Kanadoğlu: AK Parti bana dua ediyordur

Sabih Kanadoğlu: ‘367 mağduriyetini kullanan AKP bana dua ediyordur’

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi attığı tezle erken seçimin yolunu açan Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu, 367 formülünün asıl mucidinin Erbakan olduğunu söylüyor. Türkiye'nin açık bir şekilde parti devletine dönüştüğünü ileri süren eski başsavcı hala Emniyet'te bulunan klasik müzik CD'lerini istiyor

Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmeden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebileceği”ni söyledi. “Darbe oluyor farkında değil misiniz?” diyen Kanadoğlu, 367 nedeniyle AKP'lilerin kendisine duacı olması gerektiğini gülümseyerek anlattı. Kanadoğlu ile Ergenekon soruşturması kapsamında arama yapılan evinin odasında görüştük:

* Anayasa değişikliği paketini özet olarak yorumlar mısınız?

Değişiklik arzusu 3 ana temele dayalı; Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunu değiştirmek, HSYK'nın oluşumunu değiştirmek ve partilerin kapatılmasının önüne geçecek önlemleri almak. Bu üç ana ilke, halk oylamasına gittiğinde, halkın oyunu alabilecek bir takım soslar, süslemeler eklenecek. Türk yurttaşının işine yarayacak bir tarafı yok.

* Sizce Anayasa değişikliği yapılmalı mı?

Anayasa değişikliği yapılmalıdır. Ama herhalde bu ilerde, “Bir Anayasa değişikliği böyle yapılmamalı” diye gösterilecek bir örnek olacak. Her şeyden önce Anayasamız bunun bir teklif olarak verilebileceğini kabul etmiş, yani tasarı olmaz. Anlamı şu; 'Yürütme bu işten elini çeksin, Anayasa değişiklikleri doğrudan doğruya TBMM'nin işi olsun. “ 'Bu demokratik bir açılımdır'deniyor. Böyle bir demokratik açılım örneğini dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Ve en acı tarafı üye tam sayısının üçte biri, 184 kişi, içeriğinde ne olduğunu bilmeden, incelemeden peşinen imzaları siyasi iktidarın başına teslim ettiler. Anayasa değişikliği önce açıklık, samimiyet, ciddiyet ister. Hem demokratikleşme için yola çıkacaksınız, hem yönteminiz dayatmacı olacak. Kamuoyunun, muhalefetin, kendine ait kurulların oluşumunu değiştirecek, olaydan yüksek yargının haberi yok. Elbette Anayasa değişikliği Türk halkına daha demokratik bir yaşam vaat ediyorsa hazırlamak lazım. Ama sizin hazırladığınız bu değil.

* Sizce hazırlanan nedir?

Amaç çok açık; ” Ben yargıya güvenmem, yargı beni kuşatıyor. Öylesine bir oluşum meydana getirmeliyim ki, HSYK'ya egemen olmalıyım, Yargıtay üyelerini ben seçeyim. Yerel mahkemelerin atamalarını yapayım. Böylece benim önüme çıkacak bir hukuk ve yüksek yargı kalmasın. “Bizi kuşatıyor” diyorlar. Elbette ki kuşatacak. Hukuk devleti ilkeleriyle hareket etmek zorundasınız. TBMM'nin çıkardığı kanunları, Anayasa Mahkemesi tartışacaktır ve gerekirse iptal edecektir. İdarenin eylemleri Danıştay'ın denetimi altındadır. Şikayet etmeye hakkınız yoktur. Gerçek bir demokraside yargı denetlemek için vardır. Bugünse yasama, yürütmeyi denetleyemiyor, fiilen bitmiştir. Yürütme, yasamaya egemendir. Siyasi partilerde genel başkan sultası olduğu için yürütme elinde olan genel başkan, yasamaya egemendir. Ne kalmıştır geriye? Yargı. Yargıyı da kendi istediği biçimde oluşturabilirse, Türkiye'yi asıl korkulan yere götürür.

* “O korkulan yer” neresi?

Çok net ve açık bir şekilde parti devleti haline geliyoruz. Bu parti devleti o partiye egemen olan kişinin kişisel sultasını da beraberinde getirir. Bu bir dikta rejimidir.

* Sivil dikta iddialarına katılıyorsunuz yani?

Evet. Bu sivil diktadır ve tartışılmalıdır. Denetimsiz ve sorumsuz parti meydana getirme amacı var. Yapılma girişimi yanlıştır, hazırlandıktan sonra halk oylamasına sunulmaya kalkışılması yanlıştır. Kuvvetler ayrığı ilkesini ortadan kaldıracak bir girişimdir. Eğer yürütme, yasamayla yargıyı kendi sultasına alırsa, orada kuvvetler ayrılığından söz edilemez. Oysa kuvvetler ayrılığı Anayasamızın başlangıç bölümünde bir ilke olarak konmuştur. Kimsenin aklına gelmeyen nokta şudur; İkinci madde ki Cumhuriyetin temel niteliklerini ortaya koyar.

* Yani aslında 2. madde çiğnenecek…

2. maddede 'Başlangıçtaki ilkeler'sözcüğü var ve Anayasa güvencesi altındadır. Kuvvetler ayrılığına dokunursanız, aslında değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez o maddeyi ihlal ederseniz. Bu teşebbüsün önünde sonunda bir belirli direniş -ki o yargının direnmesidir- karşılaşacağı kaçınılmazdır.

* Bir süredir kapatma davası açılacağına yönelik iddialar var. 2 . maddenin ihlali, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına yeni bir gerekçe olabilir mi?

Şimdi bakalım; Bu Anayasa değişikliğinde getirdikleri 2, 3 özellik var. Önce 6. maddeye bakalım: “İdarenin eylem ve işlemleri odaklaşmanın tespitinde gözetilemez” i getiriyor. Yani iktidar -idarenin ki kendisidir zaten -eylem ve işlemleri odaklaşmada dikkate alınmasın hükmünü getiriyor.

* En önemlisi galiba Anayasa Mahkemesi düzenlemesi?

Üye sayısı 19. Bir baro, 3 Yargıtay, 3 Danıştay'dan. Ama Danıştay'dan gelen hukukçu olmayan üyeler de olabilir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nden bir kişi geliyor. Yani 7 hukukçu var. Danıştay'dan gelen hukukçu değilse, 5 kişi kalıyor. Düşünebiliyor musunuz? 12 kişi hukukçu olmayabilir. Biz şu anda bir kişinin -ki başkandır aynı zamanda- hukukçu olmamasını eleştirir durumdayız. Ama siz Anayasa Mahkemesi'nde bu durumda 12 kişi ortaya çıkarabilirsiniz. Böyle bir Anayasa Mahkemesi'nde nasıl bir hukuk devletinin inşasına başlayıp götüreceksiniz? Üstelik Yüce Divan görevi yapacak. 12 kişinin hukukçu olmadığı bir kurul tarafından yargılanma sonucu ortaya çıkacak.
* Bir yandan da Anayasa'nın 2. maddesi çiğnenecek diyorsunuz?

Böyle bir anayasa değişikliği yaparlarsa bunun daha halk oylamasına gitmeden veya gittikten sonra da iptal edilebileceğine işaret ediyorum.

* Gitmeden de iptal edilebilir mi?

Gayet tabii. Çıkarırsınız 330-367 arasında halk oylamasına gidecektir. Ama eğer muhalefet bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürürse, bu karar henüz halk oylamasına gitmeden engellenmesini sağlayabilir. Veya geciktirilirse halk oylamasından “evet” çıkar yine iptal edilebilir. Halk oylamasına giderse, Anayasa Mahkemesi bunu incelemez diye bir şey yoktur.

Kabineyle ilişkilerim iyidir

* Görev yaptığınız sürede Başbakan ile hiç araya geldiniz mi? Bir kapatma davası da açmıştınız?

Devlet görevini ifa etmek başka, bu görevin gerektirdiğini ifa etmek başka şeydir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak Hem Gül hem TBMM Başkanı Arınç'a gittim. Siirt seçimlerini yenilenmesi adı altında yine bir hukuki yanlışlık yapıldı. Başbakanlığa Erdoğan geldikten sonra da kendisini ziyaret ettim. Yarım saati aşkın görüştük.

* İlişkiler gerginleşti mi?

Benim kimseyle kötü bir ilişkim olmadı. Onlardan da saygısız bir durum yaşamadım. Halen de öyle. Başbakan'la hiç karşılaşmadım ama şuandaki bakanların hepsiyle gayet iyi ilişkilerim var.

Bari yakıştırıp yalan söyle

* TRT Genel Müdürü Şahin'in açıklamalarını okudunuz mu?

Evet. Doğru değil. Ben 9.15'te gözaltına alındığımı gördüm. Hatta herhalde bir sıkıntı var diye kalktım traş oldum, giyindim. 4 saat sonra savcı ve kolluk geldi.

* Daha önce polis gelmedi yani?

Hayır öyle gelen giden olmadı. Zaten kolluk savcı olmadan başsavcının evine gelmez. Bir kere yalan söylüyorsan bari yakışsın. Öyle bir şey olmadı.

Sezer ile çok yakın değiliz

* Pazara gider misiniz?

Pazara gitmem ama markete giderim. Hanımla beraber gideriz.

* Sizi tanıyanlar candan olduğunuzu söylüyorlar. Herhalde yakın çevreye karşı öylesiniz?

Biraz da hem yapımdan herhalde, hem de mesleğin çok uzun süren, 43 senelik bir süreç, insanı belli bir kalıba sokuyor.

* Sezer ile görüşüyor musunuz?

Bir süredir görüşmedik ve yakın bir ilişkimiz yok.

Fikir babası Erbakan

* 28 Şubat süreci yaşandı, ardından 367 kararı geldi. Oylar yüzde 47 oldu… Vatandaşın müdahaleye askerden veya yargıdan gelsin tavrı var gibi görünmüyor mu?

Bu da yanlış. Eğer hukuk devletiyseniz ilkelerine uymak mecburiyetindesiniz. ” Hukuka aykırı davranışı tespit edersem aleyhte bir sonuç çıkar “ deyip ona göre hareket bekleyemezsiniz. O zaman teslim olun bitsin iş. 367 meselesi bir yorumdur ve doğru bir yorumdur. Çünkü uzlaşma isteyen bir hükümdür o. Öyle bir cumhurbaşkanı seçin ki uzlaşın diyor. Uzlaşma kültürünüz de olmadığı için şimdi Anayasa değişikliği konusunda da aynı yere geldiniz. Bu uzlaşma mı şimdi?

* 12 Eylül Anayasası değişsin diyoruz durmadan. Bu kadar çoğunluğu olan iktidar da yapamıyorsa nasıl olacak?

Her şeyden önce uzlaşma komisyonları olacak. Daha önce başaramadık dersek Türkiye'ye iftira ederiz. Mesela 1995'ten başlayarak devamlı anayasa değişikliği yapıldı. Uzlaşılan konularda halk oylamasına gerek olmadı. Zor bir olay değil bu. 70'ten fazla maddesi değişti. Çelişkili hükümler var, çok var. Ama hep söylüyorum her şeyden önce ciddi ve samimi bir siyasi iktidar gerekir.

* ”Sabih Kanadoğlu“ ve ”367“ deyince iktidar ve AK Parti milletvekillerinin tüyleri diken diken oluyor?

Hayır dua ediyorlardır bana. Çünkü mağduriyetin temeli odur. Ama şu bir gerçek. Yüzde 47 olmazdı da, yüzde 45, 44 olurdu. Aslında 367'yi başka birine sorsunlar.

* Kime?

Necmettin Erbakan'a. Mucidi ben değilim. İlk ortaya atan Erbakan'dır. Üçte ikinin toplantı sırasında hazır olması lazım geldiğini Turgut Özal'ın seçiminde söyledi.


Adalet müsteşarının hesabı da görülecek


* Yargıdan 'dalga geçiriyorlar' sesleri yükseldi?

O kelimeyi kullanmak istemiyorum. HSYK'nın oluşumuna karşı öç alma hevesiyle girişilen eylemler var. Bunlarla karşı karşıya kalan vekilin kırgınlıkla söylediği bir sözdür. Ama o kelime olsun olmasın bir yüksek yargı kurumu hakkında bu davranışın başka bir tanımlaması da olmayabilir. Evet müsteşar geldi ve konu açılınca terk etti. Müsteşar belirli bir kişidir. Görevi orada hazır bulunmasını gerektirir. Bir müsteşar, bir HSYK doğal üyesi, 'Bunun görüşülmesini istemiyorum' deyip orayı terk ediyorsa yaptığı iş görevi kötüye kullanmaktır. Bunda hiç tereddüt yok. Bu hesap bugün görülmeyebilir ama görülecektir. Devlet yönetimi kendi keyfine bırakılmış bir olay değildir.

FAKİRİN MALI

Kanadoğlu'nun tutkularından biri de klasik müzik. Çalışırken dinlediği CD'ler Ergenekon soruşturması sırasında el konulmuş ve geri verilmemiş. Bu konudaki sorumuzu “Çok dinlemek istediğimi tekrar alırdım elbette. Ama geri gelsinler isterim. Fakirin malı burnunun ucundadır” diye yanıtladı.