Bağış:99’luk tesbih var 33’lük yetmiyor

19 yıllık beraberlikleri olan Devlet Bakanı Egemen Bağış ve eşi Beyhan Hanım, mutlu birlikteliklerinin sırrını açıklarken, soru siyasete geliyor. Beyhan Bağış, çocuklarının siyasetçi olma görüşüne imalı cevabı böyle veriyor

19 yıllık beraberlikleri olan Devlet Bakanı Egemen Bağış ve eşi Beyhan Hanım, mutlu birlikteliklerinin sırrının planlı yaşamak olduğunu belirtiyorlar.

“Beyhan benim rahatlığımı dengeliyor, ben de onun detaycılığını…” diyen Egemen Bey, evdeki müzakereler konusunda ise oldukça manidar bir açıklama yapıyor: “Evdeki müzakerelerde son sözü her zaman ben söylerim, ama o ‘Hanım sen ne dersen o’ olur.” Yoğun bir tempo ile süren hayatlarından çaldığımız bir saatlik samimi sohbeti sizlerle paylaşıyoruz.

29 Ekim 1991’de tanıştınız. O zamanlara bakınca en çok özlediğiniz şey ne?

Beyhan Bağış: Egemen, zor soruları genelde bana paslar. O yüzden önce ben cevaplayayım. (Gülüşmeler) O yaşlarda hayat ilerledikçe tasaların ağırlaşacağını hissetmiyorsunuz. Hayatın hafifliğini özlüyorum, meğerse kuşlar kadar özgürmüşüz o dönemler.

Egemen Bağış: Eskiden rahatça çıkıp filme gitmek, sabah bir yerlerde kahve içmek… Eşofmanları ayağıma geçirip sokakta koşmak, yürüyüş yapmak…

O günlere dönme isteğiniz olmuyor mu hiç?

E.B.: Türkiye’de yaşamaktan çok mutluyum, New York’a dönmek çok fazla aklımızdan geçmiyor. Ama bir gün siyasette başkalarına fırsat tanımayı, kendi özel hayatımıza yoğunlaşarak çocuklarımıza zaman ayırmayı düşünüyoruz. Beyhan sık sık ‘Bir gün Bakan’sın, ertesi gün bakmayan’ der. (Gülüşmeler)

Her gün hatırlatıyor musunuz bu sözü?

B.B.: Kendime daha sık, eşime her gün bir kez hatırlatırım.

Birçok ülke gezdiniz. Yaşamak isteyeceğiniz bir ülke var mı?

E.B.: İstanbul dışında bir yerde yaşamak istemiyorum. Üstüne şehir tanımıyorum.

B.B.: Ben 14, eşim 17 sene yurtdışında kaldı. Hâlâ Türkiye’ye doyamadık.

Bu yoğun tempo içerisinde birlikte olmaktan keyif aldığınız yer neresi?

B.B.: Çok alternatifimiz yok, her fırsatta beraber olmaya çalışıyoruz; bir resepsiyon, bir davet. (Gülüyor) Birbirimizi görmek çok planlı yaşamakla mümkün oluyor. Plansız yaşasak çok mutsuz oluruz.

E.B.: Ama en keyif aldığımız yer İstan-bul’daki evimizde çocuklarımızla birlikte olduğumuz an. Ankara’daki evimiz çocuklarımıza endeksli bir şekilde hazır. Şile’de de küçük bir evimiz var. Çocuklarla şömine yakmak, yürüyüş yapmak acayip keyif veriyor.

B.B.: Kestane toplamak! 99 yılından beri Şileli sayılırız, Türkiye’ye döndüğümüzde bir yerimiz olsun diye kooperatife girerek almıştık. Şimdi orası ilaç gibi geliyor bize. Cep telefonu da az çekiyor, iyi oluyor. (Gülüyor)

Evde dinlenmeye cep telefonu ne kadar müsaade ediyor?

E.B.: Her zaman için açık bir hat olmalı. Acil bir Bakanlar Kurulu kararını imzalayabilmek için bir faks cihazına ulaşılır mesafede olmanız lazım.

Yurtdışında da buluştuğunuz oluyor mu?

E.B.: Yurtdışındaki gezilerime Beyhan’ın katılmasını önemsiyorum.

B.B.: Çok azına katılabiliyorum tabii.

E.B.: Geçenlerde Strasbourg’da idik, New York’tan arkadaşımız Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter, Meclisi Başkanı seçildi. Birlikte o gururu yaşamak büyük bir keyifti.

Egemen Bey, başmüzakereci olduktan sonra kendisini daha çok ekranda mı görüyorsunuz?

E.B.: Beyhan çok televizyon seyretmez ki?

B.B.: Çok televizyon izlemiyorum, bu iyi mi kötü mü bilmiyorum ama Dizimax ve Comedymax bağımlısıyım. Çok televizyon izleseydim bunun cevabı farklı olabilirdi.

Bağımlısı olduğunuz diziler var mı?

E.B.: Dizimax kanalında yabancı diziler izliyoruz, 40 dakikada film kalitesinde bir konuyu içerikli şekilde işliyorlar. House’u izleriz. Kemal Sunal filmlerini de gençliğimden bu yana izlerim, terapi gibi gelir. Eskiden kafa boşaltmak için mutfağa girerdim ama Beyhan arkamdan temizlemekten pek hoşlanmadığı için bıraktım artık. İlk evlendiğimizde mutfakta daha iyiydim ama zaman içerisinde beni çok kötü solladı. (Gülüşmeler)

B.B.: Estağfurullah! Biraz dağıtmayı sever, çünkü yaratıcı bir aşçı yapısı var. Mesela dolapta bir patlıcan görürüm ‘Aa bu akşam bir şey yok, Çin yemeği ısmarlayalım’ derim. Ama o içine biraz kıyma, soslar katar, baharat atar ve muhteşem bir yemek çıkarır ortaya. Birçok şeyi Egemen’den kaptım.

Peki bu yoğun tempoda girebiliyor musunuz mutfağa?

B.B.: Bizzat yapıyorum desem yalan olur ama misafir ağırlamayı çok severiz. Gerçek hayattan kopmamak adına Egemen bakan olduktan sonra sistematik olarak ev davetleri veriyoruz. Akrabalar, yabancı büyükelçiler, eş-dost… Siirt’in geleneksel yemeklerini hem kendim hem yardımcılarım başarıyla yapar. Aşağı yukarı haftada bir perde pilavı pişer.

Egemen Bey’e yaptığınız ilk yemeği hatırlıyor musunuz?

B.B.: Güzel bir soru bu. Tam tersini sorsanız… (Gülüşmeler)

E.B.: Ben hatırlıyorum. İlk tanıştığımızda New York’ta KKTC’nin kuruluş yıldönümü yemeği vardı. Telefon açıp ‘Beraber gidelim’ diye davet etmiştim. ‘Gelemem, evde türlü yapıyorum’ demişti. Türlüye karşı bir rekabet söz konusuydu yani. Çok şükür o yarışı kazandık. (Gülüşmeler)

B.B.: Çok güzel sucuklu yumurta yapardı. Master macerasını benden önce tamamladığı için eve 7’de gelen bir eşim vardı, ben daha geç geldiğim için yemek çoktan yapılmış olurdu.

E.B.: Biz çalışarak okuduk. Sabah 09.00’dan 17.00’ye kadar çalışıyor, akşam da gece 22.00’ye kadar okuyorduk. 22.00’de yemek yapıyor, ders çalışıyorduk. Zorlukları beraber aştık hakikaten.

Egemen Bey’in eve geç gelmesini bile özlediğiniz oluyor mu?

B.B.: Şikâyet olarak algılansın istemem ama en çok o eksikliği oğlum ve kızımla akşam yemeğinde ya da müsamerede iken hissediyorum. Tatlı bir burukluk oluyor. Fakat görevi, oğlumun ve kızımın 15-20 yıl sonra yüksek refah şartlarda ve demokratik ortamda yaşamasını sağlayacak bir özveri. Başbakan’ımız ve hanımefendiden sonra Türkiye’nin ilerlemesi gibi eşim de kariyerinde çok hızlı ilerledi, bu büyük bir fırsat.

Peki Egemen Bey, o burukluk sizi nerede yakalıyor?

E.B.: Farklı bir ülkeden evi telefonla aradığımda çocuklardan birinin ateşinin çıktığını duyduğumda ‘Keşke orada olsaydım’ diyorum. Sabahları kalktığımda ‘Ben neredeyim?’ dediğim zamanı çok yaşıyorum. Son bir yılda 17 farklı ülkeye 34 seyahat yapmışız. Yurtiçinde de 32 seyahat yapmışız. Ortalamasını alırsak haftanın 2,5 gününü Ankara’da, 1,5 gününü İstanbul’da, 1,5 gününü yurtdışında, 1 gününü de yollarda geçirmişiz. (Gülüşmeler) Ama Türkiye’nin en önemli projesinin sorumluluğunu üstlenen birinin hakkını vermesi gerekir.

Çocuklarınız Egehan ve Ecehan nasıl karşılıyor bu durumu?

B.B.: Çocuk gözüyle bakarsak kolay bir şey değil. Babalarının görevinin çok önemli olduğunu biliyorlar ama bunun değişken bir görev olduğunu açıklamaya çalışıyoruz.

E.B.: Kapatma davası sürecinde oğlumuzla aynı sitede oynayan bir çocuğun münakaşa sırasında ‘Zaten AK Parti kapanacak, sen de gününü göreceksin’ dediğini duyup çok üzüldüğünü görmek insanı üzüyor. Herkesin bizimle aynı fikre sahip olmasını beklemiyoruz ama bunun çocuk seviyesine inmesine insanın içi cız ediyor.

B.B.: 11 yaşındaki oğlum Amerika’da bir beyzbol maçına gitmek istemişti. Stadyumda en önde oturmak istiyor, ‘Anneciğim bu bazen Türkiye’de mümkün olabiliyor ama burada başarmak mümkün değil’ deyince ‘Ne demek, benim babam çok önemli bir insan, George Bush’u tanıyor.’ diye feryat etti. (Gülüşmeler)

Çocuklarınızın siyasetle uğraşmasını arzu eder misiniz?

E.B.: Ben çocuklarımın mutlu olmasını arzu ederim. Mutlu olacaklarsa siyaset yapmalarını tabii ki desteklerim ama tiyatro sanatçısı olmak isterlerse de destek veririm. Siyaset yapan kişinin sabırlı bir eşinin olması lazım.

B.B.: 99’luk tesbih var bende, 33’lük yetmiyor. (Gülüşmeler) Bir gün o bana, beş yüz gün ben ona destek oluyorum. (Gülüşmeler) Yuvarlanıp gidiyoruz.

‘Avrupa Birliği, Türkiye’nin diyetisyenidir’ diyorsunuz, sizin diyetisyeniniz kim?

E.B.: Bir dönem Ankara’da Güven Hastanesi’nin diyetisyenlerinden destek aldım. Ama beni kilo verme konusunda ikna eden, aile doktorumuz ve dostumuz dermatolog Uğur Hindioğlu’dur.

Hiçbir konuda uzman olduğumu iddia etmem

Beyhan Hanım sizin bir Vakko mağazanız var ve müşteri kitlesi sosyete genelde. Onlara çelişki gibi geliyor mu durumunuz?

B.B.: Dışarıdan beklenti farklı olabiliyor ama mağazanın içerisinde eşarp çekmecesini düzenlerken aniden irkilen bir müşteri olabiliyor. Ama bu meraklı bir soru ya da eleştiriye dönüşmedi. İnsanlar zamanla bunun doğal olduğunu algıladılar.

Siyasetçi eşlerinden müşterileriniz var mı?

B.B.: Mağazacılıkta benim verdiğim ve aldığım eğitimlerde öğretilen ilk şey müşterinin kim olduğunun açıklanmaması. (Gülüyor) Siyasetçi eşleriyle sosyal anlamda çok güzel iletişimimiz var ama bu, moda üzerinden kurgulanmış bir şey değil. Ama biri sorarsa dürüstçe fikrimi ifade ederim. Hiçbir konuda da uzman olduğumu iddia etmedim.
H.Salih Zengin’in haberi

19 yıllık beraberlikleri olan Devlet Bakanı Egemen Bağış ve eşi Beyhan Hanım, mutlu birlikteliklerinin sırrının planlı yaşamak olduğunu belirtiyorlar.

“Beyhan benim rahatlığımı dengeliyor, ben de onun detaycılığını…” diyen Egemen Bey, evdeki müzakereler konusunda ise oldukça manidar bir açıklama yapıyor: “Evdeki müzakerelerde son sözü her zaman ben söylerim, ama o ‘Hanım sen ne dersen o’ olur.” Yoğun bir tempo ile süren hayatlarından çaldığımız bir saatlik samimi sohbeti sizlerle paylaşıyoruz.

29 Ekim 1991’de tanıştınız. O zamanlara bakınca en çok özlediğiniz şey ne?

Beyhan Bağış: Egemen, zor soruları genelde bana paslar. O yüzden önce ben cevaplayayım. (Gülüşmeler) O yaşlarda hayat ilerledikçe tasaların ağırlaşacağını hissetmiyorsunuz. Hayatın hafifliğini özlüyorum, meğerse kuşlar kadar özgürmüşüz o dönemler.

Egemen Bağış: Eskiden rahatça çıkıp filme gitmek, sabah bir yerlerde kahve içmek… Eşofmanları ayağıma geçirip sokakta koşmak, yürüyüş yapmak…

O günlere dönme isteğiniz olmuyor mu hiç?

E.B.: Türkiye’de yaşamaktan çok mutluyum, New York’a dönmek çok fazla aklımızdan geçmiyor. Ama bir gün siyasette başkalarına fırsat tanımayı, kendi özel hayatımıza yoğunlaşarak çocuklarımıza zaman ayırmayı düşünüyoruz. Beyhan sık sık ‘Bir gün Bakan’sın, ertesi gün bakmayan’ der. (Gülüşmeler)

Her gün hatırlatıyor musunuz bu sözü?

B.B.: Kendime daha sık, eşime her gün bir kez hatırlatırım.

Birçok ülke gezdiniz. Yaşamak isteyeceğiniz bir ülke var mı?

E.B.: İstanbul dışında bir yerde yaşamak istemiyorum. Üstüne şehir tanımıyorum.

B.B.: Ben 14, eşim 17 sene yurtdışında kaldı. Hâlâ Türkiye’ye doyamadık.

Bu yoğun tempo içerisinde birlikte olmaktan keyif aldığınız yer neresi?

B.B.: Çok alternatifimiz yok, her fırsatta beraber olmaya çalışıyoruz; bir resepsiyon, bir davet. (Gülüyor) Birbirimizi görmek çok planlı yaşamakla mümkün oluyor. Plansız yaşasak çok mutsuz oluruz.

E.B.: Ama en keyif aldığımız yer İstan-bul’daki evimizde çocuklarımızla birlikte olduğumuz an. Ankara’daki evimiz çocuklarımıza endeksli bir şekilde hazır. Şile’de de küçük bir evimiz var. Çocuklarla şömine yakmak, yürüyüş yapmak acayip keyif veriyor.

