Yazarlar futbolculara özeniyor

  • Giriş : 09.07.2006 / 00:00:00

Yedi İklim, Türk edebiyatının en uzun soluklu dergilerinden birisi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


196. sayısına ulaşan dergi, şu an gündemde olan birçok yazar ve şairin de ilk ürünlerini neşrettiği yer olarak biliniyor. Hikâyelerinden ve düşünce yazılarından tanıdığımız Haksal, derginin yükünü neredeyse tek başına taşıyor. Yazı işlerinin yanında, maddi külfetini de çekiyor. Ali Haydar Haksal’ın asıl derdi ise Yedi İklim’de yazı hayatına başlayıp da, tanınmak amacı ile başka yönelişler içine giren edebiyatçılar. Haksal’la Türk dergiciliğini, günümüz edebiyat dünyasını ve yazarları konuştuk.

Zamanımızda birçok derginin yükü tek kişinin omuzunda kaldı. Siz de Yedi İklim’i yalnız başınıza çıkarıyorsunuz...

Türk edebiyatı geleneğinde dergiciliğin, bir sanatçının çevresinde ya da merkezinde olduğu bir gerçek. Büyük Doğu, Necip Fazıl; Diriliş, Sezai Karakoç; Edebiyat, Nuri Pakdil; Mavera, Rasim Özdenören ile Cahit Zarifoğlu; Dergâh, Mustafa Kutlu merkezli olarak çıkmış veya çıkıyor. Yedi İklim, gerek başlangıçta gerekse ikinci devresinde 5-6 kişi tarafından çıktı. Fakat yazı hayatı insanları zamanla etkiliyor. Kimi kalem sahipleri uzun soluklu olamıyor. Yayım, dağıtım ve maddi yükünü çektiğim için bu dergiyi sadece ben çıkarıyormuşum gibi görünüyor. Oysa birlikte olduğumuz bir arkadaş kadromuz var.

İlk şiirleri ve yazıları Yedi İklim’de yayınlandıktan sonra tanınan bazı isimler sonraları bu dergide yazmamaya başladı. Bunun sebebi popüler olma tutkusu muydu?

Şu an, genç kuşaktan olan ve şiir ortamında var olanların çoğu Yedi İklim’de ilk şiirleri yayımlanan, ilk kez sesini burada duyuran arkadaşlar. Bunların çoğu başka yerlerde yazı hayatlarına devam ediyorlar. Günümüz kuşağı sabırsız. Çok yerde görünmeyi ve tanınmayı hedefliyor. Bunlar geç kuşak ve edebiyat adına olumlanamaz. Bu tutum grupların oluşmasına sebep oluyor. Özellikle karşı tarafta görünmeyi kendilerine ilke edinen de var.

Bir dergide kalmak ve o çizgide tutunmak ne kadar önemli?

Sanat ve zanaatta usta-çırak ilişkisi önemlidir. Bir şiir töreninde, internette ya da adı bilinmeyen bir dergide şiiri yayınlanan birisi kendini hemen şair sanıyor. Dolayısı ile Büyük Doğu ile başlayan çizgimizde, edebiyat izleğimizde çok sayıda şair ve öykü yazarı yetişti, yetişmeye devam ediyor. Son dönemlerde arkadaşların sağa sola savrulmaları gelişmelerini aksattı diye düşünüyorum. Disipline olmaktan kaçan kimi yetenekler kayboldu. Biraz sıçrama gösterenler de oldu elbette. Başkalarını reddederek ya da basamak ederek bir yerlere gelmek isteyenler de var. Zamanın eleği çok serttir. Edebiyat dünyası ise güçlü bir ormandır. Bu gibiler cılız birer ağaç olarak kalır. Bir yüzyıla birkaç tane şair ve yazar sığar. Reklamla var olanlar değil.

Popüler olma duygusu yazarları nasıl etkiliyor?

Birçok kişi okumadan yazar olmaya çalışıyor. Günümüzde yazarlar futbolculara özeniyor. Onlar gibi ünlü olmak, 100 binlere satacak bir kitabın sahibi olmayı hedefliyor. Herkesin konuştuğu bir dille yazmayı amaçlıyor. Edebiyat ve sanat saf ve kristalize bir dildir. Bunu hedeflediğinizde insanları üst dile doğru çekme çabasında olursunuz. Değilse aşağıda bir yerde tutmaya mahkûm edersiniz.

1980’den sonra çıkan edebiyat dergileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

1980’den sonra çıkan edebiyat dergilerinde yetiştiricilik ruhu yok. Eskiden bir gelenek vardı. Bu gelenekte dünya büyük yazar ve düşünürler etrafında dönüyordu. Onlar genç yetenekleri yetiştiriyordu. Günümüz dergilerinin çoğu belirli bir sermaye grubunun tekeli altında. Sanatçı editörler tarafından yönetilmiyor. Dergilerin okulluğu ve ekollüğü kalmadı.

Günümüz edebiyat dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seri üretim kültürü, insanları çok fazla etkiliyor. Birtakım kurumlar yayın ve kültür dünyasını büyük sermaye güçleriyle bilinçli bir şekilde ellerinde tutuyorlar. Marketlerde, tezgâhlarda, yollarda bu seri üretimin ürünleri ile karşılaşıyoruz. Bunlar sanat eseri değil, duygu eseri oluyor. Sıradanlıklar, basitlikler öne çıkıyor. Bunu ben Orhan Veli sıradanlığının günümüze yansıması olarak görüyorum.

Bunun değişmesi için neler yapılabilir?

Bizler direniyoruz. Nereye kadar sürer kestiremiyoruz. Günümüz devlet anlayışında kültür ve sanatın önceliği yok. Türkiye’de bine yakın kütüphane var, ama devlet sadece illerin sayısınca edebiyat dergisini kütüphanelere gönderiyor. Güçlü kurumlar edebî çabalara destek vermiyor. Her grup, her cemaat kendi dergisini çıkarma peşinde. Böyle olunca güçlü bir edebiyat ortamı sağlanamıyor.

Edebiyat dünyasında Yedi İklim dergisinin yeri nedir, siz nasıl görüyorsunuz?

Yerini zaman tayin edecek. Bizim edebiyat izleğimizde kendisine düşen sorumluluğu yerine getirerek, açılmış olan yolu daha yürünebilir kılmayı hedefliyor. İyi ki zamanında çıktı ve bir boşluk oluşmasına izin vermedi. Boşluk bırakırsanız başkaları mutlaka doldurur.

Nasıl bir boşluk?

Büyük Doğu, Diriliş, Mavera, Yönelişler gibi dergilerden sonra bizim düşünce geleneğimizde oluşabilecek bir boşluk. Yedi İklim’in çıkması ve varlığını devam ettirmesi gerekirdi. Bu, sanki bize verilmiş bir görevdi. Yedi İklim, edebiyat ve düşünce hafızamızı sürekli canlı tutmaya gayret etti. Birinci sınıf şair ve yazarları okura göstermeye çabaladı. Yetenekli gençlerin elinden tutmayı bildi. Yedi İklim, kadirşinas bir dergidir ve mütevazıdır. Başkalarının karesinde görünme sevdasına kapılmadan bulunduğu yerin onurunu korumayı bildi. İslâmî duyarlığın ve bilincin dergisi olmayı kendine ilke edindi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious