Yalnız Geçen Bayramın Kalbe Vuruşu
01.01.2011 / 00:00
Bu benim sıla-i rahimsiz geçen ilk bayramım. Anadan, babadan, kardeşlerden uzakta ilk bayram hem de… Kim bilir; böyle olması gerekiyordu belki de. İçimde yalnızlık duygusu ağır basıyor, ara ara hüzün vuruyor bir de…
Saat 6'yı vurduğunda bu sefer, sadece sessizlik ve ben vardık odamda. Telefonumun alarmı sadece beni uyandırmadı bayram sabahına. İçimde uyuyan ne varsa benimle birlikte kalktı namaza. Annem yastığımın başucuna bir çift çorap koymamıştı bu sefer. Babam lavaboda abdest almıyor. Heysem bir yerde, Tuba bir yerde, Fatih başka bir yerde bu defa. Ama rahmetli abim Hasan'ın hasreti işte şuralarda bir yerde; kalbimin köşesinde bir yara gibi daha taptaze duruyor.
Bu benim İstanbul'da karşıladığım ilk bayramım… Başım, motifini bilmediğim ince dokulu hasır bir minderin üzerine eğdi bu kez alnını. "Hayyalelfelah" diyen imamın billur gibi sesi çağırdı beni camiye. Şekercinin sesi duyuldu ötelerde bir yerlerden. Çocuklar erken uyanmış yine. Vaizin gür sesi bütün caddeyi kuşatmış. Klasik bayram sohbetlerinden birisini yapıyor; "Küskünler barışmalı, selamlaşmak yayılmalı, yardım duygusu sadece bayramlarda değil; yılın her gününde yaşanmalı…" Arka sıralardan yaşı ellilerde bir adamın gür sesi yükseliyor; "Haydi cemaat; Allah'ın selameti üzerimizde olsun diye safları sık tutmalı!"
Telefonun diğer ucundaki ses Mustafa Özke'nin; "Sen uzakta olsan bile kalbimiz hep seninle kardeşim" diyor. Bu ses biraz olsun içimi ferahlatıyor. Daha ismini bile bilmediğim, fakat her karşılaşmamızda sohbet ettiğim simitçi amca; "bayramınız mübarek olsun efendim" diye uzatıyor ellerini. Öpmek için eğiyorum başımı, "estağfirullah" deyip geriye çekiyor kendini.
İnsanlar evimin altındaki bakkaldan ekmek almak için sıraya girmiş. Fırından taze ekmek kokuları yayılıyor mahalleye. Az sonra Ramazan sofralarının sultanı olacak sıcacık ekmekler elleri yakarken, bir yandan da kalpleri ısıtıyor. "Annem olsaydı patatesleri yuvarlak yuvarlak doğrar, yağda kızartırdı" diye geçiriyorum içimden. Yanında da mis gibi çay! Peynir de varsa sofrada, ne ala. Anladım ki gurbetlik zor gelirmiş bayramlarda!
İşte yine dört duvar arasındayım. Koca bir Ramazan mevsiminde "o bekâr" diye bir tas çorba dahi getirmeyen komşularımın, bayramlaşmak için bile gelmeyeceğini bile bile 1 kilo şeker aldım. Çocuklar gelirse eğer kapıya, onlara dağıtacağım.
Dostlarım!
İşte bir bayram daha böyle geçiyor büyük İstanbul'un küçük bir apartman dairesinde. Kırıldıklarım çok oldu, kırdıklarım da. Ramazan Bayramı hürmetine özrümü kabul ediniz. Gıyabında da olsa sizleri çok özledim. Ne olur, ama ne olur; beni affediniz…
Mutlu, mesut, hazlı, feyzli bayramlar…



































