Yeni cumhurbaşkanını kim seçecek? Yeni Meclis mi?

Yeni cumhurbaşkanını kim seçecek? Yeni Meclis mi?.14644
  • Giriş : 07.07.2007 / 23:02:00

Anayasa Mahkemesi, kararıyla ülkeyi bir siyasi ve hukuki krize sokmuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Anayasa Mahkemesi, 367 kararıyla birlikte hem ülkeyi bir siyasi ve hukuki krize sokmuş hem de kendisi bakımından bir meşruiyet krizi doğurmuştu. TBMM'de Cumhurbaşkanı seçebilmek için en az 367 kişi ile toplanma mecburiyeti getirilmesi, bu seçimin yapılmasını imkansıza yakın bir hale getirmekteydi.

Bu sağlanamadığı için erken seçime gidilmekte olduğu gibi, yeni seçilecek Meclis de Cumhurbaşkanı seçememe ve erken seçime gitme akıbetiyle karşılaşabilecekti. Hatta bu durumların tekerrürü dahi mümkündü; yani birkaç kez arka arkaya seçim yapma zarureti bile ortaya çıkabilirdi.

Bu zarurete binaen, Meclis, tıkanıklığı aşmak üzere, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören bir Anayasa değişikliğini gerçekleştirdi. Konuyla ilgili tartışmalar herkesin malumudur. Cumhurbaşkanının iadesinden sonra tekrar kabul edilen bu Anayasa Değişikliği de Anayasa Mahkemesi'nin önüne götürülmüştü. Mahkeme, dün vermiş olduğu kararında, bu sefer, yine beklenmedik (umulmadık) bir şekilde dava ve talepleri reddetti. Böylece, aslında doğru olanı yaptı; yasama organı üzerinde bir denetleme mercii gibi hareket etmediğini, edemeyeceğini gösterdi. Mahkemenin gerekçeli kararı açıklanmadığı için ihtiyatla hareket etmek mecburiyetindeyiz; ancak bu konularda pek çok söz ettiğimiz için, bu vesile ile birkaç noktaya değinmek istiyoruz.

Anayasa Mahkemesi, bu kararını, açıklamaya göre, 6 üyenin ret, 5 üyenin kabul yönünde oy kullanmasıyla, oyçokluğuyla almıştır. Bir başka ifade ile kararın bu şekilde çıkmasında sadece bir üyenin rolü vardır; bir üye kanaat değiştirirse karar değişecektir. Ülkenin, siyasetin, hukukun kaderi, bu şekilde, sadece bir üyenin kanaatine bağlanabilir mi? Mahkemenin böyle bir veya iki üyenin kanaatiyle, oyçokluğuyla verdiği birçok karar bulunmaktadır. Halbuki, kanunlar Meclis'ten bazen büyük çoğunluklarla, Anayasa değişikliklerinde olduğu gibi üçte ikiyi aşan çoğunluklarla geçmektedir. Dörtyüz kişinin görmediği bir "Anayasa'ya aykırılık" bir tek üyenin kanaatiyle nasıl kararlaştırılabilmektedir? Gerçi Anayasa değişikliklerinin iptali için nitelikli çoğunluk aranmaktadır. Ama yine de bunu yeterli bulmak mümkün değildir. Anayasa'ya aykırılık meselesi, bir imkan, bir ihtimal olarak değil, açık bir kesinlik olarak karşımıza çıkmalıdır; bu da ancak, ağırlaştırılmış bir nitelikli çoğunlukla mümkün olabilir. Anayasa Mahkemesi'nin karar verme usulleri de kanunla değil, Anayasa'da belirlenmelidir; kanun olursa, sık sık karşılaştığımız gibi, Mahkeme kanunu iptal edip yeni yöntemler belirleyebilir.

Mahkeme itibarını kurtardı

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karşı çıkanların delilleri hukuki değil, siyasi nitelikteydi. Mahkeme'nin Anayasa değişikliklerini denetlerken böyle siyasi mülahazalardan hareketle karar vermesi elbette doğru değildi. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken husus şudur; Mahkeme aslında Anayasa değişikliklerini denetlemiş değildir; önüne gelen konu yine Meclis İçtüzüğü ile ilgili, daha önce verilmiş 367 kararındakine önemli ölçüde benzeyen bir konudur. Daha açık ifade edecek olursak, Anayasa paketinin maddelerinin oylanması sırasında, her maddede ayrı ayrı 367 kabul oyu aranıp aranmayacağı meselesidir Mahkeme'nin incelediği. Bu incelemede de Meclis'in, İçtüzük'e aykırı olduğu iddia edilen bir kararı, "eylemli İçtüzük değişikliği" diye nitelendirilip iptal edilecek, buna bina edilen Anayasa paketi de kendiliğinden devre dışı kalmış olacaktı. Böyle bir karar, daha önce 367 kararında önemle dikkat çektiğimiz gibi, Mahkeme'nin, Anayasa'dan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullanması, kendi yetki alanını yorumla genişletmesi anlamına gelecekti. Mahkeme, muhtemelen, yeniden böyle bir yorum yapmaktan kaçınmış, her zaman hukuken tartışılabilecek böyle bir kararın sorumluluğunu üstlenmek istememiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa değişiklikleriyle ilgili denetleme yetkisinin sınırlı olduğuna da dikkat çekmek gerekir. Mahkeme, Anayasa değişikliklerini, sadece şekil bakımından denetleyebilir; şekil bakımından denetlemenin ne anlama geldiği de Anayasa'da açık bir şekilde gösterilmiştir. Bunun bir sebebi vardır. Anayasa Mahkemesi, 1960'lı ve 70'li yıllarda, Anayasa değişikliklerini, aynen kanun değişiklikleri gibi, her bakımdan inceleyebilmekteydi. Daha sonra Anayasa'ya, açıkça, sadece şekil bakımından denetim yapabileceği konulmuşsa da Mahkeme, yorumla bu Anayasa "yasağı"nı aşmıştır. Bu tarihi tecrübe, Anayasa'ya, daha açık olarak, şekil denetiminin ne olduğunu yazmayı gerektirmiştir. Halbuki, böyle çekişmelerin bir hukuk devletinde yerinin olmaması gerekirdi.

Anayasa değişikliği söz konusu olduğunda, daha önemli bir teorik sorun ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya uygunluğu denetler; yani Anayasa bir denetleme ölçütüdür, kriteridir. Anayasa değiştiğinde, denetleme ölçütünün kendisi, kriterin kendisi değişmektedir. O zaman, hangi kritere göre denetleme yapılacaktır? Bu teorik sorun, anayasa mahkemelerinin Anayasa değişikliklerini denetlemesinde sınırlamalar yapılmasına yol açmıştır. Bu konu bir gerçeğin daha, açık bir şekilde görülmesini sağlamalıdır. TBMM, yasama organı olarak, kanunları değiştirdiği gibi, Anayasa'yı da değiştirebilir. Bir kanunun Anayasa'ya aykırı olması halinde, Mahkeme kanunun iptali yoluna gidebilirken, Meclis, kanuna aykırı Anayasa hükmünü dahi değiştirip kanun hükmünü ibka edebilir. Bununla, Meclis'in dilediğini yapabileceğini kastetmiyoruz, Anayasa Mahkemesi ile TBMM arasındaki farka işaret ediyoruz. Hukuk kurallarını koyan ve değiştiren yasama organıdır; Mahkeme, sadece Anayasa'da kendisine denetleme yetkisi verilmiş hukuki düzenlemeleri denetleyebilir. Anayasa'daki bu denetleme yetkisi de, Anayasa'yı yapan organ, yani yasama organı tarafından belirlenir. Bütün bu yaşananlar, kamuoyunun, hukukçuların, siyasetçilerin, hatta Mahkeme üyelerinin Anayasa Mahkemesi üzerine yeniden düşünmesini, daha objektif olarak, sistem bütünlüğü algısı içinde bakabilmesini sağlamış olmalıdır; sağlamalıdır. 1970'li yıllarda yaşanan tecrübeler ışığında, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri daha açık bir şekilde ve tek tek, sonunda neleri yapamayacağı da belirtilerek, Anayasa'da sayılmalıdır ve müeyyidelendirilmelidir. Usulüne uygun verilmemiş kararların yok hükmünde olduğu tespit edilmelidir. Anayasa Mahkemesi ile TBMM arasındaki ilişki, bir ast-üst ilişkisi, bir vesayet ilişkisi veya bir denetleyen-denetlenen ilişkisi değildir; iki ayrı fonksiyonu üstlenen kurumların ilişkisidir.

Mahkemenin son kararı, geç ortaya çıkmış, fiiliyatta bir çözüm üretemeyebilecek bir karar olmakla birlikte, son birkaç aydır yaşanan, yargıya ve dolayısıyla hukuka güveni sarsan süreçler dikkate alındığında, ümit ışığı veren bir karardır. Yüksek seçim Kurulu'nun referandum tarihi (21 Ekim) dikkate alınırsa, yeni cumhurbaşkanının halk tarafından seçilebilmesi, bu anayasal düzenlemeler içinde, ne yazık ki, mümkün görünmemektedir. Yeni Meclis, ya Cumhurbaşkanı seçmeye çalışacak ya da Anayasa'ya bir geçici madde ekleyerek referandum sonucunu beklemeyi ve onbirinci cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayacaktır. Velhasıl, henüz sorun çözülmüş değildir; sadece bir ümit ışığı belirmiştir.

DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP - MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious