Simeone’den Arda ve Emre değerlendirmesi

Milli futbolcular Ardan Turan ile Emre Belözoğlu'nun formasını giymesinin yanı sıra kısa süre içinde kazandığı iki Avrupa Kupası, La Liga'da zirveyi zorlaması ve oynadığı futbolla Türk futbolseverlerin yakın takibe aldığı Atlético Madrid'in teknik direktörü Diego Simeone, Futbol Gelişim'in sorularını cevapladı.

Milli futbolcular Ardan Turan ile Emre Belözoğlu’nun formasını giymesinin yanı sıra kısa süre içinde kazandığı iki Avrupa Kupası, La Liga’da zirveyi zorlaması ve oynadığı futbolla Türk futbolseverlerin yakın takibe aldığı Atlético Madrid’in teknik direktörü Diego Simeone, Futbol Gelişim’in sorularını cevapladı.

Arjantinli çalıştırıcı röportajda futbol felsefesi ve antrenörlük tarzı hakkında önemli bilgiler sunarken, Türk oyuncuları Arda Turan ve Emre Belözoğlu hakkında da önemli açıklamalarda bulundu.

Arjantin’in dünya futboluna armağan ettiği sayısız yıldızdan biri olan Diego Simeone futbolun zirvelerinde geçirdiği yirmi yıllık aktif futbolculuk hayatından sonra şimdi de eski takımı Atlético Madrid’in hocası olarak başarıdan başarıya koşuyor.

Geçtiğimiz sezonun 17. haftasında takımın başına geçen Simeone, takımına kısa sürede iki kupa kazandırdı. Falcao’lu, Arda Turan’lı Atlético önce UEFA Avrupa Ligi finalinde Simeone’nin eski hocalarından Marcelo Bielsa’nın başında olduğu Athletic Bilbao’yu 3-0 gibi net bir skorla devirdi. Ardından UEFA Süper Kupası finalinde İngiliz futbolunun son yıllardaki devlerinden Chelsea’yi 4-1’lik skorla bozguna uğrattı.

Diego Simeone ve ekibi 2012-2013 sezonuna da hızlı bir giriş yaptı. La Liga’da sezonun üçte biri geride kalırken, birçoklarınca futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi takımı olarak gösterilen FC Barcelona’nın takipçisi tahmin edebileceğiniz gibi Simeone’nin takımı Atletico Madrid.

Ünlü futbol adamı, Futbol Gelişim Bülteni’nden Canan Tufan’ın soruları cevapladı. Diego Simeone’nın futbol felsefesinden, günümüz futboluna, Arda Turan’dan Emre Belözloğlu’na farklı konulardaki görüşlerinin yeraldığı röportajın detayları şöyle:

Dünya futbolunun önde gelen takımlarında forma giydiniz ve çok önemli teknik adamlarla çalıştınız. En çok hangi teknik direktörlerden etkilendiniz?

Dediğiniz gibi yirmi yıla yakın profesyonel futbolculuk kariyerim boyunca dünya futbolunun önde gelen takımlarında birçok önemli teknik adamla çalışma fırsatı buldum. Carlos Bilardo, Luis Aragonés, Radomir Antic, Mircea Lucescu, Sven-Göran Eriksson, Dino Zoff, Alberto Zaccheroni, Roberto Mancini, Gregorio Manzano, Daniel Passarella ve Marcelo Bielsa ilk anda sayabileceğim isimler. Bu teknik adamların her birinin tarzı çok farklı olduğu için etkilenme anlamında tek bir isim vermem çok zor. Şimdi dönüp baktığımda hepsinden bir şeyler kaptığımı düşünüyorum. Ama yine de 1990 yılında beni Pisa takımına transfer ederek Avrupa futbolunun kapılarını açan Mircea Lucescu’yu ayrı bir yere koyduğumu söylemeliyim. Ne mutlu ki yıllar sonra yollarımız Inter’de bir kez daha kesişti.

Teknik adamlıkta temel felsefeniz, prensipleriniz nelerdir?

Zaman zaman spor basını, taraftarlar ve bir grup teknik adamın futbolda sistemlere, dizilişlere, oyun stratejilerine haddinden fazla önem verdiği hissine kapıldığımı itiraf etmeliyim. Gazetelere ya da TV kanallarına ne zaman göz atsam bir tartışmadır sürüp gidiyor. Şüphesiz günümüz futbolunda bütün bu öğelerin farklı önemleri var. Yine de benim için futbolcuların işlerine bağlılığı ve gösterdikleri gayret her şeyden önce gelir. Sonuçta futbol dediğiniz temelde fiziğe dayalı bir spor. Her zaman söylediğim gibi, benim için futbolda her şeyin tartışması olur, çalışkanlığın olmaz.

Atlético Madrid’de sezon ortasında göreve geldiniz. Devam eden sezonda takımın başına geçmenin dezavantajları neler?

Bu soruya benim konumumdaki hemen hemen tüm teknik adamlar temelde aynı cevabı vereceklerdir. Her şeyden önce kadroyu ben şekillendirmedim. Üstelik sezon öncesi hazırlık kampında takımla beraber olmadığım için saha üzerinde uygulamak istediğim oyun planlarını antrenman ve hazırlık maçlarında deneme, geliştirme şansım olmadı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen ekibimle takımın başına geçtiğimizde, karşımızda söylediklerimizi dinlemeye ve gerçekleştirmek için maksimum çabayı sarf etmeye hazır bir takım bulduk.

Göreve geldikten sonra ilk uygulamalarınız ne oldu? Öncelikle oyuncuları psikolojik olarak ayağa kaldırmakla mı uğraştınız yoksa taktik anlamdaki değişikliklere mi önem verdiniz?

Birçok şeyi bir arada yapmaya gayret ettik desem daha doğru olur. Bir taraftan gün be gün takımın seviyesini yükseltmeye çalıştık bir yandan da futbolcularımıza dilimiz döndüğünce Atlético Madrid formasının önemini anlattık. Tabii en önemlisi de bunları yaparken futbolcularımızın söyleyeceklerini can kulağıyla dinlemeyi ihmal etmedik. Teknik adam olarak futbolcularla diyaloğun çok önemli olduğunu düşünüyorum, fikirlerine değer verdiğinizde kendilerine güvenleri artıyor ve potansiyelleri daha rahat açığa çıkıyor ki Atlético Madrid’in kadrosunun potansiyelinden kimsenin kolay kolay şüphe edeceğini düşünmüyorum zaten. Bütün bunlara yoğunlaştığınızda gözden kaçırmamanız gereken bir başka unsur da futbolda sadece şimdinin olduğu gerçeği. Bu nedenle hep bir sonraki maça konsantre olup adım adım ilerlemeye razı olmak işin püf noktası.

Atlético Madrid’e geçtiğimiz sezon UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğunu getiren faktörler neler oldu?

Biraz önce bahsettiğim bütün unsurların kupanın kazanılmasında payı olduğunu söyleyebilirim. Takımımız engelleri aştıkça futbolcularımız da kupayı kazanabileceklerine inanmaya başladılar. Atlético Madrid’in ligi de bir kenara atmadan, katıldığı her türlü organizasyonda zirveye oynayacak bir takım olduğu gerçeğini, kuruluş felsefesi ve geçmişiyle bu doğrultuda bir taahhüdü olduğunu hiç akıldan çıkarmamak gerek.

Daha önce forma giydiğiniz bir kulüpte teknik adamlık yapmanın avantajları var mı?

Bu durum Racing Club’de tecrübe ettiğim bir şeydi. Ancak orada 24 saat içinde kulübün futbolculuğundan teknik adamlığına getirilmiştim. Yeni görevimi layıkıyla yerine getirebilmek için gerekli olan her türlü veriye sahiptim. Atlético’ya teknik direktör oluşum ise ani gerçekleşti. Yine de takımın eski bir futbolcusu olmak, kulübü, hedeflerini ve ihtiyaçlarını yakından bilmek önemli bir avantaj oldu şüphesiz.

Yıldız futbolcu olmaktan üst düzey hocalığa geçiş süreciniz nasıl işledi? Parlak oyunculuk kariyerinizi hocalık kariyeriniz için bir avantaj mı, yoksa dezavantaj olarak mı görüyorsunuz?

Çocukluğumdan beri hayatım futboldan ibaret. Hâlâ da bunu tam bir tutkuyla yaşamaya devam ediyorum. Şüphesiz oyuncu olmak daha kolay. Teknik direktörlük, hem daha çok birikim gerektiriyor, hem de daha çok çalışma ve adanmışlık. Bu konuda da pek bir eksiğim olduğunu düşünmüyorum, dediğim gibi futbol benim her şeyim.

Atlético Madrid’in oyun tarzını anlatabilir misiniz?

Antrenmanlarda yoğun bir şekilde taktik çalışmalara yer veriyoruz. Ancak tek bir oyun stratejisine bağlı kalmamaya da özen gösterdiğimizi söylemeliyim. Günümüz futbolunda bırakın farklı maçları aynı maç içinde bile oyun planınızda değişikliklere gitmeniz gerekebiliyor. Bizim için önemli olan farklı rakiplerin bize çıkartacakları güçlükleri aşabilmek için oyuncularımıza ihtiyaçları olan teknik, taktik ve kolektif donanımı kazandırabilmek.

Atlético Madrid’de A takım ile altyapı arasında nasıl bir ilişki var. Ne tür ortak çalışmalar yapıyorsunuz? Altyapı oyuncularını bizzat gözlemliyor musunuz?

Altyapıdan sürekli bilgi akışı var. Yardımcım German Burgos ile genç takımların birçok maçını bizzat izliyoruz. Bu süreçte Pulido, Koke gibi isimlerin A takımda giderek daha fazla kendilerine yer bulduğunu siz de gözlemlemişsinizdir. Henüz A takımla maça çıkmamakla birlikte antrenmanlara aldığımız başka gençler de var, onları da gelecekteki görevlerine en iyi şekilde hazırlamaya gayret ediyoruz. Altyapıların günümüz futbolunda giderek ihmal edilemeyecek denli önemli bir işlev yüklendiğini düşünüyorum.

Arjantin’de lig şampiyonlukları kazandınız. Oradaki başarılarınızın altında hangi etkenler vardı?

Başarının formülü ülkeden ülkeye değişmiyor kanımca. Hele söz konusu olan futbol gibi temelde oldukça basit doğruları olan bir spor dalıysa. Arjantin’deki başarılarımızın altında da benzer faktörler yatıyordu. Her zaman için çok çalışmak, futbolcuların kendilerini geliştirmek için gösterdikleri çaba ve maç bazında adım adım ilerleme sabrını göstermek. Bunlara ek olarak orada da çok yetenekli, kendilerinden beklenen hedeflere ulaşmak için sıçrama yapmaya hazır kadrolarla çalışma imkânı bulduğumu itiraf etmeliyim.

Yardımcılarınızla nasıl bir görev dağılımı yapıyorsunuz?

Bütün antrenman programlarını yardımcılarım ve fiziksel hazırlık uzmanımız Ortega ile birlikte hazırlıyoruz. İspanya’da ve diğer çalıştığı ülkelerde yıllara dayanan bir tecrübe edinmiş Ortega’nın özellikle üst düzey liglere ilişkin deneyimi bizim için çok önemli. Takımın son durumunu ve fikstürü hep birlikte tartışıp haftalık programlar yapıyoruz. Eksik gördüğümüz ya da antrenmanlarda gözlemlediğimiz özel durumlar olursa programı bu ihtiyaçlar doğrultusunda güncelliyoruz.

Teknik adamlıkta daha fazla gelişmek için neler yapıyorsunuz?

Futbol kendimi bildim bileli tüm hayatımı kaplıyor. Bir futbolcu olarak kendimi geliştirmek için zamanında ne yapıyorsam bir teknik adam olarak da benzer şeyleri yapıyorum. Durmaksızın dersime çalışıp, meslektaşlarımla bol bol futbol tartışıyorum. Bir yandan da sürekli maç seyrediyorum.

Arjantin, İtalya ve İspanya’da forma giydiniz. Hangi ülkenin futbol anlayışını daha ileride görüyorsunuz?

Bir ülkenin futbolu öbüründen daha üstün diyemem. Farklı futbol felsefelerinden söz ediyoruz. Örneğin Arjantin futbolu her zaman büyük yıldızlar yetiştire gelmiştir, bu futbolcuları taktik olarak bir kalıba sokmak gerekir. İtalya’da ise hemen hemen herşey taktik üzerine kuruludur. Dersinizi hiç ihmal etmeye gelmez, rakibinizi iyi etüt etmek zorundasınız. Taktik o kadar ön plandadır ki İtalya’da birçok takımın maç içinde birkaç defa taktik değişikliğine gittiğine şahit olmak sıradan bir olaydır. İspanya’daki futbol anlayışı ise benim özellikle hoşuma gidiyor. Açık futbol oynanıyor ve topa hakim olup paslaşmak önemli. Tabii bu futbol tarzının benimsenmesinde Barcelona’nın ve İspanya Ulusal Takımı’nın son dönemde yaşadıkları başarıların da ciddi bir payı olduğunu söylemek gerek.

Arda Turan Atlético Madrid’de size göre en çok hangi yönünü geliştirdi? Neleri daha geliştirmesi lazım?

Arda mükemmel bir futbolcu. Komple futbolcu derler ya, ona iyi bir örnek. Müthiş bir oyun görüşü var, taktik olarak son derece disiplinli ve top kapmada takımın en iyisi. Hangi yönünü geliştirdi derseniz artık sahanın sadece belirli bölgelerinde değil her yerinde bu yeteneklerini sergilemeye başladığını söyleyebilirim.

Bu yıl Arda ve Emre takımda nasıl roller üstleniyor?

Arda’nın da Emre’nin de bu sezon boyunca takım içinde çok önemli görevler üstlendiklerini rahatlıkla söyleyebilirim. İki büyük futbolcudan bahsediyoruz. Son dönemde Emre ile bol bol konuşma fırsatımız oldu. Onun kalitesinde ve tecrübesinde bir oyuncu için şu ana kadar yeterince dakika alamadığına üzüldüğümü kendisine de söyledim. Hiç bir futbolcu yok yere ulusal takımının kaptanlığa getirilmez. Ancak önümüzde daha çok maç var. Sezon boyunca Emre daha sık ilk onbirde görünürse kimse şaşırmamalı, kendisinden en iyi şekilde yararlanacağız.

La Liga’da Atlético Madrid ya da başka bir takım yakın zamanda Barcelona ile Real Madrid’in üstünlüğüne son verebilir mi?

İnsan hiçbir konuda ümitsizliğe kapılmamalı. Ancak bu iki takımın bütçeleriyle diğer takımların bütçeleri arasındaki uçurum onları tahtlarından etmeyi de en azından şimdilik oldukça güçleştiriyor. Yani bu sadece Atlético Madrid’in tek başına başarabileceği bir şey değil. Ama yine de her zaman olduğu gibi bu pozisyona en yakın adaylardan biri olduğumuz su götürmez bir gerçek. Elimizden geleni yapacağımızdan kimse şüphe duymasın.

Günümüzde dünya futbolunun geldiği nokta hakkında genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Günümüzde futbol çok süratli oynanıyor. Bu da futbolcuların sadece uygulamada değil, düşünsel olarak da süratli hareket etmeleri zorunluluğunu doğuruyor. Bu ihtiyacı karşılamaya yönelik bir yığın farklı taktiksel gelişme yaşandığını söylemek yanlış olmaz. Ortalamanın üzerindeki “elit” olarak nitelendirebileceğimiz kulüpleri bir yana ayırırsak, diğer takımların seviyelerinin son yıllarda bir hayli eşitlendiğini, geçmişe oranla daha sıkı bir rekabetin yaşandığını söyleyebiliriz.