Erdoğan’dan merak edilen soruya yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan merak edilen soruya yanıt geldi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı'nın yeni sistemde Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanacağı sorusuna yanıt verdi ve 'hiç bir manisi yok' ifadesini kullandı.

Erdoğan,  “hiçbir manisi yok” dedi. Akar’ı bakan olarak açıklarken aynı anda komutanları da atadıklarını belirterek, “Çünkü Silahlı Kuvvetler boşluk kabul etmez” diyen Erdoğan, “Finans sektörü ile hem pratikte hem de teorikte geçmişi var” dediği Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da işi çok daha seri derleyip toparlayacağına inandığını söyledi. Erdoğan, yeni bakanlar için de, “Bu arkadaşlarımız dünyayı iyi tanıyorlar, dünya ile entegre olmakta bir sıkıntıları yok. En büyük özellikleri dürüstlükleridir, ehliyet ve liyakatleridir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yemin töreninin ardından gerçekleştirdiği Bakü ve KKTC ziyaretleri sırasında gazete yöneticilerinin sorularını şöyle yanıtladı:Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır tartışılan konuyu yorumladı: Hiçbir manisi yok

MGK’DAKİ SUNUMLARI DİKKATİMİ ÇEKTİ

-Cumhurbaşkanı Yardımcılığı için nasıl karar verdiniz, tek yardımcıyla mı çalışacaksınız?

Fuat Oktay Bey özellikle Başbakanlık’taki Müsteşarlığı, Afad’daki çalışma döneminde başarılı bir isimdir. Amerika’da önemli yerlerde çalıştı. Ben endüstri mühendislerine çok dikkat ederim, devlet yönetimlerinde de başarılı olurlar. Fuat Oktay üretimi ve katkısı ile, MGK’larda yaptığı sunumlar ile hep dikkatimi çekmiştir. Bunun burada da yansıyacağına inanıyorum. Şu anda bir başkan yardımcısı olarak atadık, ama ileride bir ikinci başkan yardımcısı atama durumum da olabilir. Bir mesafe alalım, nerede bir aksama oluyor olmuyor bakarız. İlerde durumu değerlendirir, gerekli görürsek gerekli adımı atarız.

-Hulusi Akar’ın bakanlığında ne etkili oldu, Genelkurmay Başkanının yetkilerinde bir değişiklik olacak mı?

2014 yılı sonunda AB müktesebatına göre Genelkurmay Başkanlığı’nı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlama süreci ve gerekliliği vardı. O günden bugüne biz, AB müktesebatında bir şeylere, tatsızlığa fırsat vermeyelim diye bu işi pek kurcalamadık. Ama yeni yönetim sistemi içinde bu konuyu arkadaşlarımızla değerlendireceğiz. Bir çift başlılığın olması doğru bir şey değil. Bunu artık bir yoluna koymamız lazım. Bunu kararlılıkla aşacağımızı tahmin ediyorum. Gerek Hulusi Akar Paşa’nın gerek ise Yaşar Güler Paşa’nın ve Ümit Dündar Paşa’nın birbirleri ile olan gönül bağları ve birliktelikleri “şüpheci nazar” ile bakma gibi bir durumu ortadan kaldırmıştır. Sivil- asker gibi bir yaklaşım kalmamıştır, aşılmıştır. Milli Savunma Bakanı ile Türk Silahlı Kuvvetlerimizin arasındaki ilişkiler çok daha dayanışmacı olacaktır. İnanıyorum ki karar alma sürecinde de bir sekteye fırsat vermeyecektir.

-Genelkurmay, MSB’ye bağlanabilir mi?

Bağlanabilir, hiçbir manisi yok. Dikkat ederseniz, Hulusi Akar Paşa’yı bakan olarak açıkladık. Aynı anda da Genelkurmay Başkanı’nı, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ve Genelkurmay İkinci Başkanı’nı atadık. Çünkü Silahlı Kuvvetler boşluk kabul etmez. Aslında devlet yönetiminde hiçbir yer boşluk kabul etmez. Nitekim ben aşağıda bakanlarımızı açıklamaya giderken, vekaleten olmaz dedik ve atamaları hemen yapalım diyerek, işi bitirdik.

Hazine ile Maliye Bakanlığı’nı birleştirdik. Devlet bankaları da Merkez Bankası da artık bu bakanlıkla ilişkili kurum olarak ilintili hale geldi. Berat Albayrak Bey’in finans sektörü ile hem pratikte hem de teorikte geçmişi var. Özel sektörde başarıyla çalışmış, son dönemlerde Marmara Üniversitesi’nde bu konunun dersine girmiş, böyle bir geçmişi olmuş bir arkadaşımız olması sebebiyle bu işi çok daha seri derleyip toparlayacağına ve başarıyla yürüteceğine inanıyorum. Maliye ve Hazine Bakanlıkları geçmişte zaten tek bir bakanlıktı, ancak sonradan ayrılma süreci oldu. Ama o uygulama fayda getirmedi, zarar getirdi. Zira Maliye Hazine’den ayrı hareket ediyor, Hazine Maliye’den ayrı hareket ediyor. Bunlar aslında bir bütünün parçalarıydı. Şimdi biz bunu ‘deneme- yanılma’ diyelim; neticelerini gördük ve birleştirmeyi uygun bulduk. Çalışma şemasında Hazine-Maliye Bakanlığı’nın alt birimleri olarak çok önemli kurum kuruluşlar var. Bu adımla birlikte Hazine Maliye Bakanlığı, devlete finans temininde çok daha güçlü bir kaynak oluşturacak.

Yabancı basının yaklaşımlarına göre hareket etmek doğru bir anlayış değildir. Dolayısıyla, onların yaklaşımlarını pek umursamıyorum. Kaldı ki yabancı basın, bizim için hiçbir zaman hayırlı rüyalar görmemiştir. Biz pik yaptığımız zamanda bile hayırlı rüyalar görmemiştir. Kredi derecelendirme kuruluşları biz tırmanışta iken bile bize hep eksi verdiler. Buna karşılık komşuda dibe vurma var; ama bir bakıyorsunuz komşuyu dört derece birden yükseltiyor. Bu nasıl bir kredi derecelendirme kuruluşudur, bunları anlamak mümkün değil. Onun için biz onların açıklamalarına değil, daima kendi işimize bakalım.

Türkiye iyi yolda. Yatırımlarımız ortada. Uluslararası kuruluşların, kredi kuruluşlarının Türkiye’de yatırım yapanlara kredi vermesi de bunu gösteriyor. Nitekim 18 Mart Köprüsü’nün finansmanını dışarıdan temin ettik. Herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Hatırlarsanız, üçüncü havalimanını başta engellemeye kalkışmışlardı. Önce yerli bankalarımız finansör oldu, baktılar ki bu iş kalmayacak, “bizi de oraya katın” demeye başladılar. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz, kesiyoruz. Sonradan onlar da arkamıza takılıyorlar zaten. Bundan sonra çok daha iyi olacak.

BİRÇOK ENSTRÜMANIMIZ VAR, FAİZ DÜŞECEK

-Siz kabineyi açıklamadan dolar kuru 4.50’ye kadar geriledi, sonra 4.75’e fırlatıldı. Hazinenin ihalesinde faiz yüzde 20 civarında gerçekleşti. Yeni sistem başlarken negatif operasyon çekildiği kanaatinde misiniz?

Birileri bu işi tırmandırmaya çalışsa da bunun düştüğünü göreceksiniz. Bu kadar emin konuşuyorum. Hazine ve Maliye Bakanımız elbette ne gerekiyorsa yapacaktır. Burada birçok enstrümanlarımız var. Önümüzdeki süreçte inanıyorum ki faizin de düştüğünü göreceğiz. Ben eminim, sadece devlet bankalarımız değil, özel bankalarımız da gerektiğinde taşın altına eline koyacaktır. Yüksek faiz, istihdamda düşüşü de beraberinde getirebiliyor. Yatırımcılar, gerçek girişimcilerin, yatırımlarını geliştirmeleri, istihdamlarını artırmaları, elbette kendilerine imkan sunulmasıyla mümkündür. Bu işi sadece devlet bankalarının sırtına yükleyemeyiz.

DÜRÜST, EHLİYETLİ, LİYAKATLİLER

Bu arkadaşlarımız dünyayı iyi tanıyorlar, dünya ile entegre olmakta bir sıkıntıları yok. En büyük özellikleri dürüstlükleridir, ehliyet ve liyakatleridir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na getirdiğimiz arkadaşımız Mehmet Ersoy, turizm sektörü içindeki neredeyse bir numara operatördür. Davet ettik, kırmadı, görevi üstlendi. Ticaret Bakanlığı’na getirdiğimiz Ruhsar Pekcan sektörün içinde bir iş insanı. Deik ile, TOBB ile yoğun çalışmaları olan bir isim. Kendisine inanıyorum, ondan da çok şey bekliyorum, odalarla ithalat -ihracat konularında yoğun çalışmaları olacak.

“MADEM ŞİKAYETİN VAR İŞİN İÇİNE GİR” DEDİM

Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’ya ‘Arkadaş işinin başından geleceksin’ dedik. Ben bir DEİK Toplantısı’nda ‘Burada da babayiğitler çıksın, dışarıdan kuru sıkı atmaya benzemez, gelin elinizi taşın altına koyun’ demiştim. Sonra da ‘Madem sağlık sektöründen şikayetin var, o zaman gel sen de bu işin içine gir, hem bu şikayetleri ortadan kaldıralım, hem de özel sektör mantığını devlette daha hakim hale getirelim’ dedim. Sağ olsun o da kırmadı.

Milli Eğitim Bakanlığı’na da Ziya Selçuk Bey’i getirdik. Benim ilk dönemimde MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanı idi. Onun da akademisyenlik hayatı var ayrıca okulları var. Okullarında başarı grafiği yüksek. Oradaki başarılarını devlet okullarımıza hakim kılmasını temenni ediyorum.

VARANK’A ATOM KARINCA DİYEBİLİRSİNİZ

Gıda Tarım Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli’nin babasından genlerine işlemiş bir başarı var, gıda sektöründe önemli görevlerde bulundu, ekonomi dünyasını da iyi bilen bir isim. Sevk-i idare kabiliyeti olan bir arkadaşımız. Benim ordinaryüs Prof. Reşat Kaynar Hocam vardı, bir gün derste ‘Türkiye’nin en önemli eksiği sevk-i idareci eksikliği’ derdi. Yani bugünkü hali ile organizatör. Diğer yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da çok önemli. Berat Albayrak’ın Bakanlığı dönemindeki müsteşar arkadaşımız Fatih Dönmez yıllardır sektörün içinde başarılı bir arkadaşımız.

Mustafa Varank’ı zaten tanıyorsunuz. Sanayi ve Teknoloji Bakanı’mız ODTÜ mezunu, Amerika’da yüksek lisans öğrenimi oldu. Gayretli, pratik, zeki, tuttuğunu koparır; atom karınca diyebilirsiniz.

DÜRÜST, SAAT MEFHUMU OLMAYAN BİR İSİM

Çalışma, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’mız Zehra Zümrüt Selçuk çok zeki, farklı yerlerde eğitim görmüş, iyi bir istatistikçidir, kadın istihdamı ile ilgili önemli çalışmaları var. Aslında ben onu en son İslam İşbirliği Teşkilatı’na bağlı Sesric’de Genel Sekreterliğe direktör olarak teklif ettim. Ama kabine gündeme gelince biz bundan vazgeçelim dedik. Ben Fatma Betül Sayan Kaya Hanım’dan, Jülide Sarıeroğlu’ndan da çok memnundum; ama parlamentodan kabineye çok fazla isim çekmeyelim istedik. Gençlik ve Spor Bakanlığı’na getirdiğimiz Mehmet Kasapoğlu Spor Toto’nun başında idi. Amerika’da eğitim yaptı, Spor Toto’da bize çok ciddi katkıları oldu. Bakanlıkta da başarı olacağına inanıyorum. Ulaştırma Bakanımız Cahit Turan daha önce Karayolları Genel Müdürlüğü yapmış, özel sektörde üst düzey yöneticilik yapmış, çok çalışkan, dürüstlüğü ile bilinen, saat mefhumu olmayan bir isim.

İNSANI VE PARAYI İYİ YÖNETEN BİR ARKADAŞIMIZ

Çevre Bakanı Murat Kurum’u Emlak Konut’tan aldık. Onu anlatmaya gerek var mı? Emlak Konut’un Murat Kurum ile nasıl uçtuğunu, güçlendiğini biliyorsunuz. İnsanı iyi yöneten, parayı iyi yöneten bir arkadaşımız. Bu sürede İmar Barışı olayımız var. İmar Barışını iyi takip edecek, teslim aldığı noktadan çok daha iyi noktaya götürecektir. Şu anda 3 milyonu aşkın bir müracaatı almış durumdalar. Hedefi yakaladığımız anda Türkiye’miz çok daha güzel bir hale gelecek. Bu arada Dışişleri Bakanlığı’nda Mevlüt Çavuşoğlu, İçişleri Bakanlığı’da Süleyman Soylu, Adalet Bakanlığı’nda ise Abdülhamit Gül, onların da her biri kendilerini ispatlamış arkadaşlarım.

BAKAN YARDIMCILARINDA 2’Yİ, 3’Ü ZORLAYACAĞIZ

Bakan yardımcıları birden fazla olabilecek, bazılarında 2’yi, bazılarında 3’ü zorlayacağız. Bakanlıkların güçlü olması lazım. İşlevlerine göre belirleyip çalışmaları güçlü hale getirmek istiyoruz. Personelde ciddi manada üst düzey yönetici de azaltmaya gidiyoruz. Amerika’yı düşünün, bir bakanın altında üç tane, dört tane bakan yardımcısı var. Biz de bakanlığın vasfına göre buralarda bu tür adımları atacağız. Bakan yardımcılarını da bakan arkadaşlarımız delege edecek. Sistemin bir diğer özelliği yalın olması.

BAŞKANLIKTA SAYI 11 AMA ARTABİLİR

Kurullar ve başkanlıklar var. Başkanlıkta sayı 11 ama artabilir. Atanmış olanlar var atanacak olanlar var. Genelkurmay Başkanlığı belli, Milli İstihbarat Başkanlığı belli, Savunma Sanayi Başkanlığı belli, Milli Güvenlik Kurulu aynı şekilde belli. Diyanet İşleri Başkanlığı belli. Devlet Denetleme Kurulu belli. Strateji ve Bütçe başkanlığı, bende belli… Kendisini çağırdım görüştüm. Görüşmelerimiz, belirlemelerimiz akabinde, diğer başkanlıkların ve kurulların atamaları da yapılacak.

-Kurullar, ofisler, bakanlar arasında bir yetki karmaşası olur mu?

Yok olmaz, o konuda hiçbir endişem yok. Kurullar ve kurumların hepsi bana bağlı. Ama tüm bu kurum ve kurullarda birer tane vekilim var. Ne demek o? Benim vekilim o kurum ve kurulları benim katılmadığım zaman benim adıma yönetecek. O bize arkadaşlarla yaptığı çalışmalardan bilgi sunacak. Zaten her gün çalışan kurul değil. İcabında haftada bir gün iki gün gelecekler. Ama başkan sürekli Ankara’da olacak. Herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Kurulların ilgi alanları daha çok bakanlıklarla paralel veya paralellik arz eden konular olacak. Mesela Yerel Yönetim Politikaları Kurulu, bunun hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile ilişkisi var, hem de İçişleri Bakanlığı ile. Ayrıca bir de ofisler var. Örneğin Finans Ofisi. Görevi dünyadan para bulacak, yani icrai bir yanı da var. Direk olarak Cumhurbaşkanı’na bağlı çalışacak. Dünyadaki para üreten yerlerle ilişki kurarak Türkiye’ye para getirme gayreti içinde olacak.

-İki önemli projeniz yani Millet Bahçeleri ve Kıraathaneleri ile ilgili çalışmalar başladı mı?

En önemli sözlerimden biri Millet Bahçeleri. Bunu hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile hem de belediyelerle yürüteceğiz. Kültür Turizm Bakanlığı ile de Millet Kıraathanelerini süratle yapacağız. Bunun için Mili Emlak Genel Müdürlüğü’nü Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan aldık, Çevre Şehircilik Bakanlığı’na devrettik. Amacımız devletin elindeki emlakın tamamen devlet, millet ve ülke için kullanılmasını sağlamak. Çevre Şehircilik planlama yaparken, tüccarın sermayesine baktığı gibi toprak sermayesine bakarak yapması için. Hangi ilde, ilçede arsa, arazi var? Eğer arazi ise süratle bunları arsaya dönüştürmesi hedefleniyor. Çünkü Millet Kıraathaneleri il, ilçelerin büyüklüklerine göre ölçümlenerek yapılacak. Amacımız gençlerimizi kötü alışkanlıklardan kurtarmak hem bunun yerine hem de tüm gençlerimize okuma alışkanlığı kazandırmak. Kitap, dergi okurken, çayı, kahvesi, keki olsun…

Millet Kıraathanesi’nin en güzel örneği Zeytinburnu Belediyemiz, Allah rahmet eylesin Turgut Cansever Hocamız’ın bir projesiydi, Merkez Efendi Camii’nin yanında güzel bir proje yapmış. O projeyi hayata geçirmiş Zeytinburnu belediyemiz. Oraya gittiğimde baktım, tüm öğrenciler kendilerine ait açık kabin sisteminde çalışıyor. Kahvesini, çayını kekini alıyor, çalışıyor.

Zeytinburnu Belediyesinin yaptığının ötesinde Cağaloğlu’nda eski Millet Kütüphane’si vardı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız ise burayı restore etti. Orayı buna dönüştürdü ve nefis ve bir proje. Arkadaşlara bunun üzerinde çalışalım dedim. Bu projeyi de bazı büyük yerlerde uygulayalım istiyoruz. Çok güzel ve bambaşka bir proje. İçeri girdiğinizde kültürden öte tarih yatıyor. İstanbul Ankara gibi bazı yerlerde uygulamamız mümkün. Ama asıl hedef gençlik, gençlik, gençlik…

MUHALEFETİN YEMİN TÖRENLERİNDEKİ TUTUMU: KENDİLERİNE ZARAR VERİR, BİZE DEĞİL

Muhalefetin bu tür yaklaşımları kendilerine zarar verir. Bize hiçbir zarar vermez. Bunların hepsi milletin gözü önünde oluyor. Gizli saklı değil. Örneğin İstiklal marşı okunacağı anda bile birilerinin kaşına gözüne bakarak ayağa kalkanlar milletin gözünden kaçmadı. İstiklal Marşı bu milletin marşıdır belli bir grubun marşı değildir. Cumhurbaşkanı içeri girerken ayağa kalkmış kalkmamış hiç umurumda değil. O da yine kendilerine fatura ettikleri bana göre bir harekettir. Tayyip Erdoğan cumhurun başkanı olarak oraya inmiştir ve 26 milyon 334 bin kişinin oyunu almış bir Cumhurbaşkanı var. Kabul edersin etmezsin, bu 26 milyon 334 bin kişiye saygısızlıktır.

YAKALADIKLARINI TESLİM EDİYORLAR

FETÖ ile mücadele konusunda da Azerbaycan’la iyi bir ilişkimiz var. Bu konuda bizim tespitlerimiz var ise kendilerine bildiriyoruz ve kendilerinden istiyoruz. Azerbaycan’da da FETÖ terör örgütü çok önemli yerlere sızmış durumda. Onlar da ciddi manada bunun sıkıntısı içerisindeler. Sağ olsunlar, bize yakaladıklarını teslim ediyorlar, bizde kendilerinden sürekli istiyoruz. Bundan sonraki süreçte de işin yakın takipçisiyiz. Bizde Azerbaycan aleyhinde çalışmalara girenler olursa, onlar da bize bildirdiğinde, elbette biz de onlara teslim ediyoruz. Bu süreç içerisinde atacağımız bir başka adım, NATO zirvesinde. Brüksel’e Sayın Aliyev bu akşamdan gidiyor. Biz de orada bir dizi malum görüşmeler yapacağız. Burada Azerbaycan ile ilgili bazı görüşmeler yapmamız gerekirse bunları da özellikle yapmanın gayreti içinde olacağız. Zira, NATO zirvesinde malum burada yoğun ikili görüşmelerimiz söz konusu. Burada ABD, İtalya, Fransa, İngiltere vb. ülkeler bize görüşme talebinde bulundular. Bizim de görüşme talebinde bulunduğumuz ülkeler var. Bunlarla görüşmelerimizi yapacağız ama tabii ki ana hedefimiz zirvede pozitif bir yaklaşım ortaya koyarak NATO ile görüşmelerimizi devam ettirmek olacak.

KONUMUMUZU KORUYACAĞIZ

KKTC’deki gelişmeleri de BM çerçevesinde gerekli tüm katkıları bizler bugüne kadar sürdürdük. Özellikle Kofi Annan döneminden beri işin içinde bizzat olan bir kişi, o süreci, takvimi iyi bilen bir kişi, Kıbrıs sorununu çözmek için teşvik eden benim. Annan iki kez bana geldiğinde ve artık çözemiyorum dediğinde, beraber girelim, Türkiye sizi mahcup etmeyecek göreceksiniz, biz her zaman Rum kesiminin bir adım önünde olacağız dedim. Bana “bir hafta müsaade” dediler ve bu görüşmeyi biz Davos’ta yapmıştık.

Annan bir hafta süre istedi ve bir hafta sonra görüşmeler başladı. Tabi biz yine üzerimize düşeni yaptık. Tabi bizim için en önemli macera Bürgenstock macerasıydı ve bunu ciddi manada ele aldık maalesef yine sözlerinde durmadılar. O günden bu güne ne zaman masaya bu konu gelse Güney Kıbrıs masadan öyle ya da böyle her zaman kaçmıştır. KKTC masadaki yerini her zaman kararlılıkla korumuştur. Türkiye garantör ülke olarak kararlı duruşunu koymuştur.

Maalesef diğer garantörler aynı tavrı ortaya koymamışlardır. Bundan sonraki süreçte biz konumumuzu yine koruyacağız. Ama nereye kadar? Buna bir cevap bulmak kolay değil. Ama er ya da geç bir devlet olarak, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak, herhalde biz de bir karar vereceğiz. Olacaksa olacak, nasıl olacak bundan sonra bunu da siz düşünün diyeceğiz ve adımımızı da atacağız. Kuzey Kıbrıs halkının bizde özel bir yeri vardır: Türkiye’deki benim vatandaşım, kardeşim ne kadar önemli ise, KKTC’deki kardeşlerimiz de bizim için aynı derecede önemlidir. Dolayısıyla onlara elimizden geleni desteği ne kadar verdiysek, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.

HÜRRİYET