Tarhan Telli: Yerli arabayı 2011’de biz yapmıştık

Tarhan Telli alışageldiğimiz girişimcilerden farklı bir iş adamı. Hollywood’dan tutun da Arap şeyhlerine kadar onlarca ünlü müşterisi var. Yaptığı aslında Amerika’yı yeniden keşfetmek değil. Motorları yeniden dizayn edip motosiklet tutkunlarına sunuyor. Araba bile üretiyor. Farkı, yaptıklarını “aşk” ile yapması.

Türkiye’nin kıymetini bilemediklerinden de diyebiliriz onun için. Ünü kıtaları dolaşan Tarhan Telli’yi biz, Araplara kaptırmışız. Hem de göz göre göre! Neden “göz göre göre” dediğimi, röportajı okuduğunuzda bütün ayrıntılarıyla siz de anlayacaksınız.

Tam bir Milliyetçi. Türkiye’yi çok seviyor. Hayallerini bu topraklarda gerçekleştirememiş olmanın getirdiği hüznü sonuna kadar görülüyor.

Bugünlerde Ivana Sert ile bir ilişki yaşıyor ve nazar değmesinden korkuyor.

İşte huzurlarınızda Tarhan Telli…

***

Röportaj: Muaz Kalaycı
Redakte: Mina Kiğılı

***

– Bir emirlik olan Dubai’de yaşıyorsun. Dubai’deki yaşamın nasıl gidiyor?

Dubai’de yaşam çok güzel gidiyor. Hava çok güzel(!) Espri bir yana, Dubai’de yaşam çok zordur, yaşam standartları çok yüksektir. Bunları yakalamak için çok çalışmalısın. Bundan dolayı normal ülkende çalışmanla arasındaki fark şudur: Büyük bir stres var. Onun için ayakta kalabilmek için çalışma koşullarının limitlerini zorlayıp para kazanman gerekiyor. Çünkü eğer para kazanmazsan ayakta kalma şansın yok. “Bir markete gideyim, alışveriş yapayım” dediğinde bile bir kilo domatesin fiyatını görünce nevrin dönecek. Karpuzun kesilip 5 parçada satıldığı bir ülkeden bahsediyorum. “Bir kilo çilek alayım” diye gittiğinde 10 tane çileğin bir kilo parasına olduğunu görüyorsun. Ayrıca çok farklı bir kültür var ve ilk gidildiğinde kültür şoku yaşanıyor. Hindistan, Pakistan ve Filipinlilerin ağırlıklı olduğu bir nüfus mevcut. Eminlik nüfusunun yüzde 60-70’i bunlar. Çok az İngiliz de var. Ama ağırlıklı nüfus Hindistan, Pakistan ve Filipinliler.

– Ülkeye çalışmak için başka yerlerden gelen insanlar asimile olmuş durumda mı yoksa bir aykırılık söz konusu mu?

Onlar seni asimile ediyorlar zaten. Sen orada aykırılık yapamazsın. Oradaki standartlar özelinde senin kişisel duruşun değil, onların senden beklentileri doğrultusunda hareket etmen lazım. Örnek vermek gerekirse Türkiye’de yaşadığın streste trafikte birine küfür ediyorsun ancak bir şey olmuyor. Ancak Dubai’de birisine küfür edersen 6 ay ceza evine giriyorsun. Ya da Türkiye’de vücut dilinle bir hareket yapıyorsun, orada o hareketi yaptığında cezaevine giriyorsun. Çok farklı bir dünya ve o dünyadaki standartları onlar belirliyorlar. Sen de o standartlarda yaşamak durumunda kalıyorsun.

“TÜRKİYE’DE ÇOK ÇALIŞTIK, ÇOK ÇABALADIK AMA…”

– Son yıllarda ortaya çıkan yeni bir hassasiyet var. Yerli ve millilik… Çalışmalarına yurtdışında devam eden bir Türk girişimci olarak bu söylem hakkında ne dersin?

Benim işime başlangıç ve çıkış sebebim milliyetçi ruhumun çok fazla olması. Araba yapmama izin vermeyeceklerini biliyordum. Kimsenin dikkatini çekmeyecek, çok küçümsenecek bir branşı seçtim. Çünkü hiç kimse bir motosiklet firması yaratacağımızı, dünyaya açılabileceğimizi, dünyanın en büyük markalarıyla stantlarda savaşabileceğimizi düşünmedi. Bu sebepten motorsiklet tasarlamaya ve üretmeye karar verdik. Bu, 2000 yılında başlayan bir serüvendi. Bunun tek sebebi; Türk markasına, Türk malına, Türk ürününe, Türkçülüğe ve milliyetçiliğe olan inancımız. “Yapılamaz” denilmesinin doğru olmadığını ve Türklerin neler yapabileceğini göstermek için motor markası yarattık. Elimizden gelenin en iyisin yapmaya çalıştık. Çok çalıştık ve çok çabaladık. Bütün imkansızlıklara göğüs gerdik. Standartların hepsinin üstünde aşamalar kat ettik. Senelerce hep Türkçülük için uğraştık ama olmadı. 2005, 2006, 2007 yıllarında dedik ki; artık bir değişim olacak. Çünkü ülke yönetimi artık değişmişti. Ulaştırma Bakanı, Çevrecilik Bakanı, Ticaret Bakanı… Her gelen yeni bakanlarla görüştük. Hepsinin vaadi şuydu: “İnanılmazsınız, Türkiye sizinle gurur duyuyor. Türkiye’nin sizin gibi girişimcilere, sizin gibi milliyetçi, başarılı iş adamlarına ihtiyacı var.” Hep aynı lafları dinledik ama bir arpa boyu yol gidemedik. Bir hikaye anlatayım: Sanayi Bakanı yeni değişmişti. Telefonda bana dediler ki: “Tarhan Bey, Sanayi Bakanı heyeti ile beraber sizi bekliyor. Gelirken bir ya da iki tane üretimini yaptığınız Türk malı olan vasıtalarınızdan getirin.” Ben iki tır araç götürdüm. Sanayi Bakanı’nın önüne dizdim. Ne ayıptır ki Sanayi Bakanı,  “Bunlar gerçek mi? Bunlar gidiyor mu?” dedi. O gün bitti benim için! Bir ülkenin Sanayi Bakanı, “bunlar gidiyor mu” derse o ülkeden çok bir şey beklemeyeceksin. Sordu bana: “Bunlar nedir?” Ben de cevap verdim: “Sayın Bakanım! Biz, kendi yatırımımızla, kendi öz sermayemizle, kendi ustalarımızla ve kendi mühendislerimizle karşınızda gördüğünüz, şase numarasını bile bizim vurduğumuz bir markaya sahibiz. Bu motorları biz üretiyoruz” Bakan da “Ooo süper” diye cevap verdi. Sonuç olarak bir arpa boyu yok gidemedik.

“YERLİ VE MİLLİ ARACI 2011 YILINDA BİZ YAPMIŞTIK”

15 yıldır hep aynı şeylerle karşılaştık. Ben ve arkadaşlarım ilk yerli arabayı 2011 yılında yapmıştık. İstedikten sonra yaparsın. Bu, atomu parçalamak değil ki! Bu, dünyada örnekleri olan bir iş. Neden bu kadar büyütülüyor ki? Uzaya üs kurmuyoruz! Vietnam kendisi arabasını üretti. Vietnam kim ki Türkiye’nin yanında! 10 bin arabayı sattı bile. Kaç yılda yaptı? 2 yılda! Adamlar 2 yılda sıfırdan kendi vatandaşına araba üretti. Bunu yapan Vietnam.

– Türkiye’de bunu neden başaramıyoruz?

Başarmak istemiyorlar ki. Hep bir balondan ibaretler. Reklam panolarında görüyorsunuz: Uçuyoruz, kaçıyoruz, roket yaptık. Ama ben hiçbirisine inanmıyorum.

– Peki yetkililere, “önümüzü açın, yerli ve milli aracımızı üreteyim” dedin mi?

Elli kere dedik. En son araba konusunda dedim. Cenevre otomobil fuarına geldiler. Biz, Dubai şeyhine bir araba yaptık. Daha sonra Dubai polisine arabalar yaptık. Şu an Dubai polisinin ve devletinin 2020 yılında kullanacağı Dubai polis ciplerini biz ürettik. Dubai’nin elektrikli araçlarını biz ürettik. Her neyse… Türk yetkililer Cenevre fuarına geldiler. Onlarla bir toplantı yaptık. “Platformunuz var mı” diye sordum. “O nedir” dediler!

“YERLİ VE MİLLİ ARABA İÇİN BABAYİĞİT ARAMANIZA GEREK YOK”

Neden babayiğit arıyorsunuz? Yerli arabayı sanayinin S’sini bilmeyen 5 televizyoncu yapamaz. Neyi yapacaklar? Bu iş televizyon kanalı yayınlamaya benzemez. Araba bambaşka bir şey. O zaman dedim ki: “Tesla’nın sahibi Elon Musk benim arkadaşım, çok da yakın dostumdur. Getireyim Türkiye’ye, burada fabrika kuralım.” Güldüler bana. “Bizim Tesla’ya, Amerikan markasına ihtiyacımız yok. Biz yaparız” dediler. Benim bunu söylememden 6 ay sonra adama para verip Türkiye’ye getirdiler. “Ben getireyim, burada fabrika kuralım” dediğim arkadaşımı benden 6 ay sonra para vererek Türkiye’ye Cumhurbaşkanı ile konuşmaya getirdiler. Komediye bakın. Bunlar afaki şeyler. Yapmak başka şey, yapmış olmak için yapmak bambaşka şey!

“TÜBİTAK’TAN ARABA ÜRETECEĞİMİZ İÇİN DESTEK İSTEDİK, 10 BİN LİRA BİLGİSAYAR YARDIMI YAPTILAR”

–  Aradığın desteği başka ülkelerde mi buldun?

Ben daha evvel aradığımı Suudi Arabistan’da bulmuştum. Suudi Prensi bana dedi ki: “Bütün umre, hac arabalarını senin tasarlamanı istiyorum.” Ben oraya gittim ve bana anında oturma lisansı çıkarttılar. Mekke adresli ikametim anında ayarlandı. Türkiye’deki bundan haberdar olduklarında “Sakın Suudi Arabistan’a gitme, Ankara’dan bekliyorlar.” diyerek beni çağırdılar. Biz yine Ankara’ya gittik. “Bu projelerini Türkiye’de gerçekleştirmeni istiyoruz, sizin gibi bir girişimcimizi kaybetmek istemiyoruz.” Dediler ve ben de “tamam” diyerek düm planlarımı iptal ettim Sonra ne oldu? Bir buçuk sene git gel, çiz ve, çiz ver, çiz ver. En son TÜBİTAK’a gitmemizi istediler. TÜBİTAK için ayrıca aylarca çalıştık. TÜBİTAK bize 10 bin lira bilgisayar yardımı yaptı. Dalga geçti bizimle yani! Biz diyoruz ki araba yapacağız, şase için bize bant lazım. Bize 10 bin lira bilgisayar parası verdiler.

“KÖPRÜLERDEN MOTOSİKLETLERİN ÜCRETSİZ GEÇMESİNİ İLK BEN SÖYLEDİM”

Motosiklet satışlarının artması, sanayinin büyümesi için “lütfen köprülerden motosiklet geçişini ücretsiz yapalım. Sanayiye, turizme ve motora insanları teşvik edelim” diye bir teklifte bulundum. “O ne demek ya! Köprülerden bir vasıta ücretsiz geçebilir mi?” dediler. Şimdi reklam panolarında bu bir müjde olarak veriliyor. Ben bunu 8 yıl önce söyledim. Bunu istememin iki sebebi vardı. Birincisi: Köprüleri motorlulara bedava yaparsak, motosiklet satışına insanları yönlendirirsek bu trafik sıkıntısını hafifletiriz ve motosiklet endüstrisini büyütürüz. İkincisi: Bu sanayiyi büyütürsek otomotiv de arkasından gelir. Bana; “sizin işini motosiklet, siz motosiklet yapın!” dediler. Dalga geçtiler yani benimle. Dedim ki: “Motosikletler kaldırıma park ediliyor, şu motorlara park yerleri yapın ve ücret almayın, insanları teşvik edelim.” Ne dediler biliyor musun? “İspark bir belediye kuruluşu, para kazanması lazım.” Ne oldu şimdi? Motorlulara her yer bedava. Yani benim söylediklerimi 8 yıl sonra vatandaşlara satıyorlar. Biz söylediğimizde küçümsüyorlar ve dalga geçiyorlar.

– En önemli hedefiniz ne?

Araba yapmak istiyorum. Ama bu Türkiye’de olmaz. Niye olmaz? Çünkü o kadar dalkavuk var ki onlardan bize zaman kalmaz. Biz, hiçbir zaman dalkavuk olmadık.

–  Sylvester Stallone ile işin dolayısıyla başlayan bir arkadaşlığın var. Yaptığın işin karşılığı Hollywood da bile buldu. Bunu nasıl başarıyorsun?

İyi bir şey yaparsan karşılığını alırsın. Eğer inanırsan karşılığını alırsın. Sadece o değil ki, Jason Statham, Arnold, Wesley Snipes, NBA oyuncuları, yarışçılar, futbolcular, basketbolcular… İşimizi iyi yaptığımız için kazandığımız onlarca dostluk bağımız var.

“IVANA SERT BENİM RUH İKİZİM”

–  Ivana Sert ile başlayan bir ilişkin var. İlişkiniz nasıl gidiyor? Birbirinizi tamamladığınızı düşünüyor musun?

O benim ruh ikizim. İlişkide en önemli şey alışveriştir. Karşındakinden alıyorsun ve veriyorsun. Enerji bu ve ben, Ivana ruh ikizim olduğu için çok mutluyum. Umarım nazar değmez. Bazen o Dubai’ye geliyor, bazen ben geliyorum. Mesela şimdi üç ay buradayım. Yarın ne olacağı belli değil bu hayatta. Bakarsın bir anda İstanbul’a gelirim.

…bitti!