Yaralı asker Dağlıca'yı anlattı

Yaralı asker Dağlıca'yı anlattı.12003
  • Giriş : 01.11.2007 / 15:10:00

Dağlıca'daki tabur baskınından yaralı çıkan asker anlatıyor:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dağlıca'daki tabur baskınından yaralı olarak çıkan asker anlatıyor: 'Dağlıca'da askerle köylünün arasından su sızmaz'

12 askerin şehit edildiği köyde saldırılardan tesadüfen "sağ kurtulduğunu" anlatan tanık Yeni Aktüel'e konuştu! "O kadar ağır silahlarla bir gecede gelip vurup kaçmaları imkânsız. Çatışmanın olduğu dağın bir yanı uçurum, diğer yanı Sat Dağları…"

21 Ekim'de Türkiye'yi sarsan çatışmayla zihinlere kazınan Dağlıca'ya şimdi giriş, çıkış yasak! 30 kilometre berideki Kamışlı Karakolu'ndan izin çıkmayınca, önce yakın bir köy olan Karlı'ya çeviriyoruz rotamızı. Helikopter pat patları davul-zurna sesine karışıyor! Gelin ve damadın ailesi liseye giden çocuklarını yalnız bırakmamak için Yüksekova'ya taşındığından, asıl düğün ilçede! Ama gerdek öncesinde damat köye getiriliyor ve buzullarıyla meşhur Cilo Dağı'nın karşısında halaylar çekiliyor. Bir yandan da 1990'lardaki "düşük yoğunluklu savaşın" etkilerine dayanamayıp Karlı'ya taşınan bazı Dağlıcalılar bıraktıkları akrabalarından haber almaya çalışıyor. Karlı Köyü'nün yaslandığı dağların hemen arkası Dağlıca. Fakat bu kısa mesafe, şimdi aşılmaz bir bent olmuş. Karlı Köyü'nün karlı yamaçlarına konuşlanan askerler, hava kararınca bazen komşu köy Civyan'a iniyor. Deklanşörden parmağını bir an olsun kaldırmayan fotoğrafçı arkadaşımız Garo Miloşyan'ın şanssızlığı, bir türlü rastlayamıyoruz Civyan'daki askerlere. Ama köylüler sürekli uyarıyor: "Sakın makineyi çıkartmayın, askerler silah sanıp ateş edebilir". Aynı uyarıyı 24 Ekim'de Van'dan Yüksekova'ya giderken Hakkâri-Yüksekova yol ayrımındaki Yeniköprü Karakolu'nun komutanı da yapmıştı. Yeniköprü'de arama yapan askere kimlik kartlarımızı uzatırken fotoğraf çekmek istediğimizi söyleyince bize işaret edilen, sarp bir dağın dibindeki karakolun soğuk koridorunda kim bilir hangi vesileyle yerini almış plastikten gül demetini de not düşmüştük defterimize.

Nazik komutan kimlik bilgilerimizi, telefon numaralarımızı, ev adresimizi itinayla kayda geçirmiş, aynı listede onlarca isim daha olduğunu, ilçeye girip çıkan tüm gazetecilerin bilgilerini "gazetecilerin güvenliği için" not ettiklerini söylemiş ve uyarmıştı: "Askerimizin eli tetikte. Makinenizi silah zannedip ateş edebilir. Dikkat edin. İlçeden çıktıktan sonra da mutlaka 'gidiyoruz' demek için uğrayın." Fotoğrafçımız Garo'ya Hataylı olduğunu, "Garo" ismini vesile ederek açıklayan komutan manidar konuşmuştu: "Çan ve ezan sesini bir arada duymaktan sevinç duyarız. Ne güzel yaşıyoruz bir arada. Ama olmuyor işte, bırakmıyorlar

Yüksekova'dayız! Üç gün önceki olayın gerginliği bir nebze olsun atlatılmış! Fakat Hakkâri'ye girerken neredeyse başımıza teğet geçen Kobra tipi helikopterlerin oluşturduğu sahne, Yüksekova'da saat başı tekrarlanıyor. Esnaf erken saatlerde kepenkleri indirip evinin yolunu tutarken, köylüler de kış erzaklarını kamyonlara doldurup ağır ağır loş ışıklı toprak damlarının altına çekiliyor. Sonraki gün, ilçeye güneş iner inmez kadınlar telaşla fistanlarını ütüleyip kuaförlerin yolunu tutuyor! Düğün hazırlığı! Yeryüzü beyazı bir kez gördü mü ilkbahara kadar soğuk ve fırtınalı günler bitmediği için düğünler bu mevsime sıkıştırılıyor. İlçede genç kız ve erkeklerin herhangi bir buluşma alanı olmadığından, düğünler müstakbel çiftlerin de yuvasını yapıyor. Bazı düğünler küskün aşiretlerin barışmasına, bazıları aşiretler arası ilişkilerin gerilmesine vesile oluyor, bazısı da asker uğurlamalarına eşlik ediyor! Çoğu kez düğün konvoyuyla askeri konvoy birbirine karışıyor. İşte bu ritüel, Dağlıca'daki olayın yaşandığı gece ve ertesinde hazin bir hikâyeye dönüşüyor...

Oraya gitmek için daha çok gençsiniz!

Helikopter ve top seslerinden ürken civar köylülerin "Oraya gitmek için daha çok gençsiniz" dedikleri Dağlıca tarafına, üç ay önce 22 Temmuz'da seçim için gitmiştik. Dağlıca mıntıkasında akşam toplanacak seçim sandıklarını bekleyen köy korucularını, Enzel Vadisi'nin suyla buluştuğu Avaşin deresinde, kalaşnikoflarını kayaların üzerindeki giysilerinin yanına koymuş, çizgili pijamalarıyla suda yüzerken bulmuştuk. Dereye akan soğuk çeşmeye iki, üç karpuz atmış, çalı-çırpıyla tutuşturdukları taş ocağa Irak'tan gelme kaçak çaylarını demledikleri isli çaydanlıklarını koymuştu korucular. Çatık kaş, gergin bakış ve soğuk namluların esamisi okunmuyordu.

Seçimden kısa süre önce Dağlıca tarafında saldırılar neredeyse sona ermişti. Operasyonlar daha çok Şırnak tarafına kaymıştı. Fakat daha üç ay önce Avaşin'in buz gibi sularında yüzen korucular, bugünkü kanlı gündemi öngörmüşlerdi. Ekmek tekneleri olan kalaşnikoflarının, ilelebet susacağına da inanmıyorlardı. 22 Temmuz'dan bir ay önce, 14 Haziran'da Dağlıca Taburu'nda görev yapan Piyade Binbaşı Murat Özyalçın PKK mayınına hedef olmuştu. Dağlıca'yı işaret edip konuşan bir korucu, "İnşallah bu seçim, silahlarımızın susmasını sağlayacak" demiş ama eklemişti: "Dağlıca Köyü'nün sandığı çok riskli beyim. Teröristler demiş ki illâ oyunuzu istediğimiz partiye vereceksiniz. Komutan da demiş ki, illâ bizim istediğimizeTerör saldırırsa sandığa, keyfimiz kursağımızda kalacak

1990'ların ortalarındaki kara günlerde boşaltılan Bostancık, Köşkönü, Suretli, Pınargözü, Gürkavak, Yeşiltaş ve Tuğlu köylerinin kenarından bir saat ötedeki Dağlıca'ya doğru akıp Irak'a dökülen Avaşin'in kıyısındaki boşaltılmış tüm köylerde çadırlar kurulmuş, tarlalar ekilmiş, ceviz ağaçlarından gelecek gelirin hesapları tutulmaya başlamıştı o günlerde. Fakat 22 Temmuz gecesi Dağlıca'dan gelen sandıktan tek oy çıkmadı! Köylüler taraf olmak istemedikleri için sandık başına gitmemiştiÜç ay sonra, civar köylülerin "tıpkı İstanbul'daki deprem gecesinde olduğu gibi" diye izah ettikleri puslu gecenin ertesinde gerçekleşen Anayasa referandumunda da sandık başına gidemedi Dağlıcalılar. Çünkü Karlı Köyü'nün akil adamlarından, ilçe seçim kurulu üyesi Sadi Canan'ın ifadesiyle "Dağlıca'nın sandıkları hep boş gelir!"

PKK saldırısından sadece iki saat önce Dağlıca'dan kalkan dolmuşa atlayıp referandum için Yüksekova'nın yolunu tutan ve "herkesten korkuyorum" diyerek kimliğinin saklı kalmasını isteyen İ.S. de "boş sandıklara" dikkat çekiyor. Bazen geceyarısı yola çıkıp Yüksekova'daki ailesini ziyarete geldiğini, 21 Ekim gecesi ise şans eseri köyden erken ayrıldığını söylüyor: "O gece erken çıkmasaydım, belki şu an seninle konuşuyor olmazdım."

"Askerle köylünün arasından su sızmaz!"

İ.S. aslen Dağlıcalı değil ama köyü (Gürkavak) Dağlıca'ya yakın olduğu için çocukluktan beri sık sık gider gelirmiş. Bir yıldır ekmeğini Irak sınırından 10 kilometre uzaklıkta Dağlıca'daki işinden çıkarıyormuş. Saldırı onun ekmeğine de mani olmuş. Yeşiltaş Köprüsü'nün havaya uçurulması Dağlıca'yla irtibatı koparmış. Dağlıca Taburu'nun erzağı Yüksekova'dan çifter çifter havalanan helikopterlerle ulaştırılıyor bu yüzden. Köyden yürüyerek gelenlerin anlatımına göre, civar köylerden duyulan ağır silah sesleri ve helikopter trafiğine bakılırsa çatışma tüm ürkütücülüğüyle sürüyor.

İ.S. yüksek okul diplomasını alır almaz çatışmaların sonlandığı umuduyla 2004'te Yüksekova'ya dönmüş. Ona göre Dağlıca dünyalar güzeli bir köy: "Toprağı çok verimli, doğası muhteşem. Kim olsa gidip yerleşir. Tarihten bu yana Dağlıca stratejik bir yer. Oremar aşiretinin lideri Süto Ağa, 1900'lerin başında Şemdinli'deki dinliderlerin vergilerine tabi olmamak için büyük bir mücadele vermiş ve kazanmıştır Dağlıca'da. Sonra da 1930'larda devlete karşı Oremar (Dağlıca) İsyanı'nı başlatmıştır. Çok zorlu bir yer. Eskiden Nasturyaşarmış. Halen de DMate kilisesi duruyor!"

Dağlıca'daki askerlerle köylülerin arasından su sızmadığını söylüyor İ.S.; o ıssızlıkta insanların birbirine sarıldığını, çetin kış koşullarında erzakı biten köylülere askeriyenin yardım ettiğini... Ocak ayından itibaren yolları kapanan Dağlıca'daki hastalar ya kızakla Yeşiltaş'a kadar getirilip Yüksekova'ya ulaştırılıyor veya askeri helikopter devreye giriyor. Yeşiltaş'a kızakla götürülürken ölen çok sayıda hasta olduğunu belirten İ.S. de PKK'dan söz ederken, pek çok kişi gibi "ordakiler" diyor: "12 askerin şehit olması için teröristlerin, yani ordakilerin günler önce oraya konuşlanması gerekir. Yoksa o kadar ağır silahlarla bir gecede gelip vurup kaçmaları imkânsız. Gerçi çatışmanın olduğu dağ çok acayip; bir yanı uçurum, diğer yanı Sat Dağları. Uzun zamandır yavaş yavaş teçhizat çekmiş olmalılar. Çatışmadan iki saat önce köyden ayrılmıştım. Sisliydi ortalık. Köyün aşağısında, Yeşiltaş Karakolu'na çok yakın bir yerdeki köprüyü havaya uçuruyor bir grup ve yardım gelmesini engelliyorlar. Televizyonlar çatışmanın köprüde olduğunu söyledi ama doğru değil. Bazı televizyonlar kaçırılan askerlerin köprü uçurulurken Avaşin suyuna düşüp kaybolduğunu bile söyledi. Avaşin insan götürecek kadar gür akmıyor bu mevsimde. Çatışma da yukarılarda olmuşHer şey çok acayip"

Karlı Köyü ahalisi, gelin-damadı gerdeğe soktuktan sonra "divanhane" dedikleri evde toplaşıyor. Arada bir kesilen elektriği kimse umursamıyor. Konu, helikopter sesleriyle birlikte Dağlıca hadisesine geliyor. 70 yaşındaki köylülerden biri "Madem gazeteci burada, o zaman üç-beş laf edeyim de, yazsın gasteye" diyor ve tespih tanelerini sayarak izah ediyor meramını. "Dağlıca'yı Türkiye'nin meselesi yaptılar ama olay onunla başlamadı, onunla da bitmeyecek" diyor. Ahali başını sallayarak onaylıyor. "Irak operasyonunu dünyada Beşar Esad'dan başka hiçbir devlet istemiyor. İstanbul'dakiler sokaklara dökülüp 'beni de cepheye götürün' diyor ama ölümleri sadece biz görüyoruz. Dünyada iki kanun vardır; biri Allah'ın kanunudur ki, kimse artık uygulamıyor. İkincisi de insanlığın kanunudur ki, herkes ona baş eğiyor. Allah'ın kanununa bakarsak Kürtler haksız. İnsanlığın kanununa bakarsak devlet haksız. Kürtler haksız çünkü Allah'ın kanuna göre bütün Müslümanlar kardeştir, hep beraber yaşayabilirler. Kürtler bu kanuna inanmalıİnsanlığın kanununa göre demokrasi vardır. Kimse kimseden üstün değildir. Ama devlet bu kanunu ihlal ediyor. Varlığının yarısını bu savaş uğruna harcıyor. Halkı açlıktan perişan ediyor. Atalarımız dünyada yedi devlet vardır, derdi. Şimdi olmuş 180 devlet. Bir milyon nüfuslu halklar bile ülkelerinin yönetimi tarafından yok sayılmaz olmuş. Türkiye bu nüfusun kültürünü, dilini serbest bıraksa ne kaybeder? Ben yetmiş yaşındayım ve Allah'a şükürler olsun ki aklım yerinde. Kürtler'in devlet kurmak, ayrılmak istemediklerini biliyorum!"

"Talabani mercimek gibidir!"

Başka biri lafı Barzani ve Talabani'ye getiriyor. "Talabani mercimek gibidir. Ne önü var ne arkası. Yoksa bu sorunu çözebilir" diyor. Beriki, "İyi ama korkuyor" deyince, "Birader, niye korksun! O da Abdullah Gül gibi değil mi" yanıtını alıyor! Biri de bize çatıyor: "Kameranızı alıp İstanbul'a dönün. Asıl haberler orada! Buraya gelip yalanlar uyduruyorsunuz. Sonra da oradaki halk ayağa kalkıyor. Türkiye'de kimse savaş istemiyor ama gazeteciler çok istiyor!"

Babası "kedi" lakaplı "78 kuşağından solcu" köylü lafı alıyor bu sefer: "Talabani mercimek gibidir diyorsun ama kedileri sağlama aldı! 'Kürt kedisini bile vermem' dedi!" Gençlerden biri ise Barzani'yi tekin bulmadığını, her an "Kürtler'i satabileceğini" söyleyince bir başkası şaka yollu, "Hele kalkın çıkarın şu toy çocuğu meclisten" diyor ve kahkahayı basıyor.
Dağlıca mıntıkasındaki Karlı Köyü de Doski Aşireti'nden. Doski Aşireti'nin bir yarısı Kuzey Irak'ın Dohuk kentinde, diğer yarısı Dağlıca'da kalmış evvel zaman içinde. Sohbet sırasında Irak İstihbarat Sorumlusu General Faysal Doski'nin Türkiye'ye gelen Irak heyeti içinde adı geçince kendi aşiretlerinden olduğu anlaşılıyor. Fakat köylüler kestiremiyor bir türlü hangi aileden olduğunuHararetli tartışma geceyarısına doğru yerini bedbinliğe bırakıyor. Ertesi gün sorularımızı yanıtlama sözü veren Sadi Canan, "Yarın ne anlatacağım ki! Her zamanki gibi savaş var ve tek korkumuz Dağlıca'daki ateşin aşağılara inmesi" deyip evinin yolunu tutuyor

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 121. sayısında bulabilirsiniz!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious