Başbakan Erdoğan: Yargı hazmedemiyor

Başbakan Erdoğan, anayasa taslağını eleştiren yüksek yargıya tepki gösterdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada anayasa taslağıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

”Şu hususta toplumun hemen her kesiminin ittifak halinde olduğunu biliyoruz. Türkiye, mevcut Anayasa ile çağdaş uygarlık yolunda layık olduğu noktalara ulaşamıyor. Bir çok alanda gereken gelişme ve ilerlemeyi ortaya koyamıyor. Gereken anayasal değişiklikleri yapmadan demokrasisine, ekonomisine, dış ve iç politikasına, sosyal yaşamına, yeni kazanımlar katamaz. Eğer daha yükseği hedefliyorsak, elimizde olanları yeterli görmüyorsak, daha üst seviyeleri gözümüze kestirmişsek, toplumumuzun ihtiyacı olan düzenlemeleri yapmak durumundayız.

Bunlar toplumun genel kanaati. Ne zamana kadar? Bizim taslağını dün muhalefet partilerine teslim ettiğimiz ana kadar. Şimdi biz kendilerinden bu taslağa katkı bekliyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz; Anayasaya yönelik beklentilerin mahiyeti, kapsamı farklı olabilir. Ancak yaygın bir şikayetin olması, değişim konusunda güçlü bir toplumsal irade olduğunu yaptığımız bu araştırmalar ortaya koydu. Biz bunları sıradan değil, kamuoyu araştırmalarını da yapmak suretiyle tespit ettik ve adımı da buna göre attık. İşte bu taslak, gelişen ve büyüyen Türkiye’nin, artık kabına sığmayan bir Türkiye’nin ihtiyaçlarını içeren bir taslaktır.

Kanun önünde eşitlik ilkesi güçleniyor. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için pozitif ayrımcılık getiriyoruz. Özel hayatın gizliliği, yerleşme ve seyahat hürriyeti, ailenin korunması ve çocuk hakları alanlarında son derece çağdaş ve demokratik düzenlemeler taslakta yer alıyor. Memurlarımızın uzun yıllardır mücadelesini verdiği toplu sözleşme hakkı nihayet taslak bir metinle somut bir karşılık buluyor.

Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme, yine evrensel hukuk normları çerçevesinde, yeniden şekilleniyor. Yüksek Askeri Şura kararları ile ilgili, kamuoyunun talep ve ihtiyaçları doğrultusunda yargı yolu açılıyor. Askeri mahkemelerin sadece askerlikle ilgili suçlara ait davalara bakmaları getiriliyor. Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın üye yapısı da evrensel normlar çerçevesinde değişiyor. Fakat ben bazı şeylere şaşıyorum.

Metni mi okumadılar, taslaktan mı haberleri yok? ‘Parlamento HSYK’yı, düzenleyemez veya HSYK’nın içine Parlamento üye veremez.’ HSYK’nın içinde Parlamentonun onayı ile oraya gelecek bir tane üye yok. Kim var? Sadece, bugüne kadar ve AB normlarında olduğu gibi, Adalet Bakanı ve müsteşarı var. Bu dünde vardı, bugünde var, AB normlarında da var.

Yapılan yeni düzenlemede ne var? Yeni yapılan düzenlemede ise birinci derecedeki, yani ilk derece mahkemelerinden de yine onların seçtiği, Parlamento ile yakından uzaktan alakası yok… Türkiye genelinde bunun seçimi yapılacak ve onlar kendi içlerinden, savcısı, hakimi neyse, oradan bu seçimi adaylar arasından yapacak ve belirleyecek, onlar yapacak. Burada yüksek yargının rahatsız olduğu bir konu var. Nedir? Sadece ‘ben’ diyorlar, ‘biz’ diyorlar. ‘Nereden çıktı diyorlar şimdi bu ilk mahkeme? Olmaz böyle bir şey. Bunu ancak biz belirleriz’ diyorlar. Birinci derecedeki hakim ve savcılar kim? Bunların sizden farkı ne? Onlardan da oraya rahatlıkla gelebilir. Dünya bunu zaten böyle yapıyor. Bak AB’deki üye ülkelere, çoğunda bu uygulamaları göreceksin. İlginç olan şey budur. Oralarda aslında bunun belirlemesini Parlamento yapar. Bak biz burada Parlamentoyu devreye sokmuyoruz, oralarda Parlamento yapıyor bunu. Bunu halkıma özellikle duyurmak istiyorum. Bunu kendileri de çok iyi biliyorlar aslında. Ama bildikleri halde, ‘hayır Parlamento bu işe karışamaz’ diyorlar. Batı yapıyor bunu işte. Hep ‘batı batı batı’ diyorsunuz, batı böyle. Böyle yapıyor bunu. AB üyesi ülkelerin hepsini masaya yatırdık, hepsinde de durum bu.

Bu taslak, kişisel beklentilerle değil, Türkiye’nin ihtiyaç ve taleplerini gözeten bir mantıkla hazırlanmıştır. Eğer böyle bir düşünce olsaydı, aynen AB üyesi ülkelerde olduğu gibi derdik ki, ‘Parlamento HSYK’nın şu kadar üyesini belirleyecek.’ Hayır, hiç böyle bir şey yapmadık. Çünkü bunu bu şekilde değerlendireceklerini biliyorduk. Bir gerilim olsun istemiyoruz. Bunun artık şu kadarını da kürsü tespit etsin. Bunu ortaya koyduk. Kürsü dediğimiz, ilk derece mahkemeleridir. Bundan bile rahatsız oldular. Yani düşünebiliyor musunuz, yargı kendi içindeki ilk derece mahkemeleri hazmedemiyor. Bak İtalya’ya… Bakıyorsun, İtalya tamamıyla açıyor bu noktadaki değerlendirmesini tüm yargıya ve onlar seçimini yapıyor, oraya getiriyor. Bu taslak, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, dünya ile entegre olmaya çalışan, güçlü bir ülkenin yolunu önemli ölçüde açacak bir taslaktır. Bu taslak böyle bir taslaktır.

Uzlaşmaya yanaşmadıklarına yönelik elimizde belgeler var. Biz yine de diyoruz ki uzlaşma… Yine de arkadaşlarım tek tek kapıları çalıyorlar, uzlaşma… ‘Gelin uzlaşalım. Gelin buraya katkınızı verin’ diyoruz. Kapıları çalan yine biziz. Olur ki onlar da buna katılımda bulunurlar, katkı verirler ve bu katkıyla bunu daha güçlü bir şekilde hazırlarız.

Niye Mecliste hazırlanmadı, Başbakanlıkta, AK Parti Genel Merkezinde oturdular çalıştılar, Parlamentoda çalışmadıla. Böyle sudan bahaneler olur mu Allah aşkına? Başbakanlık dediğiniz nedir, neresidir, Türkiye’nin dışında bir yer mi? Adlet Bakanlığı ve her türlü bakanlığın bağlı olduğu bir makam…Benim arkadaşlarımla böyle bir çalışmayı yapmamda daha doğal ne olabilir? Ben ve arkadaşlarım, bu parlamento içinde milletvekili değil miyiz, milletvekiliyiz. Sen bizim milletvekilliğimizi nasıl görmemezlikten gelirsin. Uzlaşma Komisyonununa kendilerinden eleman istenir eleman vermezler, temsilci istenir temsilci vermezler. Bir diğeri de bakarsın, ‘İnceleyeceğiz ama biz bu işi seçimden sonraya düşünüyoruz.’ Hepsi ipe un seriyor. Ama bizim ne ipe un sermeye ne de bu kadar geniş vakte artık tahammülümüz yok.

Bunun içinde aslında CHP’nin, MHP’nin, değişik sivil toplum örgütlerinin söyledikleri de var. Bunların hepsini masaya yatırdık. Bunlar değerlendirilerek bu hazırlık yapıldı. Her türlü öneriye, eleştiriye, yapıcı katkıya hafta sonuna kadar biz açığız ve hazırız. Bu kadar açık söylüyorum. Taslakları kendilerine verdik, her türlü eleştirilerini, ilave ne düşünüyorlar, bunu beklemeye hazırız.

Daha ne yapacağız? Yani biz milletvekili olma kaydını aramıyoruz. Milletvekili olsun, olmasın bu ülkede bu anayasaya katkısı olabilecek herkese, her kesime gidiyoruz.

İstiyoruz ki katılımcı bir Anayasayı ortaya koyalım. Siyasi partilerin yanı sıra sivil toplum örgütlerini de arkadaşlarım ziyaret edecekler. Mümkün olan en geniş kapsamda uzlaşma çabalarını sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Dün akşam aynı zamanda medyanın Ankara temsilcileri ki 41 medya temsilcisi toplantıya katılarak, arkadaşlarım kendileriyle aynen bu çalışmayı sürdürdüler. Her kesim istiyoruz ki bilgi sahibi olsun. Türkiye’nin bu talebi, bu ihtiyacı artık daha fazla geciktirilemez. Siyaset bugün bir kez daha samimiyet sınavındadır. Anayasanın değişmesi gerektiğini her fırsatta vurgulayanların, bugün gelip katkılarını ortaya koymalarını bekliyoruz. ‘Bu Meclis Anayasa yapamaz’ demek, Meclisi ve siyasetçinin kendisini inkarıdır. Anayasa değişikliğini belirsiz bir geleceğe ertelemek, Türkiye’ye vakit kaybettirmektir. Seçime bir gün bile kalmış olsa, bu Meclis milletin yetkisine sahiptir. Milletin kendisine verdiği yetkiyle yasa ve Anayasa yapabilir. Arkadaşlarımın ziyaretin ardından muhalefet partilerinin yaptığı ilk açıklamaları, doğrusu çok aceleci gördüğümü ifade etmek, kapıların henüz kapanmadığına ben inanmak istiyorum. Türkiye’yi daha demokratik, modern ve evrensel normları benimsemiş anayasal düzenlemelere kavuşturmak noktasında çekinceli davrananların tarih ve millet önünde hesap veremeyeceklerini burada hatırlatmak isterim.

Biz kişisel düzenlemeler yapmıyoruz. Kendi taslağımızı dayatmıyoruz. Hiç kimseyi, hiçbir kurumu, hiçbir erki etki altına almaya çalışmıyoruz ve böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Biz evrensel normları, çağdaş kriterler kendimizi ölçü alıyoruz, gelişmiş ülkeler bunu nasıl başardıysa aynı yoldan yürüyerek düzenlemeleri şekillendirmeye çalışıyoruz.

TBMM’nin yapacağı düzenlemeleri, kuvvetler ayrılığı gibi görmek; bir kuvvetin diğer kuvvetlerin yetkisini gasp etmeye çalışmasından başka bir anlam taşımaz. Kuvvetlerin yetkisini kullanmasını, görevini yapmasını alay konusu yapmak, ancak demokrasiden ve hukuktan nasibini alamamakla izah edilebilir. Parlamentonun görevi yasamadır, yasa çıkarmaktır. Kendini bilen, yetkisini, hukukunu bilen, hukuka ve demokrasiye inanan aklı başında hiç kimse, millet iradesini, demokrasiyi, hukuku yaralayan, küçümseyen ifadelerde bulunamaz. Biz bugüne kadar millet iradesine ve Meclis iradesine gölge düşürmedik. Bu iradeyi ipotek altına almak isteyenlere fırsat vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz.

Hiç kimse ‘Türkiye’nin kendine özgü yatları var, özel durumu var’ diyerek, bu ülkeyi ve bu milleti ileri demokrasi ve çağdaş hukuk standartlarından mahrum bırakamaz. Siz hem çağdaş dünya diyeceksiniz, hem çağdaşlıktan dem vuracaksınız, hem de 3. dünya ülkelerinde bile olmayan bir geriliğe bu aziz milleti mahkum etmeye çalışacaksınız. Kusura bakmayın buna ne biz göz yumarız, ne Türk milleti anlayış gösterir.

Bir tarafta, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ demek suretiyle, savaşların en kritik olduğu anda bile bu çatının altına gelmek suretiyle karar verdiği günleri konuşacağız, hatırlatacaksınız, ama bu çatının altında yasama görevini ifa edenlere de kalkıp insafa sığmayan yakıştırmalar yapacaksınız, ahlaki olmayan yakıştırmalar yapacaksınız. Avrupa ülkelerinde, gelişmiş dünyada hangi standartlar varsa, ne tür ileri düzenlemeler varsa, Türkiye’de de onlar olmalıdır. Biz birilerinin imtiyazını korumaya değil, Türk milletini imtiyazlı hale getirmeye, Türk milletinin hukukunu korumaya çalışıyoruz. Bizim farkımız bu…”

Her fırsatta kendilerini siyasi taraf haline getiren, siyasetçi gibi konuşan, hukuki değil siyasi yaklaşımlar içinde olan bir kısım yüksek yargı mensupları da önce kendileri kuvvetler ayrılığına saygı göstermeli, yürütme ve yasamanın alanına müdahale etmekten, bu organların yetkilerini ele geçirmeye çalışmaktan vazgeçmelidirler.

Hele hele tanıdıklarımdan bu tür yaklaşım görmek doğrusu beni çok daha üzmüştür. Hiç beklemediğim, bu tür arkadaşların böyle yaklaşımda bulunması, ki bizi de az çok tanıdılar, ciddi manada üzdü.

Birçok Avrupa ülkesinde Anayasa Mahkemesi üyelerini meclisler, parlamentolar, konseyler seçecek, Türkiye’de Meclise öcü gözüyle bakılacak, Meclisin iradesi yok sayılacak. Böyle bir çarpık anlayış olabilir mi? Çağdaş Batıda meclisin üye seçmesi demokrasinin meşruluğunu göstermesi açısından çok çok önemsenecek, Türkiye’de ise ‘siyasallaşma’ diye tehlike olarak lanse edilecek. Böyle bir şey olabilir mi? Kusura bakmasınlar. Bu millet artık uyandı. Bu tür kandırmacalara, hukuki olmayan söylemlere artık prim vermiyor.

Taslağımızda HSYK üyelerinin seçiminde kürsüye atıf yapıyoruz. Kim bu kürsü? Meclis mi, hükümet mi, AK Parti mi? Hayır. Ya kim? Birinci derecede mahkemelerin hakim ve savcıları. Yani HSKY üyelerini seçiminde hakim ve savcılara seçme hakkı verilmesini eleştirmek nasıl bir mantıktır. Doğrusu ben bunu anlamakta zorlanıyorum ama yüce milletimizin bunu gayet iyi anlayacağını biliyorum.

Gösterilen tahammülsüzlük AK Parti’ye yönelik değildir, sergilenen tahammülsüzlük millet iradesinedir, demokrasiyedir, çağdaş hukuk normlarınadır, değişim iradesinedir, bu hazmedilemiyor. Türkiye’de artık ideolojik hesaplarla, siyasi korkularla, statükocu anlayışlarla değişimin, gelişimin önünü kimse kesemez. Millet, değişim istiyor, ileri demokrasi, çağdaş bir hukuk sistemi istiyor. Kendi iradesine ipotek konulmaması istiyor.

Anayasa değişikliğine yönelik hazırladığımız çalışma, milletimizin talep ve beklentisinin bir sonucudur. Temenni ediyorum ki, siyasi partiler de milletimizin bu çağrısına kulak verir. Bu tarihi adımın atılmasına katkıda bulunur. Ben bir referanduma gerek kalmadan TBMM’nin bu değişiklikleri gerçekleştirmesini ve bir kez daha tarih yazmasını umut ediyorum. Yok eğer bu gerçekleşmezse ‘söz sahibi millettir, karar milletindir’ der ve millete gider, aziz milletimizin takdirine meseleyi sunarız.

Bireysel başvuru noktasında bunun Anayasa Mahkemesine verilmesi eleştiriliyor. Öbür yandan da bakıyorsunuz ki yargı, Yargıtay ‘elimizde milyonlarca birikmiş dosya var’ diyor. İşte yükünü hafifletiyoruz daha ne istiyorsun? Anayasa Mahkemesinde de üç tane daire teselsül ediliyor bu çalışmayla ve onlar da bireysel başvuru hakkını kabul etmek suretiyle dışarıya gitmekten alıkoyacak bir bireysel başvuru zeminini oluşturuyor. Bunlar Türkiye’yi yükseltecek, büyütecek, Türkiye’nin geleceğini bugünden aydınlatacak son derece hayırlı girişimlerdir. Ben bu girişime emek veren herkesi şimdiden kutluyorum.”