Uyuşturucu parasıyla 5 yıldızlı otel

Uyuşturucu parasıyla 5 yıldızlı otel.10968
  • Giriş : 07.07.2006 / 00:00:00

‘İstanbul’da, hatta Türkiye genelinde arazi ve gayrimenkul fiyatlarının bu kadar pahalı olmasında uyuşturucu baronlarının büyük etkisi var.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Uyuşturucu baronları uyuşturucu parasıyla yüksek fiyatlardan gayrimenkul alıyorlar. Son zamanlarda gördüğümüz bir diğer gelişme ise uyuşturucu parasındaki turizme kayma. Kimi yakalasak, Antalya veya İzmir bölgesinde beş yıldızlı bir oteli çıkıyor. Turizmde çok büyük yatırımları var.’

Bu sözler üst düzey bir narkotik yetkilisine ait. Aynı yetkili, geçtiğimiz yılın ekim ayında “Florya” adı verilen operasyonda bir ton 50 kilo eroinle yakalanan kişilerin İstanbul Silivri bölgesinde oldukça fazla miktarda araziyi kapattıklarını; son günlerde iki büyük Captagon operasyonunda yakalanan iki uyuşturucu patronunun Antalya ve Çeşme’de birer beş yıldızlı turistik tesise sahip olduklarını belirtiyor.

HAP TRAFİĞİNDEKİ BAĞLANTILAR

Yakın zamana kadar, İstanbul narkotik polisi genellikle büyük çaplı eroin operasyonları ile gündeme geliyordu. Hatta bu durum sebebiyle Narkotik Şubeye “eroin şubesi” diyenler vardı. Ancak son birkaç yılda dikkat çekici bir başka gelişme yaşandı. Oldukça yüksek miktarda kokain ve uyuşturucu hap (Captagon) operasyonları da görülmeye başlandı. Üstelik, öylesine büyük kokain ve hap operasyonları yapıldı ki ortaya çıkan rakamlar, eroinde dönen paraya neredeyse yaklaşıyor. Mayıs ayında İstanbul’da 344 bin adet Captagon’la yakalanan bir emekli öğretmenin Antalya’da beş yıldızlı bir otelin sahibi olduğu ortaya çıktı. Yine geçtiğimiz günlerde bir milyon 80 bin adet hapla yakalanan Kilisli Hidayet ailesi mensuplarının İzmir Çeşme’de beş yıldızlı bir otelin sahibi oldukları anlaşıldı. Aynı şey kokain için de geçerli. Daha önce “gramla” yakalanan kokainde de artık 40 kilonun üzerinde operasyonlar görülmeye başlandı. Son olarak, Bolivya’da bizzat bir Türk’ün paketleyip Danimarka bandıralı bir gemiye yüklediği 42 kilo kokain, Türk narkotik polisinin Danimarka ile ortaklaşa yaptığı operasyonla yakalandı.

Peki, eroin, kokain ve Captagon ticaretinden Türkiye’ye yılda ne kadar para giriyor? 2005 yılında NATO konferansında dile getirilen rakamlara göre, çoğunlukla Türkiye üzerinden Batı’ya sevk edilen Afganistan kökenli eroinin dünya genelindeki parasal değeri 40-50 milyar dolar arasında. Pastanın aslan payı, 25-30 milyar doları Batı ve Orta Avrupa ülkelerindeki uyuşturucu kaçakçılarının eline geçiyor. Bu trafikte Türkiye’de kalan paranın miktarı 5 milyar dolar. Bu paradan Orta Asya ülkelerine 2,2 milyar dolar, İran’a 2,8 milyar dolar, Pakistan’a 600 milyon dolar, Rusya’ya ise 10 milyar dolar kalıyor.

Acaba captagon trafiğindeki para ne kadar? Türkiye üzerinden Arap ülkelerine yapılan hap ticaretinin boyutları ilk defa 29 Temmuz 2002 tarihinde Gebze’deki bir ilaç fabrikasında tam 5 milyon adet hap yakalanmasıyla ortaya çıktı. Bu fabrika aynı zamanda captagon hapının Türkiye’deki mucidi olan ünlü kimyager Mehmet Özdoğan Cüntay’a aitti. Cüntay, yakalandığı tarihe kadar sadece Gaziantepli Yaprak ailesi için beş milyon kutu (100 milyon adet) hap üretmişti. 1989’da Captagon’un formülünü bulan Cüntay, yakalandığı 2002 yılına kadar içinde 20 hap bulunan Captagon’un kutusunu 8-9 dolara üretiyordu. Ama, cinsel gücü arttırdığı düşünülen bu haplar Arap ülkelerine ulaştığında tanesi 4-5 dolardan alıcı buluyor. Örneğin geçtiğimiz yıl sadece Suudi Arabistan’da 26 milyon adet captagon hapı yakalanmış. Bu durumu anlatan bir narkotik uzmanı, “Suudi polisi çok amatör çalışmasına rağmen, bu kadar hap yakalanmış. Suudi Arabistan’da hap imalathanesi yok. Bunların hepsi dışarıdan geliyor. Burada hapın tanesi 20 riyal, yani sekiz dolar. Şimdi, captagon ticaretinde dönen paranın ve Arap ülkelerine yılda kaç milyon adet hap girdiğinin hesabını siz yapın.” diyor. Bu uzmana göre, tıpkı öteki uyuşturucularda olduğu gibi Captagon’da da en büyük payı nakliyeciler alıyor. Türkiye’de de hap üreten laboratuarlar olmasına rağmen Captagon’un ana üretim merkezi Bulgaristan ve Sırbistan Karadağ. Ama asıl kaynak ülke Polonya. Çünkü en büyük özelliği çok miktarda kimya fabrikasına sahip olması gösterilen Polonya’da 400 civarında amfetamin (hapın hammaddesi) üreten organizasyon var. Narkotik uzmanları, Bulgaristan ve Sırbistan Karadağ’daki hap basım evlerine bütün hammadde sevkıyatının Polonya’dan olduğunu belirtiyor. Aynı şekilde Türkiye’deki hap basım evlerine de bu maddenin Polonya’dan geliyor.

Balkan ülkelerinden Ürdün ve Suudi Arabistan’a uzanan bu hap trafiğinde Türk kaçakçılarla birlikte, yoğun olarak Bulgarlar, Suriyeliler ve Ürdünlüler öne çıkıyor. Özellikle Bulgaristan’da “öğrenci değişim programları” çerçevesinde okuyan Suriyeli öğrenciler bu hapların nakliyesinde ön planda kullanılıyor. Bu öğrenciler, aynı zamanda Bulgaristan pasaportu taşıyor. Bir süre önce İstanbul’da uyuşturucu haplarla yakalanan Koreli diplomatların da aynı öğrenci programları çerçevesinde Bulgaristan’da bulundukları anlaşılmıştı.

Türk narkotik polisinin bu uyuşturucu haplarla mücadelesi, halen Edirne Emniyet Müdürü olan Hanefi Avcı’nın Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi Başkanı olduğu dönemde yoğunluk kazandı. Halen Ankara’da bu görevi sürdüren Daire Başkanı Ahmet Pek de bu mücadeleye aynı önemi veriyor. 2005 yılında 5 milyon adet hap yakalanırken 2006 yılının sadece ilk beş ayında 7 milyon tablet yakalanmış olması, mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğünü gösteriyor.

KOKAİN YOLU NASIL DEĞİŞTİ?

Kokainin genellikle havayoluyla İstanbul üzerinden Türkiye’ye getirildiği bilindiğinden, 2004 yılında İstanbul narkotik polisi “risk analizi” adı verilen bir yöntemle, Atatürk Havalimanı’ndan İstanbul’a giriş yapan yabancı ülke vatandaşlarını takibe aldı. Özellikle de belirli aralıklarla giriş çıkış yapan ve “kurye” izlenimi veren kişiler üzerinde yoğunlaşıldı. Hatta bu gelişme üzerine İstanbul’daki bazı başkonsoloslar, “Polis Türkiye’yi ziyarete gelen vatandaşlarımızı aşırı rahatsız ediyor.” diyerek narkotik polisi Ankara’ya şikâyet etti. Ancak bu uygulamanın meyvesi kısa sürede alındı. Haziran 2004’te ABD’li uyuşturucu kuryesi Suzanne Kathleen Lutz, Brezilya’dan aldığı 10 trilyon lira değerindeki 25 kilo kokain ile Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaparken yakalandı.

İşte bu gelişme üzerine kokainin Türkiye’ye giriş rotası değişiyor. Kaçakçılar, güvenli yeni yollar arayışında Türkiye’nin güney ve güneydoğu bölgesine kayıyor. Nitekim yine 2004 yılında Hatay’da 42 kilo kokain ele geçiriliyor. Hatta, Hakkari’de bile bir operasyonda birkaç kilo kokain yakalanıyor. 2005’in ikinci yarısından sonra, Suriye-Lübnan üzerinden Hakkari, Diyarbakır, Mardin, Mersin, Hatay bölgelerine kokain girişi başlıyor.

İstanbul’a sevkıyat ise hava yolundan deniz yoluna kayıyor. Son olarak İstan bul’da yakalanan 42 kilo kokainin hikâyesi bu açıdan çok ilginç. Çünkü, bizzat Bolivya’da malı paketleyen ve onları Türkiye’ye sevk eden kişi bir Türk. Bu kişinin paketlerin üzerinden parmak izleri çıktı. Türk narkotik polisi, kaçakçıların bu şekilde Bolivya’dan kokain getireceğini haber alınca Danimarka polisi ile irtibata geçiyor. Çünkü kokainin yüklendiği gemi Danimarka bandıralı. Danimarka, gemi personeli de bu işin içinde mi diye sorunca Türk narkotik polisi “Hayır” cevabını veriyor. Bunun üzerine Danimarka tarafı, “O zaman bizim işimiz, size kokain yüklü konteynerleri teslim etmek.” diyor. Nitekim konteynerler, bir Mısır limanında indirilip Türkiye’ye gönderiliyor. Böylece, bu kokainin sahipleri Türkiye’de yakalanmış oldu. Normalde Danimarka gemisinin rotası, Kızıldeniz üzerinden İran’ın Basra Körfezi’ndeki limanı Bendarabbas’tı. Kokain tüccarları, bu malı İran üzerinden Türkiye’ye sokmayı planlamıştı. Ama operasyonla bu planları bozuldu. Olay hakkında bilgi veren bir narkotik uzmanı şunları belirtiyor: “Danimarkalılar, geminin rotasının Türkiye’ye çevrilmesini de kabul etmişti. Ama gemi o kadar büyüktü ki, bu büyüklükte bir geminin yanaşacağı bir limana sahip değiliz. Açık denizde Türk Deniz Kuvvetleri’nin operasyon yapması da gündeme geldi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, böyle bir operasyon için Başbakan’ın emri gerektiğini söylediler. Ama Danimarkalılar, kokainin saklandığı iki konteyneri Mısır’da indirip ufak bir gemiyle Türkiye’ye gönderince buna gerek kalmadı.”

AFGANİSTAN’DAKİ EROİN LABORATUVARLARI

Peki son yıllarda uyuşturucu dünyasında gözlemlenen yeni bazı gelişmeler var mı? Birincisi, eskiden Afganistan sadece baz morfin üretiyordu, ama şimdi artık Afganistan’da da eroin laboratuarları var. Nitekim 10 Haziran 2006 tarihinde Pakistan narkotik polisi, Pakistan Afganistan sınır bölgesindeki tepelerde bulunan üç laboratuara operasyon düzenledi. 15 ton baz morfin, 2 ton 137 kilo morfin ile birlikte 8 kilo eroin de ele geçti. Yakalanan kilolarca kimyasal madde (asit anhidrit), eroin üretiminin iyice yaygınlaştığının göstergesi oldu. Asit anhidrit üreten ülkeler İngiltere, Almanya, Hollanda, Rusya, Çin ve Güney Kore. Afganistan’a asit Rusya ve Çin’den giriyor.

İkinci olarak, İtalya ve İspanya’ya deniz yoluyla gelen kokainin tonlarcası yakalanırken, şebekelerin içinden Türkler de çıkıyor. Örneğin 1 Haziran 2006 tarihinde İspanya açıklarında bir yata düzenlenen operasyonda 3 ton kokain yakalandı. Yatta yakalanan dört kişiden üçü Bulgar, biri Türk vatandaşıydı. Tıpkı öteki uyuşturucularda olduğu gibi, kokainde de en büyük parayı nakliye işini yapanlar alıyor. Bu sebeple kokainin ana vatanı olan Kolombiya, Peru ve Bolivya’da kokainin kilosu 1500-3000 dolar arasında iken, mal Ortadoğu ülkelerine ulaştığında kilosu 50-70 bin dolara kadar çıkıyor. Daha bir süre önce, 9 Haziran 2006’da Nijerya’nın Lagos kenti limanında, 14,2 ton kokain ele geçirilmiş olması, dünya üzerindeki kokainin trafiğinin yaygınlığını gösteriyor. 3 Ağustos 2005’te Hollanda’nın Amsterdam kentinde 4,6 ton kokain yakalanmıştı. Venezüella’dan gelen ve Irak’a devam eden gemideki iki konteynerde bulunan bu kokainin piyasa değeri 220 milyon avroydu.

Narkotik uzmanları, uyuşturucunun bütün dallarında eskiye göre kara yollarının önem kaybettiğini, deniz yollarının daha çok rağbet gördüğünü belirtiyorlar. Bütün dünyadaki uyuşturucu tüccarlarının en fazla buluştuğu yer ise Dubai. Bir narkotik yetkilisi bu durumu şöyle anlatıyor: “Uyuşturucu trafiğindeki durum şu: Pakistanlısı var, İranlısı var, Almanı var, Türkü var, Suriyelisi var, Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşları var. Böyle bir organizasyon. Suçun içinde herkes var. Para alışverişinin en rahat yapıldığı yer ise Dubai. Şu anda Dubai bu işin merkezi konumunda.”

Peki ya bütün bu uyuşturucuların kurbanları? Uyuşturucudan en fazla Batılı ülkelerin zarar gördüğü düşünülüyor. Oysa örneğin Rusya’da 3, 5 milyon eroin bağımlısı var. İran’da hemen hemen aynı miktarda eroin bağımlısı ile birlikte yedi milyon afyon, Afyon sakızı bağımlısı var. Pakistan ve Afganistan’da eroin bağımlılarının ne kadar fazla olduğu anlatılırken, köprü altlarında yatan insanlara işaret ediliyor. Bu iki ülke için ürkütücü bir durum daha var. Çin’in yeni inşa ettiği ve “yeni ipek yolu” olarak gösterilen otoban yolun sağlayacağı rahat dolaşım sebebiyle bu ülkelerdeki eroin üretiminin ve bağımlı sayısının çok çok artması bekleniyor. Narkotik uzmanları, Çin’i de uyuşturucu bağımlılığı çok ileri olan bir ülke olarak gösteriyor.

Dünya genelindeki uyuşturucu trafiğinde dönen toplam para 450 milyar dolar civarında gösteriliyor. Bu paranın 13 milyar doları uyuşturucuların üretim aşamasında, 94 milyar doları toptan satış aşamasında, 322 milyar doları ise perakende satış aşamasında dönüyor. Paranın uyuşturucu türlerine göre dağılımı ise şöyle: 123 milyar dolarla esrar, 71 milyar dolarla kokain, 65 milyar dolarla eroin ve afyon, 44 milyar dolarla amfetamin türü haplar ön plana çıkıyor. Amerikan Merkez Bankası’na göre, yılda 300-500 milyar dolar arasında bir kara para aklanması yaşanıyor ki, bu rakam Batı ülkelerinin yıllık petrol harcamalarına eşit. Dünya genelindeki kara para miktarı ise bir trilyon dolar olarak hesaplanıyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious