YÖK, gündemden hiç düşmüyor

YÖK, gündemden hiç düşmüyor.11239
  • Giriş : 12.11.2007 / 00:14:00

1980 darbesinin ardından kurulan YÖK, gündemden hiç düşmüyor. Kafalarda şimdi iki soru var: Erdoğan Teziç’in yerine kim gelecek? Anayasa tartışmaları çerçevesinde YÖK nasıl bir yapılanmaya gidecek?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


‘Üniversitelere bilimsel ve yönetsel özerklik tanınacak; Yüksek Öğretim Kurulu sistemi kaldırılarak kurumların kendi içlerinden seçtikleri organlar eliyle yönetilmesi sağlanacaktır. Üniversite özerk olacak; tüm görüş ve düşüncelerin bulunduğu bir bilim mabedi olacaktır.’ Başbakan Süleyman Demirel, “köklü üniversite reformu” hedefini 1991 başında böyle dile getiriyordu. Bu ve benzeri konuşmaların üzerinden onca yıl geçmesine rağmen eğitim alanındaki özgürlükler konusunda hemen hemen hiç gelişme olmadı bugüne kadar. YÖK’ün kaldırılması çoğu hükümetin acil eylem planında yer alsa da sözlerin ötesine geçilemedi.

Sivil anayasa tartışmalarıyla yeniden alevlenen YÖK tartışması 25. kuruluş yılında da sürüyor. Son olarak rektörler komitesini toplayarak sivil anayasa hazırlıklarının durdurulmasını isteyen YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, her zamanki gibi hedef olmaktan kendini alamıyor. Şimdilerde YÖK’le ilgili kafalarda iki soruya cevap aranıyor: İlk soru 8 Aralık’ta görev süresi dolacak olan YÖK Başkanı’nın yerine kimin getirileceği. Diğeri ise Anayasa Değişikliği halinde YÖK’ün kaldırılıp kaldırılmayacağı.

POTANSİYEL ADAYLAR VE MÜSTAKBEL ÜYE

Ankara kulislerinde en çok cevabı merak edilen soru, yeni başkanın kim olacağı. Kritik atamalardan biri olarak değerlendirilen YÖK Başkanlığı’nda son söz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün. Teziç’in emekliliğiyle Gül, YÖK üyeliği için Köşk kontenjanından yeni bir üye atayacak. Yeni atanacak üyenin aynı zamanda YÖK Başkanı olma ihtimali epey yüksek. Başkanlık için hükümet kanadından atanan ve görevde olan birçok YÖK üyesinin ismi de geçiyor. Başbakanlık kontenjanından YÖK üyeliğine getirilen Gazi Üniversitesi eski Rektörü Enver Hasanoğlu, ismi sıkça zikredilenlerden. Uzun zamandır YÖK üyeliği yapan İlahiyatçı Prof. Dr. Halis Ayhan, Marmara Üniversitesi eski Rektörü Ömer Faruk Batırel, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Prof. Dr. Nükhet Yetiş, İhsan Doğramacı’nın oğlu Prof. Dr. Ali Doğramacı ve Prof. Dr. İzzet Gönenç, Teziç’in muhtemel halefleri arasında öne çıkan adaylar.

Enver Hasanoğlu ve Ömer Faruk Batırel, başkanlık için en güçlü adaylar arasında gösteriliyor. Cumhurbaşkanı ile dostluğu bilinen eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’ya yakınlığıyla tanınan Hasanoğlu, Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyesi oldu. Prof. Dr. Doğramacı gibi Kerküklü olan Hasanoğlu’nun, Doğramacı’nın akrabası olduğu da ileri sürülüyor. Ancak hükümetle frekans ayrılığının olduğu, bu nedenle şansının o kadar da yüksek olmadığı düşünülüyor. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün Marmara Üniversitesi’ndeki görevine son verdiği Ömer Faruk Batırel, demokrat kimliğiyle tanınıyor. İhsan Doğramacı’nın oğlu Ali Doğramacı ve Prof. Dr. Halis Ayhan’ın şansı ise diğer isimlere göre daha az. Doğramacı için, “Baba kontenjanından YÖK Başkanı oldu” eleştirisinden endişe ediliyor.

TEK KADIN ADAY NÜKHET YETİŞ

Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyesi olan Prof. Dr. İzzet Özgenç, Başbakan Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla biliniyor. Özgenç, Erdoğan’ın belediye başkanıyken hukuk danışmanlığını yapmasının yanı sıra Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanması sürecinde de bulunmuştu.

YÖK Başkanlığı için adı geçen tek kadın aday, TÜBİTAK Başkanı Nükhet Yetiş. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün de TÜBİTAK Başkanlığı’ndan bu göreve getirilmesi aynı geleneğin sürdürülebileceği yorumlarına yol açıyor. Hem kadın olması hem de hükümetin kendisine sıcak bakması, Yetiş’in başkan olma ihtimalini güçlendiriyor. Bu makam için adı geçen isimlerden biri de Tüm Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tahir Hatipoğlu. Kendisi, YÖK Başkanlığı için aday olduğunu, en kısa zamanda Cumhurbaşkanı’nı ziyaret edeceğini söylüyor.

ZAİM-YALÇINTAŞ EKOLÜ

Kulislerde bu isimlerin dışında hükümete daha yakın sürpriz bir ismin de başkan olabileceği dillendiriliyor. Ancak asıl kanaat; “son sözü söyleyecek olan Cumhurbaşkanı Gül’ün, hocaları Prof. Dr. Sebahattin Zaim ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ekolünden geçmiş bir ismi bu makama getireceği” yönünde. Bu sebeple, ismi çok popüler olmayan; ama akademik alanda hatırı sayılır bilim adamlarından birinin başkanlığa getirilmesi de beklentiler arasında.

İsmi adaylıkta geçenlerin projeleri de yok değil tabii. Örneğin Tahir Hatipoğlu, YÖK başkanı olursa yapacağı ilk icraatın üniversitelere özerklik getirmek olacağını söylüyor. Hatipoğlu, üniversitelerdeki mağdur ve itilip kakılan kesimi yönetim zulmüne karşı rahatlatmayı vaat ediyor. Yapacaklarından biri de öğretim üyelerine zorunlu hizmet getirmek ve üniversite kontenjanını en az iki misline çıkarmak. Katsayı eşitsizliği ve kılık kıyafet serbestliği de vaatleri arasında. Siyasi çevreler tarafından destek gördüğünü belirten Hatipoğlu, şansı yüksek adaylar arasında görülüyor.

ANAYASAL DEĞİL, ANAYASALI KURUM

YÖK 12 Eylül İhtilali’nden bir yıl sonra 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurulu Kanunu’yla kuruldu. Kurulduğundan beri ihtilal ürünü olduğu, ihtilalcilerin mantığıyla hazırlandığı gibi gerekçelerle tenkit ediliyor. Türkiye’nin yıllardır tartıştığı YÖK, çoğu kişiye göre miadını çoktan doldurdu. Peki, YÖK kaldırılmalı mı? Kaldırılırsa yerine nasıl bir kurum getirilmeli? YÖK’ün kaldırılması konusunda çoğu kişi hemfikir olsa da bugüne kadar hiçbir şey yapılamaması, bunun kolay olmadığının da göstergesi.

Milli Eğitim Komisyonu ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, kurumun ara rejim dönemi ürünü olduğunu kaydediyor. Sağlam, Türkiye’deki üniversitelerin kapanma noktasına geldiği bir dönemde eğitimi aksatan anarşi olaylarını düzene sokmak amacıyla kurulduğunu belirtiyor YÖK’ün. İhsan Doğramacı ve kendisinin başkan oldukları dönemde üniversitelerde başörtülülerin okuduğunu, ancak daha sonra YÖK’ün değişik bir havaya büründüğünü aktarıyor. Üniversitelerde eğitim özgürlüğünün sağlanmamasının sebeplerinden biri de YÖK. Mehmet Sağlam, “Başörtüsüne izin veren rektörler hakkında soruşturma açıldı, bugünlere geldik. Bu yanlış bir yönetim üslubudur, düzeltilmesi lazım. Bu da YÖK’ün yeniden yapılandırılmasından geçer.” diyor.

Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ise öteden beri YÖK’le kavgalı olduklarına değiniyor. YÖK’ün Anayasa’ya bağlı hareket etmediği uyarısını tekrarlıyor: “YÖK anayasal bir kurumdan ziyade ‘anayasalı’ bir kurum. Onların Anayasası da ferman anayasası. Kurum önce Anayasa’ya bağlılığını hatırlamalı.”

YÖK, MGK’NIN KÜÇÜĞÜ

YÖK’ün asli işlevine dönerek, bilimle iştigal etmesi gerektiğini belirten Gündoğdu, kurumun milletin temsilcileriyle kavga eder görüntüden de kurtulması gerektiğinin altını çiziyor. Erdoğan Teziç’in Galatasaray Üniversitesi’nde hep hukukun üstünlüğüne yönelik çalışmalar yaptığını hatırlatan Eğitim Bir-Sen Başkanı Gündoğdu, başkan olduktan sonra Teziç’in ‘üstünlerin hukukuna’ itaat ettiğini ileri sürüyor.

Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu’na göre YÖK işlevini tamamladı. Hatipoğlu, bunun ispatı olarak da üniversitelerin bugünkü durumunu ve bilim üretme seviyelerini gösteriyor: “YÖK’ün görevi üniversiteleri tek elden yönetmek, otoriteye dayalı zapt altına almak, öğretim üyelerini ve öğrencileri tek tip haline getirmekti. Amaçları gerçekleştirirken askerî vesayetin kontrolünde bunları yapması amaçlanıyordu. Bunu da maalesef yerine getirdi!” Hatipoğlu, YÖK’ü Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) küçüğüne benzetiyor. Eğitimi ikinci plana atan kurumun, üniversitelere özgü bir MGK olduğu görüşünde.

YÖK KALKSIN, ÜYK KURULSUN

YÖK’ün hem hükümetle hem de toplumla kavgalı olması iki büyük kırılmanın sonucu. Kurum ilk çatışmayı kuruluşundan sonra devlet ideolojisine aykırı olduğunu düşündüğü sol görüşlüleri üniversitelere almayarak yaşamıştı. Toplumdan kopuş dönemi ise 28 Şubat’la birlikte ortaya çıkıyor. Katsayı eşitsizliğine sebep olması, başörtü yasağını koyması YÖK’ü çatışılan kurum haline getirdi.

Birçok ülkede YÖK benzeri, üniversiteler arasında eşgüdümü sağlayan kuruluşlar var. Ancak Türkiye’deki problem üniversitelerin YÖK’ün karar alma mekanizmalarında yeterli şekilde temsil edilememesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle YÖK müdahaleci bir kurum haline geliyor. Peki, 25 yıldır kangren haline gelen mesele nasıl çözüme kavuşacak?

Tahir Hatipoğlu’na göre işe, kurumun isminin değiştirilmesiyle başlanmalı: “YÖK sözcüğü artık eskidi ve toplumdaki imajı kötü. YÖK kaldırılmalı ve üç aşamalı bir sisteme geçilmeli.” Hatipoğlu, ilk önce YÖK yerine üniversiteler yüksek kurulunun (ÜYK) oluşturulmasını öneriyor. Türkiye’de 115 üniversite olduğunu aktaran Prof. Dr. Hatipoğlu, hükümetle üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlayacak bir kurula ihtiyaç olduğunu dile getiriyor. ÜYK’nın altında üniversiteler arası kurul ve üniversitelerden oluşan bir sistem oluşturulması gerektiğine inanıyor.

Bir diğer önerisi de bölgesel üniversite birlikleri kurulması yönünde. Prof. Dr. Hatipoğlu, birbirine yakın en az üç üniversitenin o bölgede bir üniversite birliği oluşturmasını öneriyor. Örneğin, Güneydoğu’daki üniversitelerin ‘Güneydoğu Üniversite Birliği’ adı altında toplanarak, üniversiteler arası koordinasyonun daha kolay sağlanacağını vurguluyor.

YÖK’Ü BIRAKMAK, EN BÜYÜK PİŞMANLIĞIM

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Sağlam, YÖK’ün kaldırılamayacağını; ancak yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade ediyor. Mehmet Sağlam, YÖK’ün yeniden yapılandırılması önerilerini şöyle sıralıyor: “YÖK kaldırılamaz. Ancak, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurarsınız, koordinasyonunu burası yapar. Ya da Milli Eğitim Bakanlığı koordine eder. Üniversitelerin kendi kendine hiçbir koordinasyonunun olmadığı bir ülke yok.”

1995’ten itibaren YÖK’ün hiçbir projesinin olmadığına dikkat çeken Sağlam, mevcut projelerin bile durdurulduğunu anlatıyor. Bunu Doğramacı ve kendisinden sonra gelen başkanların üslubunda sorun olmasına bağlıyor. Hayattaki en büyük pişmanlığının YÖK’ü bırakmak olduğunu dile getiren milletvekili, “Böyle olacağını bilseydim bırakmazdım.” diyor.

YÖK’ün başına kimin geleceği sorusunun cevabı birkaç hafta içinde belli olacak. YÖK’ün kurumsal yapısıyla ilgili değişikliklerin ne olacağı, yeni anayasada nasıl yer alacağı netleşmiş değil. Umulan o ki, eğitim-öğretim sistemi bir an önce düzeltilsin, YÖK başkanlığına ise bundan sonra sorun değil, çözüm üretecek kişiler gelsin.

SİVİL ANAYASA İLE YÜKSEK ÖĞRETİM DEVRİMİ

Sivil anayasa taslağında, YÖK başkanının Cumhurbaşkanı tarafından değil, YÖK üyelerince üç yıllığına seçilmesi öngörülüyor. YÖK’ün üniversiteler üzerindeki denetim ve yönetim vazifesi de kaldırılarak YÖK’e sadece 3 görev veriliyor: “Öğretim elemanı yetiştirilmesini planlamak, üniversitelerce önerilen öğrenci kontenjanlarını onaylamak ve üniversiteler arasında koordinasyonu sağlamak.” YÖK’ün “üniversitelerin öğretimini planlama, düzenleme, yönetme ve denetleme” görevleri de kaldırılıyor.

YÖK’ün mevcut 21 üyeli yapısının 11 üyeye düşürülmesi de teklif ediliyor sivil anayasa taslağında. 6 üyenin Bakanlar Kurulu’nca, 5’inin üniversitelerce belirlenmesi isteniyor. Cumhurbaşkanına YÖK üyesi kontenjanı verilmiyor. Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği altı üyeden en az 4’ünün farklı üniversitelerde görevli profesörler arasından seçilmesi şartı getiriliyor. Bu durumda Bakanlar Kurulu’na üniversitede görevli profesör olmayan yani bürokratlar arasından seçebileceği en fazla iki üye kalıyor. Üniversitelerce seçilecek beş üyenin nasıl belirleneceği kanuna bırakılıyor. YÖK üyelerinin halen dört yıl olan görev süresi üç yıla çekilirken, YÖK başkanının ikinci kez seçilemeyeceği hükmü getiriliyor. Rektörlerin, üniversitelerde yapılan seçimlere göre cumhurbaşkanına sunulmadan doğrudan işbaşına gelmesi de öngörülüyor.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious