Mehmet Özdilek: Üst sıralarda kalıcı olmak istiyoruz

Medical Park Antalyaspor'da beşinci sezonunu geçiren teknik direktör Mehmet Özdilek,Futbol Gelişim'e verdiği röportajda 2008'de çizdikleri yol haritasına uygun bir şekilde ilerleyerek kulübün hem sportif hem de ekonomik anlamda iyi bir seviyeye geldiğini söyledi.

Medical Park Antalyaspor’da beşinci sezonunu geçiren teknik direktör Mehmet Özdilek,Futbol Gelişim’e verdiği röportajda 2008’de çizdikleri yol haritasına uygun bir şekilde ilerleyerek kulübün hem sportif hem de ekonomik anlamda iyi bir seviyeye geldiğini söyledi.

Özdilek, ligde bulundukları konumdan mutluluk duyduğunu ancak önemli olanın kırmızı-beyazlıların hep bu seviyede kalması olduğunu belirtti. Başarılı çalıştırıcı antrenörlük prensiplerini sayarken ise ilk sıralara meslek sevgisi, emek ve gelişimi koyuyor. Mehmet Özdilek’in Futbol Gelişim Bülteni’nde yayınlanan röportajının detayları şöyle:

Teknik direktör olmaya ne zaman karar verdiniz?

Futbolu bıraktıktan sonra 7 ay kadar süren bir İngiltere maceram oldu. Burada hem dil öğrendim hem de İngiltere’nin futbol kültürünü, anlayışını inceleme fırsatı buldum.Bu süreçten sonra Türkiye’ye döndükten sonra kafamda antrenörlük yapıp yapamayacağıma dair var olan soru işaretini gidermek için Malatyaspor’la anlaştım. Altı ay çalıştığım Malatyaspor’u yedinci sırada aldım aynı konumda bıraktım. O dönemde kulüpte ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar vardı ama buna rağmen insanların önüne önemli tablolar koyduk. O süreçten sonra “evet ben bu işi yapabilirim” duygusu içinde daha yukarılara çıktığımı ifade edebilirim. Eğer orada bu işi yapamayacağım kanaati oluşsaydı yolum çok farklı olacaktı. O yolu da hazırlamıştım kendime. Yine sporun içinde kalmayı ama işin yönetici kısmında bulunmayı düşünüyordum. Ama saha içinin enerjisini, saha içinde yıllardır olmanın getirdiği duyguyu da çok göz ardı edemezdim. Malatyaspor’da çalıştığım süreçte “evet ben bu işi yaparım” dedikten sonra teknik adamlığa ciddi olarak eğilmeye başladım.

İngiltere’de geçirdiğiniz sürecin size ne gibi katkıları oldu?

Ağustos 2001’deki jübilemden 10 gün sonra İngiltere’ye gittim. Bunun planlamasını çok önceden yapmıştım. Buradaki amacım hem yeni bir kültür tanımak hem de İngilizcemi geliştirmekti. Gordon Milne gibi bir avantajım vardı. Dolayısıyla bu avantajı da kendi gelişimimle ilgili kullanmak istedim. Sağ olsun çok yardımcı oldu. O dönem Milne, Newcastle’da sportif direktördu. Takımın teknik direktörü ise Bobby Robson’du. Robson ile tanışma fırsatı, onun futbola bakışını öğrenme şansı buldum. Beşiktaş’tan takım arkadaşım Ronny Johnsen ise Manchester United’da oynuyordu. Onun sayesinde de Manchester kulübünü inceleme ve Alex Ferguson ile tanışma şansını yakaladım. İngiltere’de kulüp yapılarını, sezon başı çalışmalarını, transfer politikalarını inceledim. Giderken kimseye haber vermedim. İlk 3 ay hiç Türkün olmadığı küçük bir kasabada yaşadım. Çok zor geçti. Çünkü Türkiye’de çok büyük bir ilgi ve sevginin olduğu bir ortamdan hiç tanınmadığım, tek başına olduğum bir ortama geçtim. Ama fedakarlık yapmadan da bir yere gelme şansınız yok. Oturduğunuz yerden her şey benim önüme gelsin deme şansınız yok. Gelecekle ilgili hedefleriniz varsa üretmelisiniz, onun için savaşmalısınız. Ben de bu doğrultuda yoğun bir süreç yaşadım. Geldikten sonra da az önce belirttiğim gibi Malatyaspor’da teknik direktörlüğe başladım

Medical Park Antalyaspor’da beşinci sezonunuz. Bu ülkemizde çok alışılmış bir durum değil. Göreve geldiğiniz günden bugüne kadar geçen süreci değerlendirebilir misiniz?

Göreve geldiğim 2008 yılı ile bugün arasında Antalya şehri ve kulüp açısından ciddi değişiklikler var. Geçmiş çok çabuk unutulur ülkemizde ama 2008’de Antalyaspor’un durumu, duruşu, insanların beklentisi çok farklıydı. 2012’de ise kulübün ekonomik yapısı, kurumsallaşması, kamuoyundaki saygınlığı ve hedefleriyle ilgili çok büyük farklılıklar var. Demek ki doğru işler yapılmış. İstikrar önemli bir faktör. Başkan, yönetici, oyuncu istikrarı da önemli. 2008’de göreve gelirken 5 yıllık planlama yapmıştık. Bu planın hayata geçirilebilmesindeki nedenlerden bir tanesi saha başarısı ile bütünleşmesi. Bugün itibariyle bakıldığı zaman ayakları üzerinde durabilen, ekonomik yapısını toparlamış, kamuoyunda ciddi bir saygınlığı oluşmuş, ama daha bir çok hedefi kovalayabilecek sıçramaya yeni yeni gelmiş bir takım görüntümüz var. Daha yapacak çok işimiz var. Bunun için de ciddi anlamda çalışıyoruz.

Türkiye’de özellikle de Anadolu kulüplerinde 5 yıl çalışmak kolay bir şey değil. Antalya da bu anlamda zor şehirlerden bir tanesi. Devre arasında bir futbol kenti oluyor ama şehrin futbolu sürekli soluması için Medical Park Antalyaspor’un yapacakları önemli. Onun için bu sene bizim için çok mühim. Biz yine ayaklarımız yere sağlam basacağız.”Bu sene üçüncü, dördüncü olalım da seneye yine altlarda olalım” bizim felsefemizde olmayan bir düşünce. Şu anda doğru işler yapıyoruz evet ama büyük şeyler başarmadık. Birey olarak, takım olarak geliştirmemiz gereken çok şeyler var. Günlük başarılardan çok planlı hedeflere doğru yürümek dört yıllık prensibimizdi. Bu prensibimizden çok ödün vermeden yolumuza devam edeceğiz.

Hedefimiz sadece ligin üst sıralarında dolaşıp bu havayı teneffüs etmek değil. Amacımız iki-üç sene buralarda yoğrulmak. Ondan sonra hedefi çok daha net koyabiliriz diye düşünüyorum. Onun için çok reel konuşmaya çalışıyorum. Gerçekçi hedeflerimi insanlarla paylaşmak istiyorum çünkü o zaman işler biraz daha kolay gidiyor. Temeli çok sağlam yapmak istiyoruz ki, üstüne katları çok daha rahat koyalım.

Geçtiğimiz sezon Medical Park Antalyaspor hayli sıkıntı yaşadı ve ligi istediği yerde bitiremedi. Bu yıl ise işler yolunda gidiyor. Bu değişimi nasıl sağladınız?

Dört yıllık çalışma sürem içinde geçen sezonun 28.haftasına kadar ilk sekizi kovalayan, tehlikeden uzak kalan bir takımdık. Geçen sezonun son etabında ateş hattının ortasında kaldık. Bu psikoloji kolay değil. Çünkü hiç oraların, o düşüncelerin takımı olmadık. Dolayısıyla altı haftalık o süreç hem beklenti hem zihinsel anlamda bizi ciddi anlamda büyük sıkıntıya soktu. Her şerden bir hayır doğar.

Lig bittikten takım ve yönetim olarak özeleştiri yaptık. Sportif anlamda bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar verdik. Bu noktada şansımız çok iyi bir scout ekibine sahip olmamız ve onların çalışmaları sonunda elimizde çok iyi bir oyuncu portföyü bulunmasıydı. Takımın iskeletini koruduk. 14 tane oyuncu ile yollarımızı ayırdık, yerlerine aynı sayıda yeni oyuncu geldi. Geçen seneye kadar yabancı transferlere ağırlık veren bir takım değildik. Bu sezon bu konuda ciddi bir çalışma yaptık. Çünkü yabancı oyuncu takım performansına önemli bir katkı sağlıyor. Geleceği olan genç, bize katkı sağlayabilecek kaliteli yabancı oyuncuları transfer ettik. Türkiye’den de Ergün, Emre, Ömer, Murat , Hakan gibi kaliteli oyuncuları aldık. Böylelikle geçen seneden kalan iskeletin üzerine kaliteli yerli ve yabancı oyuncular koyarak doğru bir karışım yaptığımıza inanıyorum. Geçen sezon yaş ortalamamız 31’e yakındı. Bu sene ise 23’lere düştü. Bunun yanında oyun formatımızı da değiştirdik.

Oyun sisteminde nasıl bir değişikliğe gittiniz?

İlk 4 sezon süresince hedefimiz bu ligde kalıcı olmaktı. Onun için de bu dönemi bu ligi bilen, teneffüs etmiş tecrübeli oyuncularla geçirdik. Bakıldığı zaman da başarılı olduk. O tecrübe çok önemliydi. Zaman zaman sıkıntılar yaşadık ama hiçbir şey kolay olmuyor. Dolayısıyla geçen sene ve ondan öncesi sene elimizdeki oyunculara uygun olan 4-3-3 formatında oynadık. Bu sene 4-2-3-1′ e döndük. Aslında elimizdeki mevcut kadro farklı sistemleri de uygulayabilecek kapasitede. Ama önemli olan bünyemize aldığımız oyunculardan mevki olarak verim alabileceğiniz en üst noktada oynayabilmek. Sistemi değiştirirken bunu hazırlıklıydık çünkü buna uygun oyuncuları bünyemize kattık. Açıkçası değişim sonrası bu denli kısa sürede oyuncuların yeni sisteme adapte olacağını tahmin etmiyordum. Oyun anlayışımızı oturtacağımızı, sürekliliği yakalayacağımızı biliyordum ama bunun kısa sürede gerçekleşmesi doğru oyuncu seçimlerinin yanı sıra oyuncu grubunun arkadaşlığının üst seviyede olmasından ve takım havasının çok çabuk oluşmasından kaynaklandı. Zaten istediğiniz kadar sistemi belirleyin. Takım olgusunu oluşturamazsanız sistemler çok önemli değil. Takım olarak mücadele etmek, takım olarak düşünmek başarıdaki en önemli unsurlar. Bu duyguyu daha çok yoğunlaştırmaya çalışıyoruz. Tek başına kahraman olunamayacağını ama takım performansı yukarılara çıktığı zaman içimizden daha çok kahramanın çıkacağını anlatmaya çalışıyoruz.

Medical Park Antalyaspor sezona çok iyi bir başlangıç yaptı. Bundan sonrası için neler söylemek istersiniz?

İşiyle yoğunlaşan, işini seven, hedefleri olan bir takımız. İşimiz her geçen gün zorlaşıyor ama bunu yapabilecek oyuncu kalitemizin olduğuna inanıyorum. Çünkü buralarda olmanın ne demek olduğunu bilen hem Türk hem de yabancı oyuncularım var. Kendi ülkelerinde şampiyonluklar, gol krallıkları yaşamış futbolcular bizimle beraber. Biz yolumuza devam edeceğiz. Bu saatten sonra geri adım atma şansımız yok. Önümüze gelebilecek her hedefe de hazırlıklıyız. Bu seneye başlarken bir düşünce yapımız vardı: Oyun ve skor istikrarı. Oyunculara hep bunu anlatmaya çalıştım. Zor kaybeden ama kazanmayı da alışkanlık haline getirmiş bu düşünceye sahip oyuncu grubuyla işimizi yapmaya çalışıyoruz. Kasımpaşa maçında kazanamamanın verdiği üzüntüyü oyuncuların yüzlerinde görmek, düşünce olarak belli noktalara geldiğimiz mesajını bana verdi. Ama buralara gelmek kolay, buralarda kalmak çok zor.Önemli olan burada kalabilmeyi alışkanlık haline getirebilmek. Onun için psikolojik anlamda, oyunculara bilgi verip destekleme adına, yoğun bir çalışma içerisindeyiz.

Antrenörlükte temel felsefeniz, prensipleriniz, “olmazsa olmaz” diyebileceğiniz unsurlar nelerdir?

İşini çok seven, çok emek veren, çok zaman ayıran, yenilikleri takip etmeye çalışan bir insanım. Hem kendimi, hem ekibimi, hem oyuncuları bu anlamda geliştirmeye çalışan bir yapıya sahibim. Asla pes etmedim, etmem de. Hayatım boyunca bunu yapmadım. Ki bizim meslek gibi; herkesin bildiği, herkesin fikir sahibi olduğu bir meslekte ayakta kalabilmek, fikirlerinizi insanlara anlatmak, insanları alışkanlıklarından vazgeçirmek kolay değil. Örneğin Türk oyuncuların yapısını biraz irdelersek, değişik alışkanlıklara sahip olduklarını görmek mümkün. Sabırla, anlatarak, göstererek, pratik yaparak onları geliştirmeye, yeni hedefler koymaya çalışıyorum. Bu hedeflere giderken zaman zaman üzüleceklerini, zaman zaman başarı için fedakarlıklar yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Yetinme duygusundan arındırmaya çalışıyorum. Türkiye’de yapılan bir araştırma oyuncuların %90’ında yetinme duygusunun çok yüksek olduğunu ortaya koymuş. Bulundukları konumu, kazandıkları parayı yeterli görüyorlar. Bu noktada mutlular.

Bu düşünceye ters bir yapım var. Daha ilerisini düşünür, daha büyük hedefleri koyarım. Ama daha önemlisi buna düşüncede hazır olmak. Herkesin emek verdiği, zaman harcadığı, yeni vizyon ve hedefler koyan insanların olduğu bir ekipte başarısızlık şansının çok düşük olduğunu ifade edebilirim.

Teknik ekibiniz kimlerden oluşuyor?

Yardımcım Şenol Fidan.Kaleci antrenörümüz Erdinç Erol. Fizik kondisyon antrenörümüz İlker Kraker. Altyapı Koordinatörümüz Sedat Karabük. Sedat Hocamız, Türkiye’de alanında ilk sıralarda yer alan çok önemli bir isim. Bu arkadaşlarımızın yanında analiz ve scout ile ilgili çalışan antrenörlerimiz de var.Herkesin birbirine saygı duyduğu, işini severek yapan bir ekibiz. Uzun zamandır birbirimizle çalışmanın getirdiği avantajları da çok net bir şekilde kullanıyoruz. Ben de başarıyı paylaşmaktan ve başarısızlıkta sorumluluk almaktan keyif alan biriyim. İşler iyi gittikçe, hedefler çoğaldıkça ekip büyüyor. Dediğim gibi, gelişimi de takip etmek zorundasınız, Dünyada veya Avrupa’da neler oluyor bunları da yakından takip etmek gerekiyor. Örneğin İngiltere’de aldığım eğitimde; bir antrenörün 20 kişilik ekibi olduğunu gördüm. Farklı uzmanlık alanları olan bir ekibe sahipler. Biz de teknik ekibimizi hem kalite hem de sayı anlamında geliştiriyoruz.

Altyapı ile ne derece ilgilenebiliyorsunuz?

Belki şu an için sıkıntılı olan noktalarımız var. Altyapı ve A takım aynı yerdeyiz. Ama, net olarak söylemek gerekirse, geçen sene itibariyle, çok ciddi bir şekilde altyapı konusuna eğilmeye başladık. Bundan önceki 3 yıllık süreçte çok da ilgilenme şansım olmadı. Çünkü üst yapının yaşaması, insanların sahip olduğu düşüncelerden biraz arınması gerekiyordu. Antalyaspor, her yıl küme düşme adayı olarak gösterilen bir takımdı. Bu düşünceyi kırmak istedik. İstikrar o anlamda çok önemliydi. Geçen sene itibariyle Sedat Hoca’nın Antalya’ya gelmesi ile birlikte ciddi bir yapılanmaya gittik. Çünkü hem altyapıyı hem de A takımı idare etme şansım yoktu. Kendisi çok bilgili, deneyimli bir insan. Bu ülkenin en değerli futbol adamlarından bir tanesi. Göreve başlamasıyla birlikte küçük yaş gruplarında ve futbol okullarındaki oyuncular konusundaki düşüncelerimiz genel olarak Antalya ve etrafına yoğunlaştı. Daha önce Antalya’dan çıkan oyuncuların bir çoğu dışarı gitti. Kaçan bir grup vardı. Bu kaçışı tamamen durdurduk. Aradaki soğuklukları eriterek Antalyaspor’un buradaki amatör takımlardan ve çevreden filizlenen bir çok oyuncuyu bünyesine almasını sağladık. Bu gelecek yıllar adına önemli. Tesis ile ilgili de ciddi çalışmalarımız söz konusu. Bugün için bu tesisimiz bizi mutlu ediyor olabilir ama gelecekte yeterli olamayacağını çok net fark ediyoruz. Şehrin içinde kalan tesisin daha çok şehir dışına taşınmasından yanayız. Bu nedenle yaklaşık 250 dönümlük bir alan Medical Park Antalyaspor’un hizmetine verildi. Dolayısıyla tesisleşme ile ilgili de çalışmalarımız devam edecek. 2-3 yıllık süreç sonunda, o tesise taşındığımızda ve yeni stadımız da yapıldığında kurumsal yapısıyla, altyapısıyla, taraftarıyla güçlü bir Anadolu takımı olacağız.

Sizi en çok hangi teknik direktörler etkiledi?

Her hocanın kendine göre artıları ve eksileri var. Önemli olan, kendi doğrularınızı doğru aktarabilmek. Oyunculuğum döneminde 14 yıl Beşiktaş’ta ayrıca A Milli Takım’da oynadım. Feldkamp, Scala, Daum, Milne, Rasim Kara, Fatih Terim gibi üst düzey teknik adamlarla çalışma fırsatı buldum. Hepsinin kendilerine göre artıları ve doğruları var. Kiminin oyuncularla ilişkileri, kiminin taktiksel bilgisi, kiminin oyuncu iletişimi, kiminin duruşu, kiminin konuşması, kiminin çeşitli duygularından bir şeyler öğreniyorsunuz. Ama önemli olan kendi içinizde var olan enerjinizle, kendi doğrularınızı, onlardan ne istediğinizi oyuncularınıza aktarabilmek. Oyuncu-teknik adam ilişkisi en önemli duygulardan bir tanesidir. Burada duruşunuz, konuşmanız, yaşantınız, çok önemli. Çünkü oyuncu sizi gözlemliyor. Bilginizle, teknik bilginizle, duruşunuzla onların güvenini kazanmak zorundasınız. Bir de buna sevgiyi saygıyı eklerseniz başarı gelecektir.

Antrenmanlarda hangi noktalara önem veriyorsunuz?

Planlı çalışmaya çok önem veriyoruz.Haftalık, aylık ve yıllık çalışma planlamalarımızı titiz bir şekilde hazırlıyoruz. Bugün ne yapacağız diye antrenmanlara geldiğim hiçbir gün yoktur. Çalışmalarınız, takımın gideceği yönü belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Lig devam ederken yapılan planlama çok önemli Burada sıralamayı doğru yapmazsanız zaman zaman sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bazen gözlem yaparak da bazı şeyleri çözme şansınız var. Bu da tecrübeyle alakalıdır. Antrenmanlarda çeşitliliğimiz fazladır. Özellikle topla yapılan çalışmalarda aynı antrenmanı bir ay içinde tekrarlamayız. Bazen oyuncuların duygularına göre değişimler de yapabiliyoruz. Sadece şunu diyoruz oyunculara, “sahaya çıktığınızda %100’ünüzü verin”. O gün iyi hissetmiyorsanız dışarıda kalmanız moral ve motivasyon açısından çok önemli.

Çünkü oyuncunun yürürken veya koşarken ruh halini çözümleyebiliyorum. O yüzden, antrenman maçın öncesindeki hazırlıksa oyuncunun oraya %100 olarak girmesi lazım. Eğer o gün kendini iyi hissetmiyorsa, hem kendine hem de takıma zarar verecektir. Dolayısıyla oyuncu ve teknik adamın birbirine açık olması önemli bir duygu.

Biz de bunu çalıştığımız sürede doğru paylaşıyoruz. Antrenman performansımız da maç kadar ciddidir. Çalışmalarımız 80 dakikadır ancak çok tempoludur. Dinamik bir antrenman şeklimiz vardır. Dikkat, algılama, çabuk ve doğru karar verme yeteneklerini artırmaya yönelik Life Kinetik antrenmanlarını Türkiye’de ilk biz uyguladık.

Maçlarda aynı renk kıyafetleri giymeniz dikkat çekiyor. Bunun özel bir nedeni var mı?

Maçta teknik adamın görüntüsü çok önemlidir. Eğer toplumun gözü önündeyseniz, konuşmanız duruşunuz, davranışınız, mesajınız, giyiminiz çok önemli dış etkenlerdir. Bu işin içindeyseniz onlara da dikkat etmelisiniz. Örneğin hep benzer renkler giyerim. Mavi ve beyaz üzerine yoğunlaşırım. Bu da kendime göre yarattığım bir stil. Kendimizi sadece sportif anlamda değil diğer konularda da geliştirmeliyiz. Buna da gayret ediyoruz. Eğer belli bir noktaya gidiyorsanız zorlukları yaşamak zorundasınız. İletişim, İngilizce gibi konularda ciddi çalışmalarımız var. Örneğin konuşma derslerini futbolu bıraktığım zaman Can Gürzap’tan almıştım. Yeterli mi, tabii ki değil. Günü yakalayabilmek için gelişime açık olmalıyız. Eksiklerimizin farkında olarak kendimizi geliştirmeliyiz. Daha ilerisinin olduğunu bildiğim için, ona da hazırlıklı olmaya çalışıyorum.

Geçtiğimiz günlerde Pro Lisans kursiyeri olarak UEFA’nın İsviçre’de düzenlediği Antrenör Eğitimi Kursiyer Değişim Programı’na katıldınız. Bu eğitim etkinliği sizin açınızdan nasıl geçti?

Oradan özgüveni daha yüksek bir şekilde ülkeye döndüm. 4 günlük bir hızlandırılmış eğitim süreci geçirdik. Şunu söyleyebilirim ki Türk antrenörünün yeteneğinin, zekasının bir kademe daha üstte olduğunu gördüm. Benim ve diğer arkadaşlarım adına çok sevindirici bir durum bu. Sanıyorum UEFA da bu konuyla ilgili düşüncelerini bir yazıyla bildirdi. Çok genç, dinamik bir teknik adam grubuyla gittik. Bizimle birlikte Letonya, Litvanya ve Slovakya’dan da kursiyerler vardı. Onların seviye olarak çok üzerinde olduğumuzu net bir şekilde söyleyebilirim. Bize gösterilen yaklaşım da bunu destekler nitelikteydi. Ülke adına da önemli bir sınavdı. İlk defa yapılan bir şeydi. İlkler kolay kolay unutulmaz. Dolayısıyla orada iyi bir izlenim verdik. Var olan bilgilerimizi biraz daha güncelledik. Devre arasında bu kez Türkiye’de bir 10 günlük eğitimimiz olacak. Tolunay Hoca ve ekibinin bu anlamda çok ciddi çalıştığına inanıyorum. Daha önceki kurslar da çok başarıyla geçti. Kursların, teknik adamların kendini irdelemesi, vizyonunu geliştirmesi açısından çok önemli olduğuna inanıyorum. Onun için, Tolunay Hoca’yı ve ekibini tebrik ediyorum. Bu çalışmaların kolay olmadığını düşünüyorum. Böylece biz teknik adamlar da, kendimizi ne kadar yukarı taşıyabileceğimizi ve geliştirebileceğimizi görmüş oluyoruz.

Antalya bu yaz ülkemizde düzenlenecek olan FIFA U20 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak şehirlerden biri. Bu turnuva Antalya için ne gibi kazanımlar sağlayabilir?

Antalyaspor’un sportif anlamdaki yükselişi şu anda Antalya’da ciddi bir hareketliliği meydana getirdi. Yıllardır kaybolmuş olan futbol sevgisi canlanmaya başladı. Son 2 yıl maçlarımızı Mardan’da oynamamız da taraftarla aramızda kopukluk yaratmıştı. Akdeniz Üniversitesi Stadı’na geçmemiz takım ve taraftarın biraz daha iç içe olmasını sağladı. Bunun yanında sportif istikrarın gelmesi insanları ciddi anlamda heyecanlandırmaya başladı. İstanbul’da Kasımpaşa ile oynadığımız karşılaşma 5 yıllık süre boyunca, deplasmana en çok taraftarımızın geldiği maç oldu. Trabzonspor maçında 1-0 geriden, 2-1’e gelmemizde seyircinin çok büyük etkisi vardı. Seyirci olmadan futbolun seyir zevki olmuyor. Tribünlerin dolu olması çok önemli. Dolayısıyla 2013’teki, U20 Dünya Kupası’nın Antalya’da futbol heyecanının daha da artmasını sağlayacağına aynı zamanda ülke futboluna, Antalya’nın ve Türkiye’nin tanıtımına çok büyük katkı yapacağına inanıyorum. Zaten Avrupalıların, Antalya’yı çok iyi bildiğini ifade edebilirim. Devre arası 1000’e yakın Avrupa takımı geliyor. U20 Dünya Kupası bu bilinirliği daha da artıracaktır. Bunun yanında futbol heyecanını biraz daha yukarı çekmek adına çok büyük etkisi olacaktır. Antalya ev sahipliği yapmaktan büyük keyif alacaktır. O stadı da taraftarıyla dolduracaktır. Bundan hiç şüphem yok.

En çok hangi ülkenin ligini izlemekten keyif alıyorsunuz?

İşim gereği hemen her ligi gözlemliyorum ama Premier Lig benim için farklı. Bu nedenle İngiltere’yi 1 numaraya koyuyorum. Elbette İspanya Ligi’ni de izliyorum. Bunun yanında Fransa, İtalya, Almanya gibi üst düzey ligleri, Çek Cumhuriyeti Ligi’ni, Güney Amerika liglerini de takip ediyorum. Tüm bu ligler hakkında bilgi sahibi olmamız gerektiğine inanıyorum.

Teknik direktörlükte bundan sonra neleri hedefliyorsunuz?

Zaman neyi gösterir bilmiyorum ama nerelerde olabileceğimi kısa, orta, uzun vadede planlayarak yaşıyorum. Bulunduğum yerde olmam hiç tesadüf değil. Oyunculukta da Beşiktaş’ta forma giymem, bırakırken de zirvede bırakmam tesadüf değildi. Bunlar hep planlanmış hedeflerdi. Antalyaspor’a geldiğimde de 5 yıllık hedeflerim vardı. Bu hedefleri gerçekleştirmek insanı çok mutlu ediyor ve farklı bir konuma getiriyor. Özgüveni artırıyor. Başarının olduğu yerde başarısızlığın da olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bunu kabul ettikten sonra her şey daha kolay hale geliyor. İnsanın kendine yeni hedefler koyması gerekiyor. Hem kendi adımıza, hem kulüp adına, hem gelecek adına hedeflerimiz olmalı. 2 senelik planımızı, kulüp politikamızı bugünden çok net bir şekilde ifade edebilirim. Bu da birlikte çalışmanın getirdiği avantaj. Yapabileceğimiz şeylerin sözünü vermek bizim için çok önemli. 2008’de Antalyaspor’a hiçbir oyuncuyu getiremiyordum. Çünkü takıma bakış açıları olumsuzdu. Bugün, teklif ettiğimiz oyuncudan hayır cevabı almadık. Bu verdiğiniz mesajlar, giden oyuncuların takımla ilgili düşünceleriyle alakalı. Çünkü biz emeğe saygı gösteren bir kurumuz. Burada ayrılıklar olacaktır. Ancak ne olursa olsun giderken oyuncuların hak edişlerini mutlaka veriyoruz. İşler doğru olduğu zaman, zaten tercih edilen bir takım oluyorsunuz. Zaten Antalya’nın havasıyla, ulaşımıyla,yaşantısıyla, kulüp yapısıyla, büyük bir artısı var. Bir de buna ekonomik olarak verdiği sözü yerine getiren bir takım olduğunuz imajını verdiğiniz zaman iş daha kolay hale geliyor. Bunu sürdürülebilir hale getirmek en büyük hedefimiz.

Jübilenizi çok güzel bir sosyal sorumluluk projesiyle birleştirmiştiniz. Bu tür projelerin içinde yer almaya devam ediyor musunuz?

Eğitim ve sağlık alanlarında çeşitli kurumlarla işbirliği yapıyoruz. Kişisel katılımdan çok kulüp olarak hareket ediyoruz. Bunları çok deklare etmeyi tercih etmiyorum ancak ülke için yapabileceğimiz her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Her olumlu projenin içinde bulunmaya çalışıyoruz. Bakıldığı zaman da Medical Park Antalyaspor bunu başarabilecek bir kurum. Daha önceki senelerde zaman zaman sıkıntı yaşadığımız süreçlerde, seyirci ihtiyacımız olduğu durumlarda öğrencileri maçlara davet ettik. Futbolu ve sporu genç nesile sevdirme adına ciddi çalışmalarımız var. Onlarla konuştuk, iletişime geçtik. Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Sosyal sorumluluğun olduğu her yerde Medical Park Antalyaspor ve Mehmet Özdilek mutlaka olacaktır.