Çözümün bir ayağı da bizleriz!

Çözümün bir ayağı da bizleriz!.22177
  • Giriş : 23.12.2008 / 17:50:00
  • Güncelleme : 08.02.2013 / 15:42:39

Mahmur Kampı sakinleri, Kürt meselesinin çözümünde artık aktör konumuna geldiklerini söylüyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Onlara göre bahara kadar çözüm için adım atılırsa sorun biter, yoksa yeni bir sürece girilir.


‘Ailemle birlikte kampa geldiğimde 4 yaşındaydım.  Ama Hakkâri’de hâlâ amcalarım, akrabalarım var. Ailemden çok kişi dağda. Biz gelmek zorunda kaldık. Mahmur sıradan bir yer değil. Burası bizim zorunlu ikametgâhımız. Şimdi yine barıştan söz ediliyor, Kürt sorununun çözüleceği söyleniyor. Artık sorunun çözülmesini istiyoruz. Ve her şey baharda netleşecek bana göre. Ya devam ya tamam. Çözüm olursa, kapılardan bırakın arabayla geçmeyi, koşarak geçeriz.” Bu sözlerin sahibi, Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı’nda yaşayan 22 yaşındaki Ayşe Özek.

Söyledikleri, Kürt meselesinde kendileri açısından gelinen noktayı ve beklentileri yansıtıyor. Özek, alt eğitimlerini Mahmur’da tamamlamış. Ardından Erbil Selahattin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nü bitirmiş. Genç kızın en büyük hayali doğduğu topraklarda arkeolojik kazılar yapıp bilim dünyasına katkılar sunmak. Ona göre, Hakkâri henüz keşfedilmemiş bir tarihî anıt. Geçici kimliklerden dolayı dışarıda iş bulması zor. Bu yüzden kampta kurulan akademi ve okullarda öğretmenlik yapıyor. Özek şimdilik çocuklara folklor dersi veriyor.

Türkiye’deki köylerini boşaltmak zorunda kalan yaklaşık 15 bin Kürt’ün yaşadığı Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Mahmur Kampı’na girmek için üç kapıdan geçmek gerekiyor. Birincisi KDP Peşmergelerinin kimlik kontrolü yaptığı nokta. İkincisi BM birimlerinin yer aldığı ve yine KDP Peşmergeleri tarafından korunan kapı. Üçüncüsü ise PKK’lılar ve ailelerinin kaldığı, tartışılan ana Mahmur Kapısı. Bu bölüm PKK kontrolünde. Kapıda Mahmur sorumluları var. Referansınızı ve kime gideceğinizi söylemeden geçiş imkânsız. ‘Kürt mültecilerin’ kaldığı sekizinci kamp olan Mahmur’un 15 yıllık geçmişi var. Daha önce Etruş gibi kamplarda kalınıyordu. BM, kampa sağlık ve gıda yardımı yapıyor. Aynı şekilde yerel Kürt yönetimi de yardımlarını esirgemiyor.

BM denetiminde olan Mahmur Kampı, aslında KCK/PKK’nın uygulamak istediği küçük bir ‘demokratik özerklik’ alanı gibi dizayn edilmiş. Kamp 4 semtten, her semt 4 mahalleden oluşuyor. Semt ve mahallelere dağda ölen PKK’lıların ismi verilmiş. Kampta ölenlerle birlikte dağda hayatını kaybeden 400 PKK’lının mezarı burada. Hem bu ölenlerin hem de dağdaki birçok örgüt üyesinin aileleri kampta yaşıyor. Bunlara zaman zaman dağdan gelen örgüt üyeleri, yaralılar ve yaşlılar da ekleniyor. Dolayısıyla, PKK, kampı bir nefes borusu olarak görüyor.

Mahmur, son süreçte konuşulan çözümün önemli ayaklarından biri hâline gelmiş durumda. Özellikle son yıllarda burası siyasi bir kimlik kazandı. Geçmişte açılım kapsamında Habur sınır kapısından giriş yapanların Mahmur’dan gelmiş olması kampın konumunu güçlendiriyor. Kamptakiler, kendilerini Kandil, İmralı ve Avrupa’dan sonra dördüncü bir ayak sayıyor. Kampın dış ilişkiler komitesi üyesi Polat Bozan da artık açıkça bir siyasi duruştan bahsediyor: “Mahmur, sıradan bir mülteci kampı değil. Siyasi bir kamp. Çünkü Kürt sorununun bir parçası. Bu yüzden dönem dönem baskı ya da itibar görüyor. Türkiye ve Amerika sıkıştırdıkça buraya baskı uygulanıyor. Mesela kamp 2005-2007’de ciddi bir baskı gördü, ‘silahlı gerilla var’ diye. Amerikan askerleri kampa girdi ama aradıklarını bulmadılar. Burası PKK’nın bir uzantısı, ondan ayrı tutmak yanlış. Bu yüzden ‘Burada gerilla var mı?’ sorusu anlamsız. BM şu anda bizim güvencemiz.”

Mini ‘demokratik özerklik’

PKK için bu kampın adı Mahmur değil, Şehit Rüstem Cudi. Kamp anlatıldığı gibi minik bir ‘demokratik özerklik’ alanı. Yönetimde belediye başkanından sonra değişik meclisler ve komiteler bulunuyor. Meclis başkanlığı sistemi eşbakanlık şeklinde uygulanıyor. Aynı şekilde meclis divan üyeleri var. Dış ilişkiler, kültür-sanat komiteleri ile farklı akademiler de faaliyette. Hepsinde eşbaşkanlık sistemi uygulanıyor. Kadın ve erkek birlikte ortak yönetici konumunda.

Kampa cuma günü gittik. Cuma günleri resmî tatil. Cuma namazı kampın içindeki küçük camide kılınıyor. Özerlik sisteminin bir parçası olarak tasarlanan cami, cuma saatinde dolmuştu. Minberde ‘Kürdistan İslam Birliği’ yazan bir afiş asılı. İmam, hutbe konusu olarak ‘barış’ı seçmişti. Hutbede PKK’ya övgüler yağdıran imam, devamında her insanın aynı haklara sahip ve eşit olduğunu hadis ve ayetler eşliğinde anlattı.

Ferhat Kortay Akademisi’nde ise üniversite mezunu hukukçu, mühendis ve değişik bölümleri bitiren kişiler Kürt meselesine dair tartışma ve çalışmalar yapıyor. Gençler için ayrıca spor alanları ve sosyal faaliyetleri yürütebilecek mekânlar oluşturulmuş. Küçük çocuklar da değişik eğitimlerden geçiriliyor. Bağlama çalma, Kürtçe şarkı söyleme ve halk oyunları sıradan aktivitelerden. 4 anaokulu, 4 ilkokul, 1 ortaokul ve bir lise ile 30 öğretmen var. Öğretmenlerin çoğunluğu kampta yetişenlerden seçilmiş. Okullarda temel derslerin yanı sıra Kürt PKK tarihi de okutuluyor. Kampta gençlerin eğitim düzeyi gittikçe yükseliyor. 400 kadar üniversite mezunu ve üniversiteye devam edenler var. Yeni kuşağın neredeyse tamamı okuyor. Yeni nesil, Kürt milliyetçiliğinin en temel unsurunu oluşturuyor.

Kampta kadınlara yönelik atölyeler de kurulmuş. Örneğin kadınların kendi yaptığı pasta börek gibi malzemelerin cüzi fiyatlara satıldığı bir pastane de hizmet veriyor. Benzer sistemle çalışan hediyelik eşya dükkânları var. Kampta kalanlar geçim için dışarı çıkıp inşaatlarda veya başka işlerde çalışıyor. Eğitimli olan ve kampta işi olmayanlar da dışarıda iş bulursa çalışıyor.

Gençler barış istiyor ama...

Mahmur’da kulak verilmesi gereken kesim herhâlde gençler. Çünkü onların söyledikleri yaşananları daha kolay anlamamıza yardımcı oluyor. Kampta Kürtçe konuşuluyor. Söyleşiler daha çok Kürtçe yapıldı. Ama gençler eğitim aldıkları ana dilleri Kürtçenin yanında Türkçeyi de biliyor. Bunu televizyona borçlu olduklarını söylüyorlar. Uydu aracılığıyla her türlü kanal izleniyor. Gençlerin kültür düzeyi müzik zevkine de yansımış. En çok Sezen Aksu, Haluk Levent, Barış Akarsu, Aram Dikran, Ahmet Kaya, Ciwan Haco dinliyorlar. Yani bir arabesk, İbrahim Tatlıses yok. Rojin onların gözünde bir ‘hain’, dolayısıyla onu hiç dinlemiyorlar.

Haberin girişinde hikâyesini paylaştığımız Ayşe Özek’in Türkiye özlemi bir başka. Bir defa kaçak yoldan sadece köylerine kadar gidebildiklerini anlatıyor: “Bizim yaşadığımız, kendi hikâyemiz. Kim ister buralara gelmeyi? Ama sorun olunca ailemle birlikte buraya gelmek zorunda kaldım. Barış gelse bizim için hayat yeniden başlar.” Erbil Selahattin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş Şahin Tekin’in söyleyecekleri de aslında farklı değil. 26 yaşındaki avukatın akrabalarının çoğu Türkiye’de. Köyleri boşaltıldığı için gelen ailelerden. Tekin, Türklerle asla bir sorunları olmadığını; ancak devlet ile olduğunu söylüyor: “Sorunlar çözülürse ve devlet Kürtlere haklarını verirse elbette kimse burada kalmak istemez. Orada kalan hikâyelerimiz var, çocukluğumuz, anılarımız... Artık hükümetin gerçekten niyeti varsa sorunu çözer. Kürtlerin talepleri bellidir. Birçok kuşak heba oldu, yeni kuşaklar da gitmesin. Bu kadar zorluk içinde yaşadık ama biz şanslıyız. En azından ana dilimizi iyi biliyoruz.”

17 yaşındaki Berivan Kanat ise tam bir kamp çocuğu. İlk kamplardan olan Etruş’ta (Dohuk yakınlarında) dünyaya gelmiş ve Mahmur’da büyümüş. Lise öğrencisi. Kanat ayrı bir devlet istemediklerini; ancak Kürtlerin talepleri olduğunu ifade ediyor. Büyüklerinin dağa çıkma sebeplerinin de bu taleplerle ilgili olduğunu kaydediyor: “Kamplarda hastalıklar geçirdik. Annem anlatınca nasıl yaşadığıma hayret ediyorum. Kimse bu şartlarda yaşamak istemez. Barış konusu gündeme her geldiğinde heyecanlanıyoruz, merakla bekliyoruz. Açılım dendiğinde de aynı duyguları yaşıyoruz. Hep hayal kırıklığı yaşadık. Bu sefer ne olacak tam bilmiyoruz; ama sorunun adı belli ve çözümü ortada.” 14 yaşındaki lise öğrencisi Adar Tank da Berivan gibi düşünüyor. O da kampta büyüyenlerden tek istediği büyüklerinin sorunu barış içinde çözmesi.

1998’de Silopi’den ailesi ile birlikte Mahmur’a gelen 15 yaşındaki lise öğrencisi Kahraman Tayboğa’nın anlattıkları Kürt sorununun özeti gibi: “Ailem korucu olmadığı için bize baskı yapıldı. Biz de ailemle birlikte Mahmur’a gelmek zorunda kaldık. Bazı akrabalarım dağda, korucu olsaydı büyüklerim, o zaman akrabalarımızla çatışacaklardı. Çare kalmayınca geldik. Çözüm umudumuz var, her zaman oldu. Ama devlet bu konuda samimi değil. Devlet tam iradesini ortaya koyarsa sorunu çözer. Mahmur her zaman barış ister. Biz dağdaki akrabalarımızı; ablalarımızı, ağabeylerimizi, babalarımızı özlüyoruz. Çözümü en çok biz isteriz. Yeter ki iş siyasi bir duruma sokulmasın. Bu son şans olabilir.” Kahraman bizim çözüme dair fikrimizi sormayı da ihmal etmiyor. Az sonra da onu başka bir eğitim merkezinde bağlama çalarken görüyoruz. Çaldığı ise yürek yakan bir ağıt.

Normalde çöl olan Mahmur, inşa edilen evler ve altyapı sistemleriyle yeni bir hayat alanına dönüyor. Yeni okullar, yeni evler yapılıyor Mahmur’da. Ama evler köy tipi, o coğrafyaya uygun. Belediye Başkanı Ahmet Özer, “Sağlıklı yaşamak için bunları yapıyoruz. Gidersek de buralara kalıcı eserler bırakarak gitmiş oluruz.” diyor. Belediyenin en büyük sorunu su. Yine de çölde su taşımada önemli sorunlar aşılmış. Mahmur yavaş yavaş inşa edilirken gözler dışarıdan gelecek güzel haberleri bekliyor.

Yusuf Kara (Mahmur Halk Meclisi Eş-başkanı): Mahmur sorunu çözülürse barış olur

Zor bir süreçten geçiyoruz. Barış sağlanırsa çok iyi olur. Oslo görüşmelerinde Mahmur’un durumu var. Mahmur bunun bir parçası olarak geldi. Ancak Habur ile süreç kesildi. Burası siyasi ve sembolik bir yer. Mahmur mücadeleye bağlıdır ve taviz veren bir yer değildir. Burası siyasi kamp, bu yüzden barışın bir ayağı burada. Mahmur sorunu çözülürse barış olur. Burası küçük bir alan; ama geneli ifade ediyor. Mahmur’un durumu protokollerde yer almıştır.   

Ahmet Özer (Mah-mur Belediye Başkanı): Evleri geçici yaptık

Çözüm için henüz hazır bir zeminin oluşmadığını düşünüyorum. Avrupa, dağ, kamp eşittir. Aydınlık ve net bir şey yok ortada. Elbette buraları sevmiyoruz ve Türkiye’ye dönmek istiyoruz. Burada kalma amacımız belli. Nelerin yapılması gerektiği de ortada. Devlet samimi ve net adımlar atmalı. Biz ülkenin özgürlüğünü istiyoruz. 8 defa ev yapıp yıktık ayrı ayrı kamplarda. Bunları sadece geçici yaşamak için yaptık. Biz buradan dünyaya sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Dünya değişiyor artık, Türkiye bunun gerisinde kalıyor. Sorun bu şekilde çözülmez. Yaşlılar artık kendi topraklarında yaşayıp ölmek istiyor. Buralara çocuklarını gömdüler ama özlemleri dinmedi hâlâ.

Selamet Erdoğan (Mahmur Halk Meclisi Eşbaşkanı-Kadın Meclisi Divan Üyesi): Gözümüz yeni açılımda

Çok umutlu olmak isterdim ama geçmiş tecrübeler bu konuda temkinli davranmamızı gerektiriyor. Bir açılım, görüşme oldu mu bizde bir heyecan başlıyor ve ‘Acaba bu sefer olur mu?’ sorusunu soruyoruz. Gözümüz yeni açılımda. Pek inanmasak da umutlanmak istiyoruz. Biz kadınlar bu konuda daha duyarlıyız. Ama her şeye rağmen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ama tedbiri elden bırakmıyoruz. Bu durum Nevruz’da netleşir, ona göre yapılması gerekenler yapılır.

Hacı Kaçan (Meclis Divan Üyesi): Buraya bizi sadece davamız bağlıyor

Tür-kiye’de gelişmeler var. İmralı ile görüşmeler, ortada konuşulanlar konular çok eski konular. Çünkü hem barış hem savaş bir arada olmaz. Bazı güçler hâlâ barış istemiyor. Derin devletin parmağı her yerde var. Bu yüzden Türkiye artık kimseyi kandırmasın. Köylerimiz yakıldı, biz onun için buradayız. Özgür bir yaşam, haklar verildiğinde gerçekleşir. Bu olursa Türkiye de gelişir. Son süreçte, açlık grevlerinde ve yapılan görüşmelerden umutlandık. Ama aynı durum yine devam etti. Yıllardır oyalama ve tasfiye sürecini biz de tartışıyoruz. Bir barıştan söz ediliyor ancak bu teoride var, pratikte yok.


 

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*