'Yeniden nefes almaya başladım'

  • Giriş : 03.06.2006 / 00:00:00

Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Levent Bıçakcı, birbirinden ilginç açıklamalarda bulundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye'nin en saygın Futbol adamlarından biri olarak gösterilen UEFA'da görev yaparken, kendini cadı kazanının ortasında bulduğunu söyleyen Bıçakcı, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı olduğu dönemi hayatının en zor dönemlerinden biri olarak isimlendiriyor. Başkanlığı bıraktığı günden bu yana eskiyle ilgili açıklamalar yapmaktan kaçınan Levent Bıçakcı, Ajansspor.com'da Genel Yayın Yönetmeni Cem Kurel ve Dış Haberler Editörü Can Birsay'ın sorularını yanıtladı.

Eski başkan Bıçakcı, zor günleri pek konuşmak istemezken, "Sen-ben kavgaları" dışındaki konulara daha çok ağırlık verdi. Bıçakcı, Futbol kültürü, Futbolun endüstrileşmesi, Türkiye'de medya ve Dünya'da futbolu konuştu. Bıçakcı'nın, güncel konulara mümkün olduğunca az değindiği açıklamarı şöyle;


- "YENİDEN NEFES ALMAYA BAŞLADIM" -


- Türkiye'nin çoğu sizi Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'nızla tanıdı belki ama futbolu yakından takip edenler biliyor ki sizin Futbol dünyasındaki geçmişiniz çok daha eski ve derin. Oldukça gergin günler yaşadınız. Ama o karmaşalı günler şimdi geride kaldı.

- Teşekkür ediyorum... Tabii ki nefes almaya yeniden başladım diyebilirim. Çok daha rahat bir ortamda yaşıyorum ve çok daha rahat düşünebiliyorum, değerlendirmeler yapabiliyorum..

- Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı sizi nasıl etkiledi, sağlığınızı nasıl etkiledi, ailenizi nasıl etkiledi ?

- Türkiye'de biliyorsunuz Futbol her şeyin üzerinde.. Her gazetede, her kanalda, her sokakta sadece Futbol konuşuluyor ve futbolun her yönü konuşuluyor.. Sadece iyi tarafı konuşulmuyor ya da sadece eleştirilsel açıdan bakılmıyor; magazin yönü de konuşuluyor, arka tarafı da konuşuluyor ve bütün bunlar gündemde oluyor.. siz de federasyonun başındaki insan olarak ister istemez o konuların içinde oluyorsunuz.. Ve her birine çözüm aramak, cevap vermek durumunda kalıyorsunuz.. Bu da tabii ki zaten yapmanız gereken yoğun işlerin içinde sizin çok zamanınızı alıyor ve zamanın boşa harcanmasına neden oluyor..

- Böyle olacağını başında tahmin edemiyor muydunuz?

- Başlangıçtan beri ediyordum.. Çünkü ben daha önce de Türkiye Futbol Federasyonu'nun içinde bulundum.. Havuz sisteminin kurucusuyum. Fakat olaylar ya da pasta bu kadar büyük değildi.. Her geçen gün yayınlarla birlikte, İddaa'nın gelmesiyle, Futbol endüstrisi de büyüdü.. Olaylar zinciri de yoğunlaştı.. Bir yandan geçmişin muhasebesini yapıyorsunuz, diğer yandan da geleceği oluşturmaya çalışıyorsunuz.. Oradaki esas görevimiz geleceği planlamaktı ve arkadaşlarımla bunun için çalıştık.. Kalıcı işler yaptığımıza da inanıyorum..

- Siz aynı zamanda bir hukuk adamısınız.. Son dönemlerde yaşanan tüm bu sorunlara bir hukuk adamı gözüyle baktığınızda neler görüyorsunuz?

- Bunları tabii ki etik açıdan yanlış buluyorum.. Bunlar maalesef Futbol kültürümüzü de olumsuz yönde etkiliyor.. Futbolun iyi tarafını görmemiz ve zevk almamız lazım.. Ama biz bunu bir tarafa bırakıyoruz, günlük kişisel meselelerle uğraşıyoruz.. Futbol için mücadele edilmiyor, hesaplaşmaya dönüyor.. Niçin o öyle yaptı, niçin bu böyle sözleşme yaptı, hep bunlar tartışılıyor.. İnsanları da yanlış bir yöne yöneltiyor..


- "ALATURKALIKTAN MI YANAYIZ?" -


Türkiye'de her alanda olduğu gibi futbolumuzda da alaturka bir yönetim zihniyeti var.. Oysa siz tam tersine Avrupai standartlarda yönetimden yanasınız.. Bundan dolayı da ben Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'na seçildiğiniz zaman sizin bu göreve uygun olmadığınızı düşünmüştüm.. Sizin görüşünüz nedir bu konuda?.. Gerçi bu sistemi değiştirmek için gelmiştiniz ama…

- Tabii ki sistemi değiştirmek için geldim.. Biz alaturka modelden yana mıyız değil miyiz ona karar vermek lazım.. hangisi daha doğru ona karar vermek lazım.. Dolayısıyla benim o göreve gelirken en büyük amacım kurumsallaşmadır.. Zaten 4'te 3'ünü de bitirmiştik.. Göreve gelirken Avrupa'nın 6.- 7. ülkesi olacağımızı da söyledim.. Eğer biz İtalya, İspanya, İngiltere, Almanya ile boy ölçüşmek istiyorsak; onların sistemleriyle çalışıyor ya da onların sistemini kendimize uyarlamamız lazım.. Örneğin biz havuz sistemlerini inceledik ve bize uygun bir sistem oluşturduk.. Neydi bize uygun sistem? Bizde 4 büyük vardı.. Her şeyden önce eğitim seviyesinin yükselmesi, Futbol kültürünün yükselmesi lazım.. Puan başına para ödenme uygulamasının faydasını bu sezon fazlasıyla gördük.



- "TÜRKİYE Futbol FEDERASYONU BAŞKANLIĞI KAFAMDA YOKTU" -


- Halkımızın eğitim seviyesinde sorun olabilir belki ama, bu konularda muhatap olduğunuz kişiler kulüp yöneticileriydi.. Ve o yöneticilerin hepsi de iyi-kötü eğitim almış, büyük şirketlerin sahibi olan kişilerdi.. Öyleyse neden buna rağmen büyük sorunlar yaşanıyor?

- Ama bizim kulüplerimiz de kurumsallaşmamış durumda.. Önce kulüpler kurumsallaşacak, sonra federasyonla sağlıklı iletişime geçecekler.. Yoksa böyle 3 ayda bir genel kurul söylentileriyle hep bir kısır döngü içinde olursanız, istenen neticeleri alamazsınız..

- İşin bir diğer yönü de şu: Bildiğim kadarıyla kafanızda Türkiye Futbol Federasyonu başkanı olmak gibi bir düşünce yoktu.. Size teklif edildi.. Yani siz, Avrupai bir sistemle yönetmek istediğiniz kurumun başına, yine biraz alaturka bir zihniyetle getirildiniz..

- Kutluyorum sizi, çok doğru söylüyorsunuz, hiçbir şekilde kafamda yoktu bu.. Bana bu teklif getirildiğinde, 2004 Avrupa Şampiyonası'nda görev yapıyordum Portekiz'de.. O güzellikleri 30 gün yaşadım.. Futbolun Portekiz halkına neler kattığını, yapılan statları, Avrupa Birliği'nin Portekiz'e yaptığı yatırımı gördüm.. Bunların hepsi Türkiye için de geçerli olabilirdi.. Çünkü orada futbola duyulan sevgi Türkiye'de de var..

- Türkiye'de Futbol sevgisi mi var, yoksa sadece takım sevgisi mi var emin değilim ben..

- O da ayrı bir konu.. Spor sevgisi yok zaten.. Sadece futbola odaklıyız.. Başka hiçbir spor dalının izlenmesi ya da yapılması mümkün değil.. Japonya bile Kış Olimpiyatları'nda bizden fazla dalda mücadele ediyor..


- "HERŞEY FUTBOLA ODAKLI OLMAMALI" -


- Örneğin geçtiğimiz günlerde İstanbul WTA Cup yapıldı.. Çok önemli bir turnuvaydı.. Önemli tenisçiler geldi, bir tane sporcumuz puan mücadelesi verdi.. MotoGP yapıldı, bir tane pilotumuz bir şeyler yapmaya çalıştı.. Her dalda birileri bir şey yapmaya çalışıyor ama ilgi futboldan yana..

- O sporlara yatırım da yapılmıyor Türkiye'de.. Mesela önemli bir tenis turnuvası yapılacak, Hemen bir tenis kortu organize ediliyor.. Sadece bu yarışlar için günlük çözümler üretiliyor.. Mesela yelken dünyanın en güzel sporlarından biri, ülkemizde yok ama 3 tarafımız denizlerle çevrili.. Bu noktada federasyonların özerkleşmesi çok önemli.. Özerkleşen federasyonların sorumlu oldukları sporu halka yayması çok önemli.. Örneğin sadece İstanbul'da kürek sporu yapılmamalı. Anadolu'daki göllerde bile yapılmalı.. İşte o zaman kısır çekişmelerden kurtulur, spor konuşmaya başlarız.. Yoksa her şey futbola odaklı olur ve Futbol da insanları tatmin etmez; bir futbolcunun sözü gündemi belirler..

- Futbolda da neleri tartıştığımız ayrı bir problem.. Örneğin Tümer'in askerliği şu anda spor dünyamızın en çok konuşulan konularından biri.. Bir futbolcunun üzerine bu kadar gidilmesi normal mi ?..

- Çok yanlış… İnsanların özel hayatıyla basının bu kadar ilgilenmemesi lazım.. Profesyonel bir futbolcudur, kendi seçimini kendisi yapacaktır..


- "BASIN MALZEME BULAMADIĞI ZAMAN KIVILCIM ATEŞLENİYOR" -


- Federasyon Başkanı olmadan önce basına bakışınız nasıldı ?.. Başkan olduktan sonra bakışınız değişti mi ?..

- Basının bu kadar gelişmiş olacağını düşünemiyordum.. Hem yazılı hem de görsel basın çok fazla.. Dolayısıyla çok fazla malzemeye ihtiyaç var.. Malzeme bulamadıkları zaman bir yerden bir kıvılcım ateşleniyor.. Bu olaylar biraz da bundan kaynaklanıyor..

- Masanızdaki şu fotoğrafta Derwall ile yan yanasınız.. Jupp Derwall futbolun endüstrileşmesine karşı bayrak açan, "Bahis futbolu öldürecek" diyen birisi.. Sizin bu konulardaki fikriniz nedir ?.. Futbolun ticarileşmesi, "Forma aşkı"nı öldürüyor mu gerçekten?

- Bahis ile futbolun endüstrileşmesini ayırmak lazım.. Futbolun endüstrileşmesi futbolun büyümesine, güzelleşmesine vesile olur.. Bunun en güzel örneği Portekiz.. Güzel statlar, insaların sadece maça gelmeyip sosyal bir ortam oluşturmalarını sağlıyor.. Kimi arkadaşlarıyla sohbete, kimi bira içmeye geliyor.. Orada bulunmaktan büyük keyif alıyorlar.. Mesela Dünya Kupası maçlarını izlemeye gidecek arkadaşlarımız aynı keyfi yaşayacaklar.. Manchester United'ın merchandising (ürün satışı) sistemini ortaya atması, kendi markasını yaratması, takımın Çin'e gitmesi futboldun güzellikleri.. Olması gereken değerler.. Buna herkesin sahip çıkması lazım.. Bu güzelliklerle birlikte buna katkıda bulunduğunuzda; yenmek-yenilmek dünyanın sonu olmuyor.. Mücadeleden zevk almanız ön planda oluyor..

- Siz, Derwall'in aksine futbolun endüstrileşmesine taraftarsınız o zaman..

- Evet, hatta bunu keşfeden ilk federasyon başkanıyım. Türkiye'de Futbol pazarı yaklaşık 300-350 milyon dolar.. Biz de bu pazarın büyümesi, Süper Lig'in markalaşması için çaba harcadık.. Süper Lig ve Lig A tarihinde ilk kez logolar yaptırıldı, Süper Lig'in isim hakkı 5 yıl için 50 milyon dolara Turkcell'in oldu. Fortis 7.5 milyon dolara Türkiye Kupası'nın isim hakkını aldı. Bunlar çok ciddi ticari başarılar.. Bence artık kulüplerde Futbol sorumlularının yanı sıra pazarlama-marketing sorumluları da görev almalı, kulüplerin çağa ayak uydurması için yayın gelirlerinin toplam gelirin yüzde 50'sinin altına düşmesi lazım. Bunu şu anda sadece Fenerbahçe gerçekleştirmiş durumda.

- Bahis olgusu Türkiye'de birkaç yıldır var.. Ama modern futbolun beşiği İngiltere'de çok uzun süredir var.. Avrupa'da da aynı şekilde.. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

- Bahis konusunda ben şahsen işin içine para girdiği için kumara benzetiyorum ve tehlikeli buluyorum.. Spor ve kumar birbirinden uzak durması gereken kavramlar..


- "DÜNYA KUPASI'NDA FAVORİM BREZİLYA" -


- Avrupa'da son dönemde dalgalar yükseldi, sular karıştı.. Juventus, Arsenal gibi dev kulüpler hakkında soruşturmalar var.. Benim düşüncem her ne olacaksa Dünya Kupası'ndan sonra olacak.. Gidişat nasıl?

- Gidişat tabii ki kötü.. Bunları engellemek için önüne geçmek lazım, önüne geçmek de nasıl olur; sistemi çok iyi oturtmak lazım.. Sanıyorum ki bu ülkelerin federasyonu bu sistemi oturacak.. İtalya Federasyonu Milan'ı küme düşürmüştü.. Hatta Almanya'da geçen sene gördük, kimsenin gözünün yaşına bakılmadı, hakem skandalında hapis kararı bile çıkartılabildi.. Rakamların bu kadar yükseldiği bir ortamda bunların olmasını doğal karşılamak da lazım.. Bunlar dünyanın ya da futbolun sonu değil..

- Dünya Kupası demişken favoriniz var mı ?..

- Brezilya..

- Brezilya, herkesin favorisi.. Kim sürpriz yapabilir?

- Arjantin.. Çünkü Avrupa futbolunun çok ses getirebilecek düzeyde olduğunu düşünmüyorum.. Avrupalı Milli Takımlar, kulüp takımları kadar başarılı değiller..


- "ÇOK İYİ BİR MİLLİ TAKIM TRİBÜNÜ YARATTIK" -


- Dünya Kupası maçlarını izlerken, hiç kuşku yok ki bütün Türkler hüzün yaşayacağız.. Türkiye'nin Dünya Kupası'na gidemeyişinin ana bir nedeni var mı?.. Yoksa değişik nedenlerin bir araya gelmesi mi bu sonucu doğurdu?

- Biz bir yeniden yapılanma ön görmüştük.. Çünkü herkes milli takıma Dünya üçüncüsü gözüyle bakıyordu ama Avrupa Şampiyonası finallerine de katılamamış bir kadro vardı.. Ersun Hoca bir yeniden yapılanmaya girdi.. Ben hiçbir takımın 1-2 yıl geçmeden yapılanamayacağına inanıyorum.. Bizde de maalesef her maça çok değişik kadrolarla çıkıldı.. Oturmuş kadrolarla oynayamadık.. İçeride puan kaybettik, dışarıda puan aldık..

- Milli takım için bir iç saha baskısından mı söz ediyorsunuz yani ?..

Hayır.. Bence sporcularımızın kendi psikolojik yapılarından kaynaklanıyordu.. Yoksa biz çok iyi bir "Milli Takım seyirci profili" yarattık.. Biletleri sattığımız fiyat da eleştirildi.. Ama bütün maçlarımız dolu tribünler önünde oynandı..

- Burada amaç seyirci kalitesini yükseltmek miydi?

- Seyirciyi kontrol altına almanız lazım, denetlemeniz lazım.. Bugün hiçbir kulüp yöneticisi "Seyirci yaptı" diyemez, diyemiyor da.. Geçen gün İstanbul Baro'sunda konuşma yaptım.. Bir avukat arkadaşımız "Sorumluluk nerede başlar" diye sordum.. Ben de şunu anlattım: Tahkim Kurulu Asbaşkanlığı yaptığım UEFA'da biz Lüksemburg-Almanya maçı nedeniyle Alman seyircilerin gümrükte yaptığı hareketler nedeniyle Almanya Futbol Federasyonu'na ceza verdik..

- O zaman İsviçre maçı öncesi havaalanında görevlilerimizin ve havaalanı ile otel arasında vatandaşlarımızın yaptıkları dolayısıyla ceza almamız da normal mi ?..

- Yoo hayır.. Seyircimiz sadece havaalanında bayrak açtı, protesto yaptı.. Sadece görevlilerin yaptığı bazı şeyler vardı..

- Ama stat dışında olanlardan ötürü ceza gelmesi de eleştirildi..

- O eleştiri tarzı da yanlış.. İsviçre'nin Türkiye'de bulunduğu her noktada sorumluyduk.. İsviçre idmana giderken olay olsa da sorumluyduk.. Bu bir yarışma, bu dünyanın sonu değil.. Biz bu yarışı sonuna kadar götürdük.. Ukrayna'nın ardından 2. olduk.. Baraj maçında da İsviçre'ye elendik.. Ama yola devam etmemiz lazım..


- "FIFA BİR HIRSLA O AĞIR CEZAYI VERDİ" -


- FIFA'dan ağır bir ceza aldık.. Ardından itiraz ettik ama reddedildi.. Ancak hafta içinde FIFA, cezaları yeniden değerlendirmeye aldı ve CAS'a yaptığımız itirazı da dondurduk.. FIFA'nın bu hamlesi gerçekten olumlu bir gelişme mi yoksa bürokratik bir süreç mi?

- Klasik, bürokratik bir süreç değil.. Çünkü ne FIFA ne de UEFA'da bugüne kadar bugüne kadar hem dışarıda hem de seyircisiz oynama cezası verilmedi.. Gerçekten çok ağır cezalardı.. Bu ceza bize verildikten sonra Dünya spor kamuoyu da cezanın ağırlığından söz etti.. Garip bir tesadüf, İsviçre Ligi'nin son maçında çok daha kötü olaylar yaşandı.. Hala Avrupa'daki vatandaşlarımızdan ve meslektaşlarımızdan mailler geliyor bu konuda.. Hatta basınımızdan da bu olayın üzerine gitmelerini rica ettim ama gitmediler.. Belki de olay gündemden düştüğü içindi.. Ama o da çok önemli değil.. Bu bizi çok doğrudan ilgilendirmiyor.. Hem seyircisiz oynama hem de saha kapama yanlış bir karardır.. Seyircinin suçu olmadığını ve seyircisiz oynama cezasının kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.. Belki FIFA da bir hırsla o kararı verdi.. FIFA'nın kendi yapısı da ayrı bir sistemde çalışıyor..

- FIFA'nın yapısının da cezanın ağırlığında etkisi oldu mu ?.. Rakibimiz İsviçre değil de İspanya olsaydı bu cezayı alır mıydık.. Yoksa rakibimizin İsviçre olması mı cezanın ağırlaşmasına neden oldu?..

- Oldu demek zorundayım..


- "BLATTER DE CEZAYI AĞIR BULDU" -


- Mesela Arsenal konusunda BBC, FIFA Başkanı Blatter'e bağlandı ama Blatter yorum yapmaktan kaçındı.. Hal bu ki İsviçre maçı sonrası hemen ertesi sabah üstelik maçı izlemeden zehir zemberek açıklamalar yapmıştı..

- Evet ama cezalardan sonra yaptığı açıklamada da cezaların çok ağır olduğunu söyledi Blatter.. "Maç öncesi yaşanan olaylardan dolayı, oraya daha fazla gözlemci yollatabilirdik, daha fazla önlem aldırabilirdik" dedi.. Maçtan önce gözlemci her şeyin iyi olduğunu söylemişti.. Hal bu ki FIFA'nın da burada yol gösterici olması lazımdı çünkü onlar bizden 10 kat daha tecrübeli bu konularda.. Blatter kendilerinin daha fazla önlem alabilecek durumda olduklarını, ama almadıklarını, dolayısıyla kendilerinin de kusurlu olduklarını söyledi..

- Milli takımın şimdiki durumunu nasıl görüyorsunuz ?.. Yanal döneminde yeniden yapılanmaya girmiştik.. Şimdi bir daha girdik.. 2 sene heba mı oldu o zaman ?..

- Ben teknik adam değilim, milli takımın şimdiki durumu hakkında teknik bir yorumda bulunmak istemem.. Ama Avrupa'daki pek çok milli takımdan iyiyiz.. Bunlar da zaten özel maçlar.. Neticede hiçbir zamanda resmi maçlara örnek olamaz.. 2 yılın heba olduğu görüşüne de katılmıyorum.. Bir turnuvaya katıldık ama 2. olduk ve sonra da elendik..

- Peki yaşadığımız Dünya üçüncülüğü beklentileri fazlaca büyütmüş olabilir mi ?..

- Ama çıtayı daima yükseltmeniz lazım.. Biz federasyondayken de bunu dile getirdik.. U19'da da U17'de de başarı hedefledik.. U17 takımız Avrupa Şampiyonu ve Dünya dördüncüsü oldu.. Avrupa Şampiyonası'na gittiğimizde herkes U17 takımız için "Süper bir takımınız var, şampiyon olacak" demişti..

- Futbol dışında takip ettiğiniz spor var mı ?.. Ya da yaptığınız bir spor ?..

- Basketbolu takip ederim.. Mesela Efes'in Moskova'daki çeyrek final maçını orada izledim.. Tenisi de takip ederim.. Kendim de her sabah yürüyüş yaparım..

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious