Yeni hükümetin mutlaka ele alması gereken sorunlar!

Yeni hükümetin mutlaka ele alması gereken sorunlar!.11164
  • Giriş : 30.08.2007 / 09:05:00

Biraz sıkıntılı bir süreç sonunda da olsa, Türkiye yeni cumhurbaşkanına kavuştu; hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başlangıçta biraz rahatsız edici de olsa, Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşananlar bir bakıma hayırlı oldu:

Meclis yenilendi, temsil kabiliyeti yükseldi, Türk milletinin yönetimde istikrar istediği ve Abdullah Gül'ün arkasında olduğu açık biçimde görüldü; nihayet askerî vesayet rejimi devrinin geçtiği, Türkiye için demokrasiden başka yol olmadığı görüldü. Sayın Gül hem ılımlı ve sempatik kişiliği hem de başarılı icraatlarıyla o koltuğu doldurmaya en ehil insanların başında geliyordu.

Cumhurbaşkanlığı krizi aşıldığı ve yeni hükümet de kurulmak üzere olduğuna göre, artık ekonomide ve siyasette çözüm bekleyen acil sorunlara yeniden dönmenin zamanıdır. Bu yazıda yeni hükümeti bekleyen siyasi sorunların sadece satırbaşları halinde altı çizilecek, ekonomik sorunlar ise biraz daha yakından irdelenecektir.

Yeni hükümetin mutlaka ele alması ve "usuletle ve suhuletle" çözüm araması gereken siyasi sorunların şu şekilde sıralanması mümkündür: 1. Yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılmalı, 12 Eylül darbesinin izleri silinmelidir. 2. Son dönemlerde gemi azıya almış görünen çetelerin üzerine kararlılıkla gidilmeli, Türkiye'de her an istikrarsızlık kaynağı olma potansiyeli taşıyan, Soğuk Savaş döneminden kalma Gladio artıkları dağıtılmalıdır. 4. YÖK Yasası değiştirilmeli, üniversitelerde objektif kriterlere göre atama ve yükseltilmelerin yapıldığı, her türlü keyfiliğin ve ayrımcılığın önlendiği, ideolojik slogan bekçiliğinden vazgeçip bilimle uğraşıldığı bir sistem yerleştirilmelidir. 5. AB süreci bütün hızıyla yeniden canlandırılmalı, demokratikleşme ve sivilleşme sürecine devam edilmeli, ciddi bir yargı reformu yapılmalıdır.

Yeni hükümetin acilen el atması, bazılarına kısa dönemde, bazılarına ise zamana yayarak orta vadede çözüm araması gereken ekonomik sorunların ise şu şekilde sıralanması mümkündür: İşsizlikle mücadele, enflasyonla mücadeleden vazgeçmeme, cari açık sorunuyla mücadele, özelleştirme sürecine nokta koyma, kayıtdışı ekonomiyle mücadele, enerji yatırımlarına girişme ve tarımda yapısal reformlar. Bunların her birine kısa kısa değinmekte yarar olabilir.

İşsizlik, son beş yıldır gösterilen hızlı büyüme performansına rağmen yüksekliğini korumaktadır. Bunun kuşkusuz akşamdan sabaha halli mümkün olmayan yapısal nedenleri (genç nüfusun yüksekliği nedeniyle her yıl işgücüne katılımın yüksekliği, tarımda başlayan çözülme vb.) vardır. Ancak işsizliğin, hükümetin alacağı tedbirlerle azalmasına katkıda bulunabileceği "konjonktürel" bir boyutunun olduğu da muhakkaktır. Bu bağlamda istihdam üzerindeki vergi yükünün azaltılması, enerji maliyetlerinin dış dünya ile karşılaştırılabilir düzeylere çekilmesi, iş kurma ve yatırım yapmanın önündeki zorlukların azaltılması ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları için uygun ortamın tesis edilmesi elzemdir.

Cari açık hâlâ önemli bir sorun

Bir diğer ekonomik sorun enflasyondur. Otuz beş yıl aradan sonra AKP hükümeti döneminde tek haneli rakamlara düşürmeyi başardığımız enflasyonla mücadeleden vazgeçilmemeli, yine büyük bir başarı sağlanmış olan kamu mali disiplininden (devletin savurganlık yapmaması ve ayağını yorganına göre uzatması politikasından) taviz verilmemelidir. Yüksek enflasyonun sadece enflasyon lobisinin ekmeğine yağ süreceği; onun dışında geniş topluma (ekonomik ve parasal istikrarı bozması, yatırım ortamını olumsuz etkilemesi, alım gücünü aşındırması, parayı pul etmesi..) büyük bir bedel ödeteceği unutulmamalıdır.

Bir başka el atılması gereken sorun, cari açık sorunudur. Son zamanlarda artışı hız kesse de Türkiye'nin ciddi bir cari açık sorunu vardır ve bunu sürdürülebilir seviyeye çekecek önlemler alınmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde, finansmanında güçlük çekilmediği zaman baş ağrıtmayan cari açık, hızlı sermaye çıkışlarına sebep olan global türbülanslar halinde baş ağrıtmaya başlayacaktır. Cari açığın önemli bir nedeni, hammadde, ara malı ve yatırım mallarında büyük ölçüde dışa bağımlılıktır. İthalatın yaklaşık % 85'i girdi ithalatıdır. Bu girdilerin ne kadarı yurtiçinden temin edilebilir ise üretim için gereken girdi temininde dışa bağımlılık azalacak, bu da cari açığı azaltacaktır. Yüksek reel faizlerin bol miktarda spekülatif sermaye çekmesi, bunun da kuru düşürüp ithal girdiyi cazip hale getirmesi de sorunun bir parçasıdır. Ekonomik büyümeye en fazla katkı yapan kritik sektörlerde, sektör temsilcileriyle istişare halinde, ithal girdi oranını azaltacak önlemlerin alınmasında yarar vardır.

Yeni hükümetin halletmesi gereken bir diğer sorun, özelleştirme süreciyle ilgilidir. 1985'ten 2003'e kadar istisnai dönemler dışında, önemli ölçüde bürokratik direnişin sonucu olarak, sürüncemede bırakılmış özelleştirme süreci 2003'ten itibaren gözle görülür biçimde hızlanmış, nitekim özelleştirilmeden elde edilen gelir son 4 yılda ondan önceki 17 yılın gelirini ona katlamıştır. Buna rağmen elde halen özelleştirmeyi bekleyen 40 civarında KİT vardır. Bunlar bir an önce özelleştirilmeli ve bu sürece artık bir nokta konulmalıdır. Kâr eden-zarar eden ayrımına takılıp kalınmamalıdır; zira özelleştirmenin asıl hedefi devleti ekonomik alandan çekip bu alanı rekabete ve piyasa güçlerine açmak, kamu işletmeciliğinin yol açtığı verimsizlik ve kaynak israfını önlemektir. Kamuda kâr eden işletmeler özel sektör elinde de kâr etmeye ve devlete vergi vermeye devam edeceklerdir.

Kronikleşen kayıtdışı ekonomi

Yeni hükümetin artık el atması gereken bir konu da kayıtdışı ekonomi ile mücadeledir. Kayıt dışı ekonomi hem haksız rekabet yaratması, hem de vergi geliri kayıplarına yol açması bakımından arzu edilmeyen bir durumdur. Ancak siyasi bedelinden korkularak geçmişte hükümetler çoğu kez bilerek bu konuyu ihmal etmişlerdir. Ancak görmezden gelmek sorunu çözmemektedir. Bu sorunun varlığını sürdürmesi bir noktadan sonra doğrudan yabancı yatırımları da olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda vergi sisteminde bir reform yapılmalı, mümkünse tek vergi gibi basit, uygulaması kolay bir vergi sistemine geçilmeli, vergi oranları düşürülüp herkesten vergi alınmalı, doğrudan-dolaylı vergi oranı bugünkü % 30-70 yerine tam tersi, % 70-30 haline getirilmelidir.

Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda karşılaşması muhtemel enerji açığı sorununa şimdiden çareler aranmalıdır. Nükleer enerji ve rüzgar enerjisi yatırımları daha fazla geciktirilmemelidir.

Nihayet gerek AB'ye uyum, gerekse kendi ayakları üzerinde duran, rekabet gücü olan bir sektör haline getirebilmek için tarımda yapısal reformlar yapılmalıdır. Tarımsal istihdam azaltılmalı, serbest kalacak işgücüne sanayi ve hizmetler sektöründe istihdam olanakları yaratılmalı, arazilerin bölünmesi kesinlikle önlenmeli, bölünmüş araziler birleştirilerek ölçeği büyütülmeli, su kaynaklarını daha iktisatlı kullanacak damıtma su ve suyu yeraltından borularla taşıma gibi sistemlere yatırım yapılmalı, Türkiye'nin en önemli potansiyel karşılaştırmalı üstünlük alanı olan organik tarım teşvik edilmelidir.

Kısa vadeli kaygılar bir kenara bırakılarak bu konularda atılacak cesur adımlar Türkiye'ye çok şey kazandıracak, Türkiye dünyanın en büyük on ekonomisinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerleyecektir.

DOÇ. DR. MUSTAFA ACAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious