İşte Menderes’e yollanan mektupta yazanlar

İşte Ayasofya'nın cami olması için Başbakan Menderes'e yazılan mektup!

Kartal-Yunus İstasyonu makasçısı Halit Demiryumruk’un 1950’de Başbakan Menderes’e “Ayasofya’nın tekrar cami olması” için gönderdiği dilekçe, şu ana kadar Cumhuriyet Arşivi’nde bulunmuş tek resmi müracaattır.

Ayasofya’nın camilikten çıkarılıp, müze olması meselesi Cumhuriyet döneminde hiç gündemden düşmemiştir. Bu konuda yazılar yazılmış, gösteriler ve yürüyüşler düzenlenmiştir. En son MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu hocamız Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması için bir kanun teklifi verdi. Bakalım bu sefer bir sonuç çıkacak mı?

Yandı yeniden inşa edildi

Ayasofya, ilk olarak ahşaptan ve bazilika şeklinde inşa edildi ve 15 Şubat 360’ta resmi törenle açıldı. Ancak bu yapı 20 Haziran 404’teki bir isyanda kullanılmayacak derecede harap oldu. Ayasofya İkinci Thedosius tarafından yeniden inşa edildi. Bu ikinci yapı 10 Ekim 415’te ibadete açıldı ama bu ikinci bina da birincisi gibi 13-14 Ocak 532’de çıkan Nika İsyanı’nda yandı. Bunun üzerine İmparator Birinci Jüstinyen, dönemin iki ünlü mimarı olan Aydınlı Anthemios ile Milet-Balatlı İsidoros’a eski mabedin yerine ihtişamlı büyük bir kilise inşa etmelerini emretti. 532’de başlayan inşaat 537’de tamamlandı. 27 Aralık 537’de halkın da katıldığı gösterişli bir törenle Ayasofya resmen ibadete açıldı.

İstanbul’da meydana gelen depremlerden zarar gören Ayasofya, tarihinin en ciddi yağma ve saldırısını 1204’te Latinler’in İstanbul’u işgalinde yaşadı. Atlarıyla Ayasofya’ya giren Haçlılar kiliseyi yağmaladılar. Bu yağmadan sonra Ayasofya kilise olarak bir daha eski ihtişamına kavuşamadı.

Fethin sembolü

1453’te İstanbul Türkler tarafından fethedilince Ayasofya da fethin sembolü olarak kiliseden camiye çevrildi. Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’nın camiye çevrilmesinden sonra buraya gelir sağlamak amacıyla vakıflar kurdu. Vakıflar sayesinde Ayasofya Osmanlı döneminde gittikçe büyümeye ve bir külliye haline gelmeye başladı. İlk önce çevresine minareler yapılmaya başlandı. Ayasofya’ya en fazla ilgi gösteren padişahlardan biri türbesi de burada bulunan İkinci Selim’dir.

İkinci Selim, caminin etrafındaki binaları yıktırdı ve Mimar Sinan’a binanın çökmesini önlemek üzere takviye payandaları yaptırdı. Üçüncü Murad ise Ayasofya’nın kuzeyindeki minareleri inşa ettirdi.

Ayasofya Camii, İkinci Mahmud döneminde genel bir tamirattan geçirildi ama bu yeterli olmadı. 1847-1849 yılları arasında İsviçreli Mimar Gaspare Fossati tarafından Sultan Abdülmecid’in emriyle büyük bir tamirat yapıldı. Ayasofya Camii, 1894 depreminde ciddi şekilde hasar gördü ama uzun süre tamir edilemedi.

Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olmamızın ardından İstanbul’un işgal yıllarında Ayasofya’nın kilise yapılacağı söylendi ama işgal güçleri buna cesaret edemediler. Ayasofya Cumhuriyet’e cami olarak intikal etti.

Başbakan Menderes’e dilekçe

1930’lu yıl­lar­da il­ginç bir ge­liş­me ya­şan­dı. 24 Ka­sım 1934 ta­rih ve 1589 sa­yı­lı Ba­kan­lar Ku­ru­lu ka­rar­na­me­siy­le Aya­sof­ya ca­mi­lik­ten çı­ka­rıl­dı ve mü­ze ya­pı­la­rak Mü­ze­ler Ge­nel Mü­dür­lü­ğü­’ne bağ­lan­dı. Bu sı­ra­da Aya­sof­ya Kül­li­ye­si için­de­ki med­re­se yık­tı­rıl­dı, ca­mi­ye ait bir­çok eş­ya kal­dı­rıl­dı. De­mok­rat Par­ti­’nin ik­ti­da­ra gel­me­sin­den kı­sa bir sü­re son­ra 16 Ha­zi­ran 1953’te Mec­li­s’­te eza­nın Arap­ça okun­ma ya­sa­ğı kal­dı­rıl­mış­tı. Bü­tün yurt­ta bü­yük mem­nu­ni­yet uyan­dı­ran bu uy­gu­la­ma­dan ce­sa­ret bu­lan Kar­tal-Yu­nus İs­tas­yo­nu ma­kas­çı­sı Ha­lit De­mir­yum­ruk, 30 Ey­lül 1950’de baş­ba­ka­na şu di­lek­çe­yi gön­der­miş­ti:

“Pek muh­te­rem Sa­yın Baş­ba­kan Ad­nan Men­de­res, Eza­nı Mu­ham­me­di­ye­’ye kar­şı gös­ter­miş ol­du­ğu­nuz İs­lâ­mî his­si­ya­tı­nı­za gü­ve­ne­rek siz­ler­den, Aya­sof­ya­’nın ca­mi ola­rak açı­lıp biz­le­re ih­sa­nı­nı Müs­lü­man Türk kar­deş­le­rim na­mı­na ri­ca ve is­tir­ham eder, son­suz sev­gi ve say­gı­la­rı­mın ka­bu­lü­nü di­le­rim. 30.09.1950. Ha­lit De­mir­yum­ruk, Kar­tal-Yu­nus İs­tas­yo­nu ma­kas­çı­sı.”

Bu di­lek­çe Baş­ba­kan­lık Cum­hu­ri­yet Ar­şi­vi­’n­de şu ana ka­dar bu­lun­muş bu ko­nu­da­ki tek res­mî mü­ra­ca­at­tır. An­cak Cum­hu­ri­yet Ar­şi­vi­’ne ye­ni tas­nif­ler ila­ve edil­dik­çe baş­ka di­lek­çe­le­rin çık­ma ih­ti­ma­li de var­dır. 

Ahıska Türkleri’nin bitmeyen çilesi

En çok çile çeken Türkler arasında Ahıska Türkleri ilk sıralardadır. Bugün Gürcistan’da bulunan ve Türkiye sınırına 15 km mesafede olan Ahıska 1578’de Osmanlı hakimiyetine girdi. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında uğranılan mağlubiyet Ahıska’nın kötü kaderinin başlangıcı oldu. Ruslar, Anadolu’dan gelen Ermeniler’i işgal ettikleri Ahıska’ya yerleştirdiler Ahıska’dan göç eden binlerce Türk de Tokat’tan İstanbul’a kadar birçok şehre yerleştiler.

Ahıska Türkleri yurtlarını kaybetmelerinin acısını ağıtlara dökmüşlerdi:

“Ahıska, gül idi gitti
Bir ehli dil idi gitti
Söyleyin Sultan Mahmud’a
İstanbul kilidi gitti.”

Ruslar 1850’lerden itibaren Kafkaslar’daki baskılarını artırınca 1860’lardan itibaren diğer Kafkas halklarıyla birlikte Ahıska Türkleri de Anadolu’ya göç ettiler. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda alınan mağlubiyetten sonra göç devam etti. Ruslar’dan gördükleri baskılar ve Rus ordusunda askerlik yapmamak için binlerce Ahıskalı Anadolu’ya sığındı.

Bütün göçlere rağmen on binlerce Türk de Ahıska’da kalmıştı. Ahıska Türkleri’ne son büyük darbeyi Stalin vurdu. 15 Kasım 1944’te Ahıska Türkleri yurtlarından alınarak, trenlerle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürüldü. 86 bin kişinin bir buçuk ay süren tren yolculuğu sırasında binlerce Ahıskalı öldü.

Ahıska Türkleri şimdi Dünya Ahıska Türkleri Birliği Başkanı Ziyaeddin İsmihanoğlu Kassanov ve Başkan Vekili Prof. Dr. İlyas Doğan önderliğinde haklarını arıyorlar. Ahıska Türkleri yeniden Gürcistan’a dönmeyi ve ellerinden alınan mal ve mülklerinin kendilerine iadesini talep ediyorlar. Ancak Gürcistan daha önce dönüş yönünde karar alsa da Ahıskalılar’ın taleplerini oyalayıp duruyor.

Yunan Kral Marşı’nda Ayasofya

Yu­nan Kral Mar­şı­’n­da “Ba­şı­mız­da Kral Kons­tan­tin ol­du­ğu hal­de, gi­dip İs­tan­bu­l’­u ve Aya­sof­ya­’yı ala­ca­ğız” di­ze­le­ri var­dı. 15 Ka­sım 1935’te Zgu­ri­ca isim­li Yu­nan­lı bir avu­kat Koz­mos Ga­ze­te­si­’ne bir mek­tup gön­de­re­rek bu söz­le­rin dost Tür­ki­ye­’ye kar­şı pro­vo­kas­yon teş­kil ede­ce­ğin­den mar­şın ya­sak­lan­ma­sı­nı tav­si­ye et­miş­ti.

Türk-Yunan dostluğu için kilise olsun

19 Haziran 1952 tarihli Akropolis Gazetesi’ndeki “Ayasofya ve Türkler” başlıklı yazıda tarihten, sanattan, dinden söz açılarak, Türk-Yunan dostluğu şerefine Ayasofya’nın yeniden kilise yapılması talep edilmişti.

 
BUGÜN