B.B.: Kestane toplamak! 99 yılından beri Şileli sayılırız, Türkiye’ye döndüğümüzde bir yerimiz olsun diye kooperatife girerek almıştık. Şimdi orası ilaç gibi geliyor bize. Cep telefonu da az çekiyor, iyi oluyor. (Gülüyor)

Evde dinlenmeye cep telefonu ne kadar müsaade ediyor?

E.B.: Her zaman için açık bir hat olmalı. Acil bir Bakanlar Kurulu kararını imzalayabilmek için bir faks cihazına ulaşılır mesafede olmanız lazım.

Yurtdışında da buluştuğunuz oluyor mu?

E.B.: Yurtdışındaki gezilerime Beyhan’ın katılmasını önemsiyorum.

B.B.: Çok azına katılabiliyorum tabii.

E.B.: Geçenlerde Strasbourg’da idik, New York’tan arkadaşımız Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter, Meclisi Başkanı seçildi. Birlikte o gururu yaşamak büyük bir keyifti.

Egemen Bey, başmüzakereci olduktan sonra kendisini daha çok ekranda mı görüyorsunuz?

E.B.: Beyhan çok televizyon seyretmez ki?

B.B.: Çok televizyon izlemiyorum, bu iyi mi kötü mü bilmiyorum ama Dizimax ve Comedymax bağımlısıyım. Çok televizyon izleseydim bunun cevabı farklı olabilirdi.

Bağımlısı olduğunuz diziler var mı?

E.B.: Dizimax kanalında yabancı diziler izliyoruz, 40 dakikada film kalitesinde bir konuyu içerikli şekilde işliyorlar. House’u izleriz. Kemal Sunal filmlerini de gençliğimden bu yana izlerim, terapi gibi gelir. Eskiden kafa boşaltmak için mutfağa girerdim ama Beyhan arkamdan temizlemekten pek hoşlanmadığı için bıraktım artık. İlk evlendiğimizde mutfakta daha iyiydim ama zaman içerisinde beni çok kötü solladı. (Gülüşmeler)

B.B.: Estağfurullah! Biraz dağıtmayı sever, çünkü yaratıcı bir aşçı yapısı var. Mesela dolapta bir patlıcan görürüm ‘Aa bu akşam bir şey yok, Çin yemeği ısmarlayalım’ derim. Ama o içine biraz kıyma, soslar katar, baharat atar ve muhteşem bir yemek çıkarır ortaya. Birçok şeyi Egemen’den kaptım.

Peki bu yoğun tempoda girebiliyor musunuz mutfağa?

B.B.: Bizzat yapıyorum desem yalan olur ama misafir ağırlamayı çok severiz. Gerçek hayattan kopmamak adına Egemen bakan olduktan sonra sistematik olarak ev davetleri veriyoruz. Akrabalar, yabancı büyükelçiler, eş-dost… Siirt’in geleneksel yemeklerini hem kendim hem yardımcılarım başarıyla yapar. Aşağı yukarı haftada bir perde pilavı pişer.

Egemen Bey’e yaptığınız ilk yemeği hatırlıyor musunuz?

B.B.: Güzel bir soru bu. Tam tersini sorsanız… (Gülüşmeler)

E.B.: Ben hatırlıyorum. İlk tanıştığımızda New York’ta KKTC’nin kuruluş yıldönümü yemeği vardı. Telefon açıp ‘Beraber gidelim’ diye davet etmiştim. ‘Gelemem, evde türlü yapıyorum’ demişti. Türlüye karşı bir rekabet söz konusuydu yani. Çok şükür o yarışı kazandık. (Gülüşmeler)

B.B.: Çok güzel sucuklu yumurta yapardı. Master macerasını benden önce tamamladığı için eve 7’de gelen bir eşim vardı, ben daha geç geldiğim için yemek çoktan yapılmış olurdu.

E.B.: Biz çalışarak okuduk. Sabah 09.00’dan 17.00’ye kadar çalışıyor, akşam da gece 22.00’ye kadar okuyorduk. 22.00’de yemek yapıyor, ders çalışıyorduk. Zorlukları beraber aştık hakikaten.

Egemen Bey’in eve geç gelmesini bile özlediğiniz oluyor mu?

B.B.: Şikâyet olarak algılansın istemem ama en çok o eksikliği oğlum ve kızımla akşam yemeğinde ya da müsamerede iken hissediyorum. Tatlı bir burukluk oluyor. Fakat görevi, oğlumun ve kızımın 15-20 yıl sonra yüksek refah şartlarda ve demokratik ortamda yaşamasını sağlayacak bir özveri. Başbakan’ımız ve hanımefendiden sonra Türkiye’nin ilerlemesi gibi eşim de kariyerinde çok hızlı ilerledi, bu büyük bir fırsat.

Peki Egemen Bey, o burukluk sizi nerede yakalıyor?

E.B.: Farklı bir ülkeden evi telefonla aradığımda çocuklardan birinin ateşinin çıktığını duyduğumda ‘Keşke orada olsaydım’ diyorum. Sabahları kalktığımda ‘Ben neredeyim?’ dediğim zamanı çok yaşıyorum. Son bir yılda 17 farklı ülkeye 34 seyahat yapmışız. Yurtiçinde de 32 seyahat yapmışız. Ortalamasını alırsak haftanın 2,5 gününü Ankara’da, 1,5 gününü İstanbul’da, 1,5 gününü yurtdışında, 1 gününü de yollarda geçirmişiz. (Gülüşmeler) Ama Türkiye’nin en önemli projesinin sorumluluğunu üstlenen birinin hakkını vermesi gerekir.

Çocuklarınız Egehan ve Ecehan nasıl karşılıyor bu durumu?

B.B.: Çocuk gözüyle bakarsak kolay bir şey değil. Babalarının görevinin çok önemli olduğunu biliyorlar ama bunun değişken bir görev olduğunu açıklamaya çalışıyoruz.

E.B.: Kapatma davası sürecinde oğlumuzla aynı sitede oynayan bir çocuğun münakaşa sırasında ‘Zaten AK Parti kapanacak, sen de gününü göreceksin’ dediğini duyup çok üzüldüğünü görmek insanı üzüyor. Herkesin bizimle aynı fikre sahip olmasını beklemiyoruz ama bunun çocuk seviyesine inmesine insanın içi cız ediyor.

B.B.: 11 yaşındaki oğlum Amerika’da bir beyzbol maçına gitmek istemişti. Stadyumda en önde oturmak istiyor, ‘Anneciğim bu bazen Türkiye’de mümkün olabiliyor ama burada başarmak mümkün değil’ deyince ‘Ne demek, benim babam çok önemli bir insan, George Bush’u tanıyor.’ diye feryat etti. (Gülüşmeler)

Çocuklarınızın siyasetle uğraşmasını arzu eder misiniz?

E.B.: Ben çocuklarımın mutlu olmasını arzu ederim. Mutlu olacaklarsa siyaset yapmalarını tabii ki desteklerim ama tiyatro sanatçısı olmak isterlerse de destek veririm. Siyaset yapan kişinin sabırlı bir eşinin olması lazım.

B.B.: 99’luk tesbih var bende, 33’lük yetmiyor. (Gülüşmeler) Bir gün o bana, beş yüz gün ben ona destek oluyorum. (Gülüşmeler) Yuvarlanıp gidiyoruz.

‘Avrupa Birliği, Türkiye’nin diyetisyenidir’ diyorsunuz, sizin diyetisyeniniz kim?

E.B.: Bir dönem Ankara’da Güven Hastanesi’nin diyetisyenlerinden destek aldım. Ama beni kilo verme konusunda ikna eden, aile doktorumuz ve dostumuz dermatolog Uğur Hindioğlu’dur.