Hematolojik kanserler üzerine uzmanlaşan Dr. Marcel van den Brink, 1990’ların başından itibaren hastalarına yeni bir bağışıklık sistemi inşa etmek için son derece hassas bir prosedür uyguladı. Allojenik hematopoietik hücre nakli adı verilen bu yöntemde hastanın bağışıklık sistemi güçlü kemoterapiyle neredeyse tamamen yok ediliyor ve yerine donörden alınan hücreler naklediliyor. Yeni sistem yerleşene kadar hastalar aşırı derecede savunmasız kalıyor, aylar süren izolasyon sürecinde steril ortamlarda tutuluyor ve geniş spektrumlu antibiyotiklerle korunuyorlardı. Tüm önlemlere rağmen 1990’larda hastaların dörtte biri enfeksiyonlar veya graft-versus-host hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyordu. Van den Brink, agresif tedavinin aşırı hasara yol açtığını fark ettiklerini ve bu farkındalığın bağırsak mikrobiyomu ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiye odaklanan yeni bir kanser araştırma alanını doğurduğunu belirtiyor.
BAĞIRSAK MİKROBİYOMU KANSER TEDAVİSİNDE YENİ SINIR OLARAK GÖRÜLÜYOR
Geçtiğimiz ay ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr., City of Hope Kanser Merkezi’nde düzenlenen bir araştırma sempozyumuna katıldı. Burada konuşan Ulusal Sağlık Enstitüleri Direktörü Dr. Jay Bhattacharya, son araştırma bulgularını “akıl almaz” olarak nitelendirdi. Sempozyumun başlığı mikrobiyomu “kanser önleme ve bakımının bir sonraki sınırı” olarak tanımlarken, Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin yakın tarihli bir yayını, bağırsak mikrobiyomunu manipüle etmeyi amaçlayan 100’e yakın güncel veya devam eden çalışmayı listeliyor. Mikrobiyomun özellikle immünoterapide kritik bir rol oynadığı düşünülüyor.
PROBİYOTİKLERLE KANSER TEDAVİSİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN GENİŞ KAPSAMLI DENEME BAŞLIYOR
Önümüzdeki günlerde Cleveland’daki University Hospitals Seidman Kanser Merkezi’nde bir böbrek kanseri hastası, probiyotiklerin kanser tedavisini güçlendirip güçlendirmediğini test eden ilk geç evre denemeye katılacak. Çok merkezli çalışma, Japonya’da reçetesiz satılan CBM588 adlı Clostridium butyricum bakteri türünü test ediyor. Yaklaşık 700 ileri evre renal hücreli karsinom hastası, düzenli immünoterapi tedavileriyle birlikte CBM588 kapsülleri alacak. Araştırmanın baş araştırmacılarından Dr. Pedro Barata, “Bakım standardını değiştirmeyi umuyoruz” diyor. Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından finanse edilen çalışma, City of Hope’ta yapılan ve CBM588’in immünoterapi alan renal hücreli karsinom hastalarında sonuçları iyileştirdiğini gösteren küçük çaplı araştırmaları takip ediyor.
ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA TEMKİNLİ YAKLAŞIM YAYGINLAŞIYOR
City of Hope’ta araştırmayı yürüten Dr. Sumanta Pal, mikrobiyom ilgisinin on yıldan uzun süre önce, bir biyoistatistikçinin kümes hayvanları ve hayvan yetiştiricilerinde bağırsak bakterileriyle hayvan sağlığı arasında gözlemlenen bağlantıyı aktarmasıyla başladığını söylüyor. Hayvanlara probiyotik veya prebiyotik verilerek mikrobiotanın canlı tutulduğunu belirten Pal, kanser araştırmacılarının da antibiyotiklerin vücudumuzdaki bakterileri şekillendirmedeki büyük rolünün farkına vardığını ifade ediyor. Montreal Kanser Enstitüsü’nden Dr. Arielle Elkrief, ağır antibiyotik kullanımının bağımsız olarak kötü sonuçlarla ilişkilendirildiğini ve hastalarına yalnızca bakteriyel enfeksiyon doğrulandığında antibiyotik verdiklerini belirtiyor. 2019’daki eğitim kampanyası sonrası akciğer kanseri hastalarında immünoterapi öncesi antibiyotik kullanım oranı yüzde 20’den yüzde 5’e düştü. Van den Brink, “Farede ve insanda gördük ki, faydalı bakterilere ne kadar az zarar verirseniz, sonuçlar o kadar iyi oluyor” diyor.
BESLENMENİN BAĞIRSAK MİKROBİYOMU VE İMMÜNOTERAPİYE ETKİSİ
Van den Brink ve ekibi, kemik iliği nakli hastalarının dışkı örneklerini analiz ederek bağırsak mikrobiyomundaki dengesizliğin (disbiyoz) ölüm olasılığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu buldu. Disbiyoz, sağlıklı bakteri çeşitliliğinin kaybına, zararlı türlerin çoğalmasına ve iltihaplanmaya yol açabiliyor. 2021’de MD Anderson Kanser Merkezi’nde yapılan önemli bir çalışma, yüksek lifli beslenen melanom hastalarının tedaviye daha iyi yanıt verdiğini gösterdi. Lif alımındaki her 5 gramlık artış, kanser ilerlemesi veya ölüm riskini yüzde 30 azalttı. Van den Brink, bağırsağın vücuttaki T hücreleri ve B hücrelerinin üçte birini barındırdığını ve bu geniş alanın bağışıklık sisteminin düşmanlarla savaşmayı öğrendiği bir eğitim alanı olduğunu vurguluyor.
HASTANEDE TAZE YEMEK DÖNEMİ: ENERJİ İÇECEĞİNDEN ORGANİK SALATAYA
Yıllarca hastalarına enerji içeceği öneren van den Brink, şekerli ve çeşitsiz beslenmenin zararlı bakterileri beslediğini keşfettiklerini söylüyor. City of Hope, son yıllarda hastane menüsünü tamamen değiştirdi. Akut lenfositik lösemi tedavisi için nakil olan 60 yaşındaki Kimberly Shipman, organik pancar salatasını favorisi olarak tanımlarken, hastanenin beslenme direktörü Adern Yu, bağışıklığı baskılanmış hastaların filiz, mavi peynir veya suşi gibi riskli gıdalardan kaçınması gerektiğini ancak meyve ve sebzelerin yıkanarak tüketilebileceğini belirtiyor. Yapılan araştırmalar, yüksek lifli beslenmenin immünoterapi yanıtını iyileştirdiğini doğruluyor.
FEKAL MİKROBİYOTA NAKLİ İLE YENİ UMUTLAR VE ZORLUKLAR
Bağırsak mikrobiyomunun karmaşıklığı, araştırmacıları fekal mikrobiyota nakli gibi yöntemlere yöneltiyor. Bu yöntemde sağlıklı bir donörden veya immünoterapiye başarılı yanıt vermiş bir hastadan alınan dışkı saflaştırılarak hap formunda yeni hastaya veriliyor. Fred Hutchinson Kanser Merkezi’nden Dr. Armin Rashidi, yüzlerce bakteri türünün birbiriyle etkileşimini anlamanın zor olduğunu ancak bu nakillerin disbiyozu düzelttiğini belirtiyor. Montreal’deki CHUM Mikrobiyom Merkezi’nde yapılan bir çalışmada, immünoterapiyle birlikte sağlıklı donörlerden alınan fekal nakiller, akciğer kanserinde tedavi yanıtını iki katına çıkardı ve melanomda da benzer sonuçlar verdi.
TEK BİLEŞENLİ PROBİYOTİKLER VE BEKLEME ÇAĞRISI
Araştırmacılar, fekal nakillerin uzun vadeli çözüm olmadığını ancak hangi bakteri bileşenlerinin yanıtı tetiklediğini anlamaya yardımcı olduğunu söylüyor. CBM588 gibi tek bileşenli probiyotiklerin yanı sıra keçi sütü, patates nişastası ve kamuka meyvesi gibi maddeler de test ediliyor. Ancak Dr. Pal, kanıtları beklemeden takviye alan hastalara uyarıda bulunarak “Hastaları bu takviyeleri klinik deney sonuçları çıkana kadar kullanmamaları konusunda uyarıyorum” diyor. Van den Brink ise beslenmeyi ilaca dönüştürmeyi hedeflediklerini ancak bunu nasıl manipüle edeceklerini henüz yeni öğrenmeye başladıklarını ifade ediyor.