Zaman gazetesi kendini şaşırttı

Zaman gazetesi kendini şaşırttı.9452
  • Giriş : 01.06.2009 / 18:09:00

Tüm gazetelerde yer alan ama Zaman'da yer alamayan bir haber Genel Yayın Yönetmeni Dumanlı'yı bile şaşırttı. Dumanlı 'hesap sorarken Keşke Başbuğ da burada olsaydı' dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın yazısından ilgili bölüm...

Keşke İlker Başbuğ da orada olsaydı

Geçenlerde bütün gazetelerde yer alan bir haber sadece Zaman'da yoktu. Bir gün önceki meşguliyetim içinde fark edemediğim bu boşluk, diğer gazeteleri yan yana koyunca belirgin bir şekilde ortaya çıkıyordu. İki gün boyunca süren Deniz Kurdu 2009 tatbikatı bizim gazetenin ne birinci sayfasında yer almıştı ne de iç sayfalarda.

Şaşırdım. Sabah yapılan yayın toplantısında arkadaşlara sordum: 'Niçin tatbikat haberine yer vermediniz?' Bu sefer şaşırma sırası onlardaydı. 'Madem bütün gazeteler genişçe yer vermiş, bizim bu haberi atlama lüksümüz var mı?' diye genişlettim soruyu. Arkadaşların bakışlarındaki hayret gerçekten görülmeye değerdi. Keşke Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da orada olsa ve o manzaraya bizzat şahit olabilseydi! Neden mi?

Masanın etrafındaki bütün mesai arkadaşlarıma (yani yayın dairesinin kurmay heyetine) bakınca gözlerindeki vatan sevgisini okumamak mümkün değil. Her birinin yüzünde ülke sevdası o kadar aşikâr ki! Yine de kalpleri kırık. Yine de yüreklerinde bir sızı var. O burukluğu ifade ederken bile incitici olmaktan çekiniyorlar. Biraz daha gerdim havayı. 'Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile Başbakan Erdoğan'ın verdikleri poz hatırına bu haber girilmez miydi?' dedim. Gerçekten de fotoğraflar gazete sayfalarını zenginleştirecek nitelikteydi; üstelik arşiv değeri de taşıyordu...

BU İŞTEN KİM KÂRLI ÇIKIYOR?

Askerliğini komando olarak yapmış ve bir kere daha çağırsalar bir kere daha koşarak kışlaya gidecek bir arkadaş sonunda dayanamadı ve itirazını nihayet dile getirdi: 'Neden bu haberi birinci sayfadan girecekmişiz ki! Hiçbir makul sebebi olmadığı halde bize sansür uygulayan bir kurumun haberini girmek zorunda mıyız?' Beklediğim isyan buydu. Aslında ifade edilen itirazı arkadaşlarımın gözlerinden okuyordum; ama bu hissiyatın dışa vurmasını; hatta bu duyguların ne kadar gerçekçi olduğunun tartışılmasını istiyordum. Zaten bizim yayın toplantıları böyle olur. En zıt düşünceler, en ters bakışlar orada dile getirilir. Empati merkezidir yayın odası. Herkesin hissiyatı dikkate alınır, ortak akıl için herkes her hadiseye değişik pencerelerden bakmaya çalışır...

'Deniz Kurdu 2009' haberine dönelim müsaadenizle. Baskı kuracak ve rahatsızlığa yol açacak kadar ağır konuştuğum konudaki ilk isyandan sonra arkası gelmeye başladı. Söylenen sözlerin tamamı kritik sorular üzerine kuruluydu. 'Bize neden böyle kötü muamele ediyorlar?' 'Türk ordusunun Türk milletini ayırıma tabi tutma hakkı olabilir mi?' 'TSK gibi köklü bir kurum Türk basını arasında ayırım yapabilir mi?' 'Türk ordusuna tuzak kurduğu ve Ordu içinde kargaşa çıkarmayı amaçladığı eski Genelkurmay başkanlarının itirafları ve savcılığın iddianamesi ile açıkça ortaya çıkarılanlara bile yapılmayan akreditasyon ayrımcılığı neden tepeden tırnağa vatan sevgisiyle çalışan insanlara uygulanıyor?'

Sorular uzayıp gidiyor. O yüzden diyorum 'Keşke Orgeneral Başbuğ da orada olsaydı.' Belki hiçbir suçu olmadığı halde bazı insanları nasıl küstürdüklerini görme imkânına kavuşurdu. 'Terörist de insandır' diyen İlker Başbuğ, adı hiçbir suça karışmamış, daha iyi bir gazete yapmak için gece gündüz çalışan şerefli insanlara niçin insan muamelesi yapmadığını sanırım izah edemezdi. Ve keşke görseydi ki her türlü ayrımcılığa rağmen bu insanlar 'Peygamber ocağı' diye gördükleri yere karşı hâlâ saygı ve sevgi besliyor ve tam da bu nedenle yapılanlara gönül koyuyordu...

'Bizi akredite edin' demek için yazmıyorum bu satırları. Kendi takdirleridir. Çok açık olan bir gerçek varsa o da şu: Bu yapılan ayrımcılıktır, yanlıştır, üzücüdür, kırıcıdır. Ama yine de herkesin kendi takdiridir. Tarih kimin ne kadar demokrat, ne kadar özgürlükçü, ne kadar geniş ufuklu olduğunu yazacak. Bazı konuları tarihin tabii seyrine bırakmak gerekiyor. Yalnız yukarıda naklettiğim manzara çok daha önemlidir. O manzarada yüreği vatan sevgisiyle atan ve mesleğini icra ederken büyük bir titizlik sergileyen genç insanların devlete karşı duyduğu derin teessür vardı...

Arkadaşların itirazını son bir gayretle savuşturmaya çalıştım ve dedim ki: 'Tatbikat askerin asli işi. Bizim itirazımız, onun siyasete bulaşması ve manevî varlığını tartışılır hale getirmesi. Bu nedenle bu haberi görmeliydiniz.' Baktım, hiç kimsenin gözünde zerre miktar asker düşmanlığı yok. O halde bu durumdan kim kârlı çıkıyor? TSK mı? Mümkün değil! En makul haberi bile Türkiye'nin en geniş kitlelere hitap eden gazetesinde yer almıyor ya da küçük bir yer bulabiliyor. Değmez ki! Herkes sırtındaki görevi emaneten taşıyor. Önemli olan bu milletin bekâsıdır. Demokrasinin daha çoğulcu ve katılımcı hale gelmesi, insan haklarının herkes için en kutsal değer olarak kabul edilmesi, insanların ve kurumların hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmaması gibi talepler bir lüks değil, zarurettir; çağın dayattığı ve vazgeçilmez kıldığı geri dönülmez bir yoldur...

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*