Futbol paneline derbi damgası

Kasımpaşa Teknik Direktörü Yılmaz Vural, Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum'a verilen değeri kendisine verilmediğini söylerken, Rıza Çalımbay ise kaleci Volkan'ı eleştirdi.

Kasımpaşa Teknik Direktörü Yılmaz Vural, Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum ile aynı okulda eğitim gördüğünü, ancak Türkiye’de kendisiyle Alman çalıştırıcıya verilen önemin aynı olmadığını söyledi.

Okan Üniversitesi’nin düzenlediği ”Türk Futbolunun Sorunları” konulu panel, üniversitenin Akfırat Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Panele konuşmacı olarak Kasımpaşa Teknik Direktörü Yılmaz Vural, Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, Eski milli futbolcu Tanju Çolak, Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu’nun eski başkanı Mustafa Çulcu ve Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Başkanı Esat Yılmaer katıldı.

Moderatörlüğünü eski fifa kokartlı bayan hakem Yrd. Doç. Dr. Lale Orta’nın yaptığı panelde, başka bir organizasyona katılacağı için öncelikle Kasımpaşa Teknik Direktörü Vural’a söz verildi.

Türk futbolunda antrenörlerin yaşadığı eğitim eksikliği, çalışma şartları ve örgütlenme konularına değinen Vural, zaman zaman Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum’a sataşmasına açıklık getirdi.

Köln Spor Akademisi mezunu olan Vural, Daum ile aynı okulda eğitim gördüğünü, ancak Türkiye’ye kendisi ile Alman çalıştırıcıya verilen önemin aynı olmadığını iddia etti. Vural, ”Sevgili Christoph Daum’a zaman zaman sataşırım. Biz aynı okulda okuduk. Ben bir Türk vatandaşı olarak gittim oraya, o Alman vatandaşı olarak okudu. Ülkeme döndüm, benim ülkemin ona verdiği değerle, bana verdiği değer çok farklı. İnsan dolayısıyla sıkılıyor. Almanların Türklere bakışı çok acımasız. Size tam bir yabancı gibi, inanılmaz gaddar davranıp, adam yerine koymuyorlar” dedi.

Bir işçi çocuğu olarak Almanya’da eğitim aldığını hatırlatan Vural, ”Ülkemde elimden geldiğince kısıtlı şartlarda bir şeyler yapıyorum ama Türk vatandaşına verilen değerle yabancıya verilen değerler arasında hem maddi, hem manevi, öyle farklılıklar var ki… Dolayısıyla bayağı insanı sıkıyor. Zaman zaman bu konuda agresif oluyorum. Bazen etik olmayan davranışlar olmuyor değil, ama altında yatan psikolojik neden bu” şeklinde konuştu.

Lale Orta’nın, ”Bursaspor’da antrenörlük yaparken, Fotospor gazetesinde çıkan ve demeciniz olarak yansıtılmış ifadeler var. ‘Bursaspor kestane çizmeye…” diye başlayan bir şey. Bu sizin demeciniz mi? Hep merak etmişimdir” şeklindeki sorusuna Vural, ”Aslında Bursalılar, o zaman onlar bize diyordu ‘Sizin kestanenizi çizeceğiz’ diye. Ben öyle bir şey söylemedim” yanıtını verirken, soru ve yanıt salonda kahkaha kopardı.

ŞEKİP MOSTUROĞLU, GÜİZA’YI SAVUNDU

Panelde, sarı-lacivertli ekibin sıkça eleştirilen İspanyol forveti Güiza ile ilgili öğrencilerin sorularıyla karşılaşan Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Mosturoğlu, futbolcularını savundu.

Mosturoğlu, ”Güiza diye bir oyuncu var. Bu adam nasıl İspanya’da gol kralı oldu, şaşırıyorum. Bu adam daha önce izlenmedi mi? Maçta top Güiza’ya gelince, herkes ‘Bırakın, bir şey olmaz’ diyor. Fanatik bir Fenerbahçeli olarak çok üzülüyorum” şeklinde değerlendirme yapılarak yöneltilen soruya, şöyle yanıt verdi:

”Taraftar gözüyle bakınca senin gibi yorum yapabiliyorum. Aykut Kocaman’la, geçenlerde böyle bir konu konuşuyoruz. ‘Sonuçtan baktığın zaman böyle düşünülebilir’ dedi. Sen sonuçtan bakarak böyle bir yorum yapıyorsun. Güiza’yı Fenerbahçe’ye getiren birtakım gerçekler var. İspanya gol kralı, milli takım oyuncusu, iyi de bir golcü. Golcülerin de şanssız olduğu dönemler var, ama Güiza bizim için çok değerli bir oyuncu. Aragones’in tavsiyesi üzerine aldık.”

”GÜİZA İÇİNDE FIRTINALAR KOPAN, TİPİK BİR GOLCÜ”

Tanju Çolak’ın ”Aykut’un ona bir şeyler göstermesi lazım, çünkü o çok iyi bir golcüydü. Güiza’yı saha içinde çok geberik görüyorum. İstemsiz, hazır olmayan, tek başına pas almak istemeyen…” şeklindeki ifadeleri üzerine de Mosturoğlu, ”Bütün gözlemlerimle söylüyorum. Tanju tabi ki kendi gözlemiyle söylüyor. Güiza son derece karakterli bir oyuncu. İçinde fırtınalar esen, tipik bir golcü. Hırslı, inatçı, antrenmanları çok seven bir futbolcu. Maalesef etkileniyor. Göz ardı etmemek lazım. Dünya kupasında, İspanya kadrosunda görüp gurur duyacağız” diye konuştu.

Fenerbahçe’nin, altyapısından iyi oyuncular çıkaramadığı yönündeki eleştirel soru üzerine Mosturoğlu, şu anda alt yapılarında forma giyen 30 futbolcunun, milli takımlarda görev yaptığını belirterek, şu açıklamayı yaptı:

”Bizde hep yarışmacı takımlar oluyor. Altyapıda eğitim, mental eğitim, futbol eğitimi vesaire… Baktığımızda yarışmacı şekilde yetiştikleri için eksik kalıyor. Ben temelinde buna bağlıyorum. Fenerbahçe’de altyapıda futbolcu yetişmiyor diye bir kanaat var, ama milli takımlarda oynayan 30 futbolcumuz var. 93-94 doğumlu jenerasyonun Türkiye’de en iyi oyuncuları bizde. Bir transfer komitesinin bulunmadığı da bana göre bir şehir efsanesi. Bizde 10 yıldır böyle bir komite var ve yurt dışında izlenimlerde bulunuyor.”

Mosturoğlu, Türk futbolunun sorunları konusuyla ilgili olarak da ”Türk futbolunun sorunlarından bahsediyorsak, temel sıkıntı bana göre marka sıkıntısı. Önce bunu oluşturmak gerekiyor. Bunun da temel unsuru kulüpler. Kurumsallık gerekli. Baktığınızda, en hazır kulüp Fenerbahçe gibi görünüyor, ama yeterli değil. Markanın oluşması için daha gidilmesi gereken çok mesafe var. Bu, yüzde yüz ulaşılabilecek bir şey” sözlerini kullandı.

ÇALIMBAY: ”VOLKAN O HAREKETİ YAPMAMALIYDI”

Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, Türk futbolunun büyük sorunları bulunduğuna ve bunun en başında da altyapıda verilen eğitimin eksikliğine dikkat çekerken, Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin son dakikalarında Fenerbahçeli kaleci Volkan Demirel’in topu kontrol ediş şeklini örnek gösterdi.

Fenerbahçe’yi, güçlü bir kulüp olmasına rağmen altyapıdan en az oyuncu yetiştirip oynatan kulüp olarak gördüğünü anlatan Çalımbay, şöyle konuştu:

”Bana göre Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi imkanı olan kulüplerin, altyapılarında çok daha fazla eğitim vermesi gerekiyor. Bu eğitimi sadece futbol olarak değil, futbolcu davranışı olarak, psikolojik olarak da vermeliyiz. Örneğin (A) takım oyuncularına psikolog ve beslenme uzmanları getiriyorlar. Bunların hepsini altyapıda yaparlarsa, Türk futbolcusu daha iyi yerlere gelecek. Burada kimseyi kötülemek istemiyorum. Bizler, hepimiz topluma mal olmuş insanlarız. Hareketlerimiz çok önemli, ama örnek verecek olursak, Galatasaray-Fenerbahçe maçında Volkan Demirel’in yaptığı hareket, yapılmaması gereken bir hareketti. Atmosferi yüksek maçlarda yaptığınız zaman, bu topluma iyi bir örnek olmuyor. Zaten taraftarlarımız hassas durumda. Bu konularda maalesef olay büyüyor, malzeme olunuyor. Bu arkadaşlarımız altyapıda mükemmel şekilde eğitim alarak yetiştiği zaman, yukarıya çıktığında nasıl davranacağını gayet iyi bilir.”

ÇOLAK: ”SIKINTI ÇOK, ÇÖZÜM YOK”

Tanju Çolak, 1994’de futbolu bıraktığını hatırlatarak, ”Yıl 2010, teknik direktörlük yaptırılmıyor. Acı ama gerçek, 3 ay evvel Tanju Çolak olarak bir stada gidiyorum, devletin bana verdiği protokol kartı olduğu halde stada giremedim. Futbolu bıraktıktan sonra çok zorluk yaşıyorsun. Yalnız kalıyorsun. 240 golü de ben lunaparkta atmadım, ama bu işi kabul etmek istemeyenler var. Biat etmezsen, palto tutmazsan, sigara yakmazsan bu ülkede işin zor kardeşim. Sıkıntı çok, çözüm yok” şeklinde ifadeler kullandı.

ÇULCU: ”TUHAF BİR KURUMUZ”

Merkez Hakem Kurulu’nun eski başkanı Mustafa Çulcu, her maçın ardından, hakemlerin hep sorun olarak ortaya çıktığını ifade ederek, şunları söyledi:

”Her maçtan sonra hakemler, hep sorun olarak ortaya çıkıyor, fakat hakemlerin sorunlarının ne olduğu kimse tarafından dikkate alınmıyor. Türk hakemler 3-4 maçta başarılı olunca başarılı çizgide olduğu düşünülüyor. Temeline yatırım yapılmayan, ancak üstün başarı beklenen tuhaf bir kurumuz biz. Derbiler iyi geçiyorsa, ‘Türk hakemliği başarılıdır’ deniliyor maalesef. Türk hakemliğinin ana sorununun kurumsallaşmadan geçtiğine inananlardanım.”

TSYD Başkanı Esat Yılmaer de medyanın, futbolun en büyük günahkarı olarak görüldüğünü ve günah keçileri konumunda olduklarını kaydederken, dönemsel olarak medya ile kulüpler arasındaki ilişkilerin farklılığını anlattığı konuşmasında günümüzde spor gazetecilerinin çoğunun bu işin eğitimini aldığını ve eğitim seviyeleriyle, spor yazarlığının düzeyini arttırdıklarını dile getirdi.