ama önemli olan bunları öne çıkarmak ya da bunları göstermek bir marifettir bence. Siz de muhakkak bir şeyler hissediyorsunuzdur ama bunu belki aktaramazsınız ya da ifade edemezsiniz. Ben hissettiğim şeyleri müziğime aktardığımı düşünüyorum. Melodilerle bir araya getirerek anlatmak istediğim şeyleri hissederek anlattığımı ve ortaya koyduğumu düşünüyorum. Ama her ne kadar ben anlatsam da yine benim parçalarımı ya da enstrümantal eserleri insanlar dinlerken farklı şeyler hissedeceklerdir, farklı duygular içine gireceklerdir. Ben hissettiğim şeyleri yansıttım diye düşünüyorum.

 

“YAŞADIĞIM HER ŞEY OLUMLU OLUMSUZ TABİİ Kİ BANA ÇOK ŞEY KAZANDIRMIŞTIR''

 

— Sabahat Akkiraz gibi bağlamanızla eşlik ettiğiniz türkücüler var.

 

Evet, doğru.

 

— Bu deneyimlerinizin size kazandırdıkları oldu mu?

 

Hayatta yaşanan her şey bir deneyim, hepsi bir tecrübedir. Sabahat Akkiraz gibi önemli seslerden birine ben albümlerinde eşlik ettim. Onun yanı sıra ben kendi müziğimin dışındaki insanlara da eşlik ederim. Bir dönem Levent Yüksel'le çalıştım, bir dönem Ahmet Kaya'yla çalıştım, eşim Sevcan Orhan'a eşlik ediyorum. Bunun dışında dünyada yapılan, Avrupa'da yapılan etnik festivallerde yer aldım. Uluslararası konserlerde yer aldım.  Sanatçıların arkasında da çaldım, kendim bizzat alana da çıkıp konserler de verdim. Yaşadığım her şey olumlu olumsuz tabii ki bana çok şey kazandırmıştır, bunu asla inkâr edemem.

 

“BAĞLAMA DÜNYADA İLK 5'E GİRECEK ENSTİRÜMANLARDAN BİR TANESİDİR''

 

— Bağlamanın bugünkü ve yarınki yerini, değerini değerlendirebilir misiniz? Yarınını nasıl buluyorsunuz, bugün ne durumda?

 

Bağlama deminde bahsettim, bizim kendi öz kültürümüzün, Anadolu'nun en önemli enstrümanlarından bir tanesi -ki bana göre de dünya da ilk 5'e girecek enstrümanlardan birisidir- Neden böyle söylüyorum, niye ilk 5 ya da belli bir sayı, rakam verdim: Çünkü solo olarak çalınabilecek ve tek başına dinletebilecek enstrümanlar sayılıdır. Bunlardan bir tanesi de bağlamadır. Ama öyle enstrümanlar vardır ki bir saat dinlersin, kafan şişebilir. O sazın da ayrı bir özelliği vardır, rengi vardır. Onu da yerinde kullanırsın. Ama bağlamayla her türlü müziğin içinde, her türlü dünya müziğinin içinde yer alınabilineceğini düşünüyorum. Bağlama her geçen gün bence daha iyi yerlere taşınıyor.

 

“POPÜLER KÜLTÜR VE POPÜLER BİR ANLAYIŞ VAR''

 

— Genç neslin gitar çalma hevesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeni nesil batı müziğinin etkisi altında? Yanılıyor muyuz?

 

Yanılmıyorsunuz. Ama o neden kaynaklanıyor biliyor musunuz? Popüler kültür ve popüler bir anlayış var. Ben bildiğiniz gibi konservatuarda öğretim görevlisiyim. Her yılın başında konservatuara öğrenci alabilmek için yetenek sınavı yapıyoruz. Haliç Üniversitesinde ortalama her sene 100-200 kişi civarında sınava öğrenci girer. Biz o yetenek sınavlarında öğrencilere ''hangi sazı istediğini?'',  yani ''ne çalmayı düşünüyorsunuz?'', ''ne yapmayı düşünüyorsunuz?'' gibi sorular sorarız. Son 2-3 yıl içinde öğrenciler özellikle neyi tercih ettiler sizce ya da etmişlerdir? Klarnet sazını. Niye? Çünkü popüler bir kültürün içine girdi. Hüsnü Şenlendirici gibi çalan insanlarla alakalı olduğunu söylemiyorum. Medya bunlara çok önem verdi, çok ön planda gösterdi. Magazin programını açıyorsunuz bu insanlar var. Saza hiçbir şey söylemiyorum. Saz çok değerli bir enstürman. Çalan insanlar da çok değerli. Benim hiç o konuyla ilgili bir derdim yok. Gitar da dünya sazı ve çok önemli sazlarından bir tanesi. Ve o genç arkadaşların ilgisini çok çekiyor.

 

— O halde medya, gençleri yönlendiriyor diyebilir miyiz?

 

Evet, zaten öyle bir kuşak var. Yani bunu inkâr edemeyiz.  Medyayı takip eden, internet gençliği ve medya gençliği var. Popüler bir kültür var. Bu gelip geçicidir. Ama bazı temel taşlar vardır. Bunlarda biri de bağlamadır. Bağlama var olduğundan beri her zaman vardı, var olmaya da devam edecektir. Çünkü bu bizim kendi özümüz. Gitarı da çok seviyorum, diğer sazları da. Sonuçta ben müzisyenim. Ben dünya müziğinin ya da dünya sazlarının her şeyini takip edip dinleyen bir insanım. Ama ben bağlamamla, kendi öz sazımla beraber olup, o sazımı nereye taşıyabilirim diye düşündüm. Sonuçta ben de dediğim gibi bir elçiyim. O saz her zaman kalacaktır.  Biz geçip gidecek insanlarız yani.

 

“EŞİMLE BERABER İYİ ŞEYLER YAPTIK''

 

— Türk Halk Müziği sanatçısı eşiniz Sevcan Orhan ile evlendikten sonra yeni bir sinerji, aksiyon oluştuğunu düşünüyor musunuz?

 

Tabi. Sevcan benim öğrencimdi sonra eşim oldu. Sevcan'ın biz öğrencilik yıllarında zaten belli bir yere geleceğini, bir şeyler yapabileceğini, yeteneğinin kendini göstereceğini düşünüyorduk ve öylede oldu. Bunu gerçekleştirdi. Eşim de Türk halk müziği sanatçısı. Ben bağlama çalıyorum, o söylüyor ve kendi jenerasyonunda da önemli bir yere gelmiştir. Önemli taşlardan da bir tanesidir. Birlikte iyi şeyler yaptığımız oluyor ama tabi zor tarafları da var. İki sanatçının aynı evi paylaşması, aynı şeyi yaşaması ya da istemesi… Dediğim gibi her ne kadar da aynı işi yapsak, iki ayrı beyin var, iki ayrı insan var. Sıkıntılı zamanlar da oluyor tabi ama güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum.

 

“EVLİLİKLER DEĞİL, SAYGI KISA SÜRÜYOR''

 

— Günümüzde evlilikler çok kısa sürüyor. Aşkın hayatımıza bir şeyler katan bir değer olmaktan ziyade tüketilen bir unsur haline geldiğini görüyoruz. Bunun toplumsal yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bence evliliklerin kısa sürmesi değil de bireylerin birbirlerine saygıları kısa sürüyor. Çünkü bir ilişkiyi, birlikteliği ayakta tutan en önemli şeylerden bir tanesi saygıdır. Sevgi de değil. Çünkü saygı duyarsanız o sevgiyi de paylaşırsınız, mutluluğu da. Yani saygı bitiyorsa, saygıyı yitiriyorsanız kısa sürer.

 

“SON ALBÜMÜN GELİRİNİ ÖZÜRLÜLER VAKFINA BAĞIŞLADIM''

 

— Dinleyiciler sizin albümünüzü neden alsınlar? “Neden” sorusunun cevabını siz verir misiniz?

 

İnsanlar bazen yalnız kalmak isterler, kafa dinlemek, bir şeylerden uzaklaşmak isterler, kimseyi görmek istemezler. O zaman insan yanında bazı yoldaşlarının olmasını ister. Kimi gider deniz kenarında oturur,  kimi arabasıyla gezmeye başlar, kimi motosikletle. Herkesin kendine has bir şeyi vardır. Benim albümümü de o yalnızlıklarında dinledikleri zaman kendi yalnızlıkları içinde daha temiz, daha saf bir ruh haline gelebileceklerini düşünüyorum. Öyle bir albüm. Onun dışında ben sanatçı ya da bir birey olarak sosyal yaşantının içerisinde görmezden gelemediğimiz ama görürken de bir şeylerin ucundan tutmamız gereken şeyler olduğuna inanıyorum. Ben özürlüler vakfında çalışan bir insan olarak, bu albümün gelirini özürlüler vakfına bağışladım. Ki hepimiz sonuçta engelli, özürlü adayı insanlarız, her ne kadar şanslı doğsak da. Bu yaşantının içinde o gördüğüm şeyleri, en azından o olumsuz olan engelli olan şeyleri, engellerini biraz daha azaltmak, olumsuzluklarını biraz daha olumlu yöne çevirmek için küçük bir destekte bulunmak istedim, albümün gelirini bağışlayarak. O yüzden bu albümümü alırlarsa ayrıca böyle bir önemi olacak.

 

“İNTERNET KULLANICILARININ, İNTERNETİ GEREKTİĞİ ŞEKİLDE KULLANMALARINI İSTERİM''

 

— www.umityilmaz.com adresinde bir internet siteniz var. İnternetten uzak olmayan bir sanatçı olarak www.haberaktuel.com okurlarına bir mesajınız olur mu?

 

İnternet kullanıcılarına özellikle söylemek istediğim şeylerden bir tanesi, interneti gerektiği ve gerektirdiği şekilde kullanmaları… Kafa dağıtmak için bazen oyunlar oynuyoruz, bazen haberleşiyoruz, küçük muhabbetlerimiz oluyor. Ama internet kullanıcılarına, o sanal hayatın içinde de topluma faydalı olması gerektiğini söylüyorum. Haber Aktüel'den, yani takip ettiğim sitenizden de uzak kalmasınlar. Çünkü yaşantımız içinde çok önemli noktalara da değiniyorsunuz.

 

…bitti!



Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious