YÖK'TEN DAHA BÜYÜK İRTİCACI MI VAR?!

  • Giriş : 09.11.2006 / 00:00:00
  • Güncelleme : 18.05.2007 / 15:59:11

Eğitimciler Birliği Sendikası’nın (EĞİTİM-BİR-SEN) Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ile eğitimi konuştuk.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Genel Başkan Ahmet Gündoğdu, Ankara Temsilcimiz İrfan Karabulut’a yaptığı açıklamalarda Türkiye gündemine damgasını vuracak ifadelerde bulundu. “Öğretmenlerin net maaşı en az 1200 YTL olmalı”, "YÖK’ten daha büyük irticacı var mı?" gibi şok sözler söyleyen Başkanla yaptığımız röportajın sonuna kadar çarpıcı açıklamalara şahit olacaksınız.

İŞTE O RÖPORTAJ!

Röportaj: İrfan Karabulut, Aktüel Yayın Grubu Ankara Temsilcisi

— Türkiye’de eğitimin ve eğitimcinin önemi her kesim tarafından bilinen bir gerçek… Peki, bir eğitim sendikası olarak amaçlarınızı özetler misiniz?

Eğitimci kimliğimizle sendikacı kimliğimizi birleştirerek demokrasinin işleyişine yardımcı oluyoruz. Marifetin iltifata tabii olduğunu gösteriyoruz. Aynı zamanda eğitimin önüne konan bubi tuzaklarına da “durun” diyoruz. Öğrenci ve eğitimcilerimizin katsayı gibi, başörtüsü gibi temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı her türlü oluşumun karşısındayız. Türkiye’nin en önemli sorunu eğitimdir. Eğitim olmadan, öğretim ve millet olmaz. İngiliz devlet başkanı “Bizim için ilk üç önceliğimiz eğitim eğitim eğitim” diyor. Bizim için ise ilk 300 önemli önceliğimiz eğitim olmalıdır. Ama bu sorunların çözülebilmesi için demokratikleşme, kurumların kendi işini yapıyor hale gelmesi ve toplumun değerleri ile çatışmaması gerekir.

— Ezberciliği durdurmak için neler tavsiye edersiniz?

Buna gelin bir tespit yaparak girelim. Türkiye’de eğitimi planlama, yerleştirme ve yönlendirme sorunu var. OKS ve ÖSS gibi engeller var öğrencilerimizin karşısında… Öğrenciler sınavları kazanmak uğruna son çare olarak başvurdukları ezbercilikten kurtarılmalı. Öğrencilerin OKS ve ÖSS’de çıkan soruları ezberlemesi öğrencilerin yetiştirilmesinde ön planda. Hâlbuki kabiliyet ve beceri ön planda olmalıdır, bu zor değil. Ama günümüz eğitim sisteminde ezbercilik ön plana çıkmıştır. Yeteneklere göre bilgi kazanma yok. Ama devletimizin okulları sınavlı sisteme göre öğretim düzenlendiği için okul ve öğretmen ikinci plana çıkıyor. Buda yeteneklerin körelmesine sebep oluyor. Biz bakanlığın yeni eğitim sistemine geçmeye hazırlandığı şu dönem EĞİTİM-BİR-SEN olarak sempozyum düzenledik ve adına “eğitimde paradigmalar (Türk eğitim sisteminde yeni paradigma arayışları)” dedik. Sempozyumuza bakanlar, siyasi parti genel başkanları ve bürokratlar geldi ve eğitimin sorunlarını tartıştık. Biz insana yatırım yapılmalı diyoruz. Şeyh Edabali’nin sözü ile insanı yücelt ki devlet yaşasın. İnsanın kabiliyetlerine değer veren ve öğrencinin önünü açan bir eğitim sitemi ön görüyoruz. 28 Şubat dayatması ile 8 yıl kesintisiz eğitim paronayası ortaya çıktı. Biz zorunlu eğitime karşı değiliz. Zorunlu eğitim 12 yıla çıksın. 5- 5- 2 mi, 4–4- 3 mü olur ilim adamlarımız tartışıp bunu oluştursun. Yoksa idealsiz bir gençlik de bunalım olur.

— Evet, bahsettiğiniz gibi okullarda son aylarda çatışma ve bunalım arttı. Şiddet ilköğretime kadar sıçradı. Neler oluyor?

Bu tamamen eğitim ile ilgilidir. Siz genç birisinin önünden ideallerini, hedeflerini alırsanız olacağı budur. Güvensizlik var gençlerde. Gençlerin yüzde 90’ının “Sınavda nasıl olsa eleneceğim” şuur altı psikolojisi ile yerlerinde oturacağını bekleyemezsiniz! Bu gençleri üniversitelere yerleştirmezseniz, sanayicinin istediği kalifiye personeli mesleki eğitimle, devlet eli ile sağlamazsanız boşta kalan gençliğimiz çatışma ortamına itilmiş olur. Bilimsel değerlere ters düşen bir yapıdaysanız kalkınma da öncelikleriniz felç olmuştur. Herkes ideolojik yapısını bir kenara bırakarak bilimsel değerleri ön plana alarak gayret etmelidir.

---BİZ, ÖĞRETMENLERİN EN AZ MAAŞININ NET 1200, BRÜTTE EN AZ 1500 YTL OLMASINI İSTİYORUZ---

— Siz, Eğitim-Bir-Sen’in Genel Başkanı olmanızın yanında bir eğitimci ve ilahiyatçısınız. Sizin gözünüzden bakıldığında liselerdeki şiddetin maneviyat boşluğundan kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?

Tabiî ki. Okullarda, eğitim de iddialı olan gençler, kültür ve törelerine, maneviyatına bağlı gençler de kavga ve şiddet yok. Bakın haberlere; küçük yaşta uyuşturucu ve alkol almaya başlayan gençler şiddeti tırmandırıyor. Diğer yandan öğretmenlik mesleği vekâletle idare edilir oldu. Dünyanın hiçbir yerinde vekil öğretmen yok. Sözleşmelide yanlış. Vekil mühendis, doktor var mı? Öğretmenlik öğretme mesleğinin en önemli organıdır. Sözleşmeli öğretmenlerimiz bir an önce bir kanunla asıl kadroya geçirilmeli. Bu öğretmenlerimizin sendikal hakları da yok. Bu sözleşmeli öğretmenlerimizi bir an önce kadrolu yapmalıyız. Öğretmenlerimizin ücretleri de yaptıkları işe göre az. Enflasyon düşüyor ama öğretmenlerimiz bilgisayarlı olmalı, gazete takip etmeli. Türkiye yüzde 5 büyüyorsa milli gelirden pay istiyoruz. Biz, öğretmenlerin en az maaşının net 1200, brütte en az 1500 YTL olmasını istiyoruz. Öğretmenlerimiz ikinci iş arar hale getirilmemeli. Ayrıca yüksek lisans ve doktora yapmış olan öğretmenlere ders ücretlerinde yüzde 2k-40 oranında oranında farklar yeniden verilmelidir.

— Türkiye’de en büyük eksikliklerin biriside dâhiler okulunun olmaması. Bunu özel okullar nispeten gerçekleştiriyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çağdaş dünyaya baktığımızda, zeki ve dâhi öğrenciler özel yetiştiriliyorlar. Milli eğitim bakanlığımız, 10 bin fakir ve zeki öğrenciyi özel okullarda okutmak için bir kampanya başlattı. Bu düşünce yargıdan döndü. Şimdi zeki öğrenci dersleri ezberleyip de, OKS’den, ÖSS’den yüksek puan alan değildir ki. Biz Osmanlı’nın derin mantığı ile temelden zeki ve dâhi öğrencilerin yetiştirilmesini istiyoruz. Dâhi çocuğun değerlendirilmesi ile zengin çocukların değerlendirilmesi farklı olmalı.

---BU RUHUN DİL ADINA ADI TÜRKÇEDİR---

— Siz sendikacısınız. Siyasi ve toplumsal olaylardan uzak durmanız mümkün değil. Malumunuz son aylarda BOP projesi konuşulur oldu. Yeni haritalar tartışılıyor. Şu anda da Kürtçe resmi dil olarak okutulsun diye sesler geliyor. Sizin bakışınız nedir?

Önce biz düzeltme yapalım. Ana dilde eğitim değil ana dilde öğretim demek lazım. Sonra ana dilde öğretim ile ana dilin öğrenimi ayrı ayrı ele almak lazım. Biz anadilde öğretime sıcak bakmıyoruz. Ancak anadilin öğretilebilirliğini savunuyuroz. Yabancı dil konusunada ayşe şekilde yaklaşıyoruz. Yabancı dilin öğrenimini yapalım. Ama yabanci dilde öğretim yapmayalım. Bu ruhun dil adına adı Türkçedir. Biz diğer lehçelere bir şey demiyoruz. Kişi doğuştan, Kürt, Arap… vs olarak doğmuş ise ve dilini öğrenmek istiyorsa öğrenebilir. Biz Türkiyelilik bilincini önemsiyoruz. Türkiyelilik demek tek dil adı altında toplanmak demektir. Bir sendika çıkıyor, “Anadilde eğitim istiyoruz” diyor. “Anadilin eğitimi” ile “ana dilde eğitim” farklı şeylerdir. Gelelim Doğu’daki meseleye. Böyle bir şey Türkiye’de olamaz.

— Türkiyelilik bilincini Başbakan Erdoğan’da dillendirmişti…

Hayır, bu fikir bizimdir. AK Parti daha yeni kuruldu. Biz 1992’den bu yana bu fikirdeyiz. Bizim eğitim, öğretim dilimiz Türkçedir. Ve başka bir şeyin hayali bile mümkün değildir.

— Son 70 yılda irtica diye bir kavram var. Nedir bu irtica. Okumuş insanlar maneviyata yönelince mi irtica hortluyor? Nedir bu irtica?

Efendim irticayı herkes kendine göre tanımlıyor. Bizce irtica, bilime, kültüre, ileri gitmeye, maneviyata, inanç hürriyetine engel olmaktır. Bunları yapanlarda irticacıdır. Türkiye’de ne zaman ileriye gidiş görülürse irtica diye bir kavram ortaya atılıyor.

---YÖK’TEN DAHA BÜYÜK İRTİCACI VAR MI?---

— Kim bu kavramı ön plana atıyor?

Türkiye’nin önünü kesmek isteyenler. Bir yetkilinin konuşması ile borsa iniyor, çıkıyorsa, ne zaman birileri demokrasi ve hürriyet konuşmaya başlıyorsa o zaman irtica oluşuyor. Demek ki birileri bu ülkenin gelişmesini istemiyor. Yetkili kim ülkemizde? Yetkili millettir! Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” demiştir. Bilimin önünü kesen irticacıdır. Bakın YÖK’ten daha büyük irticacı var mı? Türkiye’de YÖK’ün yaptıkları genelde irticadır. Çünkü eğitimimizi geriye götürmektedir. Milli Eğitim Bakanlığımızın (MEB) “yurtdışına öğrenci gönderme” programını mahkemeye vereceksiniz. Ve rektör adaylarını mülakata çağıracaksınız. Mülakat ve çifte standartla gençlerimizin okumasına mani olacaksınız. Bakın YÖK’ün çıkışına arka bahçelilik olarak algıladığım, YÖK’ü bu hukuksuz çıkışlarına karşı çıkmayan ana muhalefet partisi CHP suçludur. Aynı zamanda tek başına anayasayı değiştirme hakkına sahip olduğu halde YÖK’ün meclise meydan okumasına fırsat veren veren iktidardır. Meclis en yüksek merciimizdir. Buna kimse fırsat vermemeli. Diğer yandan anayasalar ve yasalar dumanlı havalarda yazılmaz. Güneşli havalarda yazılır. Şu anayasa, çağı okumakta aciz kalmaktadır.

---GEÇENLERDE CUMHURBAŞKANIMIZ BİR HUKUKÇU OLDUĞUNU UNUTARAK; “GEREKİRSE ÖZGÜRLÜKLER KISITLANABİLİR” DEDİ. BİR HUKUKÇUDAN BUNLARI DA MI DUYACAKTIK!---

— Röportajımızın ilerleyen bu bölümlerinde siyasetin kıyısından köşesinden girdik. İsterseniz tam olarak girelim. 28 Şubat için bir sendika başkanı “Bunu biz organize ettik” demişti. Sendikalar ülkemizde bir siyasi partinin kontrolünde izlenimi vermektedir. Eğitim-Bir-Sen’in bu çerçeve de duruşu nedir?

Sendikalar günümüzde ya “kahrolsun” ya da “yaşasın” mantığı ile hareket etmektedir. Bu sivil toplum örgütleri sivilceli toplum ortaya çıkardıklarını görmelidirler. Siyasi partilerin arka bahçesi gibi davranarak ülkemizi 28 Şubatlara çekenler ülkemin gelir dengesini bozarak hiç farkında olmadan kendi üyelerinin de gelirlerini düşürmektedirler. O sendikaların üyeleri sağa sola bağırıp çağırmak yerine kendi sendikalarına baksınlar. Olayları kimin yaptığına değil, niye yaptığına bakarak değerlendirilmelidir. Mesela milliyetçi-muhafazakâr bir eğitim sendikamız MEB’in 10 bin fakir çocuğu okutma çalışmasına anayasaya aykırı diye karşı çıkmıştır. Yani fakir çocuklar gitse, oralarda okusa ne olurdu? Bu nasıl milliyetçilik? Diğer bir sendikamız YÖK’ e hem karşı, hem de yanında yer almaktadır. İktidara göre durum belirlemektedir. Biz, Eğitim-Bir-Sen olarak doğruyu alkışlar, yanlışın karşısında oluruz. Mesela ilksanı mebsana dönüştürelim. Biz diyoruz ki; ilksanın geçmişi karanlıktır. Yönetim zafiyeti vardır. Bozuk temele sağlam bina olmaz. İlksan fes edilsin ve üyelerin hakları ödensin. "Sayın Bakan bedava kitap dağıttınız ve biz bunu destekliyoruz" dedik. Bizim üyelerimiz arasında AKP’ye oy verenlerle üyelerimiz arasında paralellikler vardır. O halde herkes kendi işine baksın, biz siyasetçi değiliz. Biz geçen hafta bir sempozyum yaptık ve bütün kurum yöneticisi ve siyasiler geldi. Milletin inancı ile problemi olanları anlamıyorum. Anayasada açık cümle ile anlatılmış; “Türkiye cumhuriyeti, çağdaş, laik, özgür bir hukuk devletidir.” Geçenlerde cumhurbaşkanımız bir hukukçu olduğunu unutarak “gerekirse özgürlükler kısıtlanabilir” dedi. Bir hukukçudan bunları da mı duyacaktık? Bu anayasaya ters hareket etmek demektir. Çünkü ülkemiz hukuk devletidir. Ve inanç özgürlüğü esasına dayanır.

---GENEL BAŞKANLA KISA KISA…---

— Sayın başkan siyasete atılmayı düşünüyor musunuz? Birileri gibi sendikaları atlama taşı olarak görmüyorum. Siyasete katılmayı düşünmüyorum.

— En sevdiğiniz yazarlar kimlerdir? Taha Akyol, Gülay Göktürk, Mustafa Erdoğan, Mehmet Şevki Eygi ve danışma kurulundaki 40 üyemiz..

— Sendikanızın kaç üyesi var 96 bin üye, 86 şubemiz var.

— En sevdiğiniz yemek ve tatlı nelerdir? Kuru fasulye ve kabak tatlısı.

— Gelmiş geçmiş ülkemizi en büyük liderleri sizce kimlerdir? Demokratikleşmeyi ülkemizde yaygın kılmak için gayret edenler; Adnan Menderes, Turgut Özal ve şimdi de Recep Tayyip Erdoğan asrımız liderleridir.

—Son okuduğunuz kitap? Mankurtlar.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious