MURAT GÖĞEBAKAN: KULLARDAN BİRŞEY BEKLEMİYORUM

Murat Göğebakan Haber Aktüel'e konuştu: Kullardan birşey beklemiyorum!

Murat Göğebakan’la röportaj yapmaya karar verdiğimde Adanalı hemşerimin ziyaretine gidecek olmamdan ötürü heyecanlandığımı altını çize çize belirtmeliyim galiba…

 

Uzun zamandır kafamda tasarladığım röportajın soruları öyle bilindik, klasik sorulardan olmamalıydı. Felsefi olmalıydı, ince olmalıydı, derin olmalıydı. Derin olmalıydı ki Göğebakan’ın yüreğindeki derinliklere inebilmeliydim.

 

Ve “o” evdeyim. Göğebakan, evinin alt katındaki ofisinde ağırlıyor beni. Gayet modern ve içeri girene samimiyet sirayet ettiren bir ofis…

 

Eşiyle birlikte televizyon seyrediyor.

 

Televizyon kanallarının sabah kuşağı programları umurunda değil Göğebakan’ın. O, istifade edebileceği bir program arayışında elindeki kumandayla.

 

“Hazır olduğumu” söylediğimde televizyonun sesini kısıyor. Bana dönüyor, bakıyor.

 

Ve benim sorularım başlıyor.

 

***

 

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

Redaktör: Merve Doğan

 

***

— Murat Göğebakan'ın müziğinde yollar ve yolculardan ( yolculuklardan) bahseder misiniz?

 

Hafıza kartın kaçlık?

 

— 512 MB?

 

Boş hafıza ne kadar sürer, ne kadar konuşabilirim?

 

— 2–2,5 saat sürer.

 

Yetmez. Bana hayatımı anlat dersen 3 dakika da anlatırım. Ama hayatın gerçeklerini anlat dersen 3 saat sürer. Belli öğeler var. Önemli olan bu öğeler de senin çıkarabildiğin ders. Alabildiğin yol. Ötesi teferruattır. Hayat gibi yani. Hayatta biliyorsun bir şekilde yaşayacaksın ve öleceksin nihayet. Hayat bundan ibaret. Öleceksin derken; ölüm soğuk bir kelime. Ölüm diye bir kelime kullanmak istemiyorum. Amacına ulaşmak… .Beraberinde arada ki olan her şey bunun teferruat. Küçük küçük ayrıntılar… Bazen hüzün görürsün, bazen mutluluk görürsün, bazen acı görürsün… Hayatta olan teferruat da bu işte. Her gün et yiyemeyeceğin gibi, her gün balık yiyemeyeceğin gibi. Öyle bir an gelir ki hakikaten 1 bardak su ve ekmek istersin. O tadı da almak istersin. İşte teferruatların arasında ki o ayrıntıyı görmek. Beraberinde önemli olan bu yolda senin ne yaptığın, kişinin ne yaptığı. Gerisi boş latife…

 

KULLARDAN BİRŞEY BEKLEMİYORUM

 

Ben iyi bir şey yapmaya çalışıyorum ya da yapmaya çalıştığıma inanıyorum. Hala da bu yolda ki inancım devam etmekte. Ama ne kadar başarılıyım e bu da takdiri ilahi. Ben Allah’tan bekliyorum. Çünkü ben hiçbir zaman kullarından bir şey beklemedim. Öyle bir beklentim olmadı. Öyle bir şey yapsaydım ‘Ben sana âşık oldum’ demezdim. ‘Unutur muyum seni?’ demezdim. Kullarından bir şey bekliyor olsaydım ‘Ay yüzlüm’ demezdim. Benim kefilim Allah. Onun için ayrıntılara pek fazla girmeden hayatımı devam ettirmek istiyorum. Ayrıntılar benim için çok fazla önemli değil. Dedim ya bugün lagos yemek benim umurumda değil. Karidesin kilosu atıyorum 500 YTL ise ben 5 YTL’lik hamsi ile de çok rahat mutlu olabilirim. Çünkü o da balık. Anlatabiliyor muyum? O ayrıntının hesabını yapıyorum. Eğer uç noktada yaşayacaksam onun maneviyatını yaşamalıyım. O da zaten çok özel bir şey anlatılmaz. Onu sadece yaşarsın. 

 


İNSAN ÖNCE DÜNYADAKİ CENNETİ YAKALAMALI

 

— Murat Göğebakan bir gün insanlığın tekrar geriye döneceğine inanıyor mu? Cevap evetse neden?

 

Ben her zaman bu inanca sahip bir insanım İnsanın mayasında var zaten güzellik. Gerçi ‘ins’ kelimesi unutmaktan geliyor ya. İnsan unutur her şeyi. Unutmalı ki o korkuyla yaşamamalı. Yani biz 11 Eylül’ü unutmalıyız. 99 depremini unutmalıyız. Mazi olarak kalmalı. Yoksa o korkuyla yaşanmaz. Ben her şeyin sonun da insan için yaratıldığına inanıyorum. Cenabı Allah düzeni bizim için yaratmış, bütün bu kâinatı da. Güzellikler bizim için yaratılmış. Aslında çok ta zor bir şey mi? Değil tabi ki. Şu dünya da herkes bir işi tercih etmeli. O zaman her şey güllük gülistanlık olur. Hani Almanların bir lafı var. Herkes evin önünü temizlerse şehir tertemiz olur. Burada senin ne yapmak istediğin önemli, ne beklediğin önemli, ne düşündüğün önemli. Eğer sen diğerlerinin sırtından kan emicilikle para kazanacaksan, yaşam idameni oradan sürdüreceksen o olmaz. Ama sen hakikaten emeğinin gücüyle, bileğinin gücüyle çalışıp kazanacaksan az ya da çok o ayrı konu. Ama ‘eyvallah’ diyeceksen o zaman her şey yeni baştan başlar. O zaman zaten cenneti cehennemi aramanın bir anlamı var mı? Sen önce burada ki cehennemden kurtul. Burada ki cenneti yakala. Sonra o sana mükâfat olarak gelir.

 

HER İYİNİN İÇİNDE BİR KÖTÜLÜK, HER KÖTÜNÜN İÇİNDE BİR İYİLİK VARDIR

 

— Beethoven sağır olunca en çok müzik dinleyemediği için sıkılırmış. Bugün dünyada Beethoven gibi müziğe gönül veren müzisyenler var mı?

 

Var tabi. Sen öyle bir şey söyledin ki benim bu dünyada ki hayran olduğum büyük insanlardan biri Beethoven. Ben bir Beethoven hayranıyım. Hatta ve hatta ben Beethoven’in hayatını okuyan biriyim. Aynı zaman da bitirme tezim. 9 yaşındayken bir notayı yanlış çaldığı için babasının sabaha kadar dövmesi sonucu kulağının zarının patlaması. İşte bütün bunlara sebebiyet veren kralın daha sonra inanılmaz bir şekilde üzüntü duyması. Kral ölürken vicdan azabı çekiyor ve Rutring’i çağırıyor. ‘Benim yüzümden sen bugün müzik dinleyemiyorsun. Beni biraz rahatlat.’ diyor. Rutring: Sen beni 1 dakika rahatlat diyor. Kral ‘Nasıl?’ diyor. ‘Bana kulağımı geri ver. Bir dakikalığına da olsa geri ver.’ diyor Rutring. Öyle adamlar var. Olmalıdır zaten. Olmazsa her şey biter.

 

HER İYİNİN İÇİNDE BİR KÖTÜLÜK VAR

 

Biri yazacak diğeri müziğini yapacak diğeri onu icra edecek. Belki bir başkası çıkacak hem yazacak, hem çalışacak, hem müziğini yapacak. Bu dünya da dimyank modeli diye bir şey var. Nedir o siyah ve beyaz? Her iyinin içinde bir kötülük, her kötünün içinde bir iyilik vardır. Mutlaka vardır. Beraberinde ne kadar büyük bir kara olsa bile içerde mutlaka beyaz bir nokta vardır. Olacaktır. Yaratılışın kanunun da vardır çünkü. Endüstriyel müzik başka bir şey, müzik yapmak bambaşka bir şey.


— Hayatta herkesin bir dönüm noktası vardır. Murat Göğebakan'ın hayatında ki köşe başları nelerdir?

 

Bu konuda çok fazla şey söylersem yalan olur. Bu soruyu hangi anlamda sorduğuna bağlı. Eğer ki ticari anlamda soruyorsan, ben ticari boyutunda para kazanmadım albümlerden. Sanata bakan yönünden diyorsan ben henüz daha batıya açılmadan bir mihenk taşı olduğuma, bir köşede bulunduğuma inanmıyorum. Yani önce Batı’ya açılmak lazım.

 

— Batı’ya açılmam lazım dediniz…

 

Hepimizin.

 

MEDYAYA BULAŞMADAN ADAM GİBİ ÇALIŞMAK LAZIM

 

— Peki, Batı’ya açılmak için bugünkü ve önümüzde ki süreçte çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

 

Biz bu çalışmayı 2000 yılından beri yapıyoruz zaten. Ama ben böyle medyayla içli dışlı olup ta ‘aman bu böyle oldu, şu şöyle oldu, bunu böyle yapıyorum, hayır ben böyle yaşamıyorum, böyle de yapmıyorum.’ demem. Biz kendi iç dünyamızda yaşıyoruz, kendi iç dünyamızda çalışıyoruz. Beraberinde şu işin bir gerçeği var. Bu konu da Allah bin kere razı olsun Ay Yüzlüm’ün bana inanılmaz katkısı oldu. Kamboçya’da Malezya’da Arjantin’de okullarda adını bile duymadığım küçük kardeşlerimiz bugün Ay Yüzlüm diyorsa. Bu şu demektir: Onlar beni tanımıyor ama eğer oraya kadar gidebilmişsek Eyvallah. Ki bu Türkçe sözlerle gidilmişse bunun bir de İngilizce versiyonu nu düşünün. Nereye kadar gider. O zaman bugün böyle daha sakin çalışmak lazım. Acele etmeden, sindire sindire, yavaş yavaş. Medya ya çok bulaşmadan adam gibi gitmek lazım. Onun için biz böyle pek ortalıkta dolaşmadan kendi işimizi yapmaya çalışıyoruz. Kendi işimizle var olmaya çalışıyoruz. Bizim için böyle bir düşünce haiz oldu.

 

BATI KÜLTÜRÜ 2010 YILINDA YAPACAK MÜZİK BULAMAYACAK!

 

— Medeniyetlerin doğuşunda müzik önemli etkenlerden biri olmuştur. Bu anlamda batı müziğini ve doğu müziğini doğu-batı medeniyeti çerçevesinde değerlendirir misiniz?

 

O zaman ben sana akademik konuşayım biraz. Batı müziği dediğimiz sistem doğrudan doğruya bir 8’li diye geçer. Do re mi fa sol la si do. Bu 8’li anlatımın bir araya gelişi. Bir 8 linin 12 eşit parçaya bölümüne batı müziği denir. Yani diğer adı batı kültürüdür. Batı kültürünün bir diğer adı dampere sistemidir. Doğu kültürü ise bir 8 linin yani do re mi fa sol la si do nun bir araya gelip, bir 8’linin eşit olmayan 24 parçaya bölünmesine denir. Şimdi ikisinin arasına bir fark koyalım. Hangisi daha zengin? Tabi ki doğu kültürü daha zengin. Batı kültüründe 8 tane bilemediniz 10 tane ritim vardır. Ama doğu kültüründe binlerce ritim vardır, binlerce makam vardır, binlerce dizilim vardır… Bitmez ki. Sonsuzluğa yakın neredeyse doğu kültürünün müzik yapısı.

 


MURAT GÖĞEBAKAN HENÜZ KİRADA OTURUYOR

 

İkisinin arasında ki sentezse; Sentez derken herkes şunu söylüyor. ‘Sentez ikisinin karışımıdır.’ Hayır! Sentez o değil. Söyleyeyim size. Ana sistem içerisinde batı müziğinde ki yani batı kültüründe olan dampere sistemi zaten doğu kültüründe var. Ha bir sentez yaptık derken ne diyorlar ben size söyleyeyim. Batının pazarlamasını almaya çalıştık demek istiyorlar. Batı hakikaten çok iyi pazarlıyor. Bizim pazarlama tekniğimiz bu konuda çok zayıf. Bu işin gerçeği. Bununla ilgili bir örneği ben sana yine Ay Yüzlüm’le vereyim. İngiltere’ye giden bir arkadaşım Ay Yüzlüm’ün CD’sini alıyor. Bir yerde otururken kendi kulaklığında dinliyor. O sırada parçayı ister istemez biri dinliyor. Bu adamın kaç tane Ferrari’si var diyor. Ve arkadaşımın O’na vermiş olduğu ilginç cevap: Henüz kirada oturuyor.

 

Batı kültürün de inanılmaz şekilde pazarlama sistemi var, satış sistemi var. Oysa biz de son 5 yılda daha yeni yeni girmeye başladı. Anlatabildim mi? Yani sistem içerisinde bu. Gelelim müzikal yapının içerisinde dünyanın 4–4 lük ritim eğer batı kültüründe varsa bizde de var 4–4 lük ritim. Batı da 6–8’lik var bizde de var. Hatta biz de üstüne 3–4 lük var. Daha fazlası var. Hepsi bizde var onlarda yok. O zaman geriye ne kalıyor. Ana sistem içerisinde birinin müzikal yapısı diğerinin pazarlama tekniğini birleştirmek. İkisini de bir araya getirebiliyor muyuz? Hayır. Getiremiyoruz. Neden? Çünkü öbüründe bir Anglo Sakson düzeni var. Anglo Sakson düzeni hiçbir zaman kabul etmiyor. ‘Ben ve sadece benim çocuklarım burada başarılı olacaktır. Onlar olmayacaktır.’ diyor. Neden diyeceksin değil mi? Ben de sana sorayım. Ne kadar maaş alıyorsun? Ay da ne kadar kazanıyorsun?

 

 

 

Güzel. Kaç kardeşsiniz.

 

— Dört kardeş.

 

Aile olarak… Milyar para kazanıyorsunuz ve biri size gelse her ay bana 10 milyar para ver dese verir misin?

 

— Hayır, vermem.

 

Aynı şey. Vermezsin. O düzenekte bize vermiyor. Pastayı paylaştırmıyor. Çünkü bizler gelirsek onlar aç kalacaklar. Onun içindir ki 2000’li yıllar da konuşma müziği dediğimiz diğer adı rock müziği çıktı piyasaya. Artık kandılar, üretim bitti. Her şey bitti. Bu sefer küfürlü konuşmalar başladı. Melodiler tıkandı onlarda. Bitti. Şimdi konuşma da bitiyor. Ne kaldı geriye? Bu sistem 60’lı yıllarda önce İspanyol müziğini aldı sonra Latin müziğini aldılar. Meksika, Güney Amerika falan. 90’lar da rock sentezini bitirip pop sentezine geçtiler. Ama 2000’lerde bittiler. Kalmadı. Geriye bir tek doğu kültürü kaldı. Direniyorlar. Gidebildikleri yere kadar gidiyorlar.


TELEVİZYONLAR DA SABAH KUŞAKLARINI SEYRETMİYORUM

 

Ben iddia ediyorum: Onlar 2010’u bulamayacaklar. Yine biz varız. İşte bu dönemin içerisinde bizim hazırlıklı olmamız lazım. Bu çok önemli. Hazırlıklı olmalıyız.2003’te, 2005’te 2007 de çıkalım demedim. Hayır! Biz hazırlıklı olmalıyız diyorum. Şahsım adına konuşayım. Buna ben hazırlıklı olmalıyım. Hazır kıt’a bekliyor olmalıyım. Siz de ne var kardeşim dendiğin de önüne koyabilmeliyiz. Bizde bu var bak işte diyebilmeliyiz. Fırsat tanımayalım onlara. Siz de tıkanmıştı evet biz size yardımcı olalım gelin kardeşim deyip o sistemi de yanımıza alıp beraber çalışalım. Hani sentez diyorduk ya onu öğrenelim biraz. Çünkü onu öğrenirsek bir yerlere geleceğiz. Çünkü bu konu da bizim daha çok eksikliklerimiz var. Çok basit bir örnek vermek gerekirse televizyonlar da sabah kuşaklarını seyretmiyorum ben. Dedikodu programları. İşte bunların hepsi blok halinde gelir. Gelirse böyle yavaş yavaş gelir.

 

GÜNEYDOĞU’DA 1980 ÖNCESİ KARDEŞ KAVGALARINI GÖRÜYORUM

 

— Güneydoğu’da ki terör olaylarını sanatçı gözüyle değerlendirir misiniz?

 

Tabi ki üzülüyorum. Sonunda ben bir insanım. Bir gerçek var. Düşünebiliyor musunuz? Kavga ettiğimiz şahıs kim?

 

— PKK. Doğu da.

 

Kim PKK?

 

— TC vatandaşları.

 

Yani yine bir TC kimliğinden bahsediyoruz değil mi?

 

—Evet.

 

Olaya bak. Yine bir TC kimliğinden bahsediyoruz. Utanılacak bir hareket değil mi bu? Asıl düşünülmesi gereken bu. Utanılacak bir hareketten bahsediyorsunuz. Acı olan noktası bu zaten. Yani ben 1980 öncesi kardeş kavgasını görür gibiyim. Benim daha zoruma giden o insanların, o kardeşlerimizin bu konulara taşeron olması, tetikçi olması. Bu beni üzüyor.


                 


— Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfı’nın bir haber çalışmasında sağduyuyu kaybetmemek adına vatandaşı sağduyuya davet ettiğini gördük. Sizinde bu bağlamda hayran kitlesi olan birisi olarak dinleyenlerinize söyleyeceğiniz bir şey var mı?

 

Aynı şeyi söylüyorum tekrar. Sağduyuyu kaybetmememiz lazım. Daha böyle oturaklı bir şekilde gitmemiz lazım. Çünkü yangına körükle gidersek yine biz üzülürüz. Cenabı Allah bir el vermiş. Elimiz de 5 tane parmağımız var. 5’i de birbirine benziyor mu? Biri diğerine benzemiyor diye kesip atalım mı bunu? Yoksa ehilleştirelim mi bunu? Adam mı edelim onu? Hangisi? Kesip atmak kolay ama yerine gelmez. Kazanmak daha zor ama yerine gelir, bir işe yarar. Sana bir şey söyleyeyim. Serçe parmağın ne işe yarar? Genelde çok fazla bir işe yaramaz değil mi? Biz de çok işe yarıyor. Çünkü benim ekmek paramı kazandıran parmaklarımdan bir tanesi o. Gördün mü demek ki çalıştırıyormuşuz onu. Bir de böyle bak.

 

— Yani işe yaramaz, adam olmaz dediğimiz insanların da değerlendirebilmeliyiz.

 

Çirkin ördek yavrusunu bilirsin. Bazen büyüdüğünde çok güzel olur.

 

— Teşekkür ederim.

 

Eyvallah.

 

…bitti!