Yılmaz Abi ne iş verirse yaparım

Yılmaz Abi ne iş verirse yaparım.9424
  • Giriş : 19.10.2008 / 10:30:00

Komedi dünyasının yeni yüzlerinden Ersin Korkut, kuzeni Yılmaz Erdoğan'ın izinden gidiyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Onun olmadığı bir projede yer alamayacağını söyleyen Korkut, "Yılmaz Abi benim hocamdır, patronumdur. Benim ailemdir. Yılmaz Erdoğan'sız bir Ersin düşünemiyorum, böyle bir fikir aklımdan hiç geçmedi. Zaten daha yolun çok başındayım. Yılmaz Abi ne iş verirse onu yaparım" diyor. "Çok Güzel Hareketler Bunlar" programındaki tiplemeleriyle bir anda dikkatleri çeken ve komedi dünyasının yeni ve iddialı yüzleri arasına giren Ersin Korkut, suskunluğunu ilk kez Kelebek için bozdu. Yılmaz Erdoğan'ın akrabası olması dışında hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen Korkut, hem oyunculuk macerasını hem de hayallerini anlattı.

Siz Yılmaz Erdoğan'ın yeğeni mi, kuzeni misiniz?

- Kuzeniyim. Biz teyze çocuklarıyız...

Peki, sizi daha yakından tanıyalım. Kaç yaşındasınız?

- 31 yaşındayım... Hakkari'de dünyaya geldim.

Hakkari'de nasıl bir hayatınız vardı, neler yapıyordunuz, ne işle uğraşıyordunuz?

- Çok sade bir hayatım vardı. Hep çalıştım. Önce oto elektrikçiliği yaptım, sonra da taksi şoförlüğü...

Çocukluk hayaliniz neydi, ne olmak istiyordunuz?

- Ralli pilotu olmak istiyordum.

Siz Hakkari'deyken, İstanbul'da yaşayan Yılmaz Erdoğan'la bağlantınız var mıydı, görüşüyor muydunuz?

- Tabii ki...

Yılmaz Bey'in İstanbul'da olması, sanatla uğraşması size neler hissettiriyordu?

- Akrabam olduğu için gurur duyuyordum, ama özenmezdim hiç.

Neden İstanbul'a gelmek istediniz, aklınızdan ne geçiyordu?

- Hakkari'de iş bulamadığım için geldim. Bir işim olsun, para kazanıp doğru dürüst geçineyim istiyordum. O yüzden geldim.

O zaman İstanbul'a geliş hikáyenizi de dinleyelim. Çok maceralı olduğunu duyduk, doğru mu?

- Hiç para kazanamayan bir taksimiz vardı. Babama bu taksiyi satacağımı ve İstanbul'a gideceğimi söyledim. Ama o kabul etmedi. Ben yine de taksiyi sattım ve parasını babama verdim. Ve ertesi sabah küçük bir çantaya birkaç kıyafet koyup evden çıktım. Şehir merkezine gidip kamyonunu çalıştıran bir ağabeye, "Beni de Van'a götürebilir misin?" dedim. Zaten Hakkari'den önce Van'a gidilir. Neyse, kamyon şoförü "peki" dedi ve biz yola çıktık. Bu arada babam sabah namazına kalktığı için, benim evden çıktığımı fark etmiş, herkesi kaldırmış. Kamyon giderken bizim evin oradan geçmek zorundaydı. Tam evin oraya yaklaşınca beni görmemeleri için eğildim. Şoförü şüphelendirmemek için de anahtarlığımı yere düşürmüş gibi yaptım. Önce Van'a, oradan da otobüsle İstanbul'a geldim...

İstanbul'a ilk geldiğiniz güne dönersek eğer, nasıl bir gündü, neler yaptınız, neler yaşadınız?

- İlk geldiğim gün gazete aldım. Küçük ilanlardan hemen bir iş buldum ve ilk gün işim oldu. Bulaşıkçılık yaptım. Ama işyeri sahibine evim yok diyemediğim için üç gün Zeytinburnu'ndaki öğretmenler parkında yattım.

Sonra Yılmaz Bey'i mi aradınız?

- Evet, ama şunun için aradım. Çalıştığım yerdeki insanlar onun kuzeni olduğuma inanmıyorlardı. Kuzenim olduğunu ispat etmek için aradım. Sonra kendisi İstanbul'da olduğumu öğrenince "Buraya gel" dedi. BKM'ye, yanına gittim. Karşılıklı uzun uzun konuştuk. Sonra işten ayrılıp yanına gelmemi istedi. Her şey böyle başladı...

Neden İstanbul'da olduğunuzdan Yılmaz Bey'i haberdar etmediniz? Tek başınıza mı bir şeyler başarmak istiyordunuz?

- Uzun süredir görmemiştim Yılmaz Abi'yi... O yüzden, ondan bir şey istemiş olmamak için ilk geldiğimde aramadım.

BKM'de ilk olarak ne iş yaptınız?

- Dekorcuydum. Sonra teknisyen olarak çalıştım.

Sonra oyunculuğunuz ortaya çıktı. Yılmaz Bey size ilk olarak nerede görev verdi?

- "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyununda ufak bir rol verdi.

Oyuncu olmak hayalinizde var mıydı bilmiyorum ama bu işi sevdiniz mi?

- Kesinlikle böyle bir hayalim yoktu. Ama sonra çok sevdim oyunculuğu.

Kırk yıllık oyuncu gibi karşımızdasınız. Hiç zorlanmıyor musunuz?

- Genellikle zorlanmam ama çok rolüm olduğunda bazen ezberlerken zorlanıyorum. O zaman da doğaçlama yapıp kurtarıyorum.

"Çok Güzel Hareket Bunlar"da çok aktif görev alıyorsunuz. Bu projede yer almakla ilgili duygularınızı öğrenebilir miyiz?

- Ben de buradaki bütün arkadaşlarım gibi çok büyük mutluluk duyuyorum.

Yılmaz Bey sizi eleştirdiği zaman üzülüyor musunuz, yoksa daha mı çok hırslanıyorsunuz?

- Her oyuncu gibi bundan ben de etkileniyorum, ama oturup üzülmek yerine daha iyisini yapmaya çalışıyorum.

"Çok Güzel Hareketler Bunlar"daki bütün skeçlerde varsınız. Her yazar, bir şekilde size rol veriyor. Paylaşılamayan oyuncu durumundasınız. Bu anlamda lokomotif olduğunuzu düşünüyor musunuz?

- Takdir seyircinin.

Evli misiniz, ya da hiç evlendiniz mi, çocuğunuz var mı?

-- Yok, hiç evlenmedim. Daha gencim, günü gelince olur belki...

Siz Ersin'i izlerken gülüyor musunuz?

- Evet, çok gülüyorum kendime... Açıkçası kendimi komik buluyorum.

Şöhret beni utandırıyor

Seyirci sizi çok beğeniyor, çok fazla hayran kitleniz var. Artık sokakta tanınıyorsunuz. Yalnız kaldığınızda bütün bu gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Tanınmak, şöhret olmak nasıl bir duygu?

- Hayatımdaki bir sürü değişimin farkındayım. Ama zaten şöhretli insanların çok olduğu bir sülaleden gelince insan alışıyor. Ben tanınınca değişecek yapıda değilim. Sevilmek, beğenilmek çok güzel, ama bazen utanıyorum tabii.

Yılmaz Bey'e karşı büyük bir saygınız var. Sizin için Yılmaz Erdoğan ne ifade ediyor?

- Yılmaz Abi benim hocamdır, patronumdur. Benim ailemdir.

Yılmaz Abi ne iş verirse yaparım

Siz de skeç yazıyor musunuz?


- Bazen fikir veriyorum, onlar yazıyor. Ama tamamını yazamıyorum.

Bu işe dair hayaliniz nedir Ersin Bey? Yılmaz Erdoğan'sız bir Ersin düşünebiliyor musunuz?

- Bu hiç aklımdan geçmedi. Daha yolun çok başındayım. Yılmaz Abi ne iş verirse yaparım.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*