Yukarıya Yükseliş ve Yozlaşma Üzerine

YUKARI, YUKARI, DAHA YUKARI!

Buradaki üçleme klasik bir metafizik anlayış sunmuyor. “Allah hakkı üçtür” deniyor ama bu gerçekten doğru mu? Bilmiyorum, ancak kendi anlayışım net. İlk ‘Yukarı’ hipotezin kendisi. İkinci ‘Yukarı’ bu hipotezin kanıtları. Üçüncü ‘Yukarı’ ise benim dünyam ve gerçekliğimdir. Evet, yukarı, yukarı, daha yukarı! Yalnızlık konusuna delik deşik etmeden geçmeyin. “Haklısınız, boş yalnızlıklar ezim ezim ezilir kalabalıkların ayakları altında. Ama benim yalnızlığım öyle değil, o yukarı yükseldikçe boş kalabalıkları altında eziyor…” Tıpkı Nesimi’nin dediği gibi, “Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni.” Yukarı, yukarı, daha yukarı… ‘Ya yığınların bayağılığı ya da göklerin yalnızlığıdır’ anlatmaya çalıştığım. İşin özü bu. Yozlukların, cehaletin, korkuların ve kötü kokuların ulaşamadığı yerlere, saf ve duru “insana” yolculuğum. “Körle yatan şaşı kalkarmış.” Şaşı olmayan gözlerle evreni görmek istiyorum. Gözlerimiz bu yozluğa, burunlarımız bu kötü kokulara alıştı… Duru güzelliklerin, saf ve temiz kokuların olduğu gizli bahçeler olduğunu biliyorum… Yukarı, yukarı, daha yukarı… ‘İnsan kendi varlığının demircisidir, saadetinin de öyle.’ İç sesimin saflığına ve dinginliğine kulak vermek istiyorum; kendi kendime yeterim. ‘Soframdaki üç tanecik zeytin, cahil sofralarındaki şölenlerden yeğdir bana.’ Bazı geceler uykum kaçıyor; toplumun duyarsızlığı beni daraltıyor. Gece geldiğinde göğsümün üzerine oturuyorlar. Bir yandan gözlerim yanıyor, diğer yandan yatak batıyor. Yukarı çık diyor bir ses uykumun içinde; yukarı, daha yukarı… Dediğine uyduğumda, hafiflediğimi hissediyorum; bir yandan yukarı çıkıyor, diğer yandan sırtımdaki yükleri atıyorum. Rahatlayıp uykuya geçiyorum bir süre sonra. Yukarı, yukarı, daha yukarı…

TOPLUMDAKİ YOZLUK

“O gün sınavım vardı, sabah arabamla evden çıktım. Sokağın çıkışında koca bir kargo kamyonu üzerime geliyor. Nihayetinde burun buruna geliyoruz. Adam ters yolda olmasına rağmen umursamıyor. Sağım solum arabalarla dolu, gidecek yer yok. İnsandan çok araba. Kargo kamyonunun şoförü de benim gibi yaşını almış, ters yolda olduğunu biliyor, buna rağmen sırıtarak, el işaretleriyle geri gitmemi istiyor.” Ne yapabilirim bu yozluk karşısında? Arabam ufak binek otosu olduğu için sorunu çözmek bana düşüyor. Pencereden kafamı uzatıp “burası ters yol” diye bağırıyorum. Çaresiz yolun genişlediği yere kadar geri geri gidiyorum ve kargo kamyonuna yol veriyorum. Yaşlı şoförle yanımdan geçerken göz göze geliyoruz. “Ne vardı yani bu kadar sinirlenecek? Bu yaşta bunun zararını görürsün, yazık değil mi sana?” diyor. Şaşırıp kalıyorum; kelimeler kafamda uçuşuyor. Bir tanesi dudaklarımdan dökülüyor, “Kimsin, nesin, nasıl böyle düşünürsün?” Adam sırıtarak, “Takıl bana,” diyor, “sana kim olduğumu ve nereden geldiğimi göstereyim.” Biraz ürksem de merak içindeyim. Bütün günü gezdim onunla. Girmedik, dolanmadık bir yer bırakmadı. Gün sonunda çok yorulmuştum ama yorgunluğum gezmekten değil, gördüklerim ve duyduklarımdan kaynaklanıyordu. Adamın yaklaşımı oldukça masum görünüyordu. Hak vermemek mümkün olmadı. Gezdiğim yerlerde yığınlarla insanlar vardı. Hepsi özlerini bulunduğu toplumdan alıyordu. İnsan, bir plastik hamuru gibiydi ve her şekli alıyordu. Ne yazık ki kural tanımazlık başını almıştı. Kuralsızlık, kural olmuştu. Etrafa korku ve kâbus salan bencillik tüm toplumu sarmıştı. İnsanların birbirlerine karşı saygıları ve sorumlulukları yoktu. Toplum haset, kin ve nefretten başka bir şey üretemiyordu. “Gemisini kurtaran kaptan” olmuştu ve herkes kaptan olunca kaptanlık tefessüh etmişti. İnsanlar, dünyaları ve evrenleri yutmak isteyen bir doymak bilmezlik içinde. İnsanların bilmek, öğrenmek, düşünmek gibi bir çabası yok; zira cehalet her şeye egemen oldu. Akıl toplumda küfür olarak algılandığı için insanlar akıllı olandan uzak duruyordu. İnsan aklının buharlaşmasına sebep olan bu durum, cehaleti, kurnazlığı ve görgüsüzlüğü artırıyordu. Aymazlık ya da erdemsizlik olarak adlandırılan kurnazlık yığınlara ahlak oluyordu. Kurnazlıkla cehalet arasında adı konmamış bir düzenek vardı ve birbirini besliyordu. İnsanı şekillendiren ahlak anlayışı bu çirkin düzenekler üzerine kurulu oldu. Tevekkül ve kadercilik insanların davranışlarına sinmişti. Her şey Allah’tan biliniyor ve ona sipariş ediliyordu. İnsanlar, bu olumlu olamayan değerler sarmalında yüzüyor ve çürüyorlardı.

DÜZEN SORUNU

Rüyalarıma kadar giren bu tükenişlerle yatağımda cebelleşirken aniden alevli bağırışmalar ve sarsıntılar içinde kalıyorum; depremler oluyor, yangınlar çıkıyor. Annelerin, çocukların çığlıklarıyla sarsılıyorum. Aşağıya baktığımda göz gözü görmüyor; insanlar dumanlar arasında can veriyor; yangınlarda diri diri yanıyor. Çocuklar, yıkılan binaların altında kalıyor ve diri diri toprağa gömülüyor oluşan depremlerde… Dimov’a göre bunlar bir başlangıç değil, kirli ve ahlaksız bir düzenin sonucuydu: “İyi ya da kötü insan yok, iyi ya da kötü düzenler vardır” diyordu üstat. Ama ruhum keder ve üzüntü içinde Dimov’u sorguluyordu; “Bütün bunların tek sebebi düzen olamaz” diyorum kendi kendime. Akıl ve farkındalığımızı unutmamalıyız. Düzen ne kadar kötü olsa da akıllı insanlar buna müsaade etmemeli. Sonrasında Comte’a sığınıyorum. O da devrim sonrası Fransa için yanıyordu. İnsanları yeni bir dine çağırıyordu. Eflatun’a ne demeliydi? Çok sevdiği ülkesini çapulcuların baskısıyla terk etti. Ne yaparsınız ki bu şuursuz toplum düzeninin hocası Sokrates’i ölüme mahkûm etti. Bu arada yerden yükselen kavi ve uzun abanoz ağaçlarından oluşan, birini felsefe diğerini bilgi olarak bildiğim iki sütun üzerinde yükseliyorum. Bu sütunların üzerindeki platformda kendimi çok yukarılardan izliyorum. “Uçsuz bucaksız bir boşluk; bilinmezliklerle dolu; sor, sorgula, deneyle ve bilgi eyle. İçindeki insanı yakalamaya çalış; bildiğin, öğrendiğin şey, yabancın değildir, o senden bir parçadır ya da sen o sonsuz bilginin bir parçasısın… İşte, insan ahlakı da insanlar arasındaki düzen de bu akıl, bu farkındalık ve bu bilgi üzerine olmalıdır” diyorum kendi kendime. Ancak olmuyor, olamıyor diyerek içime yumuluyorum; doğada hayvan yaşamına özgü “güç olgusu-düzen” insanın peşini bırakmıyor!

Şubat 2025, Balıkesir-Ören

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye Kutlama Sürprizi

Galatasaray, Süper Lig 2025-2026 sezonunu şampiyon tamamladıktan sonra RAMS Park'ta kutlama yaptı. Kutlamalarda Fenerbahçe'ye yönelik sloganlar öne çıktı.

Aziz Yıldırım Jorge Jesus ile Yola Çıkmayı Planlıyor

Fenerbahçe'nin başkan adayı Aziz Yıldırım'ın, teknik direktörlük koltuğuna Jorge Jesus'u atamak istediği öne sürüldü.

Mourinho’nun Real Madrid’e Dönüşü Kesinleşiyor

Benfica'nın teklifini geri çeviren Jose Mourinho, şimdi Real Madrid'den gelecek yanıtı beklemeye başladı.

Etiya’dan Küresel Yatırım Atılımı Ve Hedefler

Türkiye’nin yazılım ihracat lideri Etiya, Quebecor Media Inc. ile stratejik bir anlaşma imzalayarak, ihracatı artırmayı hedefliyor. Quebecor, Türkiye'yi global merkez ilan etti.

SuperFresh Pizza Napoliten Lansmanını Gerçekleştirdi

SuperFresh, yeni premium pizza serisi Pizza Napoliten'i özgün bir lansman etkinliğiyle tanıttı. Davetlilere, İtalya atmosferinde, el yapımı hamur ve titiz malzeme seçimiyle restoran kalitesinde pizza deneyimi sunuldu.