Zaman yazarı 'Okan Bayülgen vakasını' yazdı

Zaman yazarı 'Okan Bayülgen vakasını' yazdı.6049
  • Giriş : 19.07.2007 / 00:38:00

Okan Bayülgen'in, AKP'li Özlem Türköne'yi milyonlara tanıtırken soyadını neden söylemedi?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Siyasi partiler kadın adaylara yer verme yarışına girdiklerinde bunu 'daha çağdaş bir imaj' yaratmak için yaptıklarını büyük bir gururla ifade ederler. Sanki burada asıl sorun, kadını bir imaj olarak gören zihniyetin giderek meşrulaşması değilmiş gibi.

Tıpkı siyasi partilerin kadını 'vitrinlik' bir teşhir nesnesi olarak görmeleri gibi, başkalarının itibarını yegâne ölçü kabul etmek zorunda olan televizyon starları da vitrininde kadın sergilemekten vazgeçmezler bir türlü.

Elbette liyakat sahibi, yaptığı işe kendini, kalbini, emeğini vermiş biri sırf kadın olduğu için o programa davet ediliyor değil. Ama karşısındaki erkeklerin çoğu onu önce kadın olarak algılıyor. Çünkü kadın olmak, erkek dünyada her şeyden önce cinsiyetinle tanımlanmak demektir. Ve bu, erkeğe kadınla senli benli bir söylem geliştirme hakkını -tek taraflı olarak- derhal verebilir. (Sorsanız, ah evet, gerçekten de iyi niyetle tabii.)

Cinsiyetiniz her koşulda yaptıklarınızın önüne geçer. Düşünceleriniz, eylemleriniz öncelikle cinsiyet perspektifinden açılır hakikatin uzak sularına. Bu da yetmiyormuş gibi, eğlence ve haz sektörünün bir numaralı metası yine kadındır. Ne kadar liberal olduğunuzun ölçüsü de, ne kadar muhafazakâr olduğunuzun ölçüsü de kadın üzerinden yeniden tartılır, farklı parametrelerle benzer bir biçimde kodlanır.

Erkek programcı, canlı yayın boyunca oturdukları iktidar koltuğundan karşısındaki kadına iltifat ederken şu cümleyi kurabilir: "Sizin gibi hem güzel hem akıllı birinin siyasetle ilgilenmesi ne kadar iyi." Kendini böylesine 'yüksek karar mercii' konumunda görüp, hangi kadının güzel ya da akıllı olduğunu bizzat tespit etmeye kalkışabilir sorunsuzca. Ya da siyasetle ilgilenen kadını, hemcinsleri arasında -ne kadar istisnai bir durummuş gibi- alkışlarken, kadının asıl ilgi alanlarının elbette siyasetin çok dışında olduğunun önkabulüne sahiptir tabii. Kadını kozmetik, moda, eğlence, dedikodu gibi alanlara hapseden de bizzat bu zihniyet değil mi, liberallik, modernlik adına?

Tıpkı herkes tarafından bilinen ve alkışlanan Okan Bayülgen'in, kimse tarafından henüz bilinmeyen bir siyasetçi adayı olan AKP'li Özlem Türköne'yi milyonlara tanıtırken soyadını söyleme gereği duymamasının altında yatan 'baskın çıkma dürtüsü' gibi. Yine herkes tarafından bilinen Birand'ın henüz yeni gündeme giren Zeyno Baran'a canlı yayında sürekli 'Zeyno' diye haykırıp durması gibi. Veya Altan'la Karakaş'ın aynı konuğu izleyicilere tanıtmak üzere ilk kez davet ettikleri halde, sürekli ona 'sen' diyerek hitap ederken ev sahibi-konuk-izleyici üçgeni açısından bir edep sorunu görmemeleri gibi. (Konuğun siyasi analizlerine katılmaları elbette gerekmez.)

Karşıdakinin genç bir kadın olması, tüm 'varoluş hakikati'ni onun önismine sığdırma ve bir cinsiyet iması üzerinden ona 'sen' deme yetkisini bu erkeklere verebilir mi? Bu nasıl bir kendiliğinden 'içerme' halidir? Bu bilinçaltı tezahürüyle oluşan davranışın, (reyting beklentisine sahip bir programda kaçınılmaz olarak kullanılan bu 'iktidar dili'nin) savunulacak birçok yanı olabilir programcılara göre. Ama:

Konuğu Özlem Türköne sitem ettiğinde, Bayülgen'in "sen beni düzeltemezsin" yollu başlayan tahakkümü, "beni izlemiyorsan haber de izlemiyorsun demektir, zaten senin geldiğin çevrede böyle nazik konuşulur, ardından ne pislikler yapılır," mealinde dur durak bilmeden devam eden kaba sözleri ve haklılığının altını zorbalıkla çizme telaşı bana bir kez daha şunu düşündürdü:

'Güzel ve Dahi' adlı yarışmada ceplerini dolduranlar da, Bayülgen'in tabiriyle "bunca zaman ahırda bağlı kalmış olmaları" gereken ve herkesçe "aptal" damgası yemiş kızlar da, sırf güzelliklerini sergilemek için onun programlarına 'aşağılanma kontenjanı'ndan girmeye can atan kadınlar da elbette bu tahakküm dilini meşrulaştırıyorlar.

Kadın haklarını savunanlar, başörtüsünde olduğu gibi buradaki görünür-görünmez şiddeti eleştirmekte de tereddüt ederlerse, yalnızca tek bir dünya görüşünü ve yalnızca tek bir siyasi partiyi savunan kadınların mı hakkını korumaktadırlar, diye sormak gerekmeyecek mi?

LEYLA İPEKÇİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious