Uzaylılar yine beyazperdeyi istilâ etti

Uzaylılar yine beyazperdeyi istilâ etti.52627
  • Giriş : 26.10.2007 / 21:11:00

Sinemada ‘uzaylı’ dediniz mi, önce ihtiyatla ortalığı kolaçan etmek gerekir.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Karşıdaki 'canlı' onca ışık yılını, sizinle karşılıklı tavla atmaya gelmemiştir! Saf ve masum olanlarına rastladıysak da uzaylılar bizimle basitçe tokalaşmak ve barış müzakereleri yapmaktan ziyade gezegenimizin etinden ve sütünden faydalanmak için ayak basarlar Dünya'ya!
Ucuz bilimkurgu sinemasının altın çağını yaşadığı 1950’lerin Amerikan sineması, bilinmeyene duyulan güvensizliğe dair sağlam bir halet-i ruhiye inşa etmişti bu tür sayesinde. Söz konusu bilinmeyen, elbette Soğuk Savaş’ın ABD karşısındaki ‘heyula gibi canavarı’ SSCB’den başkası değildi. O dönemde, Marslıların istilası başta olmak üzere, dünya dışından gelen tehditler hep ABD’ye yöneliyordu. (Gerçi bugün de öyle!) Ve birtakım eciş bücüş yaratıkların Dünya’yı yağma Hasan’ın böreğine çevirmesi, sonradan, kimi film kuramlarınca Amerikalıların “Annecim, Sovyetler geliyor!” korkusunun sinemasal dışavurumundan başka bir şeye yorulmadı.

O günden bugüne uzaylı istilası beyazperdede o yıllardaki kadar değilse de sık sık hasıl oldu. O ‘menfur saldırı’lar kimi zaman artan şiddette, kimi zaman da daha sinsice gezegenimize nüfuz etti. Arada özellikle Spielberg’in önderliğinde “Close Encounters of the Third Kind” ve “E.T.” üzerinden yürütülen kimi müzakereler de, ne yazık ki, taraflar arasında kalıcı bir barış inşa edemedi.

Bu hafta sinemalarımızda gösterime giren “The Invasion / İstila” da bunun katıksız kanıtı gibi. Jack Finney’in The Body Snatchers adlı eserine yapılan üçüncü uyarlama bu karşımızdaki. 1956 ve 1978’de yapılan iki adet “Invasion of the Body Snatchers”dan sonra üçüncüsü yani… Nicole Kidman ve çiçeği burnunda Bond Daniel Craig başrollerde. Dünya’ya uzaydan sızmış bir virüsün insanların içine girip onları bir çeşit zombiye dönüştürdüğü bu tip filmler de -sizleri duyar gibiyim- hep aynı teraneden besleniyor. Temelleri ta 1950’lerde atılmış bu tür uzaylı istilalarında bile izleyici artık daha çarpıcı, yenilikçi ve özgün bir yaklaşım bekliyor sinemacılardan. Yoksa dünden bugüne ne virüsler gördük biz, Dünyalıların başına musallat olan. Ne uzaylılar geldi, geçti başımızın üzerinden!

Bıcır E.T. yok artık!

90’larla birlikte bilimkurgu türü yeniden ayağa kalkarken, uzaylı istilaları da başını kaldırıp fırsat kollamaya başlamıştı. Daha beteri, Spielberg’in ‘iki farklı tür’ arasında kurduğu köprüler, ustanın 2005’te çektiği H.G. Wells uyarlaması “Dünyalar Savaşı”yla başımıza yıkılacaktı ilerleyen yıllarda. Ama ondan neredeyse 10 yıl öncesinde “Independence Day / Kurtuluş Günü” asıl fitneyi sokan film oldu. Yoğun bir Amerikan propagandasına (tanık olduğumuz diyemiyorum) maruz kaldığımız bu filmle New York’taki gökdelenlerin arasında uzay gemilerinin peşine F-16’lar takıldığına, Amerikan başkanının bizzat uzay gemisinin kalbine son hançeri sapladığına, belki gözümüzle görmesek inanmazdık! Ne yaparsınız, demek 90’lar bize Zeki Müren’in, Kurt Cobain’in ve Turgut Özal’ın ölümüyle birlikte bunu da gösterecekti.

Ha Paul Verhoeven imzalı “Starship Troopers / Yıldız Gemisi Askerleri” gibi bu alttürü faşizm yergisi olarak sinsice kullanan ya da Tim Burton’ın kamerasından süzülen “Mars Attacks! / Çılgın Marslılar” gibi 50’lerin dandik bilimkurgularına selam çakan daha serinkanlı, kendini ciddiye almaktan uzak filmler de çıkmadı değil. Ama nihayet istila istiladır. “Species / Tehlikeli Tür”deki gibi Dünya’ya üremek maksatlı damlayan mı istersiniz, “Fakülte”deki gibi insanları handiyse su gibi içen mi, yoksa “Men in Black / Siyah Giyen Adamlar” serisinde olduğu gibi gezegenimize yerleşip toplumdaki yerini çoktan almış ehli keyifler mi istersiniz... Bu devirde uzaylılar resmen ikinci baharlarına kavuştular. Artık bize her daim yardım eli uzatmış Süpermen ve benzeri uzaylılar yerini tümüyle kötü kalpli (ve yeşil kanlı) uzaylılara devretmişti.

Sonuçta 2000’li yıllarla birlikte türün popülaritesinde ciddî bir durulma var. Hâlâ uzaylı istilaları çekiliyor, diyoruz ya, gezegenler arası dostluk ve barış elçisi Steven Spielberg bile “Dünyalar Savaşı”nı hepimize yutturdu.

Türün zekice bir parodisi olan “Evolution / Evrim” veya Stephen King eliyle uzaylı istilasından nemalanmaya çalışan “Dreamcatcher / Düş Kapanı” gibi ‘başarıyı uzaklarda aramayan’ filmler de uzaylıları coşturamadılar.

Beyazcamda da manzara farklı değil. Hatırlayan hatırlar, televizyonlarımızdaki “Ziyaretçiler”de bir zamanlar ‘yılankavi gözleriyle’ tıslarcasına canımızı alan uzaylılar bugün “Battlestar Galactica”da gırtlağımıza yapışan Cylon’larla temsil ediliyorlar; TV cephesinde de değişen bir şey yok anlayacağınız.

En iyisi, G.O.R.A.’daki Arif’in (Cem Yılmaz) özlü sözüyle bağlayalım hadiseyi: “Uzaylı da olsa, insan insandır!”

Değil mi ama?

BURÇİN S. YALÇIN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious