Yeniden dünya ligindeyiz

  • Giriş : 28.02.2007 / 00:00:00

Erdoğan, 80'li yıllarda başlayan açılım sürecini tekrar hızlandırdıklarını söyleyerek, "Kaybettiğimiz yılları telafi ettik, Türkiye'yi yeniden dünya ligine taşıdık" diye konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş programında yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisinde 4 yıl önce başlattıkları yeniden yapılanma ve atılım sürecine hız kesmeden devam ettiklerini belirterek, "bildiğiniz gibi ben bardağın boş tarafı ile dolu tarafını karşılaştırmayı seviyorum. Bunun bizi daha doğru, daha hakkaniyetli bir neticeye götüreceğine inanıyorum" dedi.
Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sürekli bardağın boş tarafına bakmak, sadece onu nazara almak, her şeyden önce kendi kendimize büyük bir haksızlık olur.

Millet olarak kendi başarılarımızı küçümsemiş, aldığımız mesafeleri yok saymış oluruz. Dönüp bakın, göreceksiniz ki gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin en büyük düşmanı karamsarlık hastalığıdır. Hangi millet bu hastalığa yakalandıysa kaybetmiştir.

Biz, yokluklar, imkansızlıklar içinde bile ye'se (ümitsizlik) kapılmamış, umudunu yitirmemiş, öz güvenini kaybetmemiş bir milletiz.

İstiklal mücadelemizi zafere ulaştıran şey işte bu yüksek ruh olmuştur.

istikbal mücadelemizi de aynı ruhla umutlarımızı canlı tutarak sürdürmek durumundayız. Bugün, düne göre umutlu için çok daha sebebimiz var. Bardağın artık daha fazlası dolu olan bir Türkiye var.

Bunu görmek için Türkiye'nin son 20 yılına şöyle bir bakmamız yeterli olacaktır. "

İKİZ KARDEŞ

Bardağın tamamını görmek için kısa bir değerlendirme yapmak istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Türkiye ekonomisinin 1980'li yıllarda, bir dünya ekonomisi olma yolunda tarihi adımlar attığını söyledi.

Ekonomik serbestleşmenin, demokratik açılımlarla desteklenince çok kısa zamanda etkisini göstermeye başladığını, Türkiye'ye büyük bir sıçrama fırsatını verdiğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ne yazık ki bu demokratikleşme süreci, özellikle de ekonomide açılımlar 90'lı yıllar boyunca yapısal reformlarla desteklenemedi.

Enflasyon patladı, işsizlik ve yoksulluk arttı, güven kaybı piyasaları vurdu. Siyasi, istikrarsızlık ve belirsizlikler, hem ekonominin ağır kayıplar verdiği krizlere, hem de serbestleşme sürecinin aksamasına yol açtı.

Onun için biz iktidara gelirken dedik ki, ekonomik kalkınma ile demokratik reformları birlikte gerçekleştireceğiz. Dedik ki, özgürlük ve refah ikiz kardeş gibidir. Son 4 yıllık icraatlarımız ve aldığımız neticeler de bu gerçeği açıkça ortaya koydu. "

KAYIPLAR

Türkiye, son 20 yılda bunları yaşarken dünyada neler oldu diye bakıldığında, kayıpların ne kadar acı olduğunu çok daha iyi gördüklerini dile getiren Başbakan Erdoğan,Avrupa Kıtası'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan yorgun ve yıkılmış olarak çıktığı halde kısa zamanda toparlanmayı başardığını söyledi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"80'li yıllara kadar dünyaya kapalı olan rejimler, açıklık politikası izlemeye başladılar. Bunda belirli ölçülerde başarılı da oldular. Ne yazık ki Türkiye, bütün o 90'lı yıllarını heba etti. Biz, onun için dünyaya açık bir ekonomi, dünyaya açık bir Türkiye diye yola çıktık.

Çünkü açıkça görüyorduk ki, geciktirilen demokratik reformların, siyasi istikrarsızlığın halkımız üzerindeki etkisi çok ağır olmuştu.

Çöken Avrupa toplumları ayağa kalkarken biz İkinci Cihan Harbini yaşamadığımız halde sosyal çöküntü tehlikesi yaşıyorduk.

İşsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliğe paralel olarak göç ve terör olayları Türkiye'nin uzunca bir süre vakit kaybetmesine, ağır bedeller ödemesine yol açtı. Oysa Türkiye'nin potansiyeli, zenginlikleri, imkanları ve sunduğu fırsatlar tüm bu belirsizlikleri aşmak, hayalleri gerçek kılmak, Türkiye'yi kalkındırmak için yeterliydi. Önce milletimizin kendine güvenini yeniden tesis etmemiz gerekiyordu. Hamd olsun bunu başardık. "

EKONOMİK VE SİYASİ İSTİKRAR

Ekonomi ve siyasette istikrarı yeniden sağladıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, "Dikkat ederseniz onun için artık her vesileyle diyorum ki, şimdi büyük bir sosyal restorasyon sürecinden geçiyoruz. Toplumsal barışımızı güçlendiren adımlar atıyor, sosyal istikrar bütçeleri yapıyoruz" dedi.

80'li yıllarda başlayan açılım sürecini tekrar hızlandırdıklarını da anlatan Başbakan Erdoğan, "Kaybettiğimiz yılları telafi ettik, Türkiye'yi yeniden dünya ligine taşıdık" diye konuştu.

Demokrasi olmadan kalkınmanın da olmayacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Refah olmadan özgürlük de olmaz. Bu ikisi birbirinin hem sebebi hem de sonucudur. Dünyada büyük yankı bulan, 'sessiz devrim' olarak nitelendirilen tarihi adımları bunun için attık. İnsanımızın hayat kalitesini yükseltmek için bunu yaptık.

Aktif bir dış politikayla desteklediğimiz AB üyeliğinde en kritik aşamaları bu kararlılıkla geçtik. Bu adımların arkasında, Cumhuriyetimizin kuruluş idealleri ve milletimizin değişim iradesi vardır.

Türkiye, bu adımlarla artık geri dönülemez biçimde bir güven ve istikrar ülkesi olmuştur.

Bu yapısıyla da hem bölgesel hem de küresel ölçekte barış ve refaha, insanlığın ortak geleceğine önemli katkılarda bulunmaktadır. "

"KRİZLER ÜLKESİ OLMAKTAN ÇIKTI"

Son 4 yılda Türkiye'nin, krizler ülkesi olmaktan çıktığını, fırsatlar ve imkanlar ülkesi haline geldiğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin kronik sorunu olan yüksek ve belirsiz enflasyonu, son 4 yıl içinde kademe kademe düşürerek 30 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez tek haneli oranlara indirdiklerini anlattı.

1985 yılında yüzde 44 olan yıllık enflasyonun, sonraki yıllarda daha da arttığını, yüzde 125 seviyelerine kadar çıktığını anımsatan Başbakan Erdoğan, "Yüksek enflasyon karşısında paramız pul olmuştu" dedi.

"80 ve 90'lı yıllar boyunca sürekli sıfır eklenen milli paramızdan bu sıfırları atmak bizden önce gelen her iktidarın sadece hayali oldu" diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"1 Ocak 2005 tarihi itibariyle biz bu hayali gerçekleştirdik ve paramızdan 6 sıfırı attık. Büyümede de geride bıraktığımız 20 yılda inişli çıkışlı bir dönem yaşadık. Kimi zaman yüksek oranlarda büyüyen Türkiye ekonomisi, hemen ardından daralmalar yaşadı.

İlk kez bizim dönemimizde, yani bu dönemde Türkiye istikrarlı bir büyüme sürecini yakalamayı başardı.

19 çeyrektir kesintisiz büyüyoruz. Bu sayede özellikle yatırımcılar için öngörülebilir yepyeni bir dönem başlamış oldu. Hedefimiz inşallah Türkiye'yi en gelişmiş dünya ülkeleri arasına taşımaktır.

Fert başına düşen milli gelire bakalım. Ah benim sevgili vatandaşım. 1985 yılında sadece 1. 334 Dolar, 2002 yılına kadar inişli çıkışlı bir seyir izlemiş ve 2. 500 Dolar seviyesini aşamamıştır.

Bu alanda da yine son 4 yıl içinde rekor bir artış elde ettik, 3 Kasım öncesi söz verdik, dedik ki 5 yıl içerisinde biz bu hedefi 5. 000 Dolara çıkaracağız ve hamd olsun biz 4'üncü yılın sonunda 5. 000 Dolar hedefini aşmış bulunuyoruz. "

"YETERLİ BULMUYORUZ"

Gelinen bu seviyeyi yeterli görmediklerini, bu başarıyla yetinmediklerini dile getiren Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bugün dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi arasına yükseldiğini kaydetti.

Erdoğan, "Hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılında ülkemizi dünyanın en gelişmiş ilk 10 ülkesinden biri haline getirmektir" dedi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Türkiye, artık sadece yakın geleceğini değil, uzak geleceğini de şekillendirebilme noktasına gelmiştir.

Günü kurtarma deyimi siyasi literatürümüzden çıktıysa işte bu yüzdendir.

Burada bir hususu tekrar tekrar vurgulamakta yarar görüyorum. Yakaladığımız bu güven ve istikrar ortamını hepimiz korumalıyız. Zor elde ettiğimizi kolay kaybetmemek için azami dikkat göstermek durumundayız.

Bizler, siyasetin de ekonominin de sosyal hayatın da çalkantılardan geçtiği bir dönemden bugünlere geldik. "

ÖNEMLİ HEDEFLER, GÜVEN VE İSTİKRAR

Türkiye'nin önüne büyük hedefler koyduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, "İnşallah hep birlikte bu hedefleri tek tek yakalıyoruz" dedi.

Bugün, sadece dış politika ve ekonomik alanlarda değil, hak ve özgürlükler alanında da Türkiye'nin büyük bir itibar kazandığını ifade eden Başbakan Erdoğan, "Bu güven ve istikrar zemininin korunması sadece hükümetimizin değil, toplumsal sorumluluk duyan herkesin katkılarıyla mümkün olacaktır" diye konuştu.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz, enflasyonun tamamen vatandaşlarımızın gündeminden düştüğü, sosyal istikrarını pekiştirmiş, aralıksız büyümeye devam eden, fert başına milli geliri 10. 000 doları geçen, işsizlik, yoksulluk sorununu çözmüş, özgür dünyanın en ileri ülkeleri arasında yerini almış, güçlü ve müreffeh bir Türkiye hedefliyoruz. Bu hedefi ulaşılamaz görenler, sadece 4 yıl içinde Türkiye'nin nereden nereye geldiğine baksınlar yeter.

Başta da söylediğim gibi bugün hamd olsun bardağın çoğu dolu, azı boş hale gelmiştir.

İnşallah bu hedeflerimizi tutturacak, bu vesileyle esnafımızın, köylümüzün, çalışanlarımızın, sanayicinin şartlarını bugünkünden çok daha ileri seviyelere taşıyacağız.

Türkiye'nin durumu, Türkiye'nin şartları, Türkiye'nin göstergeleri 4 yıl öncesinden kat kat iyi duruma gelmiştir, bundan sonrasında da bugünkünden çok daha iyi durumda olacaktır. Hiç kuşkusuz bu vakit alacaktır, ancak 4 yılda kat ettiğimiz mesafeye bakınca, geleceğe dair umutlarımız daha da artıyor. "

BÜTÇE RAKAMLARI

Bir süre önce bütçe performanslarının sonuçlarını kamuoyu ile paylaştıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, "2002 yılında görevi devraldıklarında bütçe açığının gayri safi milli hasılaya oranının yüzde 14,6 iken, 2006 yılı sonu itibariyle bu oranın yüzde 0,7'ye kadar gerilediğini" söyledi.

Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yani 2002 yılında yaklaşık 40 milyar YTL ile devraldığımız bütçe açığı, 2006 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 3,9 milyar YTL'na kadar düşmüştür.

Dikkatinizi çekerim, son 30 yılın en düşük bütçe açığıdır bu. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, nihayet ayağımızla yorganımızı birbirine denk getirmeyi başardığımızdır. Daha açık bir ifadeyle denk bütçeyi artık yakalıyoruz. Bütçe açığı konusunda Türkiye 2002 yılında Avrupa ülkeleri içinde en kötü durumundayken, bugün bu konuda İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan başta olmak üzere birçok ülkeden daha iyi bir duruma gelmiştir.

Ülke olarak ekonomide nereden nereye geldiğimizi çok manidar bir şekilde ortaya koyacak bir başka gelişmeyi daha dikkatinize getirmek istiyorum.

Sizlerin de yakından bildiğiniz gibi, Türkiye'nin IMF üyeliği daha 1947 yılında başlamıştı. Yani bizimle başlamadı bu süreç, 1947 yılında. . .

Türkiye bugüne kadar IMF ile tam 19 adet stand-by anlaşması gerçekleştirmiştir. Bunların 18'i bizden önce yapılmış sadece sonuncusu, bir tanesi bizim dönemimizde olmuştur.

Üstelik bizim dönemimizde yapılan anlaşma, bir krizin, bir çaresizlik durumunun ardından değil, tamamen bizim kendi irademizle, kendi isteğimizle yaptığımız anlaşma olmuştur.

Şuraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: Bize kadar yapılan bu anlaşmalar 1947'den 2003'e kadar olan dönemde gelen tüm iktidarlar borçlanmışlar, almışlar ödemişler, almışlar ödemişler, ama nihai olarak 23. 5 milyar dolar borcu bizim hükümetimize bırakmışlar.

Peki biz ne yapmışız? Aldığımız bu IMF borcunu yani 23. 5 milyar doları biz ödemeye başlamışız ve şu anda bizim IMF'ye 8. 5 milyar dolar borcumuz kalmış.

Borçlanan onlar, ödeyen biz.

Bu arada, milli bankamız var. Geldiğimizde 26,8 milyar dolar döviz rezervi vardı Merkez Bankamızın. Şimdi merkez bankamızın döviz rezervi nerede biliyor musunuz? 65 milyar dolara çıktı. Demek ki yolsuzluğun, usulsüzlüğün, israfın önü kesildiğinde, kaynaklar akıllıca kullanıldığında, bütün bunlar olabiliyormuş.

İnşallah, Türkiye'nin yarınki manzarası, bugünkünden daha mutlu, daha müreffeh, daha sevindirici olacaktır. "

YOLSUZLUĞUN EN BÜYÜK KALEMİNİ KIRDIK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Petrol Piyasası Kanunu'nda yapılan düzenlemelerle yolsuzluğun en büyük kalemini kırdıklarını kaydederek, "Ülkemizde 1990 yılından bugüne kadar araç sayısı tam 4 kat artmasına rağmen, 2006 yılında Türkiye'de satılan akaryakıt miktarı hala 1990 yılı seviyesinde görünüyor. Suistimalin ne kadar büyük olduğunu görüyor musunuz? Sevgili vatandaşlarım, bu ülke böyle sömürüldü" dedi.

Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, açılan tesisler ve yapılan yatırımlarla ilgili bilgiler verdi.

"Bu yatırımlar, mutlu ve müreffeh Türkiye'nin ayak sesleridir" diyen Erdoğan, kamu ve özel sektör yatırımlarının sadece belli şehirlerde ve bölgelerde değil, Türkiye'nin 81 vilayetinde istikrarlı bir şekilde sürdüğünü söyledi.

Doğalgaz kullanan il sayısını 9'dan 43'e çıkardıklarını belirten Erdoğan, yıl sonuna kadar bu rakamı 60'a çıkarmayı hedeflediklerini ifade etti.

Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi'nin imza töreninin Tiflis'te yapıldığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, tarihi İpek Yolu'nun bu defa bir demiryolu olarak döşeneceğini dile getirdi. Bu demiryolu projesinin tamamlanmasıyla, Türkiye'nin, Asya ve Avrupa kıtaları arasında stratejik bir ulaşım koridoru olma özelliğini kazanmış olacağını belirten Erdoğan, "Bu proje, sadece ulaşım açısından değil, sadece jeostratejik açıdan değil, Avrupa'dan Asya'nın derinliklerine uzanan çok geniş bir coğrafyada toplumlar arası ilişkilerin, dostluk ve barış ortamının güçlenmesi açısından da son derece önemlidir" diye konuştu.

"DÜNÜN KAİDELERİYLE YAŞAMA İMKANINA SAHİP DEĞİLİZ"

Bölgede faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcileriyle ve vatandaşlarla 11 Şubat tarihinde Trabzon'da geniş çaplı bir toplantı yaptıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, "Son zamanlarda yaşadığımız acı olaylarla ilgili olarak Trabzon'umuzun üzerinde oynanan, Trabzonlu vatandaşlarımızın üzerinde oynanan oyunlara orada dur demek suretiyle vatandaşlarımızın hissiyatına ortak olduk. Trabzon'un bu ülke için ne kadar önemli olduğunu, Trabzon insanının rencide edilmesine asla müsamaha göstermeyeceğimizi bir kere daha kendilerine ifade ettik" dedi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasında, bütün yatırımların, bugünün sıkıntılarının yarınlara da taşınmaması, şehirlerin kalkınması, insanların hayat standartlarının yükselmesi, nihayetinde de Türkiye'nin büyümesi, güçlenmesi için olduğunu vurguladı. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin her köşesinde bu heyecan, bu faaliyet, bu seferberlik sürüyor.

Ufukta beliren aydınlık günlere her gün, her adımla biraz daha yaklaşıyoruz.

İnşallah bu anlayışla, bu istek ve arzuyla, bu ruh ve bilinçle, bu birlik beraberlikle yolumuza ciddiyetle, kararlılıkla, azimle devam edeceğiz.

Her zaman söylüyorum; Türkiye için hiçbir hedef ulaşılamaz değildir, ulaştığımız her hedefin daha büyüğüne, daha yükseğine ulaşmak için çalışıp çabalayacağız.

Artık dünün gerçekleriyle, dünün kaideleriyle yaşama imkanına sahip değiliz, bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarını da düşünmek, bu ihtiyaçlara uygun kanuni altyapıyı da hazırlamak zorundayız.

İşte, Petrol Piyasası Kanununda Türkiye'nin çok önemli, çok temel bir meselesine çare olacağına inandığımız düzenlemeler Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Bu yeni yasal düzenlemeyle birlikte yolsuzlukla mücadele alanında dev bir adım atıyor, maalesef yıllardır üstüne gidilemediği için çok büyük boyutlara ulaşan akaryakıt kaçakçılığının önünü kesiyoruz.

Bu düzenlemeyle yolsuzluğun en büyük kalemini kırmış oluyoruz.

Ülkemizde 1990 yılından bugüne kadar araç sayısı tam 4 kat artmasına rağmen, 2006 yılında Türkiye'de satılan akaryakıt miktarı hala 1990 yılı seviyesinde görünüyor. Suistimalin ne kadar büyük olduğunu görüyor musunuz? Sevgili vatandaşlarım, bu ülke böyle sömürüldü. "

"AĞIR YOLSUZLUKLARIN ÖNÜNE GEÇTİK"

Türkiye'nin petrol aldığı 48 ülkenin 31'inden Türkiye'ye sattıkları petrolün kayıtlarını aldıklarını ve o ülkelerin kayıtları ile Türkiye'nin resmi kayıtları arasında 18. 7 milyar Dolarlık bir fark göründüğünü belirten Erdoğan, ÖTV, KDV ve EPDK payı da eklenince farkın 38 milyar Doları bulduğunu söyledi. Erdoğan, "Nereye gidiyor bu 38 milyar dolar? Kaçakçıların, suistimal çetelerinin cebine gidiyor. " diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Petrol Piyasası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, kaçakların, suistimallerin, hırsızlıkların ve ülkenin geleceğini çalan ağır yolsuzlukların önüne geçtiklerini vurguladı.

Erdoğan, "Kimsenin bu ülkenin kaynaklarını tüketmesine, bu milletin sırtından geçinmesine, çocuklarımızın geleceğini çalmasına müsamaha gösteremeyeceğiz, göstermeyeceğiz. Ama burada bir şeyi özellikle söylüyorum. O da şu: Değerli kardeşlerim, biz çomağı o kovana çoktan soktuk, ama bu iş sadece bizimle olmuyor, bunu da açıkça söylüyorum ve buraya da bir soru işaretini özellikle koyuyorum" dedi.

DIŞ POLİTİKA

Ulusa Sesleniş konuşmasında dış politikadaki gelişmelere de değinen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Türkiye, Ortadoğu'da barışın tesisi için üstüne düşen rolü en üst seviyede yerine getirmek için gayretlerini bütün hızı ve ağırlığıyla sürdürüyor.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi biz, Ortadoğu barışının, küresel sorunların çözümünde anahtar role sahip olduğuna inanıyor, bu konuda uluslararası toplumun gayret ve hassasiyetini arttırması gerektiği fikrini savunuyoruz.

Ülkemizi ziyaret eden İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile yaptığımız görüşmelerde de görüşlerimizi bir kere daha açıklıkla ifade ettik.

Sayın Olmert'e, Filistin'de güçlü bir yönetimin oluşmasını, Filistin-İsrail çatışmasının barışçı bir zemine kavuşması bakımından zaruri gördüğümüzü bir kere daha vurgulama imkanı bulduk. Ve Mekke anlaşmasına herkesin olumlu yaklaşması gerektiğini söyledik ve Mekke anlaşması noktasında çok önemli bir adımını atıldığını, gerek Hamas gerekse El-Fetih noktasında buradaki hakikaten karşılıklı olumlu yaklaşım bir defa Filistin?in geleceği açısından önemli bir adımdır.

Biz Türkiye olarak bu süreci destekliyoruz ve bu sürecin yanındayız.

Türkiye olarak amacımız bölgede çatışmayı doğuran her türlü gelişmenin karşısında barış adına girişimlerde bulunmak, barış zeminini güçlendirmektir.

İnşallah önümüzdeki günlerde bu gayretlerimizin somut neticeleri ortaya çıkmaya başlayacaktır.

Türkiye büyük bir ülkedir, önemli bir küresel aktördür, bölgemizde ve dünyada barışın tesisi için elbette yapabileceği çok şey vardır."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious