YÖK'ün gündeminde Ruhban Okulu yok

YÖK'ün gündeminde Ruhban Okulu yok.20533
  • Giriş : 10.07.2009 / 18:17:00
  • Güncelleme : 10.07.2009 / 18:17:38

Özgenç, ''Ruhban Okulu, din adamı yetiştirmeye yönelik eğitimin verileceği kurum olarak algılanıyor."

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


YÖK Başkanvekili Prof. Dr. İzzet Özgenç, YÖK'te basın mensupları için bilgilendirme toplantısı yaptı.

Bir gazetecinin ''YÖK'ün Ruhban Okulu'nun açılmasına ilişkin bir çalışmasının olup olmadığı'' yönündeki sorusu üzerine Özgenç, Ruhban Okulu'nun açılması konusunun YÖK'ün gündeminde olmadığını belirterek, kendilerinden bu konuda resmi görüş talebinde bulunulmadığını söyledi.

Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun bir yükseköğretim faaliyeti yapmak üzere değil, Ortodoks mezhebine bağlı Hrıstiyanların din adamı ihtiyacını karşılamak üzere kurulduğunu ifade eden Özgenç, bu okulda ilahiyat fakültesi temelinde bir eğitimin verilmeyeceğine, ortaöğretimle ilişkilendirilecek bir eğitim faaliyeti yapılacağına işaret etti.

Ancak, Ruhban Okulu'nun bir üniversiteyle bağlantılı olarak Hrıstiyan ilahiyatının öğretildiği bir yükseköğretim kurumu olarak faaliyet gösterebileceğine dikkati çeken Özgenç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama bu inanışa mensup olan kişiler bunu talep etmiyor. Ruhban Okulu, din adamı yetiştirmeye yönelik eğitimin verileceği kurum olarak algılanıyor. Ama bu şekilde algılanınca asıl sorun, 'bu programı Türk Milli Eğitim sistemi ile ne kadar örtüştürebileceğiz' konusunda karşımıza çıkıyor.

Türkiye'deki sistem ortaöğretimde bir din adamı yetiştirmeye müsaade eden bir sisteme sahip değil. İmam din adamı değil. İmam bir kamu görevlisidir. Türkiye'de belirli bir dini inanışı, günlük hayata geçirebilecek bir eğitimin verilmesine imkan tanıyan bir ortaöğretim kurumu kuruluşuna mevzuatımız müsaade etmiyor. Problem buradan kaynaklanıyor.''

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre velayet altında bulunan çocuğun din eğitimini velisinin belirleyeceğini, Anayasa'ya göre de din eğitiminin devlet eliyle verilemeyeceğini hatırlatan Özgenç, şunları kaydetti:

''Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi de din eğitiminin verildiği bir ders değildir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi herhangi bir dine yönelik bir bilginin verildiği ders değildir. Bütün dinlere yönelik, herhangi bir dini inanışa mensup kişilerin gördüğü bir ders olarak da düşünülmüyor. İster belli bir dini inanışa mensup olsun, ister olmasın, ortaöğrenim gören herkesin göreceği bir derstir. Ama bu derste belli bir dinin günlük hayatta uygulamasına yönelik bilgi öğretilemez.''

Bu yöndeki bilgelerin ancak velilerin isteğiyle öğretilebileceğine dikkati çeken Özgenç, ''Ama bunun öğretilebileceği bir kurum da öngörülmüş değil. Bunun öğretildiği yerler var. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığının yaz kursları diye düşünülen bir öğretim sistemi var. Aslında bu doğru bir uygulama değil, kötü bir öğretim uygulamasıdır'' diye konuştu.

''DİN EĞİTİMİNİN, ÖZEL HUKUK KİŞİLERİ ELİYLE YAPILMASI DAHA DOĞRU''

Dinin öğretiminin, kurumsallaştırılması gerektiğini ifade eden Özgenç, bu eğitim devlet tarafından değil, devletin gözetimi ve denetimi altında, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara göre, Milli Eğitim Temel Kanunu'nda belirtilen amaçlar dahilinde, özel hukuk kişileri eliyle yapılmasının doğru olacağını söyledi.

Ruhban Okulu ile ilgili sorunun da buradan kaynaklandığını vurgulayan Özgenç, ''Mesele sadece Ruhban Okulu meselesi olsa, onunla sınırlı bir mesele olsa çoktan Ruhban Okulu açılacaktır. Ruhban Okulu'nun açılmasına müsaade ettiğimizde diğer dini inanışlar bakımından buna paralel eğitim kurumlarının kurulması söz konusu olduğunda nasıl bir yol izleneceği sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bütün problem budur'' dedi.

Bir gazetecinin, ''Özel hukuk kişileri eliyle verilsin dediniz. Bu eğitimi tarikatlar mı, cemaatler mi verecek, kimler verecek?'' sorusuna yönelik olarak Özgenç, tarikat ve cemaatlerin özel hukuk kişileri olmadığını söyledi.

Özel hukuk kişileri eliyle özel öğretim kurumlarının açılabildiğini belirten Özgenç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Mesela sürücü kursları, yabancı dil kursları var. Bunlar devletin gözetim ve denetimin altında eğitim veren kurumlardır. Bu tür eğitim kurumlarında verilen eğitim ilk ve ortaöğretimin müfredatını aksatmayacak şekilde veriliyor. Buna benzer bir eğitim-öğretim modelinin din eğitimi bakımından da yapılması Anayasa'nın 24. maddesinin bir emridir. Salt uygulaması itibariyle söylüyorum, özellikle İslam dinini benimsemiş vatandaşlarımız bakımından bugünkü yaz kursu uygulaması ne pedagojik bakımdan, ne de sosyolojik bakımdan tasvip edilebilir bir yöntemdir.''

ÖĞRETİM ÜYELERİNİN GÖREVLENDİRİLMESİ

Danıştayın öğretim üyelerine rotasyon uygulamasına yönelik aldığı yürütmeyi durdurma kararına da değinen Özgenç, kararın hukuka aykırı olduğunu savundu.

Özgenç, Yükseköğretim Kanunu'nun 41. maddesinin öğretim üyelerinin rızasına dayalı bir görevlendirmeyi düzenlemediğini belirtti.

Danıştayın kararını görmezden gelemeyeceklerini ifade eden Özgenç, bu amaçla üniversitelere yazı yazdıklarını, görevlendirmeyi kabul etmeyenlerin görüşlerinin yazılı olarak alınmasını istediklerini söyledi.

Özgenç, görevlendirmeyi kabul edenlerin ihtiyaç olan üniversitelerde 1 Ağustostan itibaren göreve başlayacaklarını bildirdi.

Danışta'ın verdiği kararın sadece tıp fakülteleriyle ilgili olduğunu belirten Özgenç, ''Sırf ben gitmek istemiyorum dendiği için A üniversitesinin öğretim üyesi ihtiyacı karşılanamamışsa, öğrenciler belirli bir dersi görmekten mahrum kalmışlarsa bunun birinci sorumlusu verilen yürütmeyi durdurma kararıdır'' diye konuştu.

Özgenç, gelecek yıl uygulanacak yeni üniversiteye giriş sistemi konusunun da Temmuz ayında yapılacak YÖK Genel Kurulu toplantısında ele alınacağını söyledi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*