Yayınlanamamış Öcalan röportajları

Yayınlanamamış Öcalan röportajları.13791
  • Giriş : 15.10.2008 / 10:30:00
  • Güncelleme : 15.10.2008 / 10:00:35

Fehmi Koru: "Abdullah Öcalan'la yapılmış ama yayın imkanı verilmemiş röportajlar diye bir raf var mıdır?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yeni Şafak yazır Fehmi Koru'nun Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazı:

Biri açıklasa minnettar kalacağım

Acaba devletin ilgili kurumlarından birinde 'Abdullah Öcalan'la yapılmış, ama yayın imkânı verilmemiş röportajlar' diye ayrı bir raf var mıdır? Varsa, o rafa yerleştirdikleri röportajları bizlerle paylaşmazlar mı

Şimdilerde “O günlerdeki yöntemi izlemeliyiz” cümlesi eşliğinde övülen 'Şam süreci', hiç kuşkusuz hesaplı kitaplı bir çıkıştı Türk devleti açısından: Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş teftiş esnasında Reyhanlı'da 'gerekenin yapılacağını' söyleyerek Şam yönetimine gözdağı verdi önce, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de devamı getirdi.

Ardı çorap söküğü gibi geldi: Yıllardır Şam'da varlığına göz yumulan Abdullah Öcalan'a “Artık gitme vakti” dedi Muhaberat... Moskova'ya, Roma'ya, Atina'ya, oradan da Kenya ve İmralı'ya uzun yolculuğu başladı terör örgütü liderinin...

Yayın yüzü görmemiş röportajlar o yolculuğun hemen öncesi ve sırasında gerçekleşti. Öncesinde kendisiyle röportaj için Bekaa Vadisi'ne gitti gazeteciler; bazısı da Roma'da görüştü... Röportajların çoğu -ilân da edildiği halde- gazeteleri tarafından yayına konulmadı. Hemen hepsinin bir kopyası daha ülkeye adım attıkları anda yanlarında biten görevliler tarafından teslim alındı.

Bir gazete patronuna, “Neden yayınlamadınız?” diye sorduğumda, cevap olarak ellerini kelepçelenmiş gibi bir duruma soktuğunu ve “Bunu göze alamazdım” dediğini hatırlıyorum.

O sıralar şöyle düşünmüştüm: Yapılan röportajları yayınlatmayacak kadar güçlü irade, neden röportajcılar yola çıkmadan önce yasağı hatırlatmıyor? O iradenin sahibi olan kurumun Öcalan'a röportajcı gönderen gazetelerde kanalları var; neden onlar aracılığıyla, gazete yönetimlerine, “Yayınlatmayacağız, boşuna masraf edip adam göndermeyin” uyarısında bulunulmuyor?

Herhalde sebep şuydu: Röportaj kasetlerine sınırda el koyanlar terör örgütü liderinin ne söyleyeceğini bizden fazla merak ediyor olmalıydılar. Ne mesaj vereceği merakıydı bu. Hatta ilk el konulan kasetten sonra durumu anlayan Abdullah Öcalan'ın, yanına gelen gazetecilere, onlar bilmeseler bile, kasetlere el koyacak iradeye hitap eden 'röportajlar' verdiğini sanıyorum.

İşte o günlerde yayınlanmayan röportaj sahiplerinden birkaçıyla konuşma fırsatı bulmuş, son görüşmelerde hep aynı öykünün anlatıldığını öğrenmiştim: Bir önceki iktidarın (Refahyol) önemli bir bakanı, başbakanlığı döneminde kendisini ortadan kaldıracak bir suikast girişimini organize etmiş, ama bir başka önemli siyasetçi ortak bir tanıdıkları aracılığıyla haber göndererek girişimi boşa çıkartmıştı.

O zaman (yani, ta mart 1999'da) bayağı rümuzlu anlatmışım meramımı...

“Roma'dayken, vaktiyle kendisine karşı düzenlenen bir operasyonu akamete uğratmak için devreye giren bir siyasi parti liderinden söz ediyordu PKK lideri. Olay, 1995 seçimleri öncesinde geçmiş olmalı. Hani, zamanın başbakanının, 'Ya bitecek, ya bitecek' diye açıklamalar yaptığı, seçimde elini güçlendirmek üzere bir operasyon izni verdiği kuşkularının ayyuka çıktığı günler... seçim sonrasında, bir parti lideri tarafından, 'Örtülü ödenekteki 500 bin dolar ne oldu?' diye dönemin başbakanına hesap sorulmuştu ya; işte o günler...

“Öcalan, soranlara, 'Bir siyasi, bir yakını aracılığıyla, 'Operasyon yapılacak, kaç' haberi gönderdi bana' diye anlatıp durdu Roma'da. Bu tür açıklamalar, Roma'ya gidip terör örgütü lideriyle görüşen Türk gazetecilerin dönüşte havaalanında el konulan teyplerinde de kayıtlıymış...”

Yazıdaki rümuzları açan bir gelişme yaşandı şu yakınlarda: Star yazarı Şamil Tayyar terör suçundan cezaevinde yatan Şemdin Sakık'ın kendisine gönderdiği bir mektubu yayımladı. Yazısının sonunda, kanlı bir teröristin sözleriyle ülkede başbakanlık yapmış birini ve bir siyasi tahlilciyi böylesine ağır bir ithamın tarafı haline getirmeyi doğru bulmadığını yazsa da, benim vaktiyle çok dolaylı anlatabildiğim iddia ilk kez isimlendirilmiş oldu.

Okuyalım: “Sakık, 1996 yılı bahar döneminde Zap karargahındayken Şam'da bulunan Öcalan'la görüşüyormuş, o esnada büyük gürültü olmuş, Öcalan kısa bir sessizlikten sonra 'Türkçe eğitim okuluna bombalı saldırıda bulundular' demiş! Daha sonra kampta Öcalan, o bombalı eylemle ilgili militanlara şöyle demiş: Tansu Çiller bana bombalı suikast planladı. Mesut Yılmaz bu bilgiyi Avrupa'da bulunan Yalçın Küçük vasıtasıyla bana ulaştırdı, biz de tedbirimizi aldık.”

Bir dönemi eğrisi ve doğrusuyla öğrenmemiz için bu iddiaya da açıklık getirilmesi gerekiyor. Mesut Yılmaz ve Yalçın Küçük burada, röportajlar da el koyanların yerleştirdiği rafta. Hangisi ilk davranırsa kabulüm.

YENİŞAFAK

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*