Unuttuğumuz eski alışkanlıklarımızdandır mektup yazmak

  • Giriş : 29.12.2007 / 12:47:00

Ahmet Hamdi Tanpınar, bir mektubunu "gözlerinden öperim kardeşim" diye bitirmiş. Cemal Süreya, eşi Zuhal Hanım'a en derin sevgilerini "yüzüğünden öperim" diyerek iletmiş.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Zamane insanı, mektupsu cümleleri terk edeli çok yıllar oldu. e-postaların da tadı tuzu yok zaten; ama yeni yıl gelmişken bu özlü sözleri hatırlayıp nostalji yapmanın tam zamanı...
Şeyh Galip, “Mektup yazın alışkanlıklarınız tazelensin.” demiş gerçi, ama bugün ne şairler ne yazarlar ne de okurlar birbirine mektup yazmıyor. Yeni bir yıla girerken biraz nostaljiye ne dersiniz? Sevdiklerinize mektup yazmaktan, bir kartpostal atmaktan bahsetmiyoruz. Keşke yapabilseydik, unutmasaydık bu alışkanlıklarımızı... Ancak unuttuğumuz sadece mektup ya da kartpostal atmak değil; mektuplardaki o güzelim ifadeleri de unuttuk. Mektupların yerini alan e-postalarda, SMS’lerde (cep telefonu mesajları) artık kısa, öz ama ... cmllr kryrz: ...

Peki ne oldu o güzelim sözcüklere? Mesela büyüklerin çocuklarına, küçüklere yazdığı “Hasretle kucaklar, gözlerinden öperim.” cümlesi, ne kadar çok yakışırdı mektupların sonuna. Bu güzel sözleri hatırlamak isteyenler için en önemli kaynak, yazar ve şair mektupları. “Tek bildiğim şiiri, bir mektup yerine, bir mektup niyetine yazdığımdır.” demiş mesela Haydar Ergülen. Necip Fazıl’ın annesine gurbetten yazdığı dizeler, bir mektup değilse nedir? Nazım Hikmet'in de karısına hapisten yazdığı en güzel şiir, mektuptan başka bir şey değildir.

Ahmet Muhip Dıranas, Sâmiha Ayverdi’ye 31 Temmuz 1968 tarihli bir mektup gönderir. Ayverdi, yeni çıkan kitabı “Boğaziçi’nde Tarih”e iliştirmiştir bu mektubu. Dıranas, duyduğu memnuniyet karşısında bir teşekkür mektubu yazar çok değerli hanımefendiye: “... Bir okuma lezzeti içindeyim...” diyerek başlar. “İnce şahsiyetinizle büsbütün güzelleştirdiğiniz bu nadide tarih, bu bulunmaz devir, eşsiz bir tabiat yaşıyorum...” diye devam eder ve, “En derin saygılarımın ve şükranlarımın kabulünü rica ederim, pek muhterem hanımefendi...” diye son verir sözlerine. Sanki okuduğunuz mektup değil, şiir dizileri, edebi metin etkisi yapar kalbinizde. Zamane insanı, mektupsu cümleleri terk edeli yıllar oldu. “Yüzüğünden öperim” gibi bir bitiş cümlesine hangi mektupta rastlarız mesela? Cemal Süreya, 12 Temmuz 1972’de, eşi Zuhal Hanım’a yazdığı mektubu bu cümleyle bitirir. Kendini merak eden eşinin kalbine bu sözlerle ferahlık verir. “Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin... Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?..” diye sürdürür cümlelerini ve bağlılığını. Attila İlhan ise Yelken dergisini yönettiği dönemde, 11 Mart 1968’de Cevdet Kudret’e bir mektup yollar. Tam anlamıyla bir iş mektubudur yazdığı... İlhan’ın yazdığı satırları okurken ses tonunun desibelini duymak mümkün, seçtiği cümlelere gösterdiği hassasiyet, özen ve titizlik karşısında söz etmekse ne mümkün! “... Bütün bunları istemek cesaretini doğrusu kendimde bulamıyorum ama yazmadan da edemedim işte. İhya olurduk... Bu vesileyle saygı ve sevgilerimi yenilerim efendim...” selamıyla noktalar arzusunu. Peki ya şimdi? “Pek muhterem efendim...” diye başlasak sözümüze ya da Ahmet Hamdi Tanpınar gibi “senin de gözlerinden öperim kardeşim” diye bitirsek cümlemizi, bu hitapların karşı tarafta en kallavisinden bir ‘yağ tabakası’ olarak algılanacağını düşünmek bile istemeyiz. Cemil Meriç, 30 Mart 1970’te Mehmet Çınarlı’ya yazdığı mektupta hem yazı karşısındaki acziyetini hem de muhatabına olan saygısını, “15 Mart’a kadar daha az kusurlu bir yazı ellerinizi öpecektir. Sevgilerimin kabulünü dilerim efendim...” sözleriyle ifade ediyor. Mektuplardaki bu üslubun aralarındaki ilişkiye nasıl yansıdığını varın siz düşünün artık. Edebiyat sadece cümleleri değil, insan ilişkilerine de böylesine güzellik katmış.

Büyük yazarlar mektupla terbiye oldu

Mektup yazmak için kalem tutan el yok diye düşünüyoruz. Oysaki Sadabad Eğitim Kurumları’nın çocukları mektuptan yana umudu kalmayan gönüllere su serpiyor. Edebiyat öğretmeni Ali Çaylı, daha önce hazırladığı şiir antolojisinin eğitimde yararını görünce bu kez öğrencilerine mektuplaşmayı öğretmeye karar vermiş ve ortaya ‘Mektuplar’ adıyla bir eser çıkmış.

Çocuklar film karakterlerine, sevdikleri kıyafetlere, Çanakkale şehitlerine, Hz. Muhammed’e mektup yazmışlar. Kitabın en etkileyici yanı öğrencilerin yazdıkları bu mektuplar. 6-A sınıfından Rümeysa Şahin, Babam ve Oğlum filminin küçük karamanı Deniz’e (Ege Kaya) ne güzel ifade etmiş duygularını: “Nasılsın güzelim? Gerçi annesiz, babasız ne kadar iyi olabilirsin ki... Ama sakın ha korkma. Biz senin gibi öksüz, yetimlerin yanındayız...” Her biri farklı dünyaya açılan bu mektuplar İmam Rabbani, Gazali, Mevlânâ, Muhyiddin-i Arabi gibi büyükler için mektubun bir eğitim, terbiye vasıtası olarak kullanıldığını hatırlatıyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious