Yazısı tırpanlanınca Yeniçağ'dan ayrıldı

Yazısı tırpanlanınca Yeniçağ'dan ayrıldı.7414
  • Giriş : 23.10.2008 / 12:44:00

Yeniçağ gazetesi yazarlarından Mehmet Nuri Yardım, Sabahattin Zaim konulu yazısı sebep gösterilmeden yayınlanmayınca gazeteye bir veda yazısı gönderdi ama o yazıda yayınlanmadı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttüğü www.sanatalemi.net sitesindeki köyesinde durumu okurlarına açıklayan Mehmet Nuri Yardım, ayrılış hikayesini şu şekilde anlattı: "Yaklaşık 4 yıldan beri Yeniçağ gazetesinde “Kalemin Burcu” serlevhalı köşemde kültür sanat yazıları yazıyordum. Gazeteden ayrıldım. Bu ayrılışın sebeplerini ısrarla soran dostlarımın ve aziz okuyucularımın merakını gidermek amacıyla meseleyi sizlere izah etmek istiyorum.

İlim ve fikir âleminin mümtaz şahsiyetlerinden Prof. Dr. Sabahattin Zaim, 9 Aralık 2007 tarihinde ahirete intikal etmişti. Onun hâtıraları İşaret Yayınları tarafından Bir Ömrün Hikâyesi adıyla bu sene yayımlandı. Aynı yayınevi daha önce de makalelerini, üç cilt halinde ilim ve kültür dünyamıza kazandırmıştı. “Hocaların Hocası” olarak bilinen hizmet ve gönül insanı Sabahattin Zaim, yetiştirdiği talebeleri, büyük gayreti ve himmetiyle her zaman hatırlanacak müstesna bir âlimdi. Neredeyse her hayırlı hizmetin, her güzel işin içinde veya yanında onu gördük. O ülkesini çok seven, bütün Türklerin, Müslümanların hatta insanlığın daha huzurlu yaşaması için gece gündüz çalışan bir 'vakıf adam'dı, örnek bir münevverdi. Hoca, hâtıralarında âdeta Türkiye'nin son 50-60 yılının panoramasını çiziyordu. Bu kıymetli eseri tanıtan bir yazı yazıp gazeteye gönderdim. 11 Ekim günü çıkması gereken yazı yayımlanmadı. Sorduğum halde yazımın neşredilmeyiş sebebi bana bildirilmedi. Ertesi hafta bir 'veda yazısı' yazıp yolladım. Veda Yazısı da 18 Ekim'de çıkmadı. Tahkik ettim, her iki yazının gazeteye ulaştığından emin olmuştum."

"Bâbıâli geleneğinde bir yazar yazdığı gazeteden ayrılıyorsa ona bir 'son yazı', bir 'veda yazısı' hakkı tanınır. Bu müktesep bir haktır, bir helâlleşmedir. Yönetimle, okuyucuyla samimice son bir hasbihaldir" diyen Mehmet Nuri Yardım, "Bu tabiî hak benden esirgendi. Neyse…" yorumunu yaptı.

"Bunun üzerine gazetede yayımlanmayan “Sabahattin Zaim” ile “Veda Yazısı”nı virgülüne dokunmadan ve hiçbir değişiklik yapmadan sizlere ve kamuoyuna takdim ediyorum Bu vesile ile aziz hocamız merhum Sabahattin Zaim'i bir kere daha rahmetle yâd ediyor, ona ve her biri birer âbide şahsiyet olan yol arkadaşlarına, yüreklerini ve ömürlerini dâvâlarına adayan o 'altın nesil'e daha çok sahip çıkmamız gerektiğini anlıyorum" diyen Yardım, her iki yazısının içeriğini yayınladı.

İşte yazarın yayınlanmayan her iki yazısı:

SABAHATTİN ZAİM

Türkiye'nin aydınlık çehreleri vardır ve şükürler olsun ki hep var olagelmişlerdir. Onlar gayretleriyle, çalışmalarıyla, himmetleriyle insanlarımızın daha iyi şartlara erişmesi, vatanımızın her türlü tehlikeden korunması, birlik ve beraberliğimizin ebediyen sağlanması için cansiperane çalışırlar. Aynı dünya görüşüne bağlı olup ortak hedeflere yürüyenler arasında denge unsuru olurlar. Bir bakıma düşünce dünyamızın çimentosudur onlar. Her hizmetin gönüllüleridir. İhtiyaç vardır kalkarlar, görülecek hizmet için yürürler, yetişilmesi gerekiyor, zaman dardır koşarlar. Fethi Gemuhluoğlu, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Sâmiha Ayverdi, İbrahim Kafesoğlu böyle ışık insanlardı. Onlar memleketin “âbide şahsiyet”leriydi. Bugün de o kervana katılanlar arasında İlhan Ayverdi, Süleyman Yalçın, Ergun Göze, Metin Eriş, Turan Yazgan, İsmail Kahraman ve Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri görürüz.
Sabahattin Zaim Hoca (1926-2007) ömrünü kültürümüze, sanatımıza, irfanımıza, ilim hayatımıza adamış bir mübarek insandı. İç aydınlığı dış yüzüne aksetmiş bir Türk münevveriydi. Birleştirici, bütünleştirici, gönülleri kazanıp olgunlaştırıcı bir mefkûre adamıydı. Bâbıâli'nin kıymetli yayıncılarından İsmet Uçma, daha önce Sabahattin Zaim Hoca'nın bütün makalelerini yayımlayarak büyük bir kültür hizmetinde bulunmuştu. Her biri kitaplık çapta olan o makaleler bugün ilim, fikir ve sanat çevrelerinin başucu eserini oluşturdu. Uçma, bu sene de mühim bir hizmete imza attı ve Zaim Hocanın hâtıralarını Bir Ömrün Hikâyesi adıyla kitaplaştırdı.

Hâtıralar Sabahattin Hoca'nın yaşadıklarını, gördüklerini, ideallerini ve hizmet yıllarını yansıtıyor. İlmek ilmek ruh dünyamızın örüldüğü metinlerde Türkiye'nin manevi coğrafyasına işaret ediliyor. Bir bakıma ülkemizin son 50 yılının fikir ve sanat haritası ortaya çıkarılıyor. Türkiye'nin daha iyiye gitmesi için iyi insanlar tarafından kurulmuş vakıfların, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının çoğunda emeği vardı Sabahattin Hoca'nın. Bir çoğunun ucundan tutmuş, alıp yürümesine katkıda bulunmuştu.

Eserde hâtıralar, Zaim'in çocukluk yılları ile başlıyor, tahsil hayatı ve akademik çalışmalar ile devam ediyor. Sonra manevi iklimi teneffüs etmeye başlıyoruz. İstifade ettiği hocaları anlatıyor ilkin. Topçu'nun da hocası olan Abdülaziz Bekkine'nin yakın halkasına girdiğini öğreniyoruz. İç dünyası zenginleşen Zaim'in bütün millî müesseselerin kuruluşunda nasıl canla başla çalıştığının tanığı oluyoruz. Sönmez Neşriyat'ın kuruluşunda, Boğaziçi Yayınları'nın tesisinde o 'ışık adam'a rastlarız. İlim Yayma Cemiyeti, Aydınlar Ocağı, Türkiye Milli Kültür Vakfı, İbnülemin Mahmut Kemal İnal Vakfı, İslâmi İlimler Araştırma Vakfı, Doğu Türkistan Vakfı, Yeşilay Cemiyeti, Muallimler Birliği, Milliyetçiler Cemiyeti gibi millî ve manevî değerlere bağlı nesillerin yetişmesini temel gaye edinmiş müesseselerin kuruluşunda hep önayak olmuş Sabahattin Zaim. Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı ile Türk Edebiyatı Vakfı gibi hizmet kuruluşlarının yürüyüşlerine eşlik etmiştir. 1000 Temel Eser gibi hayatî projelerin hayata geçirilmesinde büyük emekleri vardır. Mümtaz Turhan, Mehmet Kaplan, Erol Güngör, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Mahir İz ve Ali Fuat Başgil ile ilgili hâtıraları dikkatle okumamız gerekiyor.

Son yıllarda genel olarak bu ülkeye gerçek anlamda hizmet etmiş kişi ve kurumlar hakkında ehil olmayan kişilerin kaleme aldıkları kitaplar ilgi gördü. Hâlbuki bu konuda eser veren çok değerli araştırmacı yazarlarımız vardır. Onlardan biri de Hüdavendigâr Onur'dur. Ve onun Türk Sağı Ansiklopedisi yenilenen hâliyle büyük bir boşluğu doldurmuştur.

Sabahattin Zaim gibi şahsiyetler kolay yetişmiyor. Ve onlar destansı hayatları, büyük idealleri ve örnek yaşayışlarıyla talebe yetiştirmiş, eser bırakmışlardır. Ülkesini, milletini, tarihini, dinini ve dilini seven insanlara yol göstermişlerdir. Bu vesile ile Sabahattin Zaim Hocamızı rahmet ve saygı ile anıyor, eserlerini Türk kültürüne kazandıran İsmet Uçma'yı da tebrik ediyorum.

VEDA YAZISI

Şair arkadaşım Sefa Kaplan, müşterek dostumuz Mustafa Polat'ın genç yaşta vefatı üzerine “Vedaın vakti gelir” ismiyle hüzünlü ve yakıcı bir şiir yazmıştı. Evet veda görünüşte acıdır ama buluşmalar kadar tabiidir. Ayrılıklar kırıcı olmadıktan sonra hayra da vesile olabilir. Çünkü eskilerin tabiriyle “bidayeti olanın nihayeti vardır”. Başlangıcı olan her şeyin sonu da olacaktır.
Yeniçağ gazetesine yıllar önce İsrafil Kumbasar kardeşimin delâleti ve Ahmet Yabuloğlu dostumun dâveti üzerine geldim. 14 Aralık 2003 tarihinde ilk yazım “Merhaba” yayımlandı. O gün bugündür, siz değerli okuyucularımla birlikte oldum. Başlarda haftada iki gün olan yazılarım daha sonra sadece cumartesi günleri yayımlandı. Her yazı bir hazırlığın sonucu ortaya çıkar. Her yazının heyecanı başkadır. Gazeteye gönderilecek yazıyı perşembe akşamı yazardım. Evde son kontrolleri yapar ve cuma sabahı saat 10.00 civarında e-posta ile gönderirdim. Ardından mutlaka telefon açar, ulaşıp ulaşmadığından emin olmak isterdim. Keramettin Bey, Esat Bey ve Şermin Hanım bu konuda bana yardımcı olmuş, kahrımı çekmişlerdir. Kendilerine müteşekkirim. Yazı ulaşmışsa içim rahatlardı artık. Gece gazetenin internet gecesine eklenir. Onun da heyecanı ayrıdır. Bakalım kaç kişi okumuştur, yorum yapılmış mıdır? Bütün bunlar bir yazar için önemlidir. Okuyucunun fikirleri, tepkisi değerlidir. Okuyucu görüşünü beyan etmeli, gerekirse yazarını sorgulamalı, hesaba çekmeli, ufkunu açmalıdır. Bu konuda fikir teatisinde bulunduğum okuyucular oldu. Takdir edenler de oldu, tenkit edenler de. Hepsine de eyvallah. Hakaretamiz mektuplar almadım şimdiye kadar. Çünkü okuyucunun seviyesi, fikre fikirle mukabele düsturuna göreydi ve zaten öyle olmalıydı.

Bu kadar sene içinde yayımlanmayan birkaç yazım oldu elbet. Onları ben başka yayın organlarında neşrettim. Gazetenin politikasına uygun olmadıkları belirtildi, buna saygı duyarım. Çünkü yazarın her yazısı yayımlanacak diye bir şey yok. Yazarlar lâyüs'el (sorgusuz) değildir. Ancak bir yazarın yazısı bir gazete veya dergide yayımlanmıyorsa bu durum kendisine izah edilmelidir. Niçin yayımlanmamıştır o yazı? Başkasına hakaret mi içermektedir? Mahkemelik bir konu mu söz konusudur? Yayın organının temel ilkelerine mi ters düşülmüştür, bu hâller yazara bildirilmelidir. Buna göre yazar da oturup bir değerlendirme yapar. Yoluna devam eder veya veda etmeye hazırlanır.
Geçen hafta merhum Sabahattin Zaim hakkında bir yazı yazdım. Onun hâtıratını okumuştum. Türkiye'nin son 50-60 yıllık fikir hayatını anlatıyordu Bir Ömrün Hikâyesi'nde. 11 Ekim 2008 tarihinde gazetede çıkması gereken bu yazı yayımlanmadı. Neşredilmediği gibi bana da ertesi günü herhangi bir açıklama yapılmadı. Aziz dostum, koordinatörümüz Ahmet Yabuloğlu'nu aradım ve durumu kendisine izah ettim. Cuma günü izinli olduğu için meseleden haberdar olmadığını söyledi. Konuyu araştırıp bana dönecekti, dönmedi.

Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıdan pişman olmadım ve hepsinin arkasında durdum, dururum. Çünkü siyasî angajmanım yok şükürler olsun. Hiçbir gruba, partiye, hizbe, cemaate de borcum yok. Peşin hükümlerden uzağım. Türk kültürüne, İslâm inanışına, bizim köklü medeniyetimize dâir olan konular beni ilgilendirdi sürekli olarak. Edebiyatımızın, sanatımızın, müziğimizin, dilimizin meselelerini yazmaya, anlatmaya çalıştım. Günlük polemiklerden, kısır siyasî çekişmelerden hep uzak durdum. Çünkü toplumun kültürel altyapısı sağlam olmadıktan sonra siyasetle her şeyin hallolacağına inananlardan değilim. Millî meselelerde hassas olmayan, mazisine sahip çıkmayan, mütefekkirlerini, yazarlarını tanımayan nesillerin hiçbir şey yapamayacağını düşünüyorum. Görüşlerimi bugüne kadar bu sütunlarda seslendirdim. Kısmetse bu yazılarımı bundan sonra kurucusu olduğum sanatalemi.net sitesinde devam ettirmeyi düşünüyorum. Gazete yönetimine bugüne kadar yazılarımı yayınladıkları, okuyucularıma da okudukları için teşekkür ediyorum. Muhabbet ve hürmetlerimi iletiyor, herkese hayırlı, sağlıklı ve güzel bir ömür diliyorum."

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*