Uykusuzluk iş verimini düşürür!

  • Giriş : 09.08.2006 / 00:00:00

Uykunun süresi kadar kalitesi de önemli.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İyi bir uyku çekmediyseniz ne kadar uyursanız uyuyun kendinizi dinlenmiş hissetmezsiz. Böyle olunca da gün boyu işlerinizi yerine getirmekte zorlanır, işe konsantre olamaz, hatta her fırsatta uyuklarsınız.

Yiyecek, su gibi hayatın olmazsa olmazlarından biridir uyku… Günde 7-8 saat uyuduğumuzu düşünürsek, ömrümüzün ortalama üçte birini uykuya ayırıyoruz. Kabaca çeyrek bir asır… Hakkında bilinenlerin az olması nedeniyle, yakın zamana kadar uykuya gereken önem verilmemiş; sadece vücudu dinlendirmeye yönelik pasif bir süreç olduğu düşünülmüştür. Araştırmaların yaygınlaşmasıyla birlikte, uykunun biyolojik mekanizmaları, yapısı, işlevleri, hastalıkları ve bu hastalıkların tedavisi hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Bugün ise uykuyla ilişkili 85 ayrı hastalık veya bozukluk tanımlanmıştır.

Uykunun vücudu dinlendirme, enerji tasarrufu, büyüme, hücre yenilenmesi, yeni bilgilerin kalıcı hale getirilmesi gibi işlevlerinin bulunduğunu göstermektedir. Uykunun bağışıklık sistemimiz üzerine de etkisi vardır; hepimiz kalitesiz veya yetersiz uyku sonucunda hastalıklara daha kolay yakalanırız. Vücut işlevlerinin 24 saat içindeki ritmi, biyolojik saatimiz tarafından düzenlenmektedir. Uyku getirici veya giderici maddelerin veya hormonların hangi saatlerde salgılanacağı buna bağlıdır. Biyolojik saatimize yol gösteren etkenlerin en önemlilerinden biri “ışık”tır. Ritmimizi düzenleyen etmenlerin bir diğeri, vücut ısısıdır. Düşük olduğu dönemlerde, uykuya daha yatkın oluruz. Sabaha karşı ve öğleden sonra saat 14.00 civarlarında, vücut ısısı belirgin şekilde düşer. Öğleden sonra bastıran ve genellikle öğle yemeğine bağladığımız mahmurluk hali, aslında vücut ısısındaki azalmaya bağlıdır. Uyku, tekdüze cereyan eden bir süreç değildir. Belirli bir düzen içinde birbirini izleyen ve tekrarlayan değişik dönemleri vardır. Normal bir uyku, hızlı göz hareketlerinin olduğu REM (Rapid Eye Movements) ve göz hareketlerinin yavaş olduğu ya da kaybolduğu non-REM (REM dışı) diye isimlendirilen 2 esas dönemden oluşur. Saatlerce uyunduğu halde “dayak yemiş gibi” yorgunluğun ve gün içinde uykulu halin sürdüğü şikâyetini pek çok kişiden işitmişizdir.

Süresi kişiden kişiye değişir ve esasen genetik olarak getirilen bir özelliktir. Erişkin insanlarda bu süre 4-11 saat arasında değişir; 7-8 saatlik bir süre ortalama bir değerdir. Ancak uykunun süresi kadar, hatta ondan daha da fazla, uykunun kalitesinin önemli olduğunu belirtmeliyiz. Birçok kişi kendini adapte edip, alışageldiği uyku süresini bir miktar azaltarak da işlevlerini yerine getirebilmektedir. Oysa çeşitli uyku bozuklukları, uyunan ortamdaki olumsuz şartlar, çeşitli nedenlerle kullanılan ilaçlar vb. birçok etmen uykuyu bölerek, uyku dönemlerinin oranlarını bozarak kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Böyle durumlarda kişi istediği kadar uyusun, kendini dinlenmiş hissetmez ve gün içinde işlevlerini yerine getirmekte zorlanır, konsantre olamaz, hatta her fırsatta uyuklar. Uzun süredir uyku rahatsızlıkları ile ilgilenen Nörolog Doç. Dr. Turan Atay, kişinin sabah kalktığında kendini dinlenmiş ve dinç hissettiği, gün boyunca da konsantrasyon eksikliği ve yorgunluk hissetmeden, işlevlerini aksatmaksızın yerine getirebildiği uyku süresini, yeterlilik ölçütü olarak vermektedir. Kişinin uykusuyla ilgili farkında olduğu ve onu en çok rahatsız eden yakınma uykusuzluktur. Bu yüzden hekime başvuran hastaların çoğunluğunu, uykusuzluktan yakınanlar oluşturur. Buna karşılık aşırı uykululuk (yorgun kalkma ve gün içinde uyuklamalar), çoğu hasta ve yakınları tarafından önemsenmez. Günlük yaşamdaki koşuşturmaya, strese, yaşa veya kişinin tembelliğine bağlanır. Oysa gerek neden oldukları iş veya trafik kazaları, gerek hayati tehlike arz eden diğer hastalıklara yol açmaları dolayısıyla, uyku tıbbı ile uğraşan hekimlerin önem verdiği, hemen daima uyku incelemesine ihtiyaç duyduğu ve zaman geçirmeden tedavi gerektiren birçok hastalık, kendini aşırı uykululukla belli eder. İnsomni (uykusuzluk), bütün dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde uyku ile ilgili en yaygın ve sık karşılaşılan yakınmadır. Toplumda ortalama % 35 civarında bir görülme oranı vardır ve bunların da % 10-15’inin orta veya ileri şiddettedir. Görülme sıklığı, kadınlarda daha yüksek orandadır ve yaşla birlikte artmaktadır.

Hastaların bir bölümü, sadece uyku hijyeninin (alışkanlıklarının) düzenlenmesinden önemli ölçüde yararlanırlar. Kaliteli bir uykuyu engelleyen alışkanlıklar; uyku için uygun saatlere ve kurallara uyulmaması, dinlenme ve çalışma saatlerinin iç içe geçmesi, uyku öncesinde aşırı yemek yeme veya çay-kahve gibi uyarıcı içecekler içme, yatağın uyku dışı (TV seyretme, kitap okuma vb.) amaçlar için kullanılmasıdır. Bu alışkanlıklardan vazgeçmek suretiyle, pek çok kişinin uykusu, kısa zaman içinde düzene girebilir.

Tedavide ana ilke, nedenin öncelikle belirlenmesidir. Uzman hekimlerin yakınmaları dinlenmesi, gerektiğinde uyku laboratuvar testlerinin yapılması, tedavinin başarısı için kaçınılmazdır. Tedavide kullanılabilecek ilaçlar, hekim tarafından reçete edilmelidir. Hastaların rastgele kullandıkları ilaçlara zamanla tolerans gelişir (aynı etki için gereken dozun zamanla artması), kesildiklerinde ise uykusuzluk daha şiddetli biçimde geri döner.

Tıkayıcı uyku-apne sendromu (TUAS)

“Apne” nefes durması demektir. TUAS, üst solunum yollarındaki darlığın ileri boyutta olduğu durumlarda, uykunun başlamasıyla birlikte yumuşak dokuların gevşemesi ve nefes alma sırasında oluşan negatif basınç, dolayısıyla solunum yolunun tıkanması, böylece ağız ve burundan hava girişinin en az 10 saniye süreyle engellenmesiyle karakterize ciddi bir hastalıktır. Nefes durmaları gece boyunca sık olarak (bazen yüzlerce kez) tekrarlar, her biri ortalama 20-40 saniye sürelidir, şiddetli olgularda bu süre iki dakikadan fazla olabilir! Nefes durmaları sırasında kandaki oksijen miktarı önemli ölçüde azalır, dolayısıyla kalp, beyin ve diğer organlara yeterli oksijen ulaşamaz. Toplumda TUAS görülme sıklığı, 60 yaş sonrasında erkeklerde bu oran % 28’lere ulaşır. Menopozdan sonra kadınlarda da bu oran % 20’ye yaklaşır, yaşla artar. Solunum problemleri uykuda oluştuğu için hastanın kendisi durumdan haberdar değildir. Durumu hemen daima hastanın eşi veya yakınları farkına varır. En belirgin bulgu horlamadır. Hastaların hemen tamamı çok şiddetli biçimde horlarlar. Hasta düzenli şekilde horlarken aniden sesi kesilir.


Uykusuzluk, iş verimini düşürür

TUAS, aşırı uykululuk hali, okul veya iş verimini düşürmekte, önemli işgücü kaybına neden olmakta, dikkatsizlik ve konsantrasyon eksikliği nedeniyle önemli iş kazalarına neden olmakta, en önemlisi trafik kazalarına yol açmaktadır. Nefes durmalarının süresine bağlı olarak, normalde kanda % 97-98 oranında olması gereken kısmi oksijen basıncında önemli düşmeler meydana gelmekte, ağır olgularda bu oran % 50’nin bile altına inebilmektedir. Bu da hayati organlara (kalp-beyin gibi) daha az oksijen gitmesi demektir. Buna bağlı olarak miyokard infarktüsü ve özellikle gece gelişen inme (felç) riski artmaktadır. Yeni araştırmalar, esansiyel (nedeni belirlenemeyen) hipertansiyon olgularının % 30-50’sinde TUAS’ın varlığını göstermektedir.

Kısacası kalp-dolaşım sistemi ve beyinle ilgili hayati önem taşıyan hastalıkların ortaya çıkmasında bu hastalığın rolü çok önemlidir; bu yüzden eğer varsa TUAS tanısının gecikmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir! Kesin tanı için vazgeçilmez yol, yakınmalar değerlendirilip TUAS’un varlığından kuşkulanıldığında, hastanın uyku laboratuvarında tüm gece uyku incelemesinin yapılmasıdır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious