Londra’da, 90’ların hayaline geri döndüğümüz bir dönem yaşıyoruz. Cargo pantolonlar, kayar elbiseler ve Carolyn Bessette-Kennedy’nin minimalizmine özlem, bu yeni-eski dünyada karşımıza çıkıyor. Kate Moss podyumlarda, Oasis turlarına devam ediyor ve akıllı telefonların, sosyal medyanın, algoritmik akışların hayatımıza girmesinden önceki o döneme özlem sürüyor.
90'LARDA SANAT VE MODA
İngiltere’nin 90’lar ruhu, bu Perşembe Londra’daki Tate Britain’da açılan “90’lar: Sanat ve Moda” sergisinin merkezinde. Eski British Vogue editörü Edward Enninful’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, döneme damgasını vuran 100’den fazla görsel, heykel ve kıyafeti içeriyor. Bu eserler arasında, sanatçı Vinca Petersen’in, İngiltere ve Avrupa’daki yer altı rave sahnelerini yakalayan fotoğraf, broşür ve günlük yazılarından oluşan geniş bir kolaj bulunuyor. Haze içinde görülen görüntülerde, arkadaşlar ev yapımı ses sistemlerinin etrafında toplanıyor veya depo partilerinin ardından uykuya dalıyor.
TEKNOLOJİ VE İLİŞKİLER
Enninful, serginin açılışında akıllı telefonlardan önceki dönemin gençler için neden bu kadar anlamlı olduğunu şöyle açıkladı: “Birçok genç, bu dönemi sadece dışarı çıkıp istediğini yapabileceğin son saf zaman olarak görüyor.” 1991 yılında 18 yaşında i-D dergisinin en genç moda direktörü olan Enninful, kulüplerden iş yerlerine geçtiklerini hatırlıyor. “Küçük bir sprey,” diyerek gülümseyerek deodorantı taklit ediyor, “sonrasında işe ya da kanepede uyumaya gidiyorduk. Bu bizim hayatımızdı.”
GÜNÜMÜZ VE GEÇMİŞ ARASINDAKİ BAĞLAR
İlk bağımsız dergilerden biri olan i-D’de genç yaşta kendine yer edinen moda fotoğrafçısı Juergen Teller, genç Kate Moss’un ham görüntülerini kaydetti. Hızla, model ajansları Teller’in Londra stüdyosuna “go-see” için kızları göndermeye başladı. Tate’de sergilenen bu kapı önündeki etkileşimlerin yüzlercesi arasında, genç kızların anlık fotoğraflarının etkileyici bir yanı var; bazıları anneleriyle, diğerleri kayıtsız görünmeye çalışarak ya da dikkat çekmek için ellerinin üzerinde durarak poz veriyor.
YENİ NESİL VE NOSTALJİ
Her nesil nostaljik döngülerden geçerken, Gen Z’nin kendi anılarını aşan bir döneme duyduğu özlem, içinde bulunduğumuz karmaşadan kaçış gibi görünüyor. AI felaketi ve yalnızlık gibi uyarılar arasında 90’lar, dijital-analog bir denge sunuyor. Bir orta sınıf haneler genellikle bir bilgisayara sahip olurdu; erişilebilir ama tüm gün peşinizde dolaşmayan bir teknoloji. Psikolog Clay Routledge, gençlerin bu döneme duyduğu ilginin, teknoloji ile daha niyetli ilişkiler kurma arzusundan kaynaklandığını belirtiyor.
YARATICILIK VE SANAT
90’lar, ev bilgisayarları ve ilk dizüstü bilgisayarların ortaya çıkmasıyla birlikte, yatak odası prodüktörlerinin doğuşunu da beraberinde getirdi. Normski, “Kendi müziğini, kendi evinde yapabiliyordun,” diyor. İnternetin gelişimi, Birleşik Krallık’ın artık “soğuk, yağmurlu bir ada” olmaktan çıktığını gösterdi. 1994 yılında Eurostar’ın Londra ile Avrupa arasındaki hızlı tren seferleri başlaması, kültürlerin ve fikirlerin birleşimini hızlandırdı.
GÜNÜMÜZÜN SANAT DÜNYASI
Bugün, çevrimiçi dünyalar genişlese de, anarşist yaratıcılık için gerçek dünya alanı daralmış durumda. Sanatçı Petersen, Londra’daki işgalsiz binalarda yaşamanın sağladığı sanatsal özgürlüğü hatırlıyor. “Kiranı düşünmüyorsan, daha az çalışmak zorundasın. Bu da sana zaman kazandırıyor. Ve zaman, yaratıcılığı getiriyor.”
Enninful, 90’larda siyah bir kişi olarak sektördeki az sayıda insandan biri olduğunu hatırlıyor. “İlerledik ama aynı zamanda geri de gittik,” diyor. Bugünün gençliği, 90’lardaki cinsiyet, kimlik ve ırk konularında hala tartışmalar sürdürüyor. Petersin, günümüz gençliğinin üzerindeki yükün kendilerinden çok daha fazla olduğunu vurguluyor. “Onların özgürlükleri, belki bizim sahip olduğumuzdan çok daha kısıtlı.”