Amerikan kolej futbolunun 150 yılı aşkın tarihinde pek çok dominant takım vardı, ancak 1980’lerde Miami Hurricanes, spora damga vuran en etkileyici ekiplerden biri oldu. Sahanın dışına taşan özgüvenleriyle rakiplerini sürekli rahatsız eden takım, gol sonrası saha ortasında dans etmesi ve parlak turuncu formalarıyla dikkat çekiyordu. Bu tarz, John U. Bacon’a göre kolej futbolunu adeta bir tiyatroya dönüştürdü ve Kanaryalar, kolej futbolunun kötü çocukları olarak anıldı.
SAHANIN EN NEFRET EDİLEN TAKIMI
Miami Hurricanes’in etkisi yalnızca saha içiyle sınırlı kalmadı; 1986 kadrosu, tüm zamanların en nefret edilen takımı olarak etiketlendi. Bu unvanın verildiği listede, NBA’in “Kötü Çocuklar”ı olarak bilinen 1988-89 Detroit Pistons, “süper takım” dönemini başlatan 2010-11 Miami Heat ve “Spygate” skandalıyla NFL’in en büyük kötü adamları haline gelen 2007 New England Patriots gibi tarihin en tartışmalı takımları yer alıyordu. Ancak bu kolej futbolu programı, listenin zirvesinde kendine yer buldu. Bacon, “Miami’de Dolphins’ten daha popülerlerdi ve Dolphins’in kadrosunda (1984 NFL MVP’si) Dan Marino vardı” ifadesini kullandı. Takımın gürültülü tavırları boş bir gösteri değildi; sahaya çıktıklarında bunu performanslarıyla da destekliyorlardı.
ZAFERLERLE BÜYÜYEN KÖTÜ ADAM İMAJI
Tarihteki pek çok tartışmalı spor takımı gibi Miami de kazandığı için dikkat çekti. Kazanmak, Kanaryalar’ı hem kolay hedef haline getirdi hem de görmezden gelinmesi imkansız bir takım yaptı. Onları diğerlerinden ayıran şey ise kötü adam rolünü benimsemeleriydi. Eylül 1986’da Orange Bowl’da 70 binden fazla taraftarın önünde savunan şampiyon ve bir numaralı sıradaki Oklahoma ile karşılaşmadan önce Hurricanes, protokolü hiçe sayarak rakipleriyle tokalaşmayı reddetti. Bu tavır, iki takım arasında kameraların önünde gergin bir diyaloğa yol açtı. Maç görevlileri araya girdi ve Miami’nin tokalaşmayı reddetmesi halinde ceza bayrağı atılacağı tehdidinde bulundu. Ancak takım geri adım atmadı ve bu tavrını sahada da kanıtladı; Oklahoma’yı 28-16 mağlup etti. USC’de Sinema ve Müzik Çalışmaları Profesörü Dr. Todd Boyd’a göre bu tarz “birçok tüyü diken diken etti.” Miami’den ne kadar nefret edilirse edilsin, takım bu durumu daha da benimsiyor gibiydi.
UNUTULMAZ MAÇLAR VE MİLLİ ŞAMPİYONLUK
Aynı sezonun ilerleyen bölümlerinde takım bu tavrını bir adım daha ileri taşıdı. 1987 Fiesta Bowl’da Penn State’e karşı ulusal şampiyonluk maçı için Arizona’nın Tempe kentine inen Hurricanes, uçaktan tam donanımlı askeri kamuflaj kıyafetleriyle indi. Nittany Lions’ı yıldırmaya yönelik bu hamle o maçta işe yaramadı ve Miami 14-10 mağlup olarak şampiyonluğu kaçırdı. Ancak ertesi yıl “Kötü Çocuk” Hurricanes yenilgisiz sezonun ardından Oklahoma Sooners’ı yine 20-14 yenerek ulusal şampiyonluğu kazandı. The Ringer’da gazeteci ve podcast yapımcısı Van Lathan’ın belirttiği gibi, “80’ler bir anti-kahraman on yılıydı.” O dönemde “kazanma adına nelerin kabul edilebilir olduğu yeniden sorgulanıyordu” ve bu Güney Florida ekibi bu değişimin en net temsilcisiydi: kazanmak için her yol mübahtı.
Spor gazetecisi ve podcast yapımcısı Bomani Jones ise bu anlayışın “sporun baskın kültürü haline geldiğini” vurguladı. Ancak tüm bunlar, oyuncularına bu tartışmalı davranışlar için alan tanımakla kalmayıp onları kışkırtan bir koç olmasaydı mümkün olmazdı: Jimmy Johnson.
KOÇ JIMMY JOHNSON'UN DÖNÜŞÜMÜ
Johnson, 1984 yılında Güney Florida’ya geldiğinde doldurulması gereken büyük bir miras vardı. Howard Schnellenberger, Miami kolej futbolu programını beş sezonda elit seviyeye taşıdıktan sonra ayrılmıştı. Schnellenberger, takımı ilk ulusal şampiyonluğuna taşımış, Orange Bowl’da yenilgisiz ve bir numaralı Nebraska Cornhuskers’ı 31-30 yenerek tarihi bir zafere imza atmıştı. Miami’nin başarısının asıl mimarı Schnellenberger olsa da takımın zirvesine çıktığı dönem Johnson yönetimindeydi. İlk iki sezonunda 18-7’lik bir derece elde eden Johnson yönetimindeki Miami, son üç yılında 34-2’lik bir performans sergiledi; 1987’de ulusal şampiyonluğu kazandı ve 1986’da programın tarihindeki ilk yenilgisiz normal sezonun ardından Penn State’e 14-10 ile zorlu bir maç kaybetti.
Johnson’ın dönemini unutulmaz kılan asıl şey, Güney Florida’da yarattığı kültürdü. 1980’lerde spor dünyasında oyuncuların daha cüretkar ve ifadeci hale geldiği bir değişim yaşanıyordu. Bu durum bugün takdir ediliyor ancak o dönemde hoş karşılanmıyordu. Johnson’ın dehası, bu değişimi fark etmesinin yanı sıra oyuncularının saha içinde kendileri gibi olmalarına izin vermesiydi. Jones’un da ifade ettiği gibi Florida’lı oyuncular farklıydı ve oyunlarını oynarken gerçekten iyi vakit geçiriyorlardı. Jones, “Normalde gol attığında dans etmeyi ve oynarken bolca laf sokmayı seven birçok oyuncu olduğunda, bunu bastırmaya ve daha saygılı davranmalarını sağlamaya çalışan bir koçunuz vardır” dedi. “Jimmy Johnson ise bunu çok seviyordu. Onlar kadar seviyordu. ‘Kazandığımız sürece istediğini yapabilirsin’ der gibiydi.”
KOLEJ FUTBOLUNUN YENİDEN TANIMI
Kulağa basit gibi gelse de bu yaklaşım son derece etkiliydi ve kolej futbolunda güç merkezlerinin nasıl görünebileceğini yeniden tanımlayan bir dönemdi. Miami Hurricanes, pürüzlü kenarları, cüretkar ve kibirli tavırlarıyla dikkat çekti ama onları asıl tanımlayan buydu. Hatırlanmak, hiç hatırlanmamaktan iyidir. Ve kimse 1980’lerin “Kötü Çocukları” Miami Hurricanes’i unutmayacak.