Kılıçdaroğlu: Bunları seçimle göndereceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, erken seçim ile ilgili açıklama yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, erken seçim iddiaları ile ilgili yaptığı açıklamasında AK Parti hükümetine ağır sözlerle yüklendi.

Kılıçdaroğlu, "Şimdi seçim diyorlar ya, olacak inşallah ve bunları göndereceğiz. Vatandaş gönderecek, bıktık artık" dedi.

İşte Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları:

Konya Lisesi’nde okuyan öğrenciler yanıma geldi. Pırıl pırıl çocuklarımız. Doktor olmak isteyen var, mühendis olmak isteyen var. Konya Lisesi’nin özelliği ne? 1889 kurulan bir lise, 100 yıllık. Ama MEB burayı nitelikli lise kapsamından çıkarıyor. Gidin emin olun batıda 100 yıllık bir liseyi, üniversiteyi gördüğünüz zaman o zaten niteliklidir. Sordum, yüz yıllık bir okulsunuz, sizden önemli insanlar çıktı mı diye. Ben bazılarını aldım. Turgut Özal, Sami Selçuk, Işın Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu okulu nitelikli okullardan çıkarıyorlar. Konyalı kardeşlerime sesleniyorum. Bize yeteri kadar teveccüh göstermiyorsunuz, olabilir. Ama bir gerçeği kabullenmeniz lazım. Sizin sorununuza kim sahip çıkıyor?

Oturup Konyalı kardeşlerim düşünsünler. Onlar benden daha iyi biliyorlar aslında. Ama ben bir şey söylemeyeceğim. Yarın sandığa gidecekler, oy kullanacaklar. Kendi çocuklarının haklarını savunanları mı savunacaklar, onların iyi eğitim almaması için çabalayan iktidarın yanında mı yer alacaklar? En temel sorunumuz eğitim. Her anne, baba kendi çocuğunun en iyi okullarda okumasını ister. Çünkü eğitim, bir kişiye ve aileye sınıf atlatmak demektir. Bir kişinin okuma yazma bilmemesi ayrıdır, lise mezunu olması ayrıdır, üniversite mezunu olması ayrıdır.

2 milyon çocuk okula gitmedi okula. Öğretmenler var dışarıda atama bekliyorlar. Bugün gazetelerde üzücü bir haber daha. Atama bekleyen genç bir kızımız intihar etmiş bunalıma girip. Ben diyorum ya, bunların yatacak yerleri yok diye. Bunun için söylüyorum.

Oy verme kardeşim. Sana söz verip tutmayan partiye oy verme.

Biliyorum şimdi seçim atmosferine girdik. Daha süre dolmadı erken seçime gidiyoruz, "oy verin bunu yapacağız…" Yine sizi kandırmaya çalışacaklar. O nedenle aldanmayın.

Nasırına basılmış gibi bağırmış… ‘Bay Kemal tapusuz yerlere tapu dağıtacakmış’ diye. Evet tapusuz yerlere tapu dağıtacağım. 50 yıldır orada oturuyorsa anasının ak sütü gibi oraya vereceğim.

“VATANDAŞIN TAPUSUNU VERECEĞİM, SENİN TAPUNU VERMEYECEĞİM”

Vatandaşın eviyle uğraşır, kaçak ev der. Ama kendisi daha önce kaçak evde oturuyordu. Vatandaşın evine niye kaçak demeye başladın? Kendisi lüks sarayda oturuyor ya. O da kaçak. Vatandaşın tapusunu vereceğim, senin tapunu vermeyeceğim. Üstelik oturduğun yer haramdır haram. İslamın temel kurallarından birisidir, israf haramdır der.

"SULUKULE'YE İHANET ETTİN"

Romanlara demiştim, o zat sizi ayağına çağırıyor, ben sizin ayağınıza geliyorum. Vatandaşın derdini dinlemek bizim görevimiz, bundan niye dertlenelim? Bay Recep kızıyor, "Sizi ayağıma çağırdım ama unutmayın, "Ben sizin içinizden" çıktım. Ya sen nereden çıktın bilmiyorum ama Sulukule'ye ihanet ettin. "Sürün bunları" dedin. Evleri güzelleşsin isteyen tüm o insanları sürdüler, ondan sonra kalkmış "Ben sizin aranızdan çıktım" diyorum. Türk filmlerinde olur ya, gecekondudan çıkar biri, daha sonra zengin olur lüks aracıyla eski mahallesine gelir. Eski arkadaşlarını aşağılar ve gider. Her birinde şu vardır, her filmin bir Tarık Akan'ı, bir Yılmaz Güney'i, Kadir İnanır'ı vardır.

Çocuğunu okula gönderen hiçbir anne memnun değil. Tam bir rezalet. Çocuk hangi okula gidecek belli değil. Birisi bir sabah kalkıyor diyor ki TEOG kalkacak… Sonra diyor ki nitelikli okullar. 100 yıllık okul nitelikli okul değil, dün kurulan okul nitelikli okul. Sevgili anneler 2019’da bu ülkeye demokrasiyi getirecek olan sizlersiniz. Bu ülkede kul hakkı yiyenleri de kapının önüne koyacaksınız, bu kadar basit.

Ekonomiyi de iyi götürmüyorlar. Zafer Özyiğit 10 yıldır hayvancılık ve sütçülük yapıyor. Açıklaması şu, ‘Biz sütçülük ve hayvancılık yapıyoruz. Ankara damızlık birliğine süt veriyorduk, orası batınca biz de battık. 3-4 yıl önce Ziraat Bankası’ndan kredi çektik. Ama bu yıl ödeyemedik. 50 hayvanımdan 11 tane kaldı. 6 hayvanımı ucuza sattım. Bankaya 20 bin lira vereyim dedim, benden 70 bin lira istediler. Avukat parası dediler, bir de üstüne faiz geliyor. Ben 70 bin lirayı nereden bulayım? Ziraat Bankası haciz koydu, biraderim kefil olmuştu onun arabasına da haciz konuldu. Çaresiz kaldım, bankanın önüne süt döktüm” diyor.

“BENİM SÖZÜM VAR, AYNI KONUMDA OLAN BÜTÜN ÇİFTÇİLERİN FAİZLERİNİ SIFIRLAYACAĞIM”

Sevgili Zafer kardeşim, İzmir Büyükşehir’i, Tekirdağ Büyükşehir’i, Muğla Büyükşehir’i görürsen, göreceksin ki oranın kırsalında çalışanların hiçbiri mağdur değil. Tire Süt Kooperatifine aç telefon konuş. Nasıl oluyor bu işler diye. Seni açlığa mahkum ediyorlar. Ama CHP’li başkanların olduğu yerlerde kırsalda hiç kimse açlığa mahkum olmuyor. Ne demek bu? Şu demek Zafer kardeşim, aynı mağduriyeti sen yaşadın, başkaları yaşamasın diye Ankara’yı senden istiyorum. Sen mağdur olurken, çocuğuna harçlık bulamazken, sütü dökerken sarayda oturan zat badem sütüyle besleniyor, senin sütünle bile değil. Söylüyorum, cevap bile vermiyor. Millet süt bulamıyor, kuru ekmek bulamıyor. Beyefendi badem sütüyle, unuyla besleniyor. Benim sözüm var, aynı konumda olan bütün çiftçilerin faizlerini sıfırlayacağım. Alın teri döküyorsun kardeşim, sen haram yemiyorsun.

Şimdi bir şeye sığınıyor. “Dış güçler yapıyor” diyor. Sen çocuk musun? Seni niye kandırıyorlar? Çocuğu kandırırsın, verirsin şekeri kandırırsın. Sana ne verdiler de sen kanıyorsun kardeşim? Yok öyle bir şey. Bir günde mazota iki kez zam yap diye dış güçler mi sana söyledi? Devletin kozmik odasını terör örgütüne aç diye dış güçler mi söyledi? Sen açtın kardeşim. Sonra, e nasıl olacak… Kendisini bir sefer aklaması lazım. CHP yaptı diyemiyor, ne yapacak? “Efendim bunu dış güçler yapıyor” Yok kardeşim, bunların tamamı senin oyunun, dış güçlerin değil.

Dış güçler mi sana söyledi yurt dışından et ithal et diye. Ki yarısı da bozuk. Dış güçler mi sana söyledi, Süleyman Şah Türbesi’ni kendi topraklarından kaçır diye. Bizim tarihimizde bir ilktir bu. Kendi toprağını düşmana terk edip kaçan. Bir de diyor ben milliyetçiyim. Batsın senin milliyetçiliğin. Dış güçler mi Türkiye Cumhuriyeti’ni tefecilere mahkum etti? 15 yılda 150 milyar dolar faiz ödedin sen. Dış güçler mi dedi, gel bize faiz öde. İçeride bir grup sermayedara ödenen faiz miktarı 675 milyar lira. Sen yaptın kardeşim. Yakayı kaptırmışsın talimat alıyorsun artık. Talimatı yerine getirmez

“ŞİMDİ SEÇİM DİYORLAR YA, OLACAK İNŞALLAH VE BUNLARI GÖNDERECEĞİZ”

Şimdi seçim diyorlar ya, olacak inşallah ve bunları göndereceğiz. Vatandaş gönderecek, bıktık artık. Eğer bunları dış güçler yapıyorsa, o zaman sen bu devleti kim yönetiyor diye benim soru sormam lazım. Bu devleti kim yönetiyor? Dış güçler yapıyorsa senin fonksiyonun ne kardeşim? Sen ne yapıyorsun? Devleti nasıl yönetiyorsun?

“3 BİN LİRA İÇİN BİR İNSAN ÖLÜME TERK EDİLİR Mİ?”

Şu acı bir fotoğraf. Sakarya’da üniversite mezunu Cemel Derbeder’in fotoğrafı. Bu niye hastaneye gitmiyor biliyor musunuz? 3 bin lira Bağkur prim borcu var diye hastaneye almıyorlar. AK Partili kardeşlerimin vicdanına sesleniyorum. 3 bin lira prim borcu olduğu için ölüme mahkum edilen bir canlının fotoğrafıdır bu. Ya 3 bin lira için bir insan ölüme terk edilir mi? 3 yıl öncesine kadar bu beton santralinde çalışıyormuş ve bu hale gelmiş. Sigorta prim borcu olduğu için bakmıyorlar. Bir de kalkmışlar insanlıktan bahsediyorlar. Adaletten bahsediyorlar. Dünya lideriyim diyor, senin dünya liderliğin batsın. Sen bir vatandaşı ölüme mahkum ediyorsun. Hangi liderlikten bahsediyorsun? Ki bunu ben 4 yıldır dile getiriyorum.

“50 SEFER SÖYLEDİK, ORTADOĞU BATAKLIĞINA TÜRKİYE’Yİ SOKMA”

Bir bakıyorsunuz sabah Rusya’dan yana, öğleden sonra Amerika’dan yana konuşuyor. Sabah orada, öğleden sonra burada nasıl bir devlet yönetimidir bu? Diplomatları tamamen devre dışı ırakmışlar. 50 sefer söyledik, Ortadoğu bataklığına Türkiye’yi sokma. Sokacağım dedi. Ben 24 saat içinde gideceğim, namaz kılacağım dedi. Bırak 24 saat içinde gitmeyi, sen Gazze’ye bile gidemedin. Askeri elbise giymiş sınıra gidiyor. Sen yapsan yapsan, uyduruk askeri elbise bulursun onunla hava atmaya kalkarsın. Senin yapacağın budur.

“AMERİKA, İNGİLTERE VE FRANSA, MİRAÇ GECESİ BOMBA ATTILAR”

Amerika, İngiltere ve Fransa, Miraç gecesi bomba attılar, bombaladılar Suriye’yi. Ben o sabah Hatay’daydım. İş dünyasıyla bir toplantı yapıyorduk. Şunu söyledim, kimyasal silah kullanmak suçtur, bu bir. Çünkü kimyasal silahta düşman gördüğünüz kişiyi değil bütün canlıları yok ediyorsunuz. Ama kimyasal silahı kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi lazım. BM teknik heyet görevlendirir, giderler Suriye’ye bakarlar. O kimyasal silahın hangi ülkede üretildiğini de tespit edebiliyorlar. Böyle bir tespit yok. Bir iddia üzerine bombaladılar. Ben o sabah bu bombalamanın doğru olmadığını söyledim. Yanlıştır dedim. Bir iddia üzerine bir ülkeyi bombalayamazsınız, insanların başlarına bombalar atamazsınız. Önce ispat edeceksiniz. Üstelik bombalananlar kim? Araplar Kürtler Ezidiler. Yani bizim akrabalarımız, yakınlarımız. Aynı şeyi Saddam için yapmışlardı, sonunda kimyasal silah çıkmadı?

Almanya dikkatli bir politika izledi ve bu sürecin dışında kaldı. O sabah Erdoğan’ın yaptığı açıklama, “Yapılan operasyonu doğru buluyorum. Onun için bu gece uykusuz geçti. Bunu takip ettik. Rejimin daha önce de yaptığı bu saldırıların cevapsız bırakılması elbette düşünülemezdi” Amerika’dan, İngiltere’den yana tavrını koydu. Şunu söyledim Hatay’da, taraflara bir bakın dedim. Taraflardan biri Allah Allah diye saldırıp karşı tarafı öldürüyor, öbür taraf da Allah Allah deyip öldürüyor. Birbirlerini öldürenler Müslümanlar, ellerindeki silahlar bir kısmı Amerika, bir kısmı Rusya’ya ait. Bölgenin yöneticileri, Türkiye, Suriye, Irak ve İran bir araya gelse, biz kendi sorunumuzu çözelim ya. Varsa bir sorun kendimiz çözelim. Neden onların baskısıyla onların taşeronluğunu yapalım. Bunu yine söyledim, yine söylüyorum. Ama Erdoğan tam tersini yapıyor “biraz daha bombalayın” diyor. Ölen kim? Masum insanlar. Masum insanların ölümünden zevk alanlara yönetici denmez, onların başka sorunları sağlık sorunları vardır.

Bunların bir de derneği var, İHH. O da açıklama yapıyor. “Bugün atılan füzeler içimizi serinletmedi, daha çok vuruş yapılmalıydı” diyor. Daha çok insan ölmeliydi diyor. Bu İHH denilen kuruluş Gazze’ye Mavi Marmara’yı götüren bunlar. 9 kişi öldü, bunlar çark ettiler, ölülerine bile sahip çıkmadılar. Bir ara birisi bir şey söylemek istedi, Erdoğan dedi ki “size verdiğimiz desteği biliyor musunuz” dediler, çark ettiler. Bunlar da paracı. Ne demek, daha çok füze atılmalıydı, daha çok insan ölmeliydi diye. Bir de sen kendini Müslüman kabul ediyorsun. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını sattılar Gazze’de.