Yatsıdan sonra galaya bekleriz

  • Giriş : 12.08.2006 / 00:00:00

Yaklaşık bir yıl önce, “Beş Vakit”in çekimleri için Reha Erdem’le birlikte Kozlu köyünü mesken tutan film ekibi bir kez daha köyde.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Gala, geçen çarşamba 22.30’da yapıldı. “Bu saatte film galası mı olur?” demeyin. Film ekibi, galayı, aslında âdet olduğu üzere 21.00 civarında yapmaya niyetliymiş; ama köy sakinleri, Kozlu’da yatsı namazından çıkışın 22.30’u bulduğunu hatırlatınca plan değişmiş. Bu da şaşırtıcı değil aslında; zira filmin yönetmeni Reha Erdem de çekimler sırasında, “Buradaki beş vakit üzerine kurulu hayat ritmi bana ilham verdi.” demişti.

Aslında film ekibi, ‘gala’dan ziyade birlikte pişirdikleri yemeği sofraya koymak gibi bakıyor olaya. Hiç de yanlış düşünmedikleri, gösterime saatler kala daha iyi anlaşılıyor. Köyün, tıpkı kendisi gibi küçücük olan ‘düğün meydanı’na perdeyi, görüntü ve ses sistemlerini kurmak üzere yola koyulan ekip, yolda Ali dayıya rastlıyor. Candan bir kucaklaşmanın ardından Ali dayı atlıyor minibüse ve düğün meydanına varıldığında, devrilen perdeyi hep beraber görüyorlar böylece. Herkes bir ucundan tutuyor ve yeniden ayaklanıyor perde; rüzgârın ne yapacağı kestirilemediği için de meydanın öteki ucuna taşınıyor. Elektrik, projeksiyonu çalıştırmaya yetmeyince karşı mahallenin en yakın evine uzatılıyor elektrik kablosu. Uzanan kablonun, başta film ekibinin tatlı belası küçük Çağlar olmak üzere, alanı şimdiden dolduran çocukların ayaklarına takılmaması için de dikkat ediliyor. Çocukların tek işi şamata yapmak sanılmasın; onlar aynı zamanda birer teşrifatçı edasıyla sandalyeleri de yerleştiriyorlar. Gönüllü olarak üstlendikleri bu görevde başta kendilerine, sonra da ailelerine güzel yer kapma sevdası da etkili tabii. Ama hava iyice kararıp camiden çıkan cemaat alanı doldurdukça bu çabanın da tek yol olmadığı çıkıyor ortaya. Zira meydana sığmayan köylülerin kimi alanın hemen gerisinde yükselen duvarı, kimi de kamyonunun kasasını kullanıyor film seyretme mekânı olarak.

Nasıl olsa perde her yerden aynı görünüyor. Reha Erdem’in, çekimler ve kurgu esnasında titizlikle tespit ettiği çerçeve, bu gece daha da büyüyor. Filmde sık sık bulutların önünü kestiği ay, bu parlak ağustos gecesinde perdenin üstünde büyüdükçe büyüyor. “Sanat filmi seyirci bulmaz” görüşünün aksine, Kozlu sakinleri bayıla bayıla seyrediyor filmi. Ellerinde çekirdekleri, kâh kahkahalarla gülerek kâh “Böyle de olmaz ki” diye kimi rollere kızarak. Ne de olsa başrollerdekiler de yabancıları değil; Yakup’u canlandıran Ali Bey Paşalı da Ömer’i oynayan Özkan Özen de Kozlulu. Şimdiye kadar önemli festivallerde seyirci karşısına çıktılar; ama kendi köylerinde ‘artizler’ gibi perdede görünmek farklı. Ali Bey, filmi ilk kez izlediği için bir de bunun heyecanı katılıyor üstüne. Filmi ilk kez gören bir başka oyuncu da üç küçük başrol oyuncusundan Elit İşcan’ın babasını canlandıran Yiğit Özşener. Galada, köyün imamı rolüyle 13. Adana Altın Koza’da “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” seçilen Bülent Emin Yarar da hazır bulunuyor. “Nasıl bir gala olacak bu?” sorusuna gülerek “Valla bilmiyorum ki. Ben de görmeye geldim; ama öncekilere hiç benzemeyeceği kesin.” cevabını veriyor. Nitekim benzemiyor da; filmin sonunda perdenin önünde bir konuşma yapmasını beklediğimiz yönetmeni, meydanın girişinde köy sakinleriyle sohbet ederken buluveriyoruz. “Gerek yok ya” diyor; “Çıkıp ne söyleyeyim ki! Onların da filmi bu, hepsinin emeği var. Onların filmini onlara mı anlatayım?” Meydandan ayrılan seyircilerin yüzlerine bakılırsa Erdem’in bir şey anlatmasına gerek yok gerçekten de. Belki de bu sadece, perdede gördükleri, hayatından uzak olan seyirci için gereklidir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious