ÜZÜLME OKUR; HALLEDERİZ!

ÜZÜLME OKUR; HALLEDERİZ!.60411
  • Giriş : 02.07.2009 / 15:20:00
  • Güncelleme : 16.07.2009 / 17:09:47

Levent Ülgen’le, Nam-ı diğer Hallederiz Kadir’le konuştuk.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Fevkalade başarılı bir tiyatrocu ancak düşünün ki seyirci onu dizilerdeki rolleriyle tanıdı. Tiyatro oyunculuğundan sonra dizi oyunculuğunda da başarılı olabileceğini bütün sanat dünyasına ispat etti.

 

Aslında oyunculuğunu ispat etme gibi bir çabası hiç olmadı. O işini yaptı ve farkı o an ortaya çıktı.

 

Dizilerde “sahtekâr”ı oynadı ama gel gelelim ki onunla yüzleşen herkes beyefendi kişiliğini hemen anladı. Nam-ı diğer Hallederiz Kadir'le, Sinan'la yani bizim bildiğimiz Levent Ülgen'le çok güzel bir söyleşi yaptık. Bizce okurken gözünüze bir “Sinan”ı bir “Levent Ülgen”i getirmelisiniz.

 

***

Röportaj: Sibel Taş, Haber Aktüel Röportaj Editörü

Redakte: Merve Doğan

 

***

  

— ODTÜ Fizik Bölümü mezunusunuz. Sonrasında Hacettepe Konservatuarı Tiyatro Bölümünü bitirdiniz. Neden fizik bölümünden sonra konservatuar?

 

ODTÜ Fiziğe başlamadan önce sınav sonuçlarını beklerken tanıştım tiyatro ile.

 

—  Tesadüf mü?

 

Tesadüf evet. Hani her çocukta vardır ya ilkokul, ortaokul ve lise dönemlerinde tiyatroyla ilgilenir; benim de ilgim vardı. Lise dönemlerimde iyi bir tiyatro izleyicisiydim. Özellikle üniversite kurslarına hazırlanırken her hafta sonu mutlaka bir oyun seyrederdim. Devlet tiyatrolarına giderdim. Oyuncu olmayı düşünmüyordum. Ankara Halk Tiyatrosu'nun önünden geçerken “tiyatrocu olacağım” dedim. Arkadaşlarım vardı yanımda, çok güldüler. Önce gittim konuştum; “kurslar var kurslara katılmanız lazım” dediler. E yaz tatili, boşum, üniversite sonuçlarını bekliyorum. Madem öyle ben bu boşluğu doldurayım, değerlendireyim, kurslara gideyim dedim. Erkan Yücel'in yanında kurslara başladım. O sırada ODTÜ'yü kazandığım ortaya çıktı. Fizik Bölümü. “E tamam… Fiziği severim okuyayım bari” dedim. Onu okurken bu arada ODTÜ'nün tiyatro topluluğuna devam edildim. Hem fizik hem tiyatro. Bu arada Futbol da oynuyordum. Kalecilikte profesyonel oldum, bu arada tiyatroda da profesyonel oldum, fizikte iyi gidiyor. Bilim adamı mı olayım, futbolcu mu olayım, oyuncu mu olayım? Derken altı sene geçiverdi. Futbolcu olmam zor iş… Hep erkekler var hiç kadın yok. (Gülerek) E fizikçi de olamam bütün hayatımı laboratuarda geçiremem. Baktım ki en keyiflisi tiyatro. Tiyatrocu olmaya karar verdim. Ankara Sanat Tiyatrosu'na Rutkay Aziz'in yanına geçtim. Akademik de bir şeyler lazım. Akademik bir eğitimin olmasına her zaman bir fizikçi olarak inandım. Konservatuarı kazandım. Dört sene okudum. Trabzon Devlet Tiyatrosu'na girdim. Oyunculuk kısmını öğrendim;  rejiye de hevesliyim, bir de mastır yapayım dedim. Mastırımı da yaptım. Yani on dokuz sene üniversite okudum. Öğretmenlik diplomamı da aldım. Hem oyuncu hem yönetmen…



                               “BU İŞİ YAPTIĞIM İÇİN PİŞMAN DEĞİLİM”

 

— Bu yoğun tempodan bunalıp hiç “keşke” dediğiniz oldu mu?

 

Çok severek yaptığım için hiç yorulmuyorum. Fiziksel yorgunluğun dışında hiç lanet etmedim yani. Hep keyifle yaptım. Hocalık yaptım konservatuarda on iki sene… Ankara Sanat Tiyatrosu'nda; Bilkent'te. Hep severek yaptım. O yüzden çok mutluyum. Hiç pişman değilim.

 

— Dünyaca ünlü birçok projelerde rol aldınız. Bu işe yıllarını vermiş bir emektar tiyatrocu olarak Türk tiyatrosunun geçmişi, bugünü özellikle yarını hakkında ki görüşleriniz neler?

 

Şunu inkâr etmemek lazım TV bu kadar gelişmeden önce tiyatro çok daha kıymetliydi. Çok daha iyi bir eğlence, eğitim alanıydı. Daha çocukken tiyatroların önünde gerçekten kuyruk olduğunu hatırlıyorum. Bu dönemlere şahit oldum. Hiç bir zaman Futbol seyircisi kadar olmadı tiyatro seyircisi tabi ki. Ama eskiden çok çok daha iyiydi.

 

Türkiye'de ne zaman tiyatro seyircisi daha doğrusu sanat seyircisi Futbol seyircisi kadar olursa o zaman gelişmiş bir ülke oluruz. Yani üç tane zenginliğe sahip olmak o ülkenin gelişmiş olduğunu göstermiyor. Ne zaman ki Futbol seyircimiz kadar sanat tüketicimiz olur yani illa tiyatro değil balesi, operası, resmi, heykeli… O zaman ancak iyi bir ülke oluruz.

 

“O KÜLTÜR BAKANI'NIN İDAMINI İSTERDİM”

 

Ama ne yazık ki bizim bir Kültür Bakanımız -adını vermeyim o kendini bilir- gerine gerine “bu ülkenin devlet tiyatrolarına ihtiyacı yoktur” dedi. Şimdi bana göre ben yargıç ya da kadı olsaydım idamını isterdim. Benim ekmek parama “gerek yok” diyor adam. Olur mu böyle bir şey? O zaman sana da gerek yok derim ben. Sen kalkıpta devletin tiyatrosuna “gerek yok” deyip bana da aç kal diyorsun öyle mi? Ben ve benim gibi binlerce insanı işsiz bırakmaya yelteniyorsun. Bunu söyleyen bir Bakan. Eğer bir Bakan'ın ağzından bu laf çıkıyorsa biraz düşünmeli. Ama bakın kanalın adını da vereyim NTV'de elini göbeğine koyup “devletin opera ve balesi olabilir ama tiyatrosuna gerek yoktur” dedi ve buna hiç kimse tavır takınmadı. Ben mahkemeye vermeye kalktım ama bir sonuç alamadım.

 

“BANA; “SEN AÇ KAL, ÖL” DİYOR”

 

— Sizin gibi bu işe yıllarını vermiş diğer tiyatrocular sitemlerini dile getirdiler mi?

 

Hiç kimsenin şikâyet ettiğine şahit olmadım hele ki devlet tiyatrolarından hiç kimse ağzını açmadı. Ben de bangır bangır bağırdım. Adam bana diyor ki “sen aç kal öl. Senin işini elinden alacağım” diyor. Ben de “sana lüzum yok” dedim. Bilmiyorum, inşallah ulaşmıştır. Ama şimdi Bakan değil.

 

— En Son Babalar Duyar'ın Kadir'i, şimdi Akasya Durağı'nın Sinan'ı. Neden komedi?

 

Ben devlet tiyatrolarında hiç komedi oynamadım. Hep kahramanları oynadım. Hep iyi insanları, vurdulu kırdılı rolleri oynadım. Ama TV'de hep sahtekâr roller geldi. Şimdi de ondan kurtulamıyorum hep sahtekârları ben oynuyorum.

 

— Hangi rolü oynamak daha keyifli?

 

Yaptığım işi çok sevdiğim için her rolde müthiş keyif aldım.



— Sanatçı kişiliğinin dışında özel hayatında nasıl biridir Levent Ülgen? Canlandırdığınız karakterlerden etkilendiğiniz oluyor mu? “Bugün Kadir gibi davrandım” dediğiniz oluyor mu?

 

Tabi! Sette daha çok öyle davranıyor olabilirim. Yani sete geldiğim zaman daha esprili, neşeli olabilirim. Ama eve geldiğim zaman enerjim tükeniyor, kimseye ne espri yapacak halim kalıyor ne de onların esprilerini çekecek halim kalıyor. Evde sadece kös kös oturuyorum. Yani bütün gün ekipte eğlendiğimiz için… Ya da sette dans ediyoruz, oynuyoruz, tiyatroya gittiğimizde müzikli bir oyunsa şarkı söylüyoruz, eğleniyoruz ondan sonra akşam eve gittiğimizde eğlenmek bize çok yavan geliyor. İş bittiği zaman daha dingin, daha sakin kendi dünyama dönmek işime geliyor, itiraf edeyim.

 

— Set dışında daha çok içe dönük bir yaşam yani?

 

Yine keyifliyizdir. Tabi daha dingin oluyor özel hayatım. Daha kendine yönelik oluyor. Onun dışında zaten sabahtan akşama kadar yeterince soytarılık yapıyorum.

 

“BEN ÇOCUKLARDAN ÇOK KORKARIM”

 

— Sayısız oyunda oynadınız. Bunların içinde birbirinden güzel çocuk oyunları da var. Hangi sahnenin seyircisi daha çok hoşunuza gidiyor? Çocuklar mı, yetişkinler mi?

 

Ben çocuklardan çok korkarım. Hata yaptığın zaman hemen söylerler. O yüzden çok tehlikelidirler. Farkına vardığım anda oynamamaya başlarım. Çok zaman oldu oynamayalı ama çocuklara çok önem veririm. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda Rutkay Ağabeyimin yerine sanat yönetmenliği yaptım. Yardımcısı olarak çalıştım. En önem verdiğim şeylerden biri de iyi çocuk oyunu çıkarmaktı. Ve çok iyi çocuk oyunları yaptık. Tam da benim düşündüğüm gibi çocuklara yalan söylemeyen, onlara her şeyi net gösteren, onlarla tartışan oyunlar yaptık. Çok da iyi neticeler aldık. Ama yine de korkarım çocuklardan, ne diyecekleri belli olmaz çünkü.

 

“TELEVİZYON KANALLARI TİYATRONUN SEYİRCİSİNİ AZALTTI”

 

— Son günlerde ekran kirliliğinden dolayı insanlar TV programı yapmaya, herhangi bir oyun çıkarmaya çekiniyorlar, cesaret edemiyolar. Siz ne düşünüyorsunuz?

 

Zaten ilk sorduğunuz sorunun devamı da burada. TV'nin tiyatroya kötü bir etkisi oldu ama olumlu etkisi de olduğunu düşünüyorum. Eskiden tiyatro yapmak için mezun olurduk, amacımız buydu. Şimdi “dizilerde oynayabilir miyiz, para kazanabilir miyiz?” gibi mezun ediyoruz çocukları maalesef. Bir sürü abuk sabuk televizyon programları var ama bunun yanında çok kaliteli türk sinemasına, tiyatrosuna katkısı olan diziler de oldu. Neden derseniz? İşe bir de iki taraflı bakmak lazım. Olumsuz tarafı evet; tiyatronun seyircisini azalttı ama olumlu tarafı azalttığı kadar da arttırdı. Çünkü bu sefer dizilerle tanınan adamlar özellikle tiyatrocular tiyatro yapma ihtiyacı duydular, dizilerle yetinmediler. Görüyorsunuz bir sürü insan, tiyatrocular en başta, ben yani, zaten tiyatro yapıyordum, dizilerle tanındım. Daha çok tiyatro yaptım ondan dolayı da tiyatroya seyirci gelmeye başladı.

 

— Tanıdık yüzler seyirci çekiyor değil mi?

 

Tabi… Sonra bizim sektörün bir artısı daha; çok çok iyi bir şekilde tekniğimizi de geliştirdi. Sinema tekniği ve teknolojisini özellikle. Çünkü sinemada deneyemeyeceğiniz birçok şeyi dizide deneyebilirsiniz. Çünkü sinemada tek şansınız vardır. Bir kere denersiniz, olmazsa yapımcınız öldürür. Dizide bir bölüm denersiniz olmazsa bir diğer bölümde yaparsınız. Sonra ışığından setine teknik çok gelişti. Bir sürü insana iş olanağı çıktı. İş olanağı çıktıkça iyi iş arttı. Olumlu katkısı çok yani. Ama dediğiniz gibi o kirlilik illa ki var. Bu da gün geçtikçe temizlenecek… En iyileri, en kalitelileri, ayakta kalabilen kalacak.



                             
“HEP SANAT OLURSA SIKICI OLUR HAYAT”

— Bir takım kalitesiz, seviyesiz işlerin daha çok prim getirmesi can sıkıcı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Evet, sıkıcı ama bununla mücadele etmek bizim elimizde değil ki, bu toplumsal bir sorun. Bir işe insanlar paye veriyorsa o durur. Bu siyasette de böyledir, sanatta da böyledir, herşeyde de böyledir. Eğer prim veriyorsanız o güçlenir, köklenir ama bir süre sonra onun aslında para etmediği, işe yaramadığı, gereksiz ve lüzumsuz olduğu anlaşılınca diğer taraftaki değer kazanır. Bu olacak işte. Piyasaya yeni çıkan, para için yapılan filmlere insanlar çok şey söylediler ama o da olmadı, olmak zorunda. Herşeyde sanatsal olamaz yani biraz da insanlar gırgır şamata yapmak zorunda. Hep didaktik, hep sanat olursa sıkıcı olur hayat. Bu siyasette de böyle hep. Hep iyi politikacılar tarafından yönetilmek olmaz arada kötü yöneticiler de olmalı ki farkı anlayalım.

 

— İşin mutfak tarafıyla da ilgileniyor musunuz?

 

Dizide ya da sinema filminde değil ama tiyatronun her köşesinde varım. Dediğim gibi rejisörlük yaptım. Işığı, kostümü, dekoru, dansı… Becerebildiğim, elimin yattığı herşeyi en azından öğrenmek adına burnumu sokarım. Dizilerde buna pek fırsatım olmuyor. Çünkü bir hafta içinde yetiştirmek zorunda olduğumuz için kimse oturupta size işin mutfağını göstermez. Sen kamera arkasıydı, ışığıydı sorarsın sıkılmazsa gösterir, sıkılırsa kovalar, ben de giderim.

 

— Oyuncu olmak isteyen genç arkadaşlara önerileriniz var mı?

 

Bu ülkede hatta dünyada oyunculuktan başka milyon tane iş var, onları denesinler. İşte bir tanesi yanımda, işsiz. (Eski öğrencilerinden birisi)

 

“ÇOCUK GİBİ EĞLENİYORUM, GIRGIR ŞAMATA YAPIYORUM”

 

— Öğrenciniz işsiz ama keyifli ve işine sadık gibi duruyor?

 

O işin esprisi. Ben her zaman şunu söylerim; zevk alarak yapılan iş sadece sizi değil etrafınızdakileri de mutlu eder. Ben bir restauranta gittiğimde işini severek yapan bir garsonu hemen ayırt ederim. Çünkü sen daha bir şey istemeden senin ekmeğini, suyunu, tuzunu getirir, pervane olur. Sen bir kez daha söylemek zorunda kalmazsın. Ama sevmeden yapıyorsa elli kere söylersin bir ekmek gelmez. Bu her sektörde böyle. Sağlıkçı için de böyle, pazarcı için de böyle. Geçen gün bu mekânda bir polis memurunu uyardım. Sebebi şuydu: 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda insanları nasıl dövdüğünü övüne övüne anlatıyordu. Bende eğer o üniformayı giyiyorsa dövmek gibi bir hakkının olmadığını ona anlattım. Tamam, yasa dışı bir durum varsa onu yakalamak ve mahkemelere teslim etmekle yükümlüsün ama dövmekle yükümlü değilsin. O sana ne yaparsa yapsın senin görevin onu yakalamak, dövmek değil. Ben taşkınlık yapan insanları savunmuyorum. Ama o üniformanın hakkı değildir. Eğer bir işi severek yaparsanız zaten yorulmazsınız, keyif alırsınız. Üstüne üstlük bir de üstüne para alırsanız dolayısıyla çalışmadan yaşamış olursunuz. Ben kendimi bu yüzden çalışmış saymıyorum, hissetmiyorum. Aksine çocuk gibi eğleniyorum, gırgır şamata yapıyorum bir de para veriyorlar, e bir de alkışlayıp takdir ediyorlar. Daha ne isteyim?

 

“OYUNCU OLMASAYDIM PSİKOPAT YA DA KATİL OLURDUM”

 

— Bu konuda sizi takdir etmek istiyorum. Çünkü genelde bu işi yapan insanlar hep cefayı dillendirirler, sefa kısmı pek konuşulmaz. Elbette ki yorucu, zahmetli bir iştir fakat şu son sözlerinizi pek çoğu söylemez.

 

Yok, hayır. O zaman haksızlık etmiş oluruz. Ona bakarsanız ülkemizde her alanda bir sosyal güvencesizlik söz konusu. Tuzla'da ki işçiler ölüyor, sendikal haklar elde edilemediği için emekler karşılıksız kalıyor ama bu toplumsal bir sorun. Tamam, on sekiz saat çalışıyoruz ama bu sadece o dizinin ya da o mesleğin değil her sektörün sorunu. Şükretmeyi kastetmiyorum ama işin keyfine varmak önemli. Bizler itiraf etmeliyim ki keyifli bir iş yapıyoruz. Ben oyuncu olmasaydım psikopat ya da katil olurdum diye düşünüyorum. İyi ki oyuncu olmuşum çünkü bu işi icra ederken tüm duygularımı tatmin ediyorum. Öğrencilerime de derse başlamadan hep bunu söylerim. “Çocuklar önce eğleneceksiniz, siz eğlenmezseniz eğlendiremezsiniz”. Ben iyi bir hocaymışım, ne güzel şeyler öğretmişim.

 

Sonuç olarak yürekten isteyen herkes oyuncu olabilir. Benim bu işte yirmi dokuz yılım bitti. Otuzuncu yıla giriyorum. Otuz yıldır başka hiçbir iş düşünmedim. Beceremem efendim bana şurda limon sat deseniz satamam. İnsan eğer gerçekten oyuncu olmak istiyorsa eninde sonunda olur. Bir yıl belki beş yıl… Ömrü boyunca zorlanacaktır ama yılmadığı sürece başaracaktır. Başka çaresi yok. Bir parçada yeteneği, deneyimi, sabrı varsa e zaten geriye çalışmak, istemek kalıyor.

 

— Yeni projeleriniz var mı?

 

Dizi olarak Akasya Durağı var sadece. Zaten ekstra bir şey mümkün değil. Zamanımın çoğunu alıyor Akasya Durağı. Sezona devam ediyoruz. Kırk bölüm daha anlaşmamız var. Sinema filmleri var, tiyatro illa ki var. Biliyorsunuz TRT 1'de Bir Kelime Bir İşlem yarışma programının sunuculuğunu yapıyorum. Bu programla ilgili bir sürprizim var ama söylemeyelim.

 

“DİZİLER SAYESİNDE ÇOK CİDDİ PARALAR KAZANIYORUZ”

 

— Peki, hangi alanda daha çok yoğunlaşıyorsunuz? Sinema, tiyatro, dizi... Daha doğrusu hangisini seviyor ve hangisine öncelik gösteriyorsunuz?

 

Tabi ki şimdi itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum diziler sayesinde çok ciddi paralar kazanıyoruz. Yurt dışındaki artistler gibi hiçbirimiz havuzlu lüks villalarda yaşamıyoruz ama en azından Türkiye standartlarına göre iyi paralar alıyoruz. Çünkü devlet tiyatrolarından devlet memuru olarak aldığımız parayı tahmin edersiniz. Fakat her ne kadar diziler geçim kaynağımız olsa da, sinema çok keyifli bir iş olsa da er meydanı tiyatro. Tiyatro geçmişi olmayan bir insanın ben oyuncuyum demesi abesle iştigaldir. Bu işten hiç birşey anlamıyorum demektir. Kalkıp da iki dizide oynayıp ben oyuncuyum diyen bir adama 'cahil' derim. Kızmam ama cahil derim.

 

“İKİ DİZİDE ROL ALIP BEN SANATÇIYIM DİYENLER CAHİLLİK YAPARLAR”

 

— Bunca emekten, mücadeleden sonra haklı bir sitem diye düşünüyorum.

 

Tabi ki efendim. Otuz yıllık bir emek… Bu işin tozunu yutmuş, her cefasını çekmiş bizler ve düşünün bir de benim abilerim var hayatta olan, ömrünü adamış; Genco, Erkal gibi Rutkay Aziz gibi, Müşfik Kenter gibi, Altan Erkekli gibi... Yıllardır bunu sırtında taşıyor adamlar ve tiyatroyu yaşatıyorlar. Bunların karşısına geçip de iki dizide rol alıp ben sanatçıyım derse adam cahillik yapar. Buyursunlar gelsinler 20-30 yıl bu işin kahrını çekebiliyorlarsa ellerinden öperiz. O yüzden bu tarz polemikleri ben komik buluyorum. Şarkıcı, türkücü, manken, oyuncu olmuş da, dizilerdeymiş de… Herkesin hakkı oynamak, buyursun oynasın ama tiyatro yapamaz asla...

 

“ALTIN BİLEZİĞİMİ KİMSE ELİMDEN ALAMAZ”

 

— Seyirci bu işe emek vermiş, eğitimini almış oyuncuyla bu sözü geçen oyuncuları ayırt edebiliyor değil mi?

 

Mutlaka. Her ne kadar bizim gibi teorik olarak, meslek jargonunda bir yorum, bir eleştiri yapamasa da insiyati duygularla “bu iyi bu kötü” diyebiliyor seyirci. Biraz duyarlı, biraz dikkatli iseniz o işi yıllardır yapanla öylesine yapanı ayırt edebilirsiniz. O yüzden ben hep iyi niyetliyim bu konuda. Bilmem kim şu dizide oynamış, öbürü şu diziden şu kadar para almış… Alırsa alsın! İki gün alır, üç gün alır, dördüncü gün alamaz. Mesleği değil ki kapıya koyarlar adamı. Ama benim altın bileziğimi kimse elimden alamaz.

 

— Çok olgun ve doğru bir yaklaşım.

 

Öyledir ama altın bilezik elimden alınınca da artık ölme vakti gelmiş demektir. Hayat bitmiş demektir.

 

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